181.
(bkz: yavaş yavaş delirdim kimse fark etmedi)

tek cümlelik bir itiraf ve haykırışın onca sesi bastırabilmesi. biliyorsun, daha evvel duymuş olsalar da anlamazlar.
devamını gör...
182.
hala bir karşı cins ile cinsel cima eyleyemedim. bugün kandil dua edin lan benim için. belki kabul olur.
kabul olur da bu emelime ulaşırım.
devamını gör...
183.
2025 türkiyesinde köpek saldırısıyla ölen çocuklarımız olması.

başta emeği geçen mama lobisi ittaparlar ve bu saldırgan istilacıları haklı gören ruh hastası hayvan çığırtkanları da umarım yakın zamanda bir yakınını köpek terörüne kurban verir.
devamını gör...
184.
bir annenin bile sevmediği birinin sevilmeyi bekleyerek ömrünü yapayalnız tüketmesi.
devamını gör...
185.
bugün sıradan bir teams toplantısında suistimal yerine yanlışlıkla "süistismar" dedim. sonra birkaç saniyeliğine sessizliğe büründüm falan.

hayır bi de süistismar eden kişi bendim, kendimden bahsediyordum o da bonusu.
devamını gör...
186.
#3665440
devamını gör...
187.
kimseye güvenmiyor veya güvenemiyor olmak .

daha önce de defalarca yazdığım üzere kahkaha atmayalı çok uzun zaman oldu, dolu dolu gülmeyeli de bayağı olmuştur.
sadece hafif bir tebessüm ile geçiştiriyorum.

50 yaşıma az kaldı. ve bu zamana kadar insanlara karşı zerre itimadım yok. bir söz verildiğinde sonucu görene kadar umut beslemiyorum.

biz insanlara boşuna kinlenmedik.
devamını gör...
188.
o. ç bari haftada bir gün et döner izni ver çocuğa açgözlü köpekler

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
189.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
190.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
biraz burkuldum. ama çok fazla değil. olur öyle. muhabbeti fazla uzatmak istemiyorum ama cevap vermemezlik de edemiyorum. yazmayınca yazmıyorum. ama durup, durup yazıyor. bu iş nereye varacak acaba? yani bir yere varmayacak gibi ama bir yerlere de varacak gibi de. enisonu her şeyi berbat edeceğim. biliyorum. yani tam sorun sende değil, bende durumundayım. ben ruh hastasıyım kızım, uzak dur da diyemiyorum, önceden söyledim zaten. işe yaramadı. neyse ki arada bayağ bir mesafe var, beni kurtaran sadece bu. herkese karşı koyabiliyorum da buna değil işte. ben neye düştüm ya? belamı veriyor tanrı. bir yandan tatlı. bir yandan sonu acı. yuvarlanıp gideceğim. gelecekle ilgili tasarılar beni bunaltıyor. akşam votkaya düşeyim en iyisi. ne yapacam lan ben? ya şu kız hayat boyu en sevdiğim kişi ama sevgi de öyle çok her şeyi çözen bir zımbırtı değil işte. ya da benimki değil. benim neyim neyi çözen bir zımbırtı ki? helak olup gidecem. harbiden cehenneme odun olarak yaratılmışım. nalet gelsin.
devamını gör...
191.
eskiden heyecanlandığın şeylere "artık" heyecanlanmamak. belki de "o" heyecana zaten değmezlerdi ama en azından yaşadığımızı hissettiriyorlardı.
renkler vardı gülfem durumu işte.
devamını gör...
192.
geçen gün haberlerde ısınmak için girdiği aracın içinde yanarak can veren evsiz adamın hikayesini dinledim.

ben böyle ülke düzeninin de, adaletinin de kalkınmasının da ........
devamını gör...
193.
ölücek olmamız
bu bir detay falan değil
bu hayatın en büyük gerçeği
öyle burkmuyor da hani
büküyor
hani şu pres makinasında sıkıştırılan şeyler var ya
haa öyle yapıyor işte.
devamını gör...
194.
yemin ediyorum şu ülkedeki yaşlılar kadar beni üzen başka bir şey yok.

çoğunun üstünde adam gibi mont yok, ayakkabı yok.
bugün bile gördüğüm bir teyzenin çorabı yırtıktı, terlik vardı ayağında ya. bu soğukta.
ulan yaşlısına bakamayan yönetimden bi bok olur mu?
devamını gör...
195.
bi gün 5 tl* yüzünden bi moralim bozulmuştu, bir şey mi alamamıştım ne, tam hatırlamıyorum. sonra bi arkadaşım aradı, "kanka moralim çok bozuk görüşelim mi, dertleşmek istiyorum biraz" diye. neyse, okay moruk atla gel dedim, geldi.
evin alt katındaki esnafın çay içtiği küçük bir çaycı var*, oraya oturduk. anlat la dedim, başladı dökülmeye.
kendisi, senede yüz küsür bin lira ödeyeceği bir üniversite kazanmış,* oraya gidecekmiş fakat babası söz verdiği bmw bilmem ne arabası yerine audi markanın bilmem ne arabasını almayı teklif etmiş. bu da "sen nasıl bmw almazsın" diyerek resti çekmiş gelmiş, "volkswagen tiguan" marka aracıyla.
nasıl rest çektiğini, o üniversiteyi kazandıysa* bmw marka araca binmeliymiş. onu anlattı durdu iki saat kadar.
ben öyle dinleyip, 1 saat önce "5 lira" yüzünden alamadığım şeyi düşündüm.*
"vay be, nasıl yaparlar böyle bir şeyi" dedim.
çay ocağının sahibine de sonra bırakırım dedim ve ayrıldım mekandan sonrasında.
elemanın ailesi epey ama epey nüfuzlu olduğu için, mimarlık okumasına rağmen çocuğa 3-5 şube kadar kuyumcu açtılar sonra.
ben hala 5 lira yüzünden bir şey alamıyorum bazen.
devamını gör...
196.
sabah çöpü attım, ütü yaptım, kahvaltıyı yaptım, elektrik sayacını kontrol ettim, devrim henüz başlamamıştı ama ben başlamıştım. kapıyı kilitleyip anahtarı ceket cebime koyarken engels belirdi, elinde not defteriyle:
— “kadın emeği görünmezdir. bir tarihsel haksızlık bu.”

ben gülümsedim, kahvemi elime aldım. engels sinirlendi:
— “o kahve, kolektif emeğin bir sonucu olmalı!”
ben de kahveyi içtim, çünkü tarihsel materyalizm aç karnına çekilmiyor.

ofise vardığımda müdürüm; “günün enerjisi yüksek mi bakalım?” dedi. enerji, maaş ve alkış arasında bir yerde kaybolmuştu. ben sadece gülümsedim. engels not aldı:
— “duygusal emek kapitalizm tarafından sömürülür.”

toplantı başladığında projeyi ben sundum, alkış ise erkek meslektaşıma geldi. engels ayağa kalktı:
— “artı değer burada!”
ben alkışladım... kadın refleksi: emeği sessizce uğurlamak.

öğle arasında sandviçimi yedim. bir yudum kahve aldım. engels sessizleşti ama gözleri hala masada dolaşıyordu. masamın üstünde duran ajanda, post-it’ler, ve çöp poşeti… hepsi tarihsel materyalizmin somut tezahürüydü.

akşam çıkarken patron “yarın da erken gelir misin?” dedi. erken gelmek, geç çıkmak, her ikisi de bana ait. engels artık sessizdi. o da yorulmuştu.

eve döndüm. çamaşır astım. engels mutfakta durdu:
— “kadının kurtuluşu üretime katılımıyla mümkündür.”
ben çamaşırı mandalladım:
— “zaten içindeyim, zaten buradayım” dedim.

yattım. alarmı kurdum.
sabah yine devrim başlamamış olacaktı. ama ben başlamıştım..
devamını gör...
197.
karadeniz mutfağının gereksizliği
devamını gör...
198.
bizi savunacak
hakkımızda iki guzel soz soyleyecek
bizim tarafımızda yer alacak

kimsemizin hayatımız boyunca olmayısı.
devamını gör...
199.
sabahın köründe, mutfağın o ruhsuz ışığı altında durmuş, son kullanma tarihi iki gün geçmiş yoğurt kabına bakıyordum. "ulan" dedim, "hayat bizi bir kaba hapsetmiş, üstümüze de son kullanma tarihi vurmuş, ekşiyoruz resmen."

tam o sırada, buzdolabının yanındaki gölgeden bir hırıltı yükseldi. nikolay gogol, o meşhur sivri burnunu yoğurt kabına yaklaştırmış, iğrenerek bakıyordu.

"şuna bak" dedi, sesi cırtlak bir kahkahayla karışık. "bu sadece bir yoğurt değil evlat, bu kokuşmuş bir sistemin özetidir..! şu an bu kaba bakarken kendini görüyorsun, değil mi? yarın öbür gün bir devlet dairesinde unutulmuş, tozlu bir dosya kağıdından farkın kalmayacak. hayatın zaten absürt bir şaka, bari şu yoğurdu yeme de mide fesadından geberip gitme, trajikomik bir ölüm olur."

"silktir git nikolay" dedim, "zaten her şey üstüme geliyor."

"acı mı çekiyorsun ha? ah, ne büyük bir ziyafet..!" diye bağırdı mutfak tezgahının üzerinde tünemiş olan dostoyevski. gözleri fal taşı gibi açılmıştı, sanki her an sara nöbeti geçirecek gibi titriyordu. "inle ulan! geberene kadar inle! bu çektiğin aşağılık fatura derdi, o açlık sancısı senin ruhunu yıkayacak tek sudur. acı çekmeyen adamdan ne köy olur ne kasaba! sen şimdi o bozuk yoğurdu ye, miden bulansın, kusarken de tanrı’ya küfret ki varlığını hisset. cehennem dediğin, insanın kendi mutfağında faturayı düşünmesidir!"

"fyodor, kapa çeneni artık!" diye gürledi balkon kapısını tekmeyle açan friedrich nietzsche. "yine mi acı güzellemesi yapıyorsun be adam? bıktım senin bu köle ahlakından!"

bana döndü, gözleri çakmak çakmaktı, "bak buraya küçük adam! eğer o ev sahibi kapına dayanıp seni sigaya çekmeye çalışıyorsa, onun suratına kaderini tükür! "amor fati" ulan, sev şu belanı..!! ama sakın diz çökme. üstinsan dediğin, kirasını ödeyemediği için evden atılırken bile havada takla atan adamdır. o ev sahibinin geçmişini seveyim, sen kendi zirvene bak!"

mutfağın en sakin köşesinde, masanın başına çökmüş tütün saran maksim gorki sonunda kafasını kaldırdı. sesi, bir taş ocağındaki balyoz sesi kadar tok ve ağırdı.

"ulan hergeleler" dedi gorki, ağır bir küfür savurur gibi dumanı yüzlerine üfleyerek. "adamın tepesinde boza pişirmeyi bırakın. biri hayal peşinde koşar, biri acıyı kutsar, öteki zaten kafayı kırmış dağlarda kartal kovalıyor. gerçekle yüzleşin lan biraz!!"

bana döndü, elleri nasırlıydı, bakışları ise hayatın tüm sillesini yemiş ama yıkılmamış bir adamın vakurluğundaydı.

"bak evlat" dedi sesini alçaltarak. "bu pezevenklerin lafına bakma. hayat, seni bir örsün üzerine yatırmış dövüyor. eğer o örste yumuşarsan seni eritip kaşık yaparlar, her boka batarsın. ama sertleşirsen, seni döven o balyozu kırarsın. ev sahibi mi geldi? silktir etmesin seni, sen git hakkını ara. ekmek aslanın ağzında değil, o sömürücülerin midesinde artık. kus o yoğurdu ama acı çekmek için değil, mideni temizleyip kavgaya girmek için."

kapı o an sanki kırılacakmış gibi yumruklandı. ev sahibinin sesi koridorda yankılandı, "aç ulan kapıyı, hırsız mı besliyoruz lan içeride!"

gogol hemen masanın altına sızdı, "aman paltoya dikkat!" diye fısıldadı. dostoyevski ellerini göğe açıp "ah, bu aşağılanma ne muazzam!" diye mırıldandı. nietzsche balkona çıkıp "uçuruma bağıracağım!" diye fırladı.

gorki ise ayağa kalktı, devasa ellerini omuzlarıma koydu.

"korkma" dedi, "insan dediğin, en çok da çaresizken büyüktür. git o kapıyı aç ve o herife hayatın edebiyattan daha sert olduğunu göster."

kapıyı öyle bir hızla açtım ki, ev sahibi bir adım geri sendeledi. karşısında beni değil de, arkamdaki o dört dev gölgenin öfkesini gördü sanki.

"ne var lan ne var!!" diye bağırdım. "kira mı? al sana kira! ama önce otur şu masaya da sana insanlığın ızdırabından, emeğin kutsallığından ve bu dünyanın ne kadar büyük bir başşak geçtiğinden bahsedelim."

adam öylece bakakaldı. korkudan mı yoksa delirdiğimi sandığından mı bilmem, "tamam tamam, haftaya konuşuruz" deyip merdivenlerden aşağı, topukları kıçına vura vura kaçtı.

içeri döndüm. mutfak boştu. sadece masada yarım kalmış bir tütün ve yoğurt kabının üzerinde bir not vardı:
"hayat seni dövüyorsa üzülme, en iyi kılıçlar en sert darbelerle dövülür. not: çay çok acıydı, bir dahakine içine biraz umut kat. - m. gorki."
devamını gör...
200.
dayım bana tâ kaleiçi'nden attı. bende size atayım. "yaşamak istiyorum." demesi benim gözümü yaşarttı, dayımın da gözünü yaşartmış. binlerce kitap içerisinden bu nota denk gelmesi de hoş. notu geri koymuş kitap arasına.

özge'ye buradan ruhani selam sevgiler, allah kalbine göre yaşatsın özge.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"hayata dair iç burkan detaylar" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim