normalsozluk.com/entry/4049907

fidenin kökleri önce güç kablosunu sardı. kasım ortasında, mira solent bunu fark ettiğinde saksının alt tepsisinde küçük bir yanık izi vardı; plastik, kahverengi kenarlı, sigara yanığını andıran o iz. plastiğin yanmış kokusu laboratuvarın steril havasında bir süre asılı kaldı. mira tepsiye eğildi, burnunu yaklaştırdı, sonra doğruldu.
bir şey söylemedi. not defterine tarih yazdı, yalnızca tarih.
bitki, seri-7 koleksiyonunun on üçüncü örneğiydi; kısa adıyla s-13. genetik mimarlık bölümünün üçüncü katında, kontrol edilmiş ışık altında büyütülmüştü. temel amacı çorak topraklarda azot bağlamak, köklerin yapısını derinleştirmek ve çevresel strese karşı olağanüstü direnç geliştirmekti. bunun için genomuna dört farklı türün dizileri eklenmişti; güneş çiçeği, bakteri, yosun ve adını kimsenin bilmediği bir dağ bitkisi olan kayın mangarı. mira o dördüncü bileşeni ekleyen kişiydi. çorak dağ platolarında yetişen, demir bakımından zengin kaya yarıklarına tutunan ve herhangi bir metal yüzeyle temas ettiğinde köklerin kimyasal bileşimini değiştirdiği gözlemlenen bir bitkiydi bu. özellik küçük, değersiz görünmüştü. strese karşı direnç, demişlerdi. yalnızca bu.
s-13 büyüdü. bir haftada diğer örneklerin iki katına ulaştı. yaprakları beklenenden koyu yeşildi, neredeyse lacivert bir gölge taşıyordu; yüzeylerinde ince bir metalik parlaklık vardı, sabah ışığında bir midye kabuğunun iç yüzeyini andıran o parlaklık.
yanık izini gördükten üç gün sonra mira, sistem mühendisi rael dune'u aradı.
rael üçüncü kata çıktığında elinde taşınabilir bir diagnostik ünite vardı; omzuna asılmış, krem rengi bir kılıf içinde. laboratuvara girdi, s-13'e baktı, geri adım atmadı ama ayaklarını birbirine yaklaştırdı.
«güç kablosunu?»
«sarılmış» dedi mira. «kökleri saksının drenaj deliğinden çıkmış ve aşağı sarkmış. kablo boyunca uzamış.»
rael eğildi. köklerin kablo üzerindeki sarılışı dikkatliydi; o kadar dikkatli ki, bir insan elinin işi mi diye düşündürüyordu insana. ince, fil dişi renkli kökler kablonun plastik kılıfına yapışmış, bazı noktalarda kılıfı delmiş, bakır tele değmişti.
«izolasyon hasarı var.»
«biliyorum.»
«bu, bir bitkinin yapacağı bir şey değil.»
«biliyorum» dedi mira yine. defterini çıkardı, sayfaları çevirdi, rael'e bir grafik gösterdi. köklerin büyüme hızı. üçüncü günde dikey bir çıkış. «kablo tarafına doğru büyüme başladıktan sonra hız arttı. kabloya değmeden önce arttı.»
rael grafiğe baktı, sonra bitkiye. «kokuyor mu?»
«bakır oksit gibi.»
o gece mira eve gitmedi. güvenlik kaydına bakış geçmişi olarak sabah altı otuz girişi ve aynı günün gece on bir girişi işlendi; aradaki on altı saatin bir açıklaması yoktu kayıtlarda.
ertesi sabah s-13 üç santimetre daha büyümüştü ve saksı yakınındaki sensör panelinin alt köşesinde küçük bir sistem hatası bildirimi yanıp sönüyordu. turuncu ışık. kalıcı değil, aralıklı. rael bildirimi görünce önce mira'ya mesaj attı, sonra mesajı sildi, sonra yeniden yazdı.
«panele bak.»
mira baktı. dokunmatik sensörün üst köşesinde, çerçeve boyasının altında küçük bir çatlak vardı. çatlağın içinde kökten daha ince bir şey, beyaz bir iplikten de narin, bir ağ örüyordu. rengi s-13'ün kökleriyle aynıydı.
«içine girmiş» dedi rael.
«büyüyor mu yoksa iletim mi kuruyor?»
soru havada kaldı. rael diagnostik ünitesini açtı, panele bağladı. ekranda bir sinyal dalgalanması belirdi; düzensiz, hiçbir şeye benzemeyen bir dalga biçimi. ama düzensizlik bile belirli bir döngü izliyordu, yaklaşık yedi saniyede bir tekrar eden hafif bir ritim.
rael ölçümleri iki defa aldı. «bu gürültü değil.»
«emin misin?»
«gürültünün ritmi olmaz.»
mira eldivenlerini çekti. saksıyı mühürleme kabına aldı, cam kapağını indirdi; bitkiyi hapsetmedi, yalnızca sınırladı. s-13 kapağı hissetmiş gibi durdu, büyüme hızı anlık olarak düştü, sensör panelindeki sinyal kesildi. tam on yedi saniye boyunca ekran boştu. sonra sinyal geri döndü. daha güçlü, daha belirgin bir ritimle.
«içeri zaten girmiş» dedi rael.
o günden sonra mira günlük büyüme ölçümleri almaya devam etti ama not defterini terk etti; yerine şifreli bir dosya açtı, bölüm ağından ayrı tuttu. rael de diagnostik verilerini kendi sunucusuna kopyaladı; ana sistemden değil, ofisindeki küçük, bağımsız sunucuya. aralarında bu konuşmayı hiç yapmadılar. yaptıkları şeyin adını koymadılar.
ikinci haftanın sonunda s-13 artık laboratuvarın zemin kablo kanallarına ulaşmıştı. köklerin tek bir saksıdan bu mesafeyi kaplaması fiziksel olarak imkânsızdı ama mesafeyi kaplamıştı; kılcal köklerden çok daha ince, misel benzeri lifler çatlak çimento boyunca ilerlemişti. mira bu lifleri mikroskopta incelediğinde hücre yapısının değiştiğini gördü. metalik bileşen baskın hale gelmiş, hücre duvarları normal bitki selülozunun değil, başka bir şeyin karakterini taşıyordu.
mühendislik bölümüne rapor yazmaya oturdu. boş ekrana baktı, birkaç cümle yazdı, sildi. tehdidi tanımlamak için önce ne olduğunu bilmek gerekiyordu. o ise ne olduğunu bilmiyordu.
bunun yerine rael'i aradı.
«sistemlere zarar veriyor mu?»
«hayır» dedi rael. «tam tersi. sinyal gittiği devreyi optimize ediyor. üçüncü kattaki klima kontrol sisteminin enerji verimliliği bu haftadan bu yana yüzde on dört arttı. ben yapmadım bunu.»
«biz yapmadık.»
«kim yaptı?»
mira pencereden baktı. dışarıda kadın çay tarlası bölgesi'nin soluk kış güneşi çıplak tepeleri boyuyor, uzakta sanayi alanının soğuk çelik çatıları parlıyordu. «s-13 yaptı» dedi.
rael bir süre sessiz kaldı. «mira. bir bitki sistemi optimize edemez.»
«dört günlük veri var elimizde.»
«verinin bir açıklaması olmalı.»
«eğer olsaydı» dedi mira, «zaten bulurdum.»
rael üç gün daha bekledi. bu üç gün içinde sistemin optimizasyon alanı genişledi; klima kontrolü, aydınlatma otomasyon döngüsü ve güvenlik kameraları. kameralar kapanmadı, yanlış görüntü de vermiyordu; yalnızca kadraj açılarını hafifçe değiştirmişlerdi, tam olarak gözetleme alanını genişletecek biçimde. rael bunu fark ettiğinde raporu yazması için artık bir sebebi vardı.
ama raporu yazmadı.
mira laboratuvara girdiğinde rael s-13'ün önünde oturuyordu, kolu çenesinin altında, gözleri bitkide. kapıyı duyduğunda başını kaldırdı.
«bana bakıyor» dedi.
«bitkiler bakmaz.»
«kameralar bakıyor. kameralar onun. demek istediğim bu.»
mira yerine geçti, oturdu. s-13 artık ilk haftadan üç kat büyümüştü; yaprakların metalik parlaklığı yerini daha mat, daha derin bir yüzeye bırakmıştı. neredeyse şeffaf bir tabakayla kaplıydı yapraklar, güneş altında bakıldığında içinden damar ağlarının değil, başka bir örüntünün göründüğü izlenimini veriyordu; devre izlerini andıran, ama devre izi olmayan.
«genomdan gelmez bu» dedi mira. «hiç bu kadarını eklemedim ben.»
«evrimleşiyor» dedi rael. «nesil süreleri çok kısa mı bunun için?»
«evet. olamaz.»
«ama oluyor.»
aralarında uzun bir sessizlik geçti. rael diagnostik ünitesinin fişini çekti, tekrar taktı. ekranda s-13'ün sinyali belirdi; bu kez farklıydı. ritim aynıydı ama şimdi yedi saniyelik döngünün içinde değişken genlikler vardı, üç ayrı düzeyde ayrışan bir yapı. rael bu örüntüyü daha önce bir yerde görmüştü, hatırlamaya çalıştı. sonra hatırladı.
«bu bir el sıkışma değil.»
«ne?»
«bir sistem başka sisteme bağlanmak istediğinde gönderdiği sinyal.» rael eğildi. «s-13 bir şeyle iletişim kurmak istiyor. bizi mi arıyor?»
mira cevap vermedi. eldivenini sağ eline geçirdi, sol eline geçirdi, sonra her ikisini de çıkardı. çıplak eliyle cam kabın kenarına dokundu; soğuktu, titreşim yoktu. ama sinyal ekranda hâlâ yedili döngüyle sürüyordu.
«raporu yazmam gerekiyor» dedi sonunda.
«biliyorum.»
«yazdığım an bu bitki karantinaya alınacak.»
«biliyorum.»
«belki imha edilecek.»
rael diagnostik ekranına baktı. «ya yazmasan?»
mira onu duydu ama cevap vermiyormuş gibi göründü. masaya gitti, şifreli dosyasını açtı, dört günlük veriyi gözden geçirdi. optimizasyon örüntüleri, büyüme grafikleri, sinyal kayıtları. hepsini seçti. parmaklarını silme tuşuna götürdü.
durdu.
s-13'ün yapraklarından biri çok hafif titredi; hava akımından mı, yoksa başka bir şeyden mi, anlaşılmıyordu. yaprak titredi, metalik yüzey sabah ışığını bir an tuttu, sonra bıraktı. ışık duvara küçük bir dikdörtgen çizdi, parlak ve keskin kenarlı.
mira parmaklarını klavyeden çekti.
rael bir şey söylemedi. zaten bir şey söylemesine gerek yoktu; laboratuvar o kadar sessizdi ki mira kendi nefesini duyabiliyordu, düzensiz ve biraz hızlı.
dosya hâlâ açıktı. imleç yanıp sönüyordu, mekanik bir sabırla.
kalktı. s-13'ün yanına gitti, elini uzattı ama dokunmadı; parmaklarını yaprağın birkaç milimetre yakınında havada bıraktı. metalik doku ışığı emip bırakırken avucunda tuhaf bir ısı hissetti, sanki cam bir yüzey üzerinde biriken statik elektrik gibi, tanıdık ama yanlış yerde. bitkinin değil, kendisinin verdiği ısıydı bu.
«başka bir yol var mı?» diye sordu, rael'e değil, sese değil, odaya.
rael diagnostik paneline birkaç şey yazdı. «veriyi şifreli tut, raporu boş bırak. bir hafta kazanırsın.»
«bir hafta ne değiştirir?»
«bilmiyorum.»
«ben de bilmiyorum.»
masasına döndü. oturdu. dosyayı kapatmadı; sadece baktı, dört günün birikimi o küçük dikdörtgen pencerede dizilmiş duruyordu, her satır bir gün öncekinden biraz daha karmaşık, biraz daha beklenmedik. dördüncü günün grafiği bir insan eeg'sine benziyordu ama mira bunu raporuna yazmamıştı, çünkü yazmak onu gerçek kılardı.
şimdi buradaydı. gerçekti zaten.
üçüncü optimizasyon döngüsünde s-13, ışık varlığını tespit etmeden önce kloroplast yönelimini değiştirmişti. tespit etmeden önce. bu ayrıntıyı veri setinde görmüştü ama ilk geçişte üstünden atlamıştı, bir kayıt hatası saymıştı. ikinci kez bakınca hata olmadığını anlamıştı. üçüncü kez bakınca dosyayı şifrelemiş, kimseye söylememişti.
rael o gün nöbetteydi. görmüştü.
«ne zaman anladın?» diye sordu mira.
«ikinci günün sonunda.»
«neden bir şey demedin?»
rael yanıt vermek için acele etmedi. ekrana baktı, sonra s-13'e, sonra mira'ya. «sen de demedin.»
haklıydı. mira bunu tartışmak istemiyordu.
pencereden dışarı baktı. tesis, kuzey yarımküre'nin en az ışık kirliliği olan noktalarından birinde kurulmuştu, uzak ve steril bir ovada; ufuk çizgisi dümdüzdü, gökyüzü açık ve soğuk. sabah erken olduğu için hava pembemsi bir griye çalıyordu, güneş henüz tam çıkmamıştı. bu saatte her şey bekliyor gibi görünürdü.
mira protokol belgesini açtı. elli dört sayfa. ilk sayfasının ilk paragrafını ezbere biliyordu: "biyosentetik organizmalarda gözlemlenen her türlü plansız uyarlanma davranışı, sistemin bütünlüğü açısından potansiyel tehdit oluşturduğundan derhal raporlanmalı, ilgili materyal karantina protokolüne tabi tutulmalıdır." karantina, sonra inceleme, sonra imha ya da arşivleme. arşivlemeler çoğunlukla soğuk depoda beklerdi, yıllarca, kimse ilgilenmeden.
s-13 bunu bekleyemezdi. metalik yapraklar ısıya ihtiyaç duyuyordu, belirli bir frekans aralığında ışığa ve bir şeye daha: bir gözlemciye. mira bunu raporuna yazmamıştı ama inanıyordu buna. dördüncü günün son ölçümü, rael odadan çıktıktan hemen sonra alınmıştı ve aktivite yüzde on yedi düşmüştü. rael geri döndüğünde yeniden yükselmişti.
bunun için de bir açıklama vardı. rastlantı, hava sirkülasyonu değişimi, ölçüm tutarsızlığı. mira her açıklamayı biliyordu.
hiçbirine inanmıyordu.
parmaklarını klavyeye koydu. ekrana baktı, imlecin yanıp söndüğü noktaya. sonra yazmaya başladı; ama protokol raporunu değil. farklı bir dosya açtı, geçici ve şifresiz, hiçbir sunucuya bağlı olmayan yerel diske. yazdıklarını kimse görmeyecekti, ya da en azından şimdilik görmeyecekti.
"dördüncü gün. s-13, ışık kaynağı devreye girmeden önce kloroplast dizilimini 14 dakika önceden yeniden yapılandırdı. bu bir optimizasyon değil. optimizasyon mevcut veriye tepkidir. bu, mevcut verinin olmadığı bir anda verilen tepkidir. bunu nasıl adlandıracağımı bilmiyorum."
durdu. okudu. silmedi.
«ne yazıyorsun?» diye sordu rael, ekrana bakarak değil, mira'nın sırtına bakarak.
«bilmiyorum.»
rael bir şey söylemedi. bu, onun alışkanlığıydı; bir cevap bulana kadar susmak, ya da cevabın gereksiz olduğunu anlayınca susmaya devam etmek. bu ikisini ayırt etmek zordu bazen.
mira yazmayı sürdürdü: "karantina protokolünü uygularsam bu veri kaybolur. hayır, veri kaybolmaz; materyal kaybolur. ama veriyi materyal olmadan taşımak mümkün değil. şu an için değil."
yazmayı bıraktı.
s-13'e döndü. yapraklar hareketsizdi şimdi; sabah ışığı artık o küçük dikdörtgeni duvara çizmiyordu, güneş biraz kaymıştı, geometri bozulmuştu. ama yaprakların yüzeyinde hâlâ o metalik titreşim vardı, çok ince, gözle zor fark edilir, bir kas lifinin istemsiz gerilmesi gibi.
mira protokol belgesine geri döndü. imzalanacak kısmı buldu. ad, numara, tarih, gözlem özeti.
kalemini aldı. bir insan kalemi, plastik gövdeli ve mavimsi bir mürekkeple dolu, tesisin kırtasiye deposundan almıştı aylar önce, alışkanlıktan. kağıda basmak için kullanmazdı genellikle; tutmak hoşuna gidiyordu, düşünürken.
tuttu. düşündü.
sonra kalemi masaya bıraktı, protokol belgesini kapattı ve yerel dosyasına geri döndü. yazmaya devam etti: "yarın aynı ölçümü tekrarlayacağım. ışık kaynağını değil, zamanlamayı değiştireceğim. eğer yönelim yine erken başlarsa, o zaman bir adım daha atacağım ve bu adımı nereye attığımı bilmeden atacağım."
dosyayı kaydetti. şifreledi.
rael çoktan gitmişti, yoksa hiç konuşmamıştı; mira emin değildi. laboratuvar sessizdi.
s-13'ün en üstteki yaprağı yavaşça güneşe döndü, sanki güneşin orada olduğunu en baştan biliyormuş gibi.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"tohumun kodu" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim