201.
bir sabah uyandım ve hayatın anlamını sorgulamak yerine daha acil bir sorunla karşılaştım: evde kahve bitmişti. tam bu varoluşsal krizi sindirmeye çalışırken kapı çaldı. kapıyı açtım; karşımda karl marx, nietzsche ve freud. üçü de aynı anda içeri girip ayakkabılarını çıkarmadan salona daldı. belli ki tarihin tozlu raflarından kaçıp benim eve düşmüşlerdi.

marx hemen mutfağa yöneldi. “buzdolabı kimin?” diye sordu.
“benim,” dedim.
“yanlış,” dedi marx. “üretim araçları herkesindir.”
ve peyniri alıp ekmeğime ortak oldu. o an anladım: komünizm teoride güzel, pratikte kahvaltım küçülüyor.

nietzsche pencerenin önüne geçti, dışarı baktı. “bu apartman,” dedi, “sürü ahlakının somut örneği.”
“alt kattaki teyze mi?” diye sordum.
“evet,” dedi. “her sabah aynı saatte halı silkeliyor. tanrı öldü ama halı ritüeli yaşıyor.”

freud ise koltuğa uzanmıştı bile. bana baktı ve ciddi bir ses tonuyla konuştu:
“bu üçlüyle aynı evde olman tesadüf değil.”
“neden?”
“bilinçaltında otorite figürleriyle hesaplaşmak istiyorsun.”
“ben sadece kahve istiyorum,” dedim ama dinlemedi.

dışarı çıkmaya karar verdik. en yakın çay ocağına gittik. çaycı, marx’a baktı, “abi kaç şeker?” dedi.
marx düşündü: “sınıfsız toplumda şeker de sınıfsızdır,” dedi ve hepsini aldı.
nietzsche çayını içmedi. “bu çay zayıf,” dedi. “güç istenci yok.”
freud çayı karıştırırken bana döndü: “farkında mısın, çayı karıştırma biçimin annenle ilişkin hakkında çok şey söylüyor.”
o an freud’un bardağını yanlışlıkla devirmek istedim ama bastırdım. bastırmak önemliydi, freud’a göre.

yan masada biri telefonla konuşuyordu: “patron yine zam yapmadı.”
marx ayağa fırladı: “işte!” dedi. “yabancılaşma!”
nietzsche de ayağa kalktı: “hayır!” dedi. “bu adam kendi değerlerini yaratamıyor!”
ikisi tartışırken freud bana döndü: “bu kavga seni neden rahatsız ediyor?”
“çünkü çay dökülecek,” dedim.
“hayır,” dedi. “çünkü baba figürleri çatışıyor.”

hesabı ödemeye gelince sessizlik oldu. marx kasaya baktı, “bu sistemi meşrulaştıramam,” dedi.
nietzsche, “üstinsan hesabı ödemez, aşar,” dedi.
freud cüzdanıma baktı: “ödemek istiyorsun çünkü suçluluk duyuyorsun.”
sonunda ben ödedim. kapitalizm yine kazandı.

eve dönerken üçü birden kayboldular. sanki hiç gelmemişlerdi. sadece boş buzdolabı, yarım ekmek ve kafamda yankılanan bir düşünce kaldı:
hayat anlamsız olabilir, bastırılmış olabilir, sömürüyor da olabilir…
ama çay ocağında filozoflarla oturuyorsan, en azından anlatacak güzel bir denemen vardır.
devamını gör...
202.
eskiden heyecanlandığın şeylere "artık" heyecanlanmamak. belki de "o" heyecana zaten değmezlerdi ama en azından yaşadığımızı hissettiriyorlardı.
renkler vardı gülfem durumu işte.
devamını gör...
203.
geçen gün haberlerde ısınmak için girdiği aracın içinde yanarak can veren evsiz adamın hikayesini dinledim.

ben böyle ülke düzeninin de, adaletinin de kalkınmasının da ........
devamını gör...
204.
ölücek olmamız
bu bir detay falan değil
bu hayatın en büyük gerçeği
öyle burkmuyor da hani
büküyor
hani şu pres makinasında sıkıştırılan şeyler var ya
haa öyle yapıyor işte.
devamını gör...
205.
yemin ediyorum şu ülkedeki yaşlılar kadar beni üzen başka bir şey yok.

çoğunun üstünde adam gibi mont yok, ayakkabı yok.
bugün bile gördüğüm bir teyzenin çorabı yırtıktı, terlik vardı ayağında ya. bu soğukta.
ulan yaşlısına bakamayan yönetimden bi bok olur mu?
devamını gör...
206.
bi gün 5 tl* yüzünden bi moralim bozulmuştu, bir şey mi alamamıştım ne, tam hatırlamıyorum. sonra bi arkadaşım aradı, "kanka moralim çok bozuk görüşelim mi, dertleşmek istiyorum biraz" diye. neyse, okay moruk atla gel dedim, geldi.
evin alt katındaki esnafın çay içtiği küçük bir çaycı var*, oraya oturduk. anlat la dedim, başladı dökülmeye.
kendisi, senede yüz küsür bin lira ödeyeceği bir üniversite kazanmış,* oraya gidecekmiş fakat babası söz verdiği bmw bilmem ne arabası yerine audi markanın bilmem ne arabasını almayı teklif etmiş. bu da "sen nasıl bmw almazsın" diyerek resti çekmiş gelmiş, "volkswagen tiguan" marka aracıyla.
nasıl rest çektiğini, o üniversiteyi kazandıysa* bmw marka araca binmeliymiş. onu anlattı durdu iki saat kadar.
ben öyle dinleyip, 1 saat önce "5 lira" yüzünden alamadığım şeyi düşündüm.*
"vay be, nasıl yaparlar böyle bir şeyi" dedim.
çay ocağının sahibine de sonra bırakırım dedim ve ayrıldım mekandan sonrasında.
elemanın ailesi epey ama epey nüfuzlu olduğu için, mimarlık okumasına rağmen çocuğa 3-5 şube kadar kuyumcu açtılar sonra.
ben hala 5 lira yüzünden bir şey alamıyorum bazen.
devamını gör...
207.
bir arabanın çarptığı kuş.
devamını gör...
208.
sabah çöpü attım, ütü yaptım, kahvaltıyı yaptım, elektrik sayacını kontrol ettim, devrim henüz başlamamıştı ama ben başlamıştım. kapıyı kilitleyip anahtarı ceket cebime koyarken engels belirdi, elinde not defteriyle:
— “kadın emeği görünmezdir. bir tarihsel haksızlık bu.”

ben gülümsedim, kahvemi elime aldım. engels sinirlendi:
— “o kahve, kolektif emeğin bir sonucu olmalı!”
ben de kahveyi içtim, çünkü tarihsel materyalizm aç karnına çekilmiyor.

ofise vardığımda müdürüm; “günün enerjisi yüksek mi bakalım?” dedi. enerji, maaş ve alkış arasında bir yerde kaybolmuştu. ben sadece gülümsedim. engels not aldı:
— “duygusal emek kapitalizm tarafından sömürülür.”

toplantı başladığında projeyi ben sundum, alkış ise erkek meslektaşıma geldi. engels ayağa kalktı:
— “artı değer burada!”
ben alkışladım... kadın refleksi: emeği sessizce uğurlamak.

öğle arasında sandviçimi yedim. bir yudum kahve aldım. engels sessizleşti ama gözleri hala masada dolaşıyordu. masamın üstünde duran ajanda, post-it’ler, ve çöp poşeti… hepsi tarihsel materyalizmin somut tezahürüydü.

akşam çıkarken patron “yarın da erken gelir misin?” dedi. erken gelmek, geç çıkmak, her ikisi de bana ait. engels artık sessizdi. o da yorulmuştu.

eve döndüm. çamaşır astım. engels mutfakta durdu:
— “kadının kurtuluşu üretime katılımıyla mümkündür.”
ben çamaşırı mandalladım:
— “zaten içindeyim, zaten buradayım” dedim.

yattım. alarmı kurdum.
sabah yine devrim başlamamış olacaktı. ama ben başlamıştım..
devamını gör...
209.
insanı üzen beklenmedik olaylar.
devamını gör...
210.
karadeniz mutfağının gereksizliği
devamını gör...
211.
bizi savunacak
hakkımızda iki guzel soz soyleyecek
bizim tarafımızda yer alacak

kimsemizin hayatımız boyunca olmayısı.
devamını gör...
212.
ölüm var.
bir taziye araması yapmak zorundayım. günlerdir erteliyorum.
aramasam da kendimi kötü hissedeceğim. ararsam da ne işe yarayacak bilmiyorum.
çok kötü. çok acı. çok anlamsız her şey.
beni ölen kadar kalan da mahvediyor.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"hayata dair iç burkan detaylar" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim