161.
4 senedir kahrını çektiğim illet hastalık. belli bir yaştan sonra hafiflediği söylenmektedir ancak sorun şu ki sosyal fobi en dinamik, en genç dönemlerinizde vücudunuza giren ve bir daha geri gelmeyecek yıllarınızı ot gibi yaşamanıza sebep olan bir hastalıktır.

yani özetle gençken yaşayamadığınız onlarca olaydan sonra 30 yaşından sonra sosyal fobinizin geçmesi size tek bir sonuç verir. boşa yaşanmış, iyi değerlendirilmemiş bir gençlik, bomboş bir hayat. bu yüzdendir ki kişisel gelişim düşmanıdır.

çoğu insana komik gelir ama başa gelmeyen cidden anlamaz.

kendi hayatımdan en basit örnekleriyle:

-eksik para üstünü isteyememek
-otistik bir yürüyüş şekli (baş öne eğik, kollar hareketsiz, mahcup bir surat ifadesi)
-tek başına bir kafede bir lokantada yiyip, içememek.
-yabancılara soru soramamak (bir keresinde soru sormaya korktuğumdan kaybolmuşluğum vardır)
-insanlar bana mı bakıyor bana mı gülüyor hissi.
-sunum yaparken, konuşurken ki sürekli söylenecekleri tartma, düşünme, hesaplama eylemi sonucunda ağlamaklı, titrek bir ses tonu ve üzerine keban barajı boşalmış gibi terden ve utangaçlıktan gelen terleme izleri.
-karşı cinsle konuşamama, sıkılma hali bunun surat ve beden hareketlerine yansıması vesaire.

içine kapanıklık veya asosyallikle karıştırılmamalıdır. çünkü bu iki kişilik modeli yalnızlıktan, çevresinde az insan olmasından mutludur. sosyal fobikler ise bunların aksine içten içe çok sıcakkanlı, sempatik, sürekli birileriyle tanışmak, arkadaş olmak, eğlenmek isteyen ama bunu yapamayan insanlardır.
devamını gör...
162.
berbat bir şey. daha önce bin kez söylediğim gibi hemen her kişi için oldukça basit bir eylem olan yürümeyi bile işkence haline getirebiliyor bu.
devamını gör...
163.
arkadaşı olmayan insanlarla diyaloğu sıfır olup dış dünyadan kendini soyutlamış kişidir. evet.
devamını gör...
164.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

allah kahretmesin.
devamını gör...
165.
konuştuğun kişinin gözlerine bakmaya engeldir. grup ortamında konuşmana engeldir. topluluk önünde konuşmak işkencedir. bazen telefonu bile açmaya cesaret edemezsin.
devamını gör...
166.
bir zamanlar otobüste inmek istediğim yeri söyleyemediğim için birkaç durak fazla gider, birisi inince onunla iner ve eve yürürdüm. aynı şekilde otobüsü durdurmak için birisinin gelip durdurmasını beklerdim. şimdilerde daha iyiyim, en azından otobüsü durdurup inmek istediğim yeri söyleyebiliyorum ama hâlâ devam eden garip takıntılarım var. illet bir şeydir.
devamını gör...
167.
sosyal fobi ve asosyallik aynı değildir.sosyal fobi asosyalliğin aksine bir hastalıktır.insanlar ile iletişiminiz düşük seviyede olur,kendinizi yeterince ifade edemezsiniz.dışarıdan çekingen sanılırsınız ama öyle değildir.arkadaşlarımın yanındayken rahatça konuşurum,kendimi diğer insanlara olana kıyasla daha iyi ifade ederim ama tabii ki üzerimde yine bir tutukluk olur.
devamını gör...
168.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
169.
geçen hafta bende olabileceğini öğrendiğim fobi türü. ya jfknckdjfk üzülünce yemek yiyorum diye çıktığım bu yolda ne borderline kişilik bozukluğu kaldı ne sosyal fobi. herkes mabadından teşhis uyduruyor. hayır hepsi haklıysa problem yumağıyım, zannetmiyorum ki problem yumağı olup da sessiz sedasız (?) bu yaşıma geleyim...

kişilerin sosyalleşme, insan içine çıkma hatta ortalıkta olma gibi durumlarda kaygı duymaları ve bazen bedensel reaksiyonlar da vermeleri hali. tabi her psikolojik problem gibi, bunun da seyri kişiden kişiye değişiyor. herkes aynı şekilde kaygılanacak değil. kimisinde dışarıda lavabo kullanamama, toplu taşıma kullanamama, birileri varken yemek yiyememe gibi (bence baya) zorlayıcı hallerde görülürken kimileri de işte okulda sunum yaparken ne bileyim bir iş görüşmesine gidecekse falan kaygı yaşıyormuş ama bu spesifik durumlar dışında yaşamını nispeten rahat (bence) sürdürüyormuş.

bana bir kitap söylemişti psikolog. al ille de oku demedi ama seviyorum araya psikoloji ile alakalı bir şeyler sokuşturmayı, o yüzden ben kendime dedim al ille de oku diye*. üçte birini de okudum. hem genel bir fikir veriyor, hem yalın ve akıcı, hem de içinde alıştırma gibi şeyler var galiba. kendinde olduğundan şüphe eden veya sadece merak eden varsa okuyabilir, tavsiye ederim. ancak kitapta da uyardığı gibi kendinize teşhis koymaya kalkmayın, şüphelerinizi arttırırsa okuyacaklarınız, gidin bir bilene sorun. * kitabın ismi sosyal fobiden hayata yolculuk, yazarı kadir özdel.
devamını gör...
170.
nasıl yenicez bunu ya?

bugün 60 kişi önünde drama çalısması yaptım. az kalsın ölüyodum. gözlerim karardı, kalbime çarpıntı girdi, diyeceklerimi unuttum, bildiğin kekeledim. zorda olsa bitirdim ama sonunda yüzüm kıpkırmızı olmuştu.

aslında daha önceden de böyle şeyler yaşadığım için yani korkumu yenmek için dramaya katıldım ama ne yaparsam yapayım hiç iyileşme yok, hep daha kötüye gidiyor.
devamını gör...
171.
hayatımı mahvetme noktasına getiren bir ilettir . genel olarak genetik , ama yetiştirme ile ilgisi olduğunu düşünüyorum. nitekim eğer anne ya da babanız sosyal fobiyse sizde aslında bu hastalığa maruz kalmış bir kişi oluyorsunuz.

kendi sürecimden size biraz bahsetmek isterim. eğer bu süreci okumak istemiyorsanız , şimdi başka başlıklara girip , tanım girebilirsiniz. malum benim derdim kimsenin zamanını alacak kadar değerli değil .

efendim bu hastalıkla ilk karşılaşmam ortaokul yıllarında oldu. kurulan arkadaşlıklar , insanlarla iletişimde bir sorun olduğunu fark etmiştim. mesela sözlüye kalkmak demek benim için ölüm gibi bir şeydi. zaten ne zaman tahtaya kalksam , yüzüm kızarıyor ve kalbim hızlı hızlı atıyordu. bu nedenle bildiklerimi de unutuyordum.

bununla birlikte başka bir hastalıkla mücadele ettiğimi fark etmiştim. (bkz: dikkat eksikliği). ikisi bir araya gelince derslerimin berbat olması kaçınılmaz bir durum oluyordu. derslerin vahim durumları neticesinde veli toplantı zamanları benim için bir zulümden başka bir şey olmuyordu.

işinin ehli olmadıklarını düşündüğüm öğretmenlerimin benim başarısızlığımı çalışmamamdan kaynaklandığını peder beye iletmesi ve bu iletimi yüksek sesle belirtmeleri durumunda akşam ev yangın yeri oluyordu.

tabi hala benim psikolojik bir hastalıkla uğraştığımın bilincinde olmayan hem ailem hem de öğretmenlerim beni acımasızca eleştirmeye devam ediyordu.

başarısızlıklarla geçen ortaokul serüveninden sonra artık liseye geçişim olacaktı. bu süreçte düşük puanlarla birlikte yerim meslek lisesi olmuştu. liseye başlayınca hastalığımın boyutunda büyük bir artış olduğunu gözlemlemiştim.

bunu da okulda hoşlandığım kız yüzünden anlamıştım. kızın yanından geçerken kendim bir tuhaf hissediyordum. aşık gibi düşünebilirsiniz ama tam olarak daha farklı bir duyguydu. sebepsiz bir şekilde yüz kızarması , kızın yanına gidip konuşamamak gibi saçma şeylerdi. nitekim zaten kızın benim ondan hoşlandığımı söylememe gerek kalmadan yüzümün kızarması sebebiyle anlayabiliyordu.

evre olarak artık fobi ilerlemeye devam ettiği için yavaş yavaş yalnız kalmaya başlamıştım. çevremde kimse kalmayacak kadar bu devam etti. diğer arkadaşlar hafta sonlarında birlikte vakit geçirirlerken ben evde bilgisayarda oyun oynuyordum. bir nevi onlar yaşarken ben kaybediyordum.

zaman içinde artık bu şekilde devam edemeyeceğimi anladığım için peder beye açılmaya karar verdim. bütün olanları , yaşadıklarımı anlattım . üzüldü . birlikte ağladık falan. sonra ertesi güne bir psikologdan randevu olarak çözüm için bir başlangıç yaptık.

psikolojim iyi olmadığı için anne ve babayla gitmenin doğru olacağını düşündüm ve onlarla birlikte kliniğe gittik.

psikolog ilk önce anne ve babamı içeri alarak görüştü. ardından en son beni odaya çağırarak görüştü. konuşma arasında klasik şeyler oldu. ben dertlerimi söyledim o akıl verdi. sonra biraz test gibi şeyler yaptı ve eve gönderdi.

bu arada 2004 yılında 50 tl gibi bir ücret ödemiştik. bu yüzden 8 yıl kadar psikolog yüzü görmedim.

sözün özü psikolog pek işe yaramamıştı. sosyal hayatın içinde olabilmek o kadar kolay değildi. bir kere fiziksel olarak bile akranlarıma meydan okuyamıyordum. aralarında sürekli ezilen kişi bendim. bu durum bir süre sonra büyük boyutlara ulaşmıştı ve çığırından çıkmıştı.

gelen tokatlıyor , giden tokatlıyor. işte hakkımı arayamadığımın farkına o zaman varmıştım. boğazıma kadar gelen küfür yada hak aramakla alakalı cümleler bir şekilde geri gidiyordu. bu yüzden hep içime atmakla yetiniyordum .

okuldan sonra eve gelince , tüm sinirimi haliyle ev ahalisinden çıkarıyordum. sanırım benimde gücüm onlara yetiyordu. bu kötü bir durum ama benim yaşadığım durumda kötüydü.

"okulda melek , evde şeytanı oynuyordum ."

bununda sosyal fobi belirtisi olduğunu o zamanlar bilmiyordum , ama maalesef öyleymiş . bu durum böyle devam ederken tüm zorbalıkla geçen lise dönemi bitmişti. sonuç olarak bozuk olan psikolojim daha fazla bozulmuştu.

bu durum ailem için pek fazla dert değildi. onlar için gerekli olan tek şey başarılı olmamdı. ama ben başarılı olmaktan ziyade daha basit bir şey olan toplumla iletişime geçemiyordum. hani başta demiştim ya dikkat eksikliğim de var . bu hastalık yüzünden lisede de başarısız bir şekilde mezun oldum ve üniversite sınavında güzel bir şekilde çakıldım.

neyse bir şekilde üniversiteye girdik. ama hastalık hep devam etti. sanırım kendileri beni yok etmek için görevlendirilmiş bir şeydi. belki de doğal seçilim böyle istiyordu.

son olarak çevrenizde benim gibi kişiler varsa ,onları fazla sorgulamayın . onlar böyle istemezdi , hastalık böyle istiyor. . .

the and
devamını gör...
172.
doktoruma göre aşırı yoğun yaşadığım ve tedavisi için uzun yıllar çabalamam gereken hastalığım. hastalık demek yerine kişiliğim diyebilirim aslında. yaşamak bu durumda çok zor geliyor arkadaşlar
devamını gör...
173.
tam olarak geçmiyor ancak asla eskisi gibi de kalmıyorsunuz. çok çirkin bir durum, içinde bulunduğunuzda azıcık dahi geçeceğine inanamıyorsunuz, hep böyle yaşayacağım diye düşünüyorsunuz.
azalıyor güzel insanlar, epey azalıyor. umutsuz olmayınız, kendinizi huzura teslim ediniz.
eppur si hatipoğlu
devamını gör...
174.
şöyle bişey olabili'r
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
175.
#1174057
1 yıl sonra bir güncellemek istiyorum.

öncelikle dönem dönem olsa da ömür boyu devam edecek bir psikolojik desteğe ihtiyacınız olduğunu kabullenmek işleri kolaylaştırıyor. destek almak ayıp ya da korkunç değil. susadıkça su içmek gibi düşünün. "ihtiyacım var ve alıyorum."

aptallığı içinde boğulanların "abartıyorsun" demesine aldanmayın. ne hissediyorsanız o, ne eksik ne fazla.

bakımlı olunca her şey buhar olup uçmuyor. "ayh böyle pasaklı gezsem ben de kendimden utanırım" diyenlerin ağzının ortasına bir tane patlatın, hak etmiştir, günahı benim boynuma.

bir gün bir şey olacak ve hayatınızı bu fobiyle geçirmekten sıkılacaksınız. bayağı bayağı varlığı canınızı sıkacak ve işlevsiz bir uzvunuzu amputasyon etmek istemek gibi bir duygu yaşayacaksınız. ne onunla ne onsuz hissi. tam o noktada psikolojik destek alın.

sizinle benzer hissi yaşayan ve bunu atlatan insanlarla birlikte olun. sizi en iyi onlar anlar. çok heveslendiği, sabırsızca beklediği işin sabahında korkusundan yataktan çıkamayan ve vazgeçen ya da vazgeçmeden sürüne sürüne evden çıkan insanlar... bu hissi yalnızca yaşayan bilir. kaç imza gününe, kaç konsere tek başına bu şekilde gittiğimi bilmiyorum.

kendinize bu insanlardan bir arkadaş grubu oluşturun ve birbirinizi asla zorlamadan, sabır ve anlayışla etkinlikler düzenleyin. birbirinizi davet etmekten asla vazgeçmeyin. bir kere gücü olmaz, iki kere gücü olmaz, üçüncü de olur o güç. ne sizin ne onların "ben bu sefer katılmayayım" ile "ben geliyorum" arasında bir yargısı olmasın. geliyorsa gücü vardır, ne güzel; gelmiyorsa gücü yoktur, zorlamayın. kimseye de bu yüzden sitem etmeyin. sitem edenle de bağlantınızı kesin. çok biliyorlar maşallah. *

birlikte bir etkinliğe karar vermişseniz ve onlar katılma gücünü bulamadıysa siz sürünerek de olsa tek başınıza gidin. "onlar yok, ben de tek başına gitmeyeyim", "yalnız hiçbir şey anlamam" demeyin. ısrarla devam ederseniz böyle böyle içinizde güç bulmaya başlayacaksınız. buraya birileri ile planlayıp sonunda tek başına yaptığım etkinliklerin listesini bırakıyorum. (2 tanesi gece yarısı biten toplam 3 konser, 1 milli bayram yürüyüşü, 2 müze gezisi + sergi)

bunları hallettikten sonra noktayı şöyle koydum sosyal fobiye #2189596
devamını gör...
176.
toplumda ezik ve silik bir imajınız olmasına yol açar. kötüdür.
devamını gör...
177.
özgüven eksikliğinden de kaynaklanabilen anksiyete bozukluğu olarak bilinir. sosyalleşmekten, dışlanmaktan, dalga geçilmekten korkmak olarak düşünülebilir.
sosyal ortamlarda başkaları tarafından olumsuz değerlendirilmekten yoğun şekilde kaygı duyma ve korkulan durumlardan kaçınma eğilimi olarak tanımlanır.



sosyal fobi kişinin başkalarınca değerlendirilmesi mümkün olan birden çok ortamdan sürekli korkma ve bu ortamlarda olabildiğince kaçınma davranışları gösterme hali; aşağılanacağı, utanç duyacağı ya da gülünç duruma düşecek biçimde davranacağıyla ilgili sürekli endişe duyma durumu olarak tanımlanabilir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
alıntı kaynak
devamını gör...
178.
çocuklukta içine düştüğüm sonralarda ise kendimi kaldırmak için çabaladığım ve başardığım illet.
bu durumlarda olma sebebi illa ki aile ve çevre ilişkisindendir. biraz karakteristik özelliklerlerin de etkisi vardır ama dediğim gibi.
aşılmayacak şeyler değil. bu süreçten kurtulursanız kendi gözünüzde ne kadar büyüttüğünüzü görürsünüz. bunun şaşkınlığını yaşama hissini sevmiştim. "ya ne kadar normal ve ne kadar basit bir şeye beni öldürecek gücü vermişim." demiştim. çünkü anlarda bir kelime etmek, göz ucuyla dahi bakmak ölümden farksız gelirdi. derslerde söz hakkı istemeden hocanın bana sorması ya da kaldırması o anlar boyunca ecel teri dökmeme veya bazen o saniyeler kadar ölmeme neden olurdu. doğru bildiğim şeylerde bile yanlış cevap vermeme neden olurdu ya da ödüllü sorularda cevabı bilsem bile söz hakkı almamama. bunlar hep kayıp, eee daha nereye kadar sürecek?..
bir de ben insanlara cidden fazla anlam yüklemişim. herkesi kendim gibi veya üstte görmüşüm. bu verdiğim değer, sevgi, saygı, hoşgörü ve hayranlık hissi buna sebep oldu. çünkü çocukken insanları hep kendini yetiştiren, çokça geliştiren, çok bilgili, çok akıllı vs. sanıyordum. hani yaş farkı oluyor ya, ben o farka bu farkları da getirmiştim. büyürken bunun farklı olmadığını, büyüklere bu kadar anlam yüklenilmemesini çünkü o yaşlara çoğunlukla doğrular yerine yanlışlarla gelmiş olduklarını, ortamlarda konuşulan olaylarda gerilmek yerine boş muhabbetler döndürüldüğü için bulunmamam gerektiğini anlamıştım. bu çocuk dediğim süreç ilkokul öncesinde başlamıştı. ortaokulda sanrılarım yıkıldı ve uzak olduğum insanlar daha uzak gelmeye başladı. üniversitede kendi ayaklarımın üzerinde durunca bazı şeyleri aşmak daha kolay geldi. ve fobisi olanlara istinaden küçük bir yardım amaçlı kendime yapıp etkisini gördüğüm bir şeyden bahsedeceğim; aştım vs. dedim ya bu şöyle diyerek oldu "onlar da hatalı, onlar senden daha çok yanlışlı, senden bir fazlaları yok, çoğunluk senin seviyende bile değil onlara nasıl bir öncelik ve önem vermişsin de kendi önceliğini ve önemini o kadar arka plana atmışsın. hiçbir zaman kusursuz mükemmel olamayacaksın. illa kusurların olacak ve asıl sen bunlarla mükemmelleşeceksin. hata yapmakta özgürsün ama yanlış yapma şansın yok hiçbir zaman da olmayacak. o yüzden bolca hata yap, rezil olabilirsin, düşebilirsin, bocalayabilirsin. bunları deneyimlemek ceza gibi dursa da aslında zenginlik. sen özgürsün. o yüzden kafes içinden çık ve uç. kendi kafesinle gökyüzünün güzelliğinden mahrum kalma..." gibi gibi.
planlı, programlı, detaycı ve mükemmelliyetçi bir insanım. böyle biri olmak hiç kolay değil. avantajı kadar dezavantajı da var ama aşılabilir. eminim siz de aşacaksınız...
devamını gör...
179.
asosyalliğin devamında böyle bir olay gelişebileceğine inanıyorum.

kendimde gözlemlediğim kadarıyla sosyal fobi gelişti bende asosyallik sonrası.
biraz çaba sarfetmem gerekecek zannederim.
üstüne gitmem gerekiyor. ben bu hallere düşecek insan değildim.
devamını gör...
180.
bunun oluşması için asosyal olmanıza gerek yokmuş. sınırlarını keskin bir şekilde çizdiğiniz bir sosyal çevreye alışınca bu sizin konfor alanınız haline geliyormuş. yani sosyal bir insan iken bile bunu rahatlıkla yaşayabilirsiniz. bu fobiniz sonradan da oluşabilir aman dikkat.

bundan sonrası story time

hayatımın hiç bir döneminde sosyalleşmeyle ilgili bir sorun yaşamamıştım. sosyal fobi nedir anlayamazdım yani. ta ki aylarca iş-ev yapıp, iş çıkışı hem yolumun üstü hem de evime yakın diye uğrayıp alışveriş yaptığım kipa'ya ilk defa bir cumartesi hem yürüyüş olması hem de ufak tefek alışverişlerimi tamamlamak için gitmeye karar vermiştim. o da nesi? kalabalık aileler, bir sürü çocuklar, sinemaya giren gençler. özgüvenli bir şekilde gelirken güvenliğe girmeden düşen omuzlarım, stresten elimin ayağımın dolanması, güneşte yürüdüğüm onca yol terlememişken birden terlemeye başlamam... sağımdan solumdan geçen insanlardan dolayı nefesimi tutmam. çantayı kenara koyup xray'den nasıl geçtiğimi hatırlamıyorum ama hemen u yapıp yandan çıkışa yönelip sttr olup eve geri döndüm. affedersiniz tssklrı sallaya sallaya geldiğim yolu sanki biri beni arkamda bıçakla takip ediyor gibi eve geri dönmüştüm.

sosyal bir işim de vardı ve yeri geldiğinde günde 70-80 farklı insanla muhatap oluyordum o dönem. biri aranacakmış çat ararım, çekinilen telefonları ben açarım. etkinlikler düzenlenir 300-400 kişinin arasına kaynarız işimizi yaparız. nasıl olurda 1 dakika içinde skkm sonik bir avm'de sosyal ankastre geçirdim ln? o gün yaşadığım hisler ve eve yürüdüğüm 20dk aklıma o kadar kazındı ki aynı şeyi tekrar hissetmemek için bir daha asla haftasonu oraya gitmemiştim.

sonra ne oldu? bu olaydan sonraki hafta tipik bir cuma iş çıkışı haydi mekana denmiş. çok severim bunu çünkü herkes işinden çıktığı gibi gelmiş, kimsenin süslenmeye vakti olmaz haftanın yorgunluğu herkesin sıfatındadır ama haftasonu geldiği için bu sıfattaki rakun gözlerde mutluluk vardır... velhasıl servisten inmişim, izmit halkevi. barlar sokağı için karşıya geçeceğim. tam iş çıkışı olduğu için e-5 nasıl yoğun, yan yol nasıl dolu. servislerinden, otobüslerden inen inene. bir anda bok gibi kalabalığa düştüm. elim ayağım kesildi. stresten nereye gideceğimi bulamıyorum. şaka gibi ama yanımdaki üst geçitten karşıya geçmem gerektiğini beynim idrak edemiyor. eve dönmek istiyorum. o an arkadaşlarla buluşmak için orada indiğim aklımdan uçup gitti. tek istediğim eve gitmek. utanmasam oturup durakta ağlayacağım, pazarda annesinin elini tutarken kaybolmuş çocuklar gibiydim. hızlıca yürümeye başladım, otomatik pilot devrede. merdiven. insan. biraz daha basamak, biraz daha insan. köprüden geçiyorsun, daha çok insan. durursan asma köprünün ne kadar sallandığını hissedeceksin sakın durma. yürüyen merdiven, çok daha insan, sağda durmayan çok insan. ve hızlı hızlı mekana giriş. aslında burada da çok insan var, kimseyi de tanımıyorum? neden sakinleşmiştim? sırf buraya arkadaşlarım gelecek diye mi konfor alanına almıştım. anlayamıyorum.

bu anılar giderek birikiyor sevgili yazarlar. resmen sosyalliğin dibine vurup, "network" yapmak, kendimi bu şehrin yerlisi edasıyla sokakta yürüyebilmek varken giderek dışarıya çıkmayı olabildiğince erteliyorum. neredeyse tüm işlerimi bir güne yığıp asla oyalanmadan koştur koştur hızlıca tamamlayıp eve kaçıyorum. bu yaşta sosyal fobi ne aw?!
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"sosyal fobi" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim