181.
özgüven eksikliğinden de kaynaklanabilen anksiyete bozukluğu olarak bilinir. sosyalleşmekten, dışlanmaktan, dalga geçilmekten korkmak olarak düşünülebilir.
sosyal ortamlarda başkaları tarafından olumsuz değerlendirilmekten yoğun şekilde kaygı duyma ve korkulan durumlardan kaçınma eğilimi olarak tanımlanır.
sosyal fobi kişinin başkalarınca değerlendirilmesi mümkün olan birden çok ortamdan sürekli korkma ve bu ortamlarda olabildiğince kaçınma davranışları gösterme hali; aşağılanacağı, utanç duyacağı ya da gülünç duruma düşecek biçimde davranacağıyla ilgili sürekli endişe duyma durumu olarak tanımlanabilir.


alıntı kaynak
sosyal ortamlarda başkaları tarafından olumsuz değerlendirilmekten yoğun şekilde kaygı duyma ve korkulan durumlardan kaçınma eğilimi olarak tanımlanır.
sosyal fobi kişinin başkalarınca değerlendirilmesi mümkün olan birden çok ortamdan sürekli korkma ve bu ortamlarda olabildiğince kaçınma davranışları gösterme hali; aşağılanacağı, utanç duyacağı ya da gülünç duruma düşecek biçimde davranacağıyla ilgili sürekli endişe duyma durumu olarak tanımlanabilir.


alıntı kaynak
devamını gör...
182.
çocuklukta içine düştüğüm sonralarda ise kendimi kaldırmak için çabaladığım ve başardığım illet.
bu durumlarda olma sebebi illa ki aile ve çevre ilişkisindendir. biraz karakteristik özelliklerlerin de etkisi vardır ama dediğim gibi.
aşılmayacak şeyler değil. bu süreçten kurtulursanız kendi gözünüzde ne kadar büyüttüğünüzü görürsünüz. bunun şaşkınlığını yaşama hissini sevmiştim. "ya ne kadar normal ve ne kadar basit bir şeye beni öldürecek gücü vermişim." demiştim. çünkü anlarda bir kelime etmek, göz ucuyla dahi bakmak ölümden farksız gelirdi. derslerde söz hakkı istemeden hocanın bana sorması ya da kaldırması o anlar boyunca ecel teri dökmeme veya bazen o saniyeler kadar ölmeme neden olurdu. doğru bildiğim şeylerde bile yanlış cevap vermeme neden olurdu ya da ödüllü sorularda cevabı bilsem bile söz hakkı almamama. bunlar hep kayıp, eee daha nereye kadar sürecek?..
bir de ben insanlara cidden fazla anlam yüklemişim. herkesi kendim gibi veya üstte görmüşüm. bu verdiğim değer, sevgi, saygı, hoşgörü ve hayranlık hissi buna sebep oldu. çünkü çocukken insanları hep kendini yetiştiren, çokça geliştiren, çok bilgili, çok akıllı vs. sanıyordum. hani yaş farkı oluyor ya, ben o farka bu farkları da getirmiştim. büyürken bunun farklı olmadığını, büyüklere bu kadar anlam yüklenilmemesini çünkü o yaşlara çoğunlukla doğrular yerine yanlışlarla gelmiş olduklarını, ortamlarda konuşulan olaylarda gerilmek yerine boş muhabbetler döndürüldüğü için bulunmamam gerektiğini anlamıştım. bu çocuk dediğim süreç ilkokul öncesinde başlamıştı. ortaokulda sanrılarım yıkıldı ve uzak olduğum insanlar daha uzak gelmeye başladı. üniversitede kendi ayaklarımın üzerinde durunca bazı şeyleri aşmak daha kolay geldi. ve fobisi olanlara istinaden küçük bir yardım amaçlı kendime yapıp etkisini gördüğüm bir şeyden bahsedeceğim; aştım vs. dedim ya bu şöyle diyerek oldu "onlar da hatalı, onlar senden daha çok yanlışlı, senden bir fazlaları yok, çoğunluk senin seviyende bile değil onlara nasıl bir öncelik ve önem vermişsin de kendi önceliğini ve önemini o kadar arka plana atmışsın. hiçbir zaman kusursuz mükemmel olamayacaksın. illa kusurların olacak ve asıl sen bunlarla mükemmelleşeceksin. hata yapmakta özgürsün ama yanlış yapma şansın yok hiçbir zaman da olmayacak. o yüzden bolca hata yap, rezil olabilirsin, düşebilirsin, bocalayabilirsin. bunları deneyimlemek ceza gibi dursa da aslında zenginlik. sen özgürsün. o yüzden kafes içinden çık ve uç. kendi kafesinle gökyüzünün güzelliğinden mahrum kalma..." gibi gibi.
planlı, programlı, detaycı ve mükemmelliyetçi bir insanım. böyle biri olmak hiç kolay değil. avantajı kadar dezavantajı da var ama aşılabilir. eminim siz de aşacaksınız...
bu durumlarda olma sebebi illa ki aile ve çevre ilişkisindendir. biraz karakteristik özelliklerlerin de etkisi vardır ama dediğim gibi.
aşılmayacak şeyler değil. bu süreçten kurtulursanız kendi gözünüzde ne kadar büyüttüğünüzü görürsünüz. bunun şaşkınlığını yaşama hissini sevmiştim. "ya ne kadar normal ve ne kadar basit bir şeye beni öldürecek gücü vermişim." demiştim. çünkü anlarda bir kelime etmek, göz ucuyla dahi bakmak ölümden farksız gelirdi. derslerde söz hakkı istemeden hocanın bana sorması ya da kaldırması o anlar boyunca ecel teri dökmeme veya bazen o saniyeler kadar ölmeme neden olurdu. doğru bildiğim şeylerde bile yanlış cevap vermeme neden olurdu ya da ödüllü sorularda cevabı bilsem bile söz hakkı almamama. bunlar hep kayıp, eee daha nereye kadar sürecek?..
bir de ben insanlara cidden fazla anlam yüklemişim. herkesi kendim gibi veya üstte görmüşüm. bu verdiğim değer, sevgi, saygı, hoşgörü ve hayranlık hissi buna sebep oldu. çünkü çocukken insanları hep kendini yetiştiren, çokça geliştiren, çok bilgili, çok akıllı vs. sanıyordum. hani yaş farkı oluyor ya, ben o farka bu farkları da getirmiştim. büyürken bunun farklı olmadığını, büyüklere bu kadar anlam yüklenilmemesini çünkü o yaşlara çoğunlukla doğrular yerine yanlışlarla gelmiş olduklarını, ortamlarda konuşulan olaylarda gerilmek yerine boş muhabbetler döndürüldüğü için bulunmamam gerektiğini anlamıştım. bu çocuk dediğim süreç ilkokul öncesinde başlamıştı. ortaokulda sanrılarım yıkıldı ve uzak olduğum insanlar daha uzak gelmeye başladı. üniversitede kendi ayaklarımın üzerinde durunca bazı şeyleri aşmak daha kolay geldi. ve fobisi olanlara istinaden küçük bir yardım amaçlı kendime yapıp etkisini gördüğüm bir şeyden bahsedeceğim; aştım vs. dedim ya bu şöyle diyerek oldu "onlar da hatalı, onlar senden daha çok yanlışlı, senden bir fazlaları yok, çoğunluk senin seviyende bile değil onlara nasıl bir öncelik ve önem vermişsin de kendi önceliğini ve önemini o kadar arka plana atmışsın. hiçbir zaman kusursuz mükemmel olamayacaksın. illa kusurların olacak ve asıl sen bunlarla mükemmelleşeceksin. hata yapmakta özgürsün ama yanlış yapma şansın yok hiçbir zaman da olmayacak. o yüzden bolca hata yap, rezil olabilirsin, düşebilirsin, bocalayabilirsin. bunları deneyimlemek ceza gibi dursa da aslında zenginlik. sen özgürsün. o yüzden kafes içinden çık ve uç. kendi kafesinle gökyüzünün güzelliğinden mahrum kalma..." gibi gibi.
planlı, programlı, detaycı ve mükemmelliyetçi bir insanım. böyle biri olmak hiç kolay değil. avantajı kadar dezavantajı da var ama aşılabilir. eminim siz de aşacaksınız...
devamını gör...
183.
asosyalliğin devamında böyle bir olay gelişebileceğine inanıyorum.
kendimde gözlemlediğim kadarıyla sosyal fobi gelişti bende asosyallik sonrası.
biraz çaba sarfetmem gerekecek zannederim.
üstüne gitmem gerekiyor. ben bu hallere düşecek insan değildim.
kendimde gözlemlediğim kadarıyla sosyal fobi gelişti bende asosyallik sonrası.
biraz çaba sarfetmem gerekecek zannederim.
üstüne gitmem gerekiyor. ben bu hallere düşecek insan değildim.
devamını gör...
184.
bunun oluşması için asosyal olmanıza gerek yokmuş. sınırlarını keskin bir şekilde çizdiğiniz bir sosyal çevreye alışınca bu sizin konfor alanınız haline geliyormuş. yani sosyal bir insan iken bile bunu rahatlıkla yaşayabilirsiniz. bu fobiniz sonradan da oluşabilir aman dikkat.
bundan sonrası story time
hayatımın hiç bir döneminde sosyalleşmeyle ilgili bir sorun yaşamamıştım. sosyal fobi nedir anlayamazdım yani. ta ki aylarca iş-ev yapıp, iş çıkışı hem yolumun üstü hem de evime yakın diye uğrayıp alışveriş yaptığım kipa'ya ilk defa bir cumartesi hem yürüyüş olması hem de ufak tefek alışverişlerimi tamamlamak için gitmeye karar vermiştim. o da nesi? kalabalık aileler, bir sürü çocuklar, sinemaya giren gençler. özgüvenli bir şekilde gelirken güvenliğe girmeden düşen omuzlarım, stresten elimin ayağımın dolanması, güneşte yürüdüğüm onca yol terlememişken birden terlemeye başlamam... sağımdan solumdan geçen insanlardan dolayı nefesimi tutmam. çantayı kenara koyup xray'den nasıl geçtiğimi hatırlamıyorum ama hemen u yapıp yandan çıkışa yönelip sttr olup eve geri döndüm. affedersiniz tssklrı sallaya sallaya geldiğim yolu sanki biri beni arkamda bıçakla takip ediyor gibi eve geri dönmüştüm.
sosyal bir işim de vardı ve yeri geldiğinde günde 70-80 farklı insanla muhatap oluyordum o dönem. biri aranacakmış çat ararım, çekinilen telefonları ben açarım. etkinlikler düzenlenir 300-400 kişinin arasına kaynarız işimizi yaparız. nasıl olurda 1 dakika içinde skkm sonik bir avm'de sosyal ankastre geçirdim ln? o gün yaşadığım hisler ve eve yürüdüğüm 20dk aklıma o kadar kazındı ki aynı şeyi tekrar hissetmemek için bir daha asla haftasonu oraya gitmemiştim.
sonra ne oldu? bu olaydan sonraki hafta tipik bir cuma iş çıkışı haydi mekana denmiş. çok severim bunu çünkü herkes işinden çıktığı gibi gelmiş, kimsenin süslenmeye vakti olmaz haftanın yorgunluğu herkesin sıfatındadır ama haftasonu geldiği için bu sıfattaki rakun gözlerde mutluluk vardır... velhasıl servisten inmişim, izmit halkevi. barlar sokağı için karşıya geçeceğim. tam iş çıkışı olduğu için e-5 nasıl yoğun, yan yol nasıl dolu. servislerinden, otobüslerden inen inene. bir anda bok gibi kalabalığa düştüm. elim ayağım kesildi. stresten nereye gideceğimi bulamıyorum. şaka gibi ama yanımdaki üst geçitten karşıya geçmem gerektiğini beynim idrak edemiyor. eve dönmek istiyorum. o an arkadaşlarla buluşmak için orada indiğim aklımdan uçup gitti. tek istediğim eve gitmek. utanmasam oturup durakta ağlayacağım, pazarda annesinin elini tutarken kaybolmuş çocuklar gibiydim. hızlıca yürümeye başladım, otomatik pilot devrede. merdiven. insan. biraz daha basamak, biraz daha insan. köprüden geçiyorsun, daha çok insan. durursan asma köprünün ne kadar sallandığını hissedeceksin sakın durma. yürüyen merdiven, çok daha insan, sağda durmayan çok insan. ve hızlı hızlı mekana giriş. aslında burada da çok insan var, kimseyi de tanımıyorum? neden sakinleşmiştim? sırf buraya arkadaşlarım gelecek diye mi konfor alanına almıştım. anlayamıyorum.
bu anılar giderek birikiyor sevgili yazarlar. resmen sosyalliğin dibine vurup, "network" yapmak, kendimi bu şehrin yerlisi edasıyla sokakta yürüyebilmek varken giderek dışarıya çıkmayı olabildiğince erteliyorum. neredeyse tüm işlerimi bir güne yığıp asla oyalanmadan koştur koştur hızlıca tamamlayıp eve kaçıyorum. bu yaşta sosyal fobi ne aw?!
bundan sonrası story time
hayatımın hiç bir döneminde sosyalleşmeyle ilgili bir sorun yaşamamıştım. sosyal fobi nedir anlayamazdım yani. ta ki aylarca iş-ev yapıp, iş çıkışı hem yolumun üstü hem de evime yakın diye uğrayıp alışveriş yaptığım kipa'ya ilk defa bir cumartesi hem yürüyüş olması hem de ufak tefek alışverişlerimi tamamlamak için gitmeye karar vermiştim. o da nesi? kalabalık aileler, bir sürü çocuklar, sinemaya giren gençler. özgüvenli bir şekilde gelirken güvenliğe girmeden düşen omuzlarım, stresten elimin ayağımın dolanması, güneşte yürüdüğüm onca yol terlememişken birden terlemeye başlamam... sağımdan solumdan geçen insanlardan dolayı nefesimi tutmam. çantayı kenara koyup xray'den nasıl geçtiğimi hatırlamıyorum ama hemen u yapıp yandan çıkışa yönelip sttr olup eve geri döndüm. affedersiniz tssklrı sallaya sallaya geldiğim yolu sanki biri beni arkamda bıçakla takip ediyor gibi eve geri dönmüştüm.
sosyal bir işim de vardı ve yeri geldiğinde günde 70-80 farklı insanla muhatap oluyordum o dönem. biri aranacakmış çat ararım, çekinilen telefonları ben açarım. etkinlikler düzenlenir 300-400 kişinin arasına kaynarız işimizi yaparız. nasıl olurda 1 dakika içinde skkm sonik bir avm'de sosyal ankastre geçirdim ln? o gün yaşadığım hisler ve eve yürüdüğüm 20dk aklıma o kadar kazındı ki aynı şeyi tekrar hissetmemek için bir daha asla haftasonu oraya gitmemiştim.
sonra ne oldu? bu olaydan sonraki hafta tipik bir cuma iş çıkışı haydi mekana denmiş. çok severim bunu çünkü herkes işinden çıktığı gibi gelmiş, kimsenin süslenmeye vakti olmaz haftanın yorgunluğu herkesin sıfatındadır ama haftasonu geldiği için bu sıfattaki rakun gözlerde mutluluk vardır... velhasıl servisten inmişim, izmit halkevi. barlar sokağı için karşıya geçeceğim. tam iş çıkışı olduğu için e-5 nasıl yoğun, yan yol nasıl dolu. servislerinden, otobüslerden inen inene. bir anda bok gibi kalabalığa düştüm. elim ayağım kesildi. stresten nereye gideceğimi bulamıyorum. şaka gibi ama yanımdaki üst geçitten karşıya geçmem gerektiğini beynim idrak edemiyor. eve dönmek istiyorum. o an arkadaşlarla buluşmak için orada indiğim aklımdan uçup gitti. tek istediğim eve gitmek. utanmasam oturup durakta ağlayacağım, pazarda annesinin elini tutarken kaybolmuş çocuklar gibiydim. hızlıca yürümeye başladım, otomatik pilot devrede. merdiven. insan. biraz daha basamak, biraz daha insan. köprüden geçiyorsun, daha çok insan. durursan asma köprünün ne kadar sallandığını hissedeceksin sakın durma. yürüyen merdiven, çok daha insan, sağda durmayan çok insan. ve hızlı hızlı mekana giriş. aslında burada da çok insan var, kimseyi de tanımıyorum? neden sakinleşmiştim? sırf buraya arkadaşlarım gelecek diye mi konfor alanına almıştım. anlayamıyorum.
bu anılar giderek birikiyor sevgili yazarlar. resmen sosyalliğin dibine vurup, "network" yapmak, kendimi bu şehrin yerlisi edasıyla sokakta yürüyebilmek varken giderek dışarıya çıkmayı olabildiğince erteliyorum. neredeyse tüm işlerimi bir güne yığıp asla oyalanmadan koştur koştur hızlıca tamamlayıp eve kaçıyorum. bu yaşta sosyal fobi ne aw?!
devamını gör...
185.
(bkz: sosyal anksiyete bozukluğu)
altı aydan uzun süren, kişiyi gündelik yaşamının doğal sürecinden alıkoyacak düzeyde yoğun anksiyete belirtilerine yol açan; kalabalık ortamda bulunma, biri tarafından izlenme hissi veya yaptıkları dolaylı etraftakilerden eleştiri alabileceği durumlarda korku yaşaması durumunun genel adıdır.
istifa dönemimden sonra uzun bir süreci gelecek sınava çalışmaya ayırdığım dönemde, doğduğum büyüdüğüm sokaklarda bile başımı uzun bir süre kaldırımdan kaldıramama, herkesin beni izlediğini düşünme, markete gidip bir şey almak için bile bir süre düşünmeme sebebiyet vermiştir.
her fobi gibi tedavisi vardır.
hastalıktır. zordur.
şu an günde ortalama yüz kişiyle muhattap olan şahsımda eserini bıraktığını hissetsem de çekip gitmek zorunda kalmayı bilmiştir.
altı aydan uzun süren, kişiyi gündelik yaşamının doğal sürecinden alıkoyacak düzeyde yoğun anksiyete belirtilerine yol açan; kalabalık ortamda bulunma, biri tarafından izlenme hissi veya yaptıkları dolaylı etraftakilerden eleştiri alabileceği durumlarda korku yaşaması durumunun genel adıdır.
istifa dönemimden sonra uzun bir süreci gelecek sınava çalışmaya ayırdığım dönemde, doğduğum büyüdüğüm sokaklarda bile başımı uzun bir süre kaldırımdan kaldıramama, herkesin beni izlediğini düşünme, markete gidip bir şey almak için bile bir süre düşünmeme sebebiyet vermiştir.
her fobi gibi tedavisi vardır.
hastalıktır. zordur.
şu an günde ortalama yüz kişiyle muhattap olan şahsımda eserini bıraktığını hissetsem de çekip gitmek zorunda kalmayı bilmiştir.
devamını gör...
186.
insanların ne kadar boktan, dandik kişiliklere sahip olabildiğini ve toplumun bunlardan oluştuğunu fark ettikçe gücünü yitiren fobi
devamını gör...
187.
kendini evrenin merkezinde sanma durumu. sizin nasıl yürüdüğünüzü, nasıl konuştuğunuzu, nasıl oturup kalktığınızı, nasıl yemek yediğinizi inanın hiç kimse merak etmiyor. akışına bırakın.
devamını gör...
188.
tamamen toplum ve aile baskısından oluşan eleştiri yağmurlarının toprağa pıt pıt damlamasıdır.
devamını gör...
189.
birçok insanın seviyesinin yerlerde olduğunu anlayınca kaybolan hastalık.
devamını gör...
190.
sosyal yaşamda insanı perişan eden, utangaçlık, kalabalıklar arasında konuşamama gerilme heyecan gibi durumları yüksek derecede yaşatan kaygıyı dibine kadar hissettiren rezil bir fobidir, diğer adıyla sosyal anksiyete. yargılanma korkusu, eleştirilirim aptal durumuna düşer yanlış anlaşılır aşağılanırım, beğenilmem bla bla bir sürü şeyi kafanızda kurdurur.
bende de var olan bu ankastre bozukluğu maalesef gündelik yaşamı çok zorlaştırmakta, insan ilişkilerinde insanı geri plana atmakta. insanlar ya seni konuşamıyor sanıyor ya utangaç olduğunu fark ediyor her şekilde berbat. allahtan kemik kadro arkadaş grubum var, tanışıp da halimi anlayan dolu arkadaşım var ama yeni insanlar beni inanılmaz geriyor ve belli yaş aralıkları. bunlar benden küçük zorba tipler oluyor genelde, en çok onlara kuruluyorum. kalabalık bir grupla tanışmaya kalkayım da görün benim kitlenişi ksjflwjdksjsn
bir kere bir arkadaşım demişti ki oturduğumuz masaya yeni insanlar dahil oldukça sen yavaşça uzaklaşıyorsun, sesin içine kaçıyor arkana yaslanıp gömülüyorsun köşene ya işte öyle bir durum.
bide beni ünide görmeliydiniz en rezalet yılımdır ve ankastremin tavan yaptığı yıldır. yeni insanlarla tanışıcam diye kaçacak yer arar panik olurdum, kaça kaça kimseyle arki olamadık lol nefret ediyordum o zaman okuldan iğrenç bir üni yılı yaşadım lise deneyimimden çok farklıydı lisede tüm arkadaşlarımla birlikteydim ve ortamım kuruluydu harikaydı. ünide bir iki kişiyle takılırdım ee kimseyle pek muhatap olmayınca da herkes beni ya soğuk biri (mizacım da sert mlsf) ya da insanlara tepeden bakan biri sanırdı :d sınıfın popüler biz kızı vardı çok sosyal olan tiplerden, bir gün bunla aynı ortamda kalınca tanışmak zorunda kaldık okul başlamış aradan 4 ay falan geçmiş slfjsldjsj kız bana dedi ki beni ilk gördüğünde neden şöyle çok sert baktın korktum senden :( bende gülümseyerek dedim gülüm vallahi elimde değil mizacım böyle. istemeden almanlar gibi çatık kaşlı geziyorum lol
velhasıl girişkenlik nefis bir şey olsa gerek, dışa dönüklük son derece ilişkileri etkileyen, insanları sosyal ortamlarda iyi bir duruma sokan ve rahatça takılmalarını sağlayan özelliktir, keşke öyle olsamdır.
bende de var olan bu ankastre bozukluğu maalesef gündelik yaşamı çok zorlaştırmakta, insan ilişkilerinde insanı geri plana atmakta. insanlar ya seni konuşamıyor sanıyor ya utangaç olduğunu fark ediyor her şekilde berbat. allahtan kemik kadro arkadaş grubum var, tanışıp da halimi anlayan dolu arkadaşım var ama yeni insanlar beni inanılmaz geriyor ve belli yaş aralıkları. bunlar benden küçük zorba tipler oluyor genelde, en çok onlara kuruluyorum. kalabalık bir grupla tanışmaya kalkayım da görün benim kitlenişi ksjflwjdksjsn
bir kere bir arkadaşım demişti ki oturduğumuz masaya yeni insanlar dahil oldukça sen yavaşça uzaklaşıyorsun, sesin içine kaçıyor arkana yaslanıp gömülüyorsun köşene ya işte öyle bir durum.
bide beni ünide görmeliydiniz en rezalet yılımdır ve ankastremin tavan yaptığı yıldır. yeni insanlarla tanışıcam diye kaçacak yer arar panik olurdum, kaça kaça kimseyle arki olamadık lol nefret ediyordum o zaman okuldan iğrenç bir üni yılı yaşadım lise deneyimimden çok farklıydı lisede tüm arkadaşlarımla birlikteydim ve ortamım kuruluydu harikaydı. ünide bir iki kişiyle takılırdım ee kimseyle pek muhatap olmayınca da herkes beni ya soğuk biri (mizacım da sert mlsf) ya da insanlara tepeden bakan biri sanırdı :d sınıfın popüler biz kızı vardı çok sosyal olan tiplerden, bir gün bunla aynı ortamda kalınca tanışmak zorunda kaldık okul başlamış aradan 4 ay falan geçmiş slfjsldjsj kız bana dedi ki beni ilk gördüğünde neden şöyle çok sert baktın korktum senden :( bende gülümseyerek dedim gülüm vallahi elimde değil mizacım böyle. istemeden almanlar gibi çatık kaşlı geziyorum lol
velhasıl girişkenlik nefis bir şey olsa gerek, dışa dönüklük son derece ilişkileri etkileyen, insanları sosyal ortamlarda iyi bir duruma sokan ve rahatça takılmalarını sağlayan özelliktir, keşke öyle olsamdır.
devamını gör...
191.
hayatımı bana zindan eden illet. işin kötü yanı, alıştım da buna.
bu yanımı sevmeye başladım. hayat çok garip gerçekten.
bu yanımı sevmeye başladım. hayat çok garip gerçekten.
devamını gör...