roman / edebiyat
8.7 / 10
puan ver

öne çıkanlar | diğer yorumlar

marquezin koskoca bir kasabanın ve kasabalıların panoramasını sığdırmayı başardığı, bunu da bir cinayet üzerinden yaptığı incecik (120 sayfa kadar), hacmi küçük içeriği zengin, polisiye türündeki romanıdır. bu romanda en merak ettiğim şey angelanın bayardo san romana yazdığı iki bin mektuptur. okuyalı yıllar oldu, hala arada hatrıma gelir. keşke vefatından önce bu iki bin mektubu derlediği bir kitap daha çıkarsaydı üstad. sıradan kasabalı bir kızın neredeyse hiç tanımadığı, kendisini terk edip giden yakışıklı yabancı kocasına neler yazdığını okumak, hem de marquezin kaleminden, harika olurdu...
devamını gör...
kırmızı pazartesi, 1982’de nobel edebiyat ödülüne layık görülmüş gabriel garcía marquez tarafından yazılmış bir romanıdır. kitapta başından işleneceği belli olan bir cinayet anlatılıyor. kitabın ilk sayfasından itibaren okur da cinayetin işleneceği kasabanın halkı da cinayetin işleneceğini biliyor ancak bu durum kitaba sürükleyiciliğinden bir şey kaybettirmiyor.

kitap bir bakıma ibretlik bir kitap. sürü psikolojisini güzel yansıttığını düşünüyorum. tüm halk cinayetin işleneceğini bilirken cesaret edip öldürülecek karaktere hiçbir şey söyleyemiyorlar bile.

bunun yanında kitap ataerkil toplumu, töresel yaşamı da ele alıyor. kitap ilerledikçe ataerkiyi daha çok hissettim, ne kadar korkunç bir sistem olduğunu bir kez daha algılamış oldum. namus cinayetlerinden bir tanesi işlenmiş, işin kötüsü o toplumda namus cinayetleri haklı görülüyor. biriyle namus sorununuz varsa onu delik deşik edebilirsiniz ancak yine de masum kalırsınız.

“onu bilinçli olarak öldürdük” demişti pedro vicario, “ama biz masumuz.”
“belki tanrı katında öylesinizdir”, demişti peder amador.
“tanrı katında da, insanların gözünde de” demişti pablo vicario da. “bu bir namus sorunuydu.”
-
"neyin hazırlığı içinde olduklarını biliyordum," dedi bana, "yalnızca onlarla aynı fikirde olmakla kalmıyordum, erkeklik görevini yerine getirmeyecek olursa onunla asla evlenmeyecektim."
-
santiago nasar, yaptığı kötülüğün kefaretini ödemiş, vicario kardeşler erkekliklerini kanıtlamışlardı, aldatılan kız kardeş de namusunu yeniden kazanmıştı.


erkekliğiniz batsın!

kitapta tek işlenen şey ataerki, cinayet ve cinayetin nasıl işlendiği değil, evliliğe zorlanan bir kadının hayatı da az biraz yansıtılıyor, uğradığı fiziksel şiddet gözler önüne seriliyor. sadece kadınlara gelince geçerli olan namus zırvalığı da barınıyor kitapta. yazar ataerki ve namus kavramları hakkında ne düşünüyor bilemiyorum tabii, anlatılan kavramlar bilinçli olarak mı anlatıldı yoksa sadece cinayeti açıklamak için gerekli minik detaylar mıydı bilemeyeceğim.

her neyse, kısaca damada üstü açılır bir araba hediye edilirken kadınlara çatal bıçak takımı armağan edilen, erkekler önlerine gelen her kadınla ilişkiye girse sorun olmayan ancak iş kadınların “bekaretlerini” kaybetmelerine gelince saatlerce dövüldüğü bir dünyada işlenen bir namus cinayeti anlatılıyor.

kitap üstte belirttiğim gibi sürükleyici, dil ve anlatımı kompleks, sanatsal olmaktan ziyade daha sade denebilir. yazarın çocukluk kasabasında işlenmiş gerçek bir cinayeti anlatıyor. okunmasını tavsiye edebilirim ama okurken benim içimi baydığı gerçeğini söylemeden edemeyeceğim. normalde 2 günde bitireceğim kitabı 10 gün içinde okudum, ancak okunması gereken bir kitap olmadığını düşünsem muhtemelen bu kadar ısrarcı olmazdım bu kitap üzerinde.
devamını gör...
bu kitabı güzel yapan şey kasabadaki ya da köydeki her neyse herkesin o cinayetin işleneceğini bilmesi ama hiç bir şey yapmamasıdır çünkü o cinayetin sebebi namustur ve haklı bir sebep olarak görülmektedir ( ne kadar tanıdık değil mi ?) . cinayetin işlenmesi ve sonrasında maktülün çok güzel ayrıntılanması ( barsaklarını nasıl taşıdığı, tozlanınca temizlediği vs.) çok başarılıdır. kahvenizi/ çayınızı içene kadar bitirebileceğiniz muazzam bir romandır.
devamını gör...
beni etkileyen kitaplardan biridir. töre söz konusu olduğunda doğru ve yanlışın ne denli bükülebildiği gözler önüne serilmiştir, insanların cinayeti önle(ye)miyor olmalarının bir nedeni de bu "kanun"ların içten içe herkesçe kabul edilmiş olmasıdır.
devamını gör...
aşırı önyargı ile yaklaştığım bir kitap çünkü çoğu kişi anlamadığını ve anlamadığı için de güzel olmadığını söylediler.

santiago nasar adındaki zengin bir arap gencin öldürülmesi ve aslında tüm yerel halk bunu bilmesine rağmen belki gerçekten onu öldürebileceklerini düşünmedikleri belki de içten içe ölmesini istedikleri için santiago'yu ölümden kurtarmak için hiçbir şey yapmayışları anlatılıyor kitapta.

bazı yerlerde kopuşlar yaşasam da geri dönüp tamamladım. yüz küsür sayfa maalesef veni beş yüz sayfa gibi oyaladı. bu kadar çok cinayetten bahsetmesi ise biraz rahatsız etti diyebilirim ve etraftaki insanların aşırı doğal karşılamaları bazılarının bilmezden gelmesi de aynı şekilde rahatsız etti ama yine de dikkat çekici ve sürükleyici bir kitaptı. tek yapılması gereken odaklanarak okumak olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...
aynı olayı farklı bakış açılarıyla sunarak bence toplumun yapısı ve düşünce sistemimizdeki ben merkezciliğe dikkat çekmek istemiş yazar. bitirmekte zorlandığım kitaplardan biriydi galiba ben marquez okuyabilecek olgunlukla değilim. yüzyıllık yalnız da gerçekten yüzyıllı hissettiriyor çünkü nerdeyse can verecektim kitabı bitireceğim diye.
devamını gör...
gabriel garcia marquez kitabı. seveni olduğu kadar sevmeyeni de var; bir kısım harika bulurken, bir kısım vasat buluyor.

ben severek okudum. bazı yazarları okurken olayın geçtiği yeri kafamda canlandırmakta zorlanırken, kimi yazarda da betimlemeye boğuluyorum. bunun ince dengesini sağlayabilen fazla sayıda yazar yok maalesef.

kırmızı pazartesi, malumunuz, işleneceği kesin olan ve herkesin bildiği (maktul hariç) bir cinayeti kimsenin önleyememesi/önlememesini anlatır. asıl önleyecek kişinin ise haberi çok geç olmuş, kurtarmak için çok geç kalmıştır artık. yani kitabın sonu baştan bellidir ama spoiler içermesine rağmen yine de okurken heyecan vermeyi başarmıştır ki bu gerçekten büyük bir başarıdır.

betimleme konusuna gelirsem, sanırım ilk defa bir kitapta olayı bu kadar iyi canlandırdım kafamda. öyle ki çizimin iyi olsa ve bana kitapta geçen yeri çiz deseler mükemmel bir şekilde çizerim. bunu da 108 sayfada başarmıştır yazar, altını çizerim .

1987’defilme de çevrilmiş kitabı. filmini izlemedim ama ,önyargımı bağışlayın, çok severek okuduğum kitaplarda hayal kırıklığına uğramamak adına filmlerini izlemiyorum. bu hüsranı ‘baba’ ve ‘körlük’ te yaşadım daha önce, düşmanımın başına gelmesin, öyle bir hüsran işte.
devamını gör...
herkesin bir şekilde gördüğü, bir şekilde olacağını bildiği ama kimsenin bir şey yapamadığı bir cinayeti anlatır.
santiago nasar’ın, piskopos’un geleceği gemiyi karşılamak amacıyla bir pazartesi sabahı erken saatlerde evden çıkması ve ölümüyle sonuçlanmasına kadar gelişen olaylar zincirini okuruz kitapta.
onu öldürmeyi bekleyen iki kardeş vardır, ellerinde bıçaklarla görülmüşlerdir. hatta kardeşler girdikleri veya oturdukları yani zaman geçirdikleri yerlerde niyetlerini belli etmek istercesine davranmışlardır. (belki de biri bizi durdursun düşüncesiyle.) hatta kasaba halkı niyetlerini anlamalarına rağmen, sanki biri mutlaka haberi santiago nasar’a iletecektir düşüncesiyle hiçbir şey yapmazlar. yani yazar burada cinayetten çok toplumun işlenecek cinayete karşı tutumunu anlatmaktadır.
sonuç olarak şans mı denir yoksa kötü talih mi bilinmez gün içinde yaşanan her şey o iki kardeşin lehine gelişir ve cinayet işlenmiş olur.
konuyu tam olarak açmadım okumak isteyenler için ama özetle güzel ve akıcı bir kitaptır. kısa sürede bitirebilirsiniz. önerilir.
devamını gör...
kitapta hatırladığım kadarıyla benim için en can alıcı durum herkesin olayları ve olayların gerçekleştiği zamanki hava durumunu kendi hislerine göre çarpıtmasıdır. bunu sıklıkla düşünür ve kitabın ismini sık sık ağzıma alırım. herkes her zaman yalnızca taraflı bir anlatı sunabilir.
devamını gör...
yazar arkadaşların da dediği gibi öldürüleceği belli olan santiago'nun cinayetine giden güne kadar onu tanıyan bölge halkının hiçbir şey yapmamasını hatta santiago'ya haber dahi vermemesini anlatan bir kitap.
sağlam kitaptır öneririm.
devamını gör...

santiago nasar'ın öldürüleceğini daha kitabın en başından biliyoruz da, son sayfalarında annesinin kapıyı kapatarak aslında bilmeden onun katillerine kolaylık sağladığını öğrenmek insanı derinden sarsıyor.
“santiago nasar'ın içeri girmek için ancak birkaç saniyeye ihtiyacı varken kapı kapanıvermişti.”
oğlunu kurtardığını sanan bir anne, katillerin önünde apaçık bırakılmış olan bir oğul.

bir toplumun nasıl da önyargılar içinde batıp kaldığını anlatan bir roman. herkes her şeyin farkında, kimse hiçbir şey yapmak istemiyor. insanoğlunun en masum olanının bile korkunç şeyler yapabildiğini anlamamış bir beyin, çevresinde yaşanan ve yaşanacak olan olaylara sadece izleyici kalıp umursamazca yaşayan, bir beden. toplumun beyni ve bedeni bu ölçüde şekillenerek bize soru işaretleriyle dolu bir cinayet vakası bırakıyor. kitabın dili olması gereken sadelikte ve akıcılıkta. aşırı felsefi kalıplar içeren kitaplara hayran olan biri olarak söylüyorum, cinayet olayının öncesi ve sonrası ancak böyle bir dille anlatılırdı, felsefenin dar veya geniş kalıplarına sığdırmaya çalışılarak değil. felsefe yaptığını felsefe yapmadan anlat, kitabı.
devamını gör...
gabriel garcia marquez'in en bilinen kitaplarından biri. benim de birçok insan gibi ilk okuduğum kitabıydı sanıyorum ki. yazarla tanışmak için çok iyi bir seçenek olduğunu düşünüyorum bu kitabın. takip etmesi kolay, etkileyici bir kurgu.
"işleneceğini herkesin bildiği bir cinayet" aslında orijinal ismi. türkçe'ye çevirirken spoiler olmasın demişler herhalde.
kitap için okuması çok zor diye yorumlar gördüm birçok yerde. fakat bence marquez'in en kolay okunan kitaplarından biri. eğer bunu beğenmediyseniz, okuması zor bulduysanız yazarın diğer kitapları ile vakit kaybetmemenizi öneririm.
kurgu için etkileyici dedim ama ana konu bizim yeşilçam filmlerinden alınmış gibi namus cinayeti... bu cinayet etrafında dönen olaylar etkileyici kılıyor hikayeyi. "eeeh yok artık yav." gibi tepkiler verdiriyor tabii ki bu olaylar ama adı üstünde büyülü bir gerçeklik var marquez'de.
kitabı tekrar elime alıp şöyle bir baktığımda fark ettiğim şey ise yazarın bu kitaptan sonra kendini ne kadar çok geliştirdiği oldu. evet, bu kitap çok güzel ama çok daha güzellerini yazmış. aynı şey yaprak fırtınası kitabı için de geçerli kesinlikle. yine hafif bir başlangıç yapmak isteyenlere önerebilirim o kitabı da.
devamını gör...


o kadar iyi bir kitap ki sırf bunu yazmak için kafa izninden döndüm.

ispanyolca adı crónica de una muerte anunciada bir duyurunun kroniği olan kitap ülkemizde kırmızı pazartesi adı ile çevrilmiş ve basılmış olup gabriel garcía márquez imzalı 107 sayfalık eserdir.

kitap bana bir ön yargı verin dünyayı yerinden oynatayım şiarının nelere mâl olacağı üzerine yazılmış, birinin ağzından çıkan tek sözcük başka birini ölüme götürdü, çünkü ondan bu hareketi bekliyorlardı, ön yargılarının kölesi olmuş insanlar onu infaz etmek için sorgusuz sualsiz bir adamı yok yere mahvediyor.

kitabın konusu ise evlendikten sonra bakire olmadığı anlaşılan genç kadın kendisine bunu kimin yaptığını sorduklarında santiago nasar'ın adını veriyor ve ikiz abileri direkt onu öldürmek için harekete geçiyorlar, gidip kasap bıçağı alıyor ve her yerde bir ön yargıya kurban gitmiş genci arıyor ve işini bitirmek istiyorlar.

genovese sendromu'ndan muzdarip halk ise onun öleceğini biliyor ama bir şey yapmıyorlar. öleceğini bilmeyen tek kişi öldürülecek olan genç santiago nasar

toplum suçu hazırlıyor, cesur olduğunu sanan bir piyon ise halkın isteğini kendini kahramanlaştırarak yerine getiriyor ama suçun genelde toplum tarafından planlanmış bir tuzak olduğunu görüyoruz, onun ölmesini engellemiyorlar onu sevenler dışında herkes seyirci, çünkü sadistler, içten içe bir olay çıksın da izleyelim kafasındalar ve olan oluyor, sorgusuz sualsiz bir insanı kurban ediyorlar, cinayet pazartesi günü işlendiği için kitabın adı kırmızı pazartesi/ kan kırmızısı bir cinayet.

ön yargılarınızın kölesi olmayın arkadaşlar. kitap bunu bas bas bağırıyor.


kitapta çok fazla latince isim vardı, her sayfada yazar başka bir isim veriyor ve aklımda tutmam zor oldu, bu kim lan diye şaşırtıyor ama baş karakterleri bilmek kâfi.



öğrenmemiz gerekenden çok daha fazlasını öğretmişti bizlere, ama her şeyin üstünde de hayatta hiçbir yerin boş bir yatak kadar hüzünlü olamayacağını öğretmişti.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
sonunu bildiğiniz bir kitabı okumak başta sıkıcılaşır ve bitiremeden bırakırım diyordum ama yanılmışım.
geleceği görüp müdahale edememek hatta olayların ağır çekimde ayrıntılı bir şekilde işleyişine tanıklık etmek gibi müthiş bir şey.
bitirdikten sonra ilk 10dk boyunca niye okudum diye sorguluyordum. sonrasında pişmanlık duymadım. sosyolojik bi eleştiri tadında geldi bana.


bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden oynatayım.’
devamını gör...
gabriel garcia marquez'in namus, toplumsal baskı, onur gibi kavramları irdelediği hikâyesidir. kitap bir solukta okunacak kadar sürükleyici olmasının yanı sıra aslında cinayetin failleri, kurban, olayların çözümü hikâyenin başında veriliyor olmasına rağmen merak unsuru çok güzel devam ettirdiği harika anlatım biçimine sahiptir.
özellikle günümüzde dâhi kadının ve erkeğin toplum içinde dayatılan rollerde kısılıp kalışını çok güzel gözler önüne seriyor. bunu da şu satırlar arasında çok net anlayabilirsiniz;

'' kızlarsa evlenmek üzere yetiştirilmişlerdi. gergef işlemeyi, makineyle dikiş dikmeyi, kukalı dantel örmeyi, çamaşır yıkayıp ütü ütülemeyi, yapma çiçekler, kendi uydurdukları tatlılar yapmayı, aşk pusulaları yazmayı bilirlerdi. ölüme saygıyla yaklaşma kültürünün bir yana bırakmış zamane kızlarında farklı olarak, onları dördü de eski adet olduğu için hastaların başında bekleme, ölüm döşeğinde onlara güç verme, ölüleri kefenleme sanatında ustaydılar. ''

toplumun kendi içinde oluşturduğu çarpık namus anlayışının ve onların istediği düzenin devam etmesi için her şeye, hatta bir insanım öldürülmesine bile sessiz kalacak kadar ikiyüzlülü olabileceğini de gözler önüne seriyor.
bana için en vurucu tespiti şudur; "suçu toplum hazırlar, suçlu işler."
devamını gör...
ben bu kitabı yıllar önce askere giderken almıştım. daha sonra dağıtıma çıkarken okuyamadan bir arkadaş istemişti ben de ona hatıra olarak verdim. geçen hafta indirdiğim e-kitap uygulamasında karşıma çıkınca da açıp okumak istedim. iyi ki de okumuşum.

karayipler'deki mahalle baskısının da bizden çok farklı olmadığını, kültürel yakınlıkların yanı sıra, törel anlamda da benzerlikler olduğunu görüyoruz. başından beri işleneceği belli olan bir cinayet var ama herkesin nasılsa biri haber vermiştir diyerek engellemeye pek fazla istekli olmayışları ile bağıra bağıra geldi cinayet. yetişmeye çalışan da geç kaldı. işte bu umursamazlık bir canın yitip gitmesine diğer 4 kişinin de hayatı boyu acı çekmesine neden oldu. (kız, kocası ve abileri)

yukarısı esasen kitabın konusu olduğu için spoiler değil ama burası spoiler. en çok santiago nassar'ın eve girmeye çalışırken annesinin oğlunu eve girdiği sanarak kapıyı kapatması nedeniyle oğlunun öldürülmesi kısmı etkiledi beni. bir anne için çok büyük bir trawma. yazar her karakterin geçirdiği süreci ve yaşadıklarını güzel aktarmış. okunası...
devamını gör...
marquez dehasını bizlere gösteren, küçük boyutuna rağmen büyük anlamlar içeren yapıt. okurken bizde yaşanan sokak cinayetleri ve şiddet eylemlerine olan umarsızlık akla gelir. tekniği çok başarılı, genç yazarlara örnek teşkil edecek bir eser.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"kırmızı pazartesi" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim