141.
“ah maria, niçin seninle bir pencere kenarında oturup konuşamıyoruz? niçin rüzgarli sonbahar akşamlarında, sessizce yan yana yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu dinleyemiyoruz? niçin yanımda değilsin? ”
dizelerinin sahibi
dizelerinin sahibi
devamını gör...
142.
devamlı surette kendisini muhâsebeye tâbi tutan, kendisi ile olan hesaplaşmalarını eksiği ve fazlası olmadan okuyucuya hikâyelerdeki kahramanları vasıtasıyla yansıtan, eserlerinde tasvirlere önem veren, toplum yararını gözeten edebiyat anlayışıyla müstesnâ yazarlar arasında yerini almış, fikir ve düşünceleri nedeniyle hapislere mâruz bırakılmış, mazlûm şekilde can vermiş bir er kişidir. "benim kanaatimce sanat, insana insanı ve hayatı ve bunların manasını öğretmekle muvazzaftır." sözleri o'na aittir. konuşma diline yakın bir üslûp kullanarak, halk nezdinde anlaşılır olmak istemiştir. pek çok şiiri bestelenmiş, zaman zaman hasret, hüzün ve ümit duygularıyla mırıldandığımız müziklerle dilimizden düşmemiştir. toprağı bol olsun.
devamını gör...
143.
hayatının bir bölümünü ankara'nın meşhur karanfil sokağı'nda geçirmiş. sırça köşk hikayesi zamanında skandal yaratmış. hikayeye göre bir grup insan bir yere varmış ve oradakilere "sizin sırça köşkünüz yok mu?" diye sormuş ve olumsuz cevap almışlar. yerliler kendilerini eksik hissetmek istememişler ve onların sırça köşk yapma taleplerini olumlu karşılamışlar. sırça köşkü yapanlar sırça köşke çökmüşler ve halktan talepte bulunmaktalarmış sürekli. sanırım bu köşk çankaya köşküne benzetilmiş ki bi skandal olmuş.
devamını gör...
144.
köpekler istedi diye atlar ölmez.
#1523942 ulu kurtlar başlığı basmış. sabahattin ali hakkında gerçekleri ortaya döken* bu yazıyı yazan kişi* kendi içindeki pislikleri dökmüş, besbelli. ancak satır aralarını okursanız sabahattin ali'nin ne kadar güzel bi' adam olduğunu bu iğrenç yazıdan dahi görebilirsiniz. ben kendisine bir kez daha hayran oldum. atsızınız sizin olsun, alimiz bize yeter.
nasıl da kendi ezikliğinizi baktınız her yerde görüyorsunuz ama.
#1523942 ulu kurtlar başlığı basmış. sabahattin ali hakkında gerçekleri ortaya döken* bu yazıyı yazan kişi* kendi içindeki pislikleri dökmüş, besbelli. ancak satır aralarını okursanız sabahattin ali'nin ne kadar güzel bi' adam olduğunu bu iğrenç yazıdan dahi görebilirsiniz. ben kendisine bir kez daha hayran oldum. atsızınız sizin olsun, alimiz bize yeter.
nasıl da kendi ezikliğinizi baktınız her yerde görüyorsunuz ama.
devamını gör...
145.
ülkemize bu kalite çok fazlaydı. genç yaşında devlet tarafından ortadan kaldırıldı. irrayonel olarak taptığınız darı saadet döneminde hapislerde çürütüldü.
devamını gör...
146.
muhtemelen kendi ölümünü tezgahlamıştır.
devamını gör...
147.
üçüncü reich özentisi ırkçıların ağzına almaya hakkının bile olmadığı büyük yazar ve şair. insanlığa ama en çok da türk halkına sunduğu büyük türkçe eserlere karşın “kendisi oflu bir rum’du” diyerek akılınca yazara hakaret ettiğini zanneden cahiller insanlığa nasıl bir artı değer katmış? gidin kavgam kitabını okuyun siz sabahattin ali size fazla.
devamını gör...
148.
devamını gör...
149.
atsız fanlarının kötülediği ve 25 şubat 1907 yılında eğridere’de doğan yazar, şair, öğretmendir. bir zamanlar tercümanlık da yapmıştır. ilk şiir denemelerine balıkesir’de başlamış ve edebiyat öğretmeninin desteğiyle de bazı dergilerde şiirlerini yayımlamış. sabahattin ali gerçekten yetenekli yazarlarımızdan birisidir. türkiye’de kısa bir süre öğretmenlik yapsa da türk devleti tarafından almanya’ya dil eğitimi için gönderilmiş. türkiye’ye geldikten sonra da almanca öğretmenliği görevine başlasa da komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklanmış.
zaten türkiye’de böylesine kaliteli insanlar geçmişte mutlaka ya tutuklanır ya da öcü gösterilmek amacıyla da kötülenip dururlar. sonrasında atatürk hakkında yazdığı şiir nedeniyle de tekrar devlet kurumlarında görevlendirilmiş. sabahattin ali kendisine sosyalist gibi gösterilmesinden ötürü sıkılmıştır, bunun için esirler adlı oyununu kaleme almış.
hayatının son zamanlarını da sözde faşist milliyetçilerle tartışarak sürdürmüş. zaten nihal atsız ile çok kez kavga etmiş, ırkçılık turancılık davasının da bir parçası olmuş. keşke onlarla uğraşmasaydı, hayatını faşizme karşı çıkarak karartmasaydı zira şu anda bu durum halen devam ediyor pek bir değişiklik yok yani. sonrasında aziz nesin’le birlikte bir dergi çıkarmış, o dergide de siyasileri eleştirmesi yüzünden birçok dava ile uğraşmış ardından türkiye’yi terk etme kararı almış. terk etme sırasında da faşist biri tarafından öldürülmüş.
bu şahane insanın bir sürü kaliteli eserleri vardır. bunlardan bazıları şunlardır; kürk mantolu madonna, içimizdeki şeytan, melankoli, değirmen gibi gibi. bunlar favorim olan sabahattin ali eserleridir.
ister sevin kendisini ister sevmeyin ama türk edebiyatına iz bırakmış bir isimdir sabahattin ali. ışıklar içinde uyusun. sevgi ve saygıyla…
zaten türkiye’de böylesine kaliteli insanlar geçmişte mutlaka ya tutuklanır ya da öcü gösterilmek amacıyla da kötülenip dururlar. sonrasında atatürk hakkında yazdığı şiir nedeniyle de tekrar devlet kurumlarında görevlendirilmiş. sabahattin ali kendisine sosyalist gibi gösterilmesinden ötürü sıkılmıştır, bunun için esirler adlı oyununu kaleme almış.
hayatının son zamanlarını da sözde faşist milliyetçilerle tartışarak sürdürmüş. zaten nihal atsız ile çok kez kavga etmiş, ırkçılık turancılık davasının da bir parçası olmuş. keşke onlarla uğraşmasaydı, hayatını faşizme karşı çıkarak karartmasaydı zira şu anda bu durum halen devam ediyor pek bir değişiklik yok yani. sonrasında aziz nesin’le birlikte bir dergi çıkarmış, o dergide de siyasileri eleştirmesi yüzünden birçok dava ile uğraşmış ardından türkiye’yi terk etme kararı almış. terk etme sırasında da faşist biri tarafından öldürülmüş.
bu şahane insanın bir sürü kaliteli eserleri vardır. bunlardan bazıları şunlardır; kürk mantolu madonna, içimizdeki şeytan, melankoli, değirmen gibi gibi. bunlar favorim olan sabahattin ali eserleridir.
ister sevin kendisini ister sevmeyin ama türk edebiyatına iz bırakmış bir isimdir sabahattin ali. ışıklar içinde uyusun. sevgi ve saygıyla…
devamını gör...
150.
sevmeyi, kırılmayı ve unutamamayı en güzel anlatan yazarlardan :
ona kızgın değildim. ona kızmama, darılmama, onun aleyhinde düşünmeme imkân olmadığını hissediyordum. ama bir kere kırılmıştım. hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi. sonra, aradan seneler geçtiği halde, nasıl hâlâ ona bağlı olduğumu gördükçe, ruhumda daha büyük bir infial duyuyordum. o beni çoktan unutmuş olacaktı.
ona kızgın değildim. ona kızmama, darılmama, onun aleyhinde düşünmeme imkân olmadığını hissediyordum. ama bir kere kırılmıştım. hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi. sonra, aradan seneler geçtiği halde, nasıl hâlâ ona bağlı olduğumu gördükçe, ruhumda daha büyük bir infial duyuyordum. o beni çoktan unutmuş olacaktı.
devamını gör...
151.
sabah ınstagrama foto atıp akşam unutunca eşine sormuş üstad, ben bu fotoyu ne zaman attım diye.. eşi de durur mu yapıştırmış cevabı sabahattın ali..
lilium adlı hesabımdan..
lilium adlı hesabımdan..
devamını gör...
152.
bildiğim kadarıyla eğitim vermek için gitti yeri ve insanlarını yermiş birisidir. bu yüzden o gittiği yerde olması gerektiği kadar eğitim verdiğini sanmıyorum. bana göre kendisi bu konuda tek değildir ve bu tarz öğretmenler şimdiki durumda olmamızın en büyük nedenlerinden birisi olabilir. yazarlığına ise bir şey diyemem okumadım
devamını gör...
153.
son dönemde kitapları oldukça ucuzlamış, kendine okur diyen bir kişinin neredeyse en az bir kitabını okuduğu muazzam nadide yazarımız.
tabi dönem itibariyle toplumcu gerçekçi, realist, bir bakışla yazdıkları pek hoş karşılanmamış ve sıkıntılı bir hayat yaşayarak rezilce bir infazla hayata gözlerini yummuştur.
kendisi cumhuriyet dönemi türk edebiyatı içerisinde son derece özel bir yer edinmiş ve dönemin polyanacı yazarlarının aksine olan biteni, o sözüm ona anadolu irfanı denilen şeyin pekte bir halt olmadığını açıkça dile getirmiştir. tıpkı nazım hikmet gibi o da dönemin ahlaki çöküşünü, yeni kurulmuş bir devlet olmasına rağmen devletin halkla olan kopmuşluğunu eserlerinde yansıtmıştır. sabahattin alinin eserlerinde o dönemin birtakım yazarlarının aksine yeni bir devlet kurduk eskiyi koparıp attık, eski dönemde halk türlü sıkıntı içindeyken, cumhuriyetle artık bu sıkıntılar geride kalmıştır vari söylemlere anlatımlara pek rastlanmaz.
tabi eserlerinde aşk merkezdedir. ama onun etrafında bugün hala toplumun boğuştuğu sorunları açıkça dile getirmiştir. bu sorunların bir kısmı yönetim yetersizliğinden, bir kısmı yerleşik toplumsal yapıdan, bir kısmı da sloganlaşmış anadolu irfanı denen şeyin pekte bizim zannettiğimiz gibi insani ve ahlaki değerler içermiyor olmasıdır.
yine sabahattin ali çağdaşları nazım hikmet, halide edip, ahmet hamdi tanpınar, refik halit karay gibi eleştirinin, muhalifliğin ve farklı düşünmenin pekte hoş karşılanmadığı bir dönemde yaşamıştır.
tabi yukarıda saydığım ve sayamadığım isimlerin bir kısmını haklı bir kısmını haksız ve hain görebilirsiniz. zaten konumuz bu değil.
ama canı gönülden inandığım bir şey var ki oda kuruluş döneminin zafiyet kaldıramayacak kadar hassas olduğu düşüncesidir. bazen bazı insanlar yanlış dönemde yaşar. maalesef bu ve benzeri isimler açıkçası yanlış dönemde yaşamış, olağan dönemde söyledikleri, yazdıkları, tutumları son derece normal karşılanabilecekken o dönem için normal karşılanması pekte mümkün olmayacak bir durumdur.
burada yazar öldürmek veya sürgün etmekle dönemin olağanüstülüğünün ne alakası var diyecek olanlar olabilir.
ama unutmamak gerekir ki tek başına son derece akıllı hareketlerde bulunan insanlar, toplaştıklarında son derece aptalca hareketlerde bulunabiliyorlar. ve bu tip oluşumlar, ortaya çıkmadan önce veya hemen sonra, bu tip yazarların, edebiyatçıların, fikir adamlarının ortaya koyduklarından son derece etkileniyor, ve yönlendirilebiliyorlar. bu fikir adamları art niyetli olmasa bile. mesela fransız ihtilali ne neden olduğu ileri sürülebilecek voltaire, montesquieu ve rousseau gibi yazarlar vardır.
neyse yazı amacından sapıyor.
sabahattin alinin romanlarını herkes bilir ama ona ait olduğu bilinmeyen ama sürekli duyduğumuz şarkı yapılmış şiirler vardır. mesela leylim ley, mahpushane türküsü(başın öne eğilmesin. aldırma gönül aldırma), kara yazı, hapishane şarkısı(göklerde kartal gibiydim kanarlarımdan vuruldum) vs.
bir şiiri ise bende ayrı bir yer etmiştir.
sevip sevip yarı ele kaptırmak
kara bahtın bana eski işidir.
ömrümdeki yıllar kadar yar sevdim
her biri bir başkasının eşidir.
canlar verdim her birinin yoluna,
hepsi girdi bir yiğidin koluna,
bülbül bile kondu bir gül dalına,
boşta gezen bizim gönül kuşudur...
ve ayrıca hikayeleri de çok bilinir. sevilir. ölümü hakkında da oldukça bol rivayet vardır. hatta ölmediği hakkında da.
gelelim son söze;
nice şarkıcı onun şiirleriyle ününe ün kattı, servetine servet.
ama o bulgar sınırında teşhis dahi edilemeyecek şekilde öldürüldü.
tabi dönem itibariyle toplumcu gerçekçi, realist, bir bakışla yazdıkları pek hoş karşılanmamış ve sıkıntılı bir hayat yaşayarak rezilce bir infazla hayata gözlerini yummuştur.
kendisi cumhuriyet dönemi türk edebiyatı içerisinde son derece özel bir yer edinmiş ve dönemin polyanacı yazarlarının aksine olan biteni, o sözüm ona anadolu irfanı denilen şeyin pekte bir halt olmadığını açıkça dile getirmiştir. tıpkı nazım hikmet gibi o da dönemin ahlaki çöküşünü, yeni kurulmuş bir devlet olmasına rağmen devletin halkla olan kopmuşluğunu eserlerinde yansıtmıştır. sabahattin alinin eserlerinde o dönemin birtakım yazarlarının aksine yeni bir devlet kurduk eskiyi koparıp attık, eski dönemde halk türlü sıkıntı içindeyken, cumhuriyetle artık bu sıkıntılar geride kalmıştır vari söylemlere anlatımlara pek rastlanmaz.
tabi eserlerinde aşk merkezdedir. ama onun etrafında bugün hala toplumun boğuştuğu sorunları açıkça dile getirmiştir. bu sorunların bir kısmı yönetim yetersizliğinden, bir kısmı yerleşik toplumsal yapıdan, bir kısmı da sloganlaşmış anadolu irfanı denen şeyin pekte bizim zannettiğimiz gibi insani ve ahlaki değerler içermiyor olmasıdır.
yine sabahattin ali çağdaşları nazım hikmet, halide edip, ahmet hamdi tanpınar, refik halit karay gibi eleştirinin, muhalifliğin ve farklı düşünmenin pekte hoş karşılanmadığı bir dönemde yaşamıştır.
tabi yukarıda saydığım ve sayamadığım isimlerin bir kısmını haklı bir kısmını haksız ve hain görebilirsiniz. zaten konumuz bu değil.
ama canı gönülden inandığım bir şey var ki oda kuruluş döneminin zafiyet kaldıramayacak kadar hassas olduğu düşüncesidir. bazen bazı insanlar yanlış dönemde yaşar. maalesef bu ve benzeri isimler açıkçası yanlış dönemde yaşamış, olağan dönemde söyledikleri, yazdıkları, tutumları son derece normal karşılanabilecekken o dönem için normal karşılanması pekte mümkün olmayacak bir durumdur.
burada yazar öldürmek veya sürgün etmekle dönemin olağanüstülüğünün ne alakası var diyecek olanlar olabilir.
ama unutmamak gerekir ki tek başına son derece akıllı hareketlerde bulunan insanlar, toplaştıklarında son derece aptalca hareketlerde bulunabiliyorlar. ve bu tip oluşumlar, ortaya çıkmadan önce veya hemen sonra, bu tip yazarların, edebiyatçıların, fikir adamlarının ortaya koyduklarından son derece etkileniyor, ve yönlendirilebiliyorlar. bu fikir adamları art niyetli olmasa bile. mesela fransız ihtilali ne neden olduğu ileri sürülebilecek voltaire, montesquieu ve rousseau gibi yazarlar vardır.
neyse yazı amacından sapıyor.
sabahattin alinin romanlarını herkes bilir ama ona ait olduğu bilinmeyen ama sürekli duyduğumuz şarkı yapılmış şiirler vardır. mesela leylim ley, mahpushane türküsü(başın öne eğilmesin. aldırma gönül aldırma), kara yazı, hapishane şarkısı(göklerde kartal gibiydim kanarlarımdan vuruldum) vs.
bir şiiri ise bende ayrı bir yer etmiştir.
sevip sevip yarı ele kaptırmak
kara bahtın bana eski işidir.
ömrümdeki yıllar kadar yar sevdim
her biri bir başkasının eşidir.
canlar verdim her birinin yoluna,
hepsi girdi bir yiğidin koluna,
bülbül bile kondu bir gül dalına,
boşta gezen bizim gönül kuşudur...
ve ayrıca hikayeleri de çok bilinir. sevilir. ölümü hakkında da oldukça bol rivayet vardır. hatta ölmediği hakkında da.
gelelim son söze;
nice şarkıcı onun şiirleriyle ününe ün kattı, servetine servet.
ama o bulgar sınırında teşhis dahi edilemeyecek şekilde öldürüldü.
devamını gör...
154.
20. yüzyıl avrupa edebiyatının en özgün iki isminden biridir. diğeri ise nazım hikmettir. bu devlet ve toplum ikisinin de hayatını kararttı. aynı büyük sinema ustası yılmaz güney'e yaptığı gibi. aynı büyük müzik dehası ahmet kaya'ya ettiği gibi. örnekler ne yazık ki bitmez tükenmez.
en nitelikli evlatlarına bunu yapan toplum acaba kurtuluşu ve kaliteli bir yaşamı hakkediyor mudur? neyse. ben cevabı yine de nazım ve hasan hüseyin korkmazgil ustada arayıp bulayım. kararı size bırakıyorum. ilki hasan hüseyin korkmazgil den. hasan hüseyin korkmazgil de hayatı devlet tarafından karartılmış büyük şairlerimizdendi.
“elbette bir bildiği var bu çocukların.
kolay değil öyle genç ölmek.
yeşil bir yaprak gibi yüreği.
koparıp ateşe atmak,
pek öyle kolay değil.
hem öyle bir ağaç ki şu yaşam denilen şey,
yalnız bir bahar çiçeklenir.
a benim gülüm..”
''“akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!”
en nitelikli evlatlarına bunu yapan toplum acaba kurtuluşu ve kaliteli bir yaşamı hakkediyor mudur? neyse. ben cevabı yine de nazım ve hasan hüseyin korkmazgil ustada arayıp bulayım. kararı size bırakıyorum. ilki hasan hüseyin korkmazgil den. hasan hüseyin korkmazgil de hayatı devlet tarafından karartılmış büyük şairlerimizdendi.
“elbette bir bildiği var bu çocukların.
kolay değil öyle genç ölmek.
yeşil bir yaprak gibi yüreği.
koparıp ateşe atmak,
pek öyle kolay değil.
hem öyle bir ağaç ki şu yaşam denilen şey,
yalnız bir bahar çiçeklenir.
a benim gülüm..”
''“akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!”
devamını gör...
155.
bi adam bu kadar mı ben gibi düşünür? kitap okumayı bırakmışken kitap okumaya tekrar başladığım yazardır. ama adam da yazmış yaa
devamını gör...
156.
matematiksel olarak hayatın, insanı tekamülüne eriştirdiği yaşta milliyetçi düşüncenin barbar eylemleri neticesinde vahşice öldürülen mühim bir değerimizdir. durumun vehameti asla belirli çevreler tarafından kavranamamıştır. edebi ekosistemin olmazsa olmazlarındandır. her dönem olduğu gibi yaşadığı zamanda da haklı olarak siyasi erkleri tenkitinden dolayı aforoz edilmiştir uzun süre toplumdan. sırf sosyalist düşünceyi kamçıladığı için tutuklanan gerçek bir aydın! aziz nesin ile çıkardığı markopaşa dergisi vardır. kelime hazinenizi geliştirmeniz için birebirdir tüm kitapları. her ne kadar popüler ve teknoloji kültürünün ağzında sakız olmuş olsa da o muazzam aromasını ancak içindeki insani, edebi ve sanatsal hazzı yitirmemiş olanlar tarafından kavranabilir. damak tadınıza uymuyorsa, belki de ağzınızın tadı bozuktur. sanırım şu alıntıyla bitirmek yerinde olacaktır: kürk mantolu madonna'da der ki: “hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim.”
devamını gör...
157.
"insan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı."
sabahattin ali
sabahattin ali
devamını gör...
158.
159.
160.
bir insan bir insana elbet yeterdi.
bu sözü beni çok etkilemişti. hala da çok severim. dünyada sadece onun bana yeteceğini anladığımda daha da sevdim.
bu sözü beni çok etkilemişti. hala da çok severim. dünyada sadece onun bana yeteceğini anladığımda daha da sevdim.
devamını gör...



