121.
henüz altı yaşındayken anne ve babasını trafik kazasında kaybedip dede evinde yetim büyüyen eski komşumun yıllar sonra memleketine giderken aynı yerde ve istikamette kaza yaparak altı yaşındaki tek evladını kaybetmesi...

hayat bazan gerçekten öyle acımasız ve iç burkan tesadüfler çıkarıyor karşımıza, filmler ya da romanlarda bile böyle kötü kurgular olamaz diyor insan.
devamını gör...
122.
bir arkadaşım var hatay'da zeytin ağaçları olan, kendi bahçesinden topladığı zeytinleri 1 kiloluk kavanozlara koyup satıyor biraz da bana getirdi onları satayım diye ayrıca bu da bana ek gelir sağlıyor işte bir sabah yaşlı bir adam geldi zeytinin fiyatını sordu söyledim elini cebine attı o kadar para çıkmadı gözlerinden yaş gelmeye başladı torunlarımla kahvaltı yapacağız zeytin alamadım diye rol yapmadığından eminim o an için burkuldu iki kavanoz hediye ettim ama o gözyaşlarını asla unutamayacağım...
devamını gör...
123.
hayatının en güzel döneminde, hayallerine kavuştuğunda, kendinle yüzleşmek zorunda kalmak. ne istediğinden emin olmanın sınavı hiç bitmiyor.
devamını gör...
124.
yıkılmış, darmadağın olmuş hayatların olduğu hayalet bir şehrin içinden geçmek.
dün nurdağı ilçesinin içinden geçmek zorunda kaldım. hayalete dönmüş, kimi yeri yıkık evler adı ayakta ama ne ruhu kalmış ne duygusu .ışık olan yerler soluk. içinden geçerken tüyleriniz ürperiyor etraftaki çadırları , konteynerları, dışarda duran insanları görünce hayatta olduklarına şükretmek ayrı o halde olmlarını görmek ve elinden birşey gelmemesi ayrı üzüyor.
devamını gör...
125.
çantamda ikamet eyleyen, okuduğum bir kitabın kapağının katlanması. yazarken bile tüylerim diken diken oldu.
devamını gör...
126.
sizin bir daha göremeyeceğiniz insanların yanından her gün başkaları öylesine geçip gidiyor.

size imkansız olan şeyler başkalarının sıradanı oluyor.
devamını gör...
127.
çok uzak dediğiniz yarınlar an geliyor dün olmuş.
devamını gör...
128.
sade bir gülümseyişin etkisi göğsünüzde derin bir yara iken nefes alıp vermek nasıl da zor imiş. kendi tebessümünüz de hiçbir zaman aynı acıyı yaşatmaz umarım.
devamını gör...
129.
elinizde olmayan fiziksel bir özelliğiniz, başkalarına dalga konusu oluyor. ama az kaldı dalgayı vereceğim eline???
devamını gör...
130.
nefret, gerçek nefret. çok acı ve iç burkan, olmaması gereken bir duygu. sevginin olduğu yerde her yokluk, burukluk iyi kötü doldurulur ama nefret kötülüğün başladığı nokta.
devamını gör...
131.
çocukluktan yıllar sonra, sanırım 10 küsür yılın üzerine ilk kez ailemin memleketine gittiğim bir tatil zamanıydı. teyzemlerde kalıyordum. geçen onca senelere rağmen neredeyse hiç görüşmediğim kuzenimle aynı odada yatıyorduk. birbirine oldukça yabancı koca koca adamlar olmuştuk. kendisi küçüklüğünden beri serseriliğe meraklı, ufak çapta mafyacılık oynamayı seven, biraz kabadayı tavırlı, arabesk ve sert bir mizacı olan ama özünde temiz, iyi kalpli biriydi. gecenin bir yarısı beni şiddetle dürterek uyandırmış, mühim bir şey göstereceğini söylemişti. o an epeyce telaşlanmış ve geçmişteki vukuatlarını az çok bildiğimden kesin bir saçmalık yapmış olduğunu düşünerek belaya bulaştığını sanmıştım... önce bir süre bekledi, masa lambasını yaktı, yattığı bazanın altını açtı, içinden siyah çöp poşetlerine sarılı küçük bir sandık çıkartttı ve üzerindeki kilidi odada kimsenin kolay kolay bulamayacağı bir yere sakladığı anahtarıyla açtı. tedirginlik tüm hücrelerime işlemiş, bir yandan da merakla ne çıkacağını bekliyorken sandığın içini boşalttı: halıya yayılmış onlarca sürpriz yumurta oyuncağı ve minik figürler! bazıları epeyce kız işi olarak görülebilecek sevimli bebekler, biblolar ve fazlası...

yirmilerin ortasında genç bir adam, dağılan oyuncakları itinayla bir araya getiriyor, onlarla oynar gibi konuşuyor, bir yandan da kendi kendine söyleniyor, gözlerinden damlayıp yanaklarına doğru yavaşça süzülen yaşlarla beraber bu sırrı ilk kez paylaştığı kişinin ben olduğumdan dem vurup akrabalar ve ortak tanıdığımız kimselere anlatmamam için sıkı sıkı tembihliyordu... o an şahit olduğum tablo karşısında zamanı durdurup hem kuzenimin iç dünyasında neler yaşayıp da böylesine kendini gizleme çabası içerisine girmiş olduğuna üzülürken onunla ağlamamaya çalışmış, hem de bu hiç beklemediğim trajikomik duruma gülmemek için bütün vücudumu kasıp vücudumu güçlükle kontrol etmeye çalışmıştım.

birkaç yıl evvel anneannemizin cenazesi için köye gittiğimde yıllar sonra ilk kez karşılaşmıştık. o aradaki zaman boyunca yine iletişimimiz yok denecek kadar azalmıştı. rahmetliyi toprağa verirlerken yanıma yanaştı, koluma sarıldı ve kulağıma yaklaşıp fısıldayarak sordu: sırrımı saklıyorsun değil mi?!..

aklıma düştükçe hüzünlenir, içim burkulur ama bir yandan da inatla kaybolmayan o masumiyete tebessüm ederek hayat denen bu tuhaf gösteriye hayret ederim.
devamını gör...
132.
başlı başına hayatın ta kendisi.
devamını gör...
133.
içten içe bilirsiniz, zavallısınızdır.
insan zavallıdır.
fakat bu bilginin beraberinde getirmesi gereken çaresizlik, umutsuzluk, tükenmişlik gibi hisler daima duyumsanmaz, çoğunlukla bir şeylerin uç vermesi gerekir.

bilhassa eski dönemlere nazaran çok daha hızlı akan yaşamın hayhuyu arasında öyle anlar vardır ki o anlarda yıldırım çarpmışa dönersiniz. sözgelimi, annenizin veya babanızın güçten düştüğünü, iyiden iyiye yaşlandığını fark ettiğiniz bir an olabilir. sağlıklıdır, habis ve sinsi bir illet henüz tebelleş olmamıştır ama saçları ağarmıştır, avurtları çökmeye yüz tutmuştur, kırışıklıkları belirginleşmiştir, beden hareketleri yavaşlamıştır…
en kötüsü ise: sekinetli, dingin, inşirah duyduğunu belli eden bir hâletiruhiye içerisinde olmasıdır.
gitgide yaklaşan ölüme karşı direnme kudretinin zayıfladığına delalet eder bu. öte yandan, daha genç olduğu yıllarda yaptığı kötülüklerden ötürü kendine kestiği cezanın bir sonucudur. diklenmeyi, didişmeyi, sürtüşmeyi, şedit bir biçimde muhalefet etmeyi, fevri çıkışlar yapmayı bir kenara bırakmıştır. usul usul yükselen dalgalara karşı koymaya çalışmanın yakışıksız olacağına inanmaktadır.

ne demişti adorno?
ihtiyarlık döneminde fazlasıyla anlayışlı, içsel huzura kavuşmuş duyarlı bir bilge gibi davranan kişinin gençlik yıllarının bir alçaklıklar silsilesi olarak geçtiğine hükmedebilirsiniz.
çünkü iyiye ve iyiliğin temsiline ulaşma gayretiyle hareket etmek huysuzluğu, başkaldırıyı, görüleni tenkit etmeyi ön gerektirir. kişi “tiksindirici, bayağı ve kötü” bulduğunu yermeye, değerini sarsmaya çalışır. bunu yaparken de farkında olmadan eleştirdiği şeye benzer veya onun bir parçasına eklemlenir.
devamını gör...
134.
mama fiyatlarına fena zam gelmiş, kediyi tamirhaneye çırak verdim, artık çalışsın da mama parasını kazansın.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
135.
ne tarafa dönersen dön toton arkanda kalır..
devamını gör...
136.
son zamanlarda olan bir şeyle alakalı içim burkuldu. büyüdükçe aile üyelerinin harika bir yaşamı olmadığını görüyorsun. küçükken gözünde harika olan şeylerin aslında onların yamaladığı yerlerle güzel oldugunu fark ediyorsun. ve bir noktada bazen bir ihtiyaç bazen bir istekte çocuguna yetemedigi zaman gozunde olan o çaresiz bakış kelimelerle ifade edilemiyor. o bakışı gördüğünde kendinden ve hayat şartlarından nefret ediyorsun. dünya yansa bir daha o yüzü gormek istemiyorsun. ben aza kanaat edeyim ama siz hep yanımda olun..
devamını gör...
137.

sizi görmek istedikleri gibi değilseniz, canları sıkılır.


kaynak/ twitter
devamını gör...
138.
üniversitedeki en yakın iki dostumdan biriydi. annesini kanserden kaybetmişti. yıllarca o illetle mücadele etmişti kadın. sonunda yenildi. çok seviyordu onu. öyle çok seviyordu ki hayatındaki hiçbir insan annesi kadar kıymetli değildi. yokluğunda içindeki boşluk giderek büyüyordu. bir gün telefonda uzun uzun sustuktan sonra ağlayarak şu cümleyi söylemişti;

“eve geliyorum, ıssız. anne diye bağırıyorum, duvarlar bile cevap vermiyor...”

kendisini kaybetmeden evvelki son konuşmamızdı. rüyasında annesini gördüğünü ve artık özlemine dayanamadığını anlatmıştı. şu cümlesi hiç aklımdan çıkmıyordu;

“biliyorum annem orada beni bekliyor, daha fazla kalmak istemiyorum...”

ondan birkaç yıl sonra da diğer yakın dostumu kaybetmiştim. geçen gece rüyamdaydı. vefatından uzun bir zaman sonra yeniden görebildim onu. sanki karşımda kanlı canlıydı ve söylediği sözlerin sızısı geçecek gibi değildi;

“biz burada mutluyuz, sen sakın bırakma kendini...”


onlara hep ben erken öleceğim derdim ama genç yaşta uçup giden kendileri olmuştu. ölmek değil de kalan olmak daha zormuş, anladım. insan sevdiklerini asla unutamıyormuş.
devamını gör...
139.
annesini kaybeden bir iş arkadaşımın tanımlamasını unutamıyorum:
''annem ölünce iyot gibi açıkta kaldım''
devamını gör...
140.
geçenlerde 45 dakikasından sonrası ücretli olan otoparkın gişesine yanaşan eski bir şahin marka otomobilin içindeki 20'linyaslarinin başında gençten çocukla yaşadığım diyalog hayata dair iç burkan detaylardan biriydi.
ekrana baktığımda 45 dakikayı 13 saniye ile geçirdiğini gördüm. bize verilen talimat müşteriyle asla süreler ile ilgili konusmayiniz oldugundan " 13 saniyeyle kaybettin 20 lira rica edeyim" demedim, sadece 20 lira rica edeyim dedim. cocukcagiz "abi 45 dakikayı geçmiş mi ya" derken aslında parasının olmadığını anlamış oluyorsun. üzerinde para olmadığını, kenara çekip babasindan hesaba göndermesini isteyeceğini söyleyince bir dakika dur kardeşim dedim amiri aradım. amir harbi bir amirdir. vardiya çalışanlarını müdürlerine ezdirmez, korur, kollar. babacan bir adam. aç bariyeri gitsin, çocuğu üzmeyelim dedi. vallahi ben çocuktan daha çok sevindim. bu da böyle bir animdir.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"hayata dair iç burkan detaylar" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim