hayata dair iç burkan detaylar
başlık "villa rabidus" tarafından 03.12.2020 14:50 tarihinde açılmıştır.
141.
bir balkan ülkesinde sabahın köründe işime giderken hafiften kar yağmaya başlamıştı. iş güç ıvır zıvır derken akşam yaklaşmadan çıkayım dedim, kar yağışını izlemeyi karın her türlüsünü çok seven biriyim özellikle de o karlı buzlu yollarda araba kullanmak çok hoşuma gider neyse, arabaya yaklaştığımda ön tamponun altında bir serçe gördüm, çok üşüdüğü her halinden belli oluyordu, kar olmayan bir yerde durmuş titriyor küçük can…
içim bi fena oldu onu öyle görünce, aniden yaklaşsam korkup kaçar sabahı göremez vs düşünceleri aklımda geziyordu, ağır ağır ona yaklaşıp alıp eve götürme niyetindeyim ama o benden önce davranıp kanatlanıp uçup gitti. çok canım sıkıldı arabaya oturup ağır ağır eve giderken o serçe için defalarca dua ettim.
içim bi fena oldu onu öyle görünce, aniden yaklaşsam korkup kaçar sabahı göremez vs düşünceleri aklımda geziyordu, ağır ağır ona yaklaşıp alıp eve götürme niyetindeyim ama o benden önce davranıp kanatlanıp uçup gitti. çok canım sıkıldı arabaya oturup ağır ağır eve giderken o serçe için defalarca dua ettim.
devamını gör...
142.
yıllar evvel yoğun bir tutkuyla ilgilenip heyecan duyduğunuz birçok şeyin ilerleyen zamanlarda artık o eski haz ve mutlulukların binde birini dahi vermemeye başlaması. ister yaşlanmak deyin, ister olgunlaşmak, yahut yorgunluk ve doymuşluk. hayat acımıyor insana ve bunu size daima yapacak. erken kaybetmiyorsanız bilin ki çok şanslısınız.
devamını gör...
143.
anneannem 50 yıl kadar evvel güneşli bir ağustos sabahında dualarla uğurlamış eşini ve oğlunu. köydeki evininin avlusunda koştura koştura babasına yetişmek için giderken küçük oğul, geri gelip iki öpücük daha kondurmuş annesinin yanaklarına. kazasız belasız, tez vakit dönesiniz demiş anneannem, fakat bu son kez görüşü olmuş onları. boğucu bir ağustos akşamı çarşıdan eve dönerlerken koca bir kamyonun altında can vermiş dedem ve küçük oğlu. dedem 37 yaşında genç bir baba; bir evin tek oğlu. dayım 5 yaşında küçücük bir sabi; babasının tek erkek çocuğu. sabah çiçekler gibi tertemiz kıyafetlerle uğurladığı eşi ve oğlunun cenazelerini kanlar içerisinde getirmişler akşam eve. anneannem, 34 yaşında yorgun genç bir kadın; 6 kızı ile dul kalmış köy yerinde. eşinin acısına dayanmış da bir türlü dindirememiş yüreğindeki evlat yangınını... dedem her işten anlayan, becerikli bir adammış. köyün evlerinin birçoğunu o yapmış. marangozluk, arıcılık ve kasaplık yapar, küçük bir kahvehanesi ve bakkal dükkanı da varmış. hiçbir eksiklik çektirmemiş ailesine. o gün evden çıkmadan evvel anneanneme büyük hayalleri olduğunu söylemiş. çarşıda bir dükkan alıp farklı alanlarda ticarete atılmayı düşünüyormuş kendi çapında. hayalleri de bedeni gibi sonsuzluğa karışıp gitmiş. bir gün iki gün derken cenaze evine başsağlığı için uğrayanlardan sonra maskelerini düşüren çirkin insanlar dadanmış anneannemin kapısına. her gelen adam beyinin bana borcu vardı deyip varını yoğunu alıvermişler dul kadının. kul hakkıdır, rahat uyusun deyip itiraz etmemiş hiçbirine. fakire, eşe dosta, akrabalarına yardım etmesi ile nam salan dedemin cesedi henüz çürüyüp toprağa bile karışamadan kemirmiş o çakallar; ruhunu ve geride bıraktıklarını. anneannem küçücük bir kadın, kocaman yüreği ile evlenmeden, kimseye boyun eğmeden, muhtaç olmadan eşinden kalan emekli maaşı, küçük bir çaylık ve bahçe ile geçinerek büyütüp tek tek evlendirmiş bütün kızlarını...
15 sene evveliydi. teyzem nereden aklına gelmiş, nasıl başarmışsa dedemle dayımın morg fotoğraflarını buluyor hastane kayıtlarını kurcalayarak. karadeniz’i gezen turist bir gazeteci şahit olmuş o gün kazaya ve fotoğraflamış onları. hiç tanımadığım dedem ve dayımı görüyorum o iki karede. dedemi bildiğim tek fotoğraf köy evinde duvarda asılı olan vesikalık haliydi. kıvırcık gür saçları, endişeli, meraklı ve sert mizaçlı. yüzü gözü kanlar içerisinde, seçilemiyor bu fotoğrafta. dayım ise gülümsemiş sonsuz uykusunda. üzerinde minik bir ceket, burnunda çilleri seçiliyor. küçük bir morluk var alnında. saatlerce bakıp bakıp ağlıyoruz onlara. keşke o olay hiç yaşanmamış olsa…
üç yıl oldu anneannemi kaybedeli. aklıma geliyor canımın sıkkın olduğu anlarda. eşini ve oğlunu toprağa vermiş kadın. sonra babası, abisi, annesi, kendi elleriyle büyüttüğü 12 yaş küçük kardeşi, damadı; onca acıya rağmen dimdik ayakta kalmaya çalışmıştı. ufacık sıkıntılarda saçma salak sebeplerle hayata küsen insanları yahut kendimi düşününce utanıyorum. sosyal medya hesapları iki saat açılamadı diye kendinden geçenler, tuttuğu takım puan kaybetti diye karalar bağlayanlar, sözde aşık oldukları sevgililerinden ayrılınca iki gün yas tutup sahte gözyaşı döktükten sonra hemen bir başkasını bulanlar... yanıbaşımızda bile göremediğimiz, farkında olmadığımız onca acı hikaye varken, şükretmek gerek halimize.
15 sene evveliydi. teyzem nereden aklına gelmiş, nasıl başarmışsa dedemle dayımın morg fotoğraflarını buluyor hastane kayıtlarını kurcalayarak. karadeniz’i gezen turist bir gazeteci şahit olmuş o gün kazaya ve fotoğraflamış onları. hiç tanımadığım dedem ve dayımı görüyorum o iki karede. dedemi bildiğim tek fotoğraf köy evinde duvarda asılı olan vesikalık haliydi. kıvırcık gür saçları, endişeli, meraklı ve sert mizaçlı. yüzü gözü kanlar içerisinde, seçilemiyor bu fotoğrafta. dayım ise gülümsemiş sonsuz uykusunda. üzerinde minik bir ceket, burnunda çilleri seçiliyor. küçük bir morluk var alnında. saatlerce bakıp bakıp ağlıyoruz onlara. keşke o olay hiç yaşanmamış olsa…
üç yıl oldu anneannemi kaybedeli. aklıma geliyor canımın sıkkın olduğu anlarda. eşini ve oğlunu toprağa vermiş kadın. sonra babası, abisi, annesi, kendi elleriyle büyüttüğü 12 yaş küçük kardeşi, damadı; onca acıya rağmen dimdik ayakta kalmaya çalışmıştı. ufacık sıkıntılarda saçma salak sebeplerle hayata küsen insanları yahut kendimi düşününce utanıyorum. sosyal medya hesapları iki saat açılamadı diye kendinden geçenler, tuttuğu takım puan kaybetti diye karalar bağlayanlar, sözde aşık oldukları sevgililerinden ayrılınca iki gün yas tutup sahte gözyaşı döktükten sonra hemen bir başkasını bulanlar... yanıbaşımızda bile göremediğimiz, farkında olmadığımız onca acı hikaye varken, şükretmek gerek halimize.
devamını gör...
144.
misal, aşık olmak.
devamını gör...
145.
ölen kişinin öldüğünü anlık olarak unutmak.
sonrasında yokluğu süresince hissedilenlerin -özet tadında- film şeridi gibi gözlerinin önünden akıp geçmeye başlaması.
sonrasında yokluğu süresince hissedilenlerin -özet tadında- film şeridi gibi gözlerinin önünden akıp geçmeye başlaması.
devamını gör...
146.
kimse için '' o '' olamamak.
devamını gör...
147.
bir daha hiçbir şekilde o eski mutlu olduğun anın tekrarlanmayacak olması. evet belki daha mutlu olduğun anlar yaşayacaksın ama neden aynı mutluluğu tekrar yaşayamıyoruz? neden en sevdiğimiz anları favorileyip geri dönüp tekrar yaşayamıyoruz?
devamını gör...
148.
bir filmden bir sahne.
- neden evleniriz hiç düşündün mü?
- aşk?
- hayır birinin anılarımızın tanığı olmasını isteriz.
- neden evleniriz hiç düşündün mü?
- aşk?
- hayır birinin anılarımızın tanığı olmasını isteriz.
devamını gör...
149.
bugün davet edildiğim iftarda babamı yakinen tanıyan bir akrabam, bir konu hakkında konuşurken güldüğümde yüzüme uzun uzun bakıp kendi de gülerek "babanın yerini öyle güzel tuttun öyle güzel tuttun ki" dedi. gözüm doldu gülümsemek ile ağlamak arasında kaldım. "her şeyin ona benziyor gülüşün yüzün bakışın her şeyin" dedi ardından sıcacık candan bir bakışla. tüm gece boyu aklımdan çıkmadı bu. belki de yıllar geçse de çıkmaz. aynı iftarda hiç görmediğim babaanneme de benzettiler beni. çok tuhaf bir his doldu içime. nasıl da insan eninde sonunda köküne dönüyor dedim. bu insanlar bir sene önce depremden dolayı buraya gelmemiş olsaydım sadece babamı bildiklerinden benim de adımı bilecek belki de laf arasında "sahi o kız ne iş yapıyor, kaç yaşına geldi?" gibi sorular soracaklardı. ancak şimdi düşünüyorum da onlardan çok uzakta da büyümüş olsam da nasıl onlara benzedigimi anlaması çok güç. sadece aile buluşmasında denk gelince merhabalastigim insanlara bir sene içinde gözlemlediğim kadarıyla hem mizaç hem fiziksel olarak bu kadar benzemek hayatın ne kadar tuhaf olduğunu gösterdi bana. babamın benimle beraber hâlâ var olduğunu belki de.
devamını gör...
150.
eskilerden bir arkadaşım, abisi cep telefonunu değiştirince onun eski telefonunu almıştı. telefon da eski değil aslında, her sene yenileyen insanlardan biriymiş. internet arama geçmişine bakınca günler boyunca sürekli kalp krizi ile alakalı sayfaları gezdiğini görmüş. her zamanki gibi pimpirikli oluşuna ve tırsaklığına vermiş, merak bile etmemiş. fakat bir sonraki sabah aldığı haberle hayatının en kötü şoklarından birini yaşamış. abisi uyurken kalp krizi geçirip vefat etmişti. ne acı…
devamını gör...
151.
önemsemediğinizi sandığınız insanları bir gün çok acı bir şekilde önemli olduğunu anlamak.
devamını gör...
152.
sevgi dinlencisi olmak.
devamını gör...
153.
154.
*anneler günü, babalar günü diye isimlendiren günlerde her zaman kıyıdan köşeden bakan çocukların var olması.
*sokakta aç karnına dolanan ayağında çorabı dâhi olmadan çıplak ayak dolanan, kış soğuğunda soğukta kalmış çocukların olması.
* kadınlara hâlâ şiddet uygulanıyor olması.
bir bitmedi... ne istiyorsunuz anlamadım ki? neyi paylaşamıyoruz? bu nasıl bir kan davası?
*sma hastası çocukların sırf maddi durumu yok diye tedavi olamıyor oluşu. küçücük bedenlerini teslim etmek zorunda kalıyorlar.
*kanser hastası vatandaşların birçoğunun tedavi masrafları aşırı derecede pahalı. maddiyatı el vermediği için bir yerden sonra mücadele edemiyor oluşları.
*köydeki çocukla kolejde veya özel okulda okuyan öğrencilerin aynı sisteme tâbi tutulması, büyük haksızlık. aldıkları eğitim eşit değil bir kere.
en çok "anne ve baba olmayı"hak etmeyen ama anne baba olan insanların var oluşu.
sevgiye muhtaç,ilgiye muhtaç, merhamete, şefkate ihtiyaç bireylerin var oluşu...
bunu başkalarından beklemek, iki küçük güzel söze tav olmak... etrafımda var olanlar. gözlerindeki kırgınlığı, kızgınlığı tarif etmek o kadar zor ki...
lütfen herkes anne baba olmasın.
*sokakta aç karnına dolanan ayağında çorabı dâhi olmadan çıplak ayak dolanan, kış soğuğunda soğukta kalmış çocukların olması.
* kadınlara hâlâ şiddet uygulanıyor olması.
bir bitmedi... ne istiyorsunuz anlamadım ki? neyi paylaşamıyoruz? bu nasıl bir kan davası?
*sma hastası çocukların sırf maddi durumu yok diye tedavi olamıyor oluşu. küçücük bedenlerini teslim etmek zorunda kalıyorlar.
*kanser hastası vatandaşların birçoğunun tedavi masrafları aşırı derecede pahalı. maddiyatı el vermediği için bir yerden sonra mücadele edemiyor oluşları.
*köydeki çocukla kolejde veya özel okulda okuyan öğrencilerin aynı sisteme tâbi tutulması, büyük haksızlık. aldıkları eğitim eşit değil bir kere.
en çok "anne ve baba olmayı"hak etmeyen ama anne baba olan insanların var oluşu.
sevgiye muhtaç,ilgiye muhtaç, merhamete, şefkate ihtiyaç bireylerin var oluşu...
bunu başkalarından beklemek, iki küçük güzel söze tav olmak... etrafımda var olanlar. gözlerindeki kırgınlığı, kızgınlığı tarif etmek o kadar zor ki...
lütfen herkes anne baba olmasın.
devamını gör...
155.
kurduğu hayallerinden sadece biri gerçekleşen insanların bile milyonda bir çıkması.
devamını gör...
156.
sevdiğimiz insanın zamanla sevginin arsızlığına boğulup kendini bizim için vazgeçilmez zannederek bize istediği gibi davranmaya başlaması ve bunu çok geç fark etmemiz ya da fark etsek bile aptalca hiçbir şey yokmuş gibi devam etmemiz.
devamını gör...
157.
sürekli değişim halinde olan süreçlere müdahale edememen.
mevcut düzeni sürekli korumak zorunda kalman.
mücadeleyi bıraktığında bitmen.
hoşnut olmadığın durumları tekrar tekrar yaşaman.
iyi hissetmediğin her an dünyanın cehennem yeri olması.
ait olmadığın yerlerde bulunma zorunluluğun.
sevdin sevilmedin, seveni sevemedin paradoksu.
sevdiklerinin acı çekmesine seyirci kaldığın anlar.
değiştiremediğin her şeyin elinde çöp olması.
çok emek verdiğin bir şeyin çöpe atılması.
sevgisizlik, değersizlik ve çaresizlik duyguları ile boğuşman.
yetmez ama şimdilik bu kadar..
mevcut düzeni sürekli korumak zorunda kalman.
mücadeleyi bıraktığında bitmen.
hoşnut olmadığın durumları tekrar tekrar yaşaman.
iyi hissetmediğin her an dünyanın cehennem yeri olması.
ait olmadığın yerlerde bulunma zorunluluğun.
sevdin sevilmedin, seveni sevemedin paradoksu.
sevdiklerinin acı çekmesine seyirci kaldığın anlar.
değiştiremediğin her şeyin elinde çöp olması.
çok emek verdiğin bir şeyin çöpe atılması.
sevgisizlik, değersizlik ve çaresizlik duyguları ile boğuşman.
yetmez ama şimdilik bu kadar..
devamını gör...
158.
dun metronun merdivenine oturmus, dilenen 7-8 yasinda bir cocuk gordum.
diyeceklerim bu kadar
diyeceklerim bu kadar
devamını gör...
159.
neyi ne kadar sevip bağlanırsak onda o kadar kaybediyoruz
devamını gör...
160.
biraz önce iş yerinde depocumuzun farkettiği bir hata, yaklaşık 10000 dolar gibi bir zararı önledi.
bunun üzerine yönetici olacak budala, heycanlı bir şekilde ne istersen iste benden gibisinden bir şeler söyledi.
yeni bebeği olmuş, evi kira, kıt kanaat geçinen sadık abi'nin yüzünde kocaman bir gülümseme ile ağzından dökülen tek kelime.
- bebek bezi oldu.
ne salak bi dünya lan burası!
bunun üzerine yönetici olacak budala, heycanlı bir şekilde ne istersen iste benden gibisinden bir şeler söyledi.
yeni bebeği olmuş, evi kira, kıt kanaat geçinen sadık abi'nin yüzünde kocaman bir gülümseme ile ağzından dökülen tek kelime.
- bebek bezi oldu.
ne salak bi dünya lan burası!
devamını gör...
