"gözbebeklerinde bir ağrıyla gelirdi. ben, kirpiklerimde binlerce yol, parmaklarımı kalbime batıra batıra beklerdim. sokakların telaşıyla odaların suskunluğu arasına sıkışmış kekeme hayaldi. gülüşü, bir yaprak ummanında gün ışığı gibi hüzünlü bir sevinç verirdi. akşamüstüne benzeyen sesle konuşurdu. kendisine ait olmayan bir zamandan yaşamaktan bunalmıştı. iki kuşağın yanlışlarından bir dağ taşırdı iki kaşı arasında. ellerini mi, rüzgârlı bir yaprağı mı tutardım seçemezdim. yıllarca gövdesini aynalardan uzak tutmuştu. sorumlulukla özgürlük arasındaki ilişkiyi sorardı durmadan bir kapıya kısılmış dağ başı kadar acıklıydı. parmakları, ikide bir suyu kesilen küçük ırmaklardı. bildiği bütün türküler aşk üzerineydi ama o söylemenin değil de dinlemenin erdem olduğuna inanmıştı. bense, onun yerine de acı çeken çifte korkudan bir umut ıslığıydım. ay ışığı, yağmur dalgınlığı, ten kokusu ve evlerin solgunluğundan oluşmuş iki pencere gibi bakardık birbirimize.

bütün genç kızların pembe bir erkek, pembe yatak örtüleri, pembe koltukları, pembe yemek takımları ve pembe bahçelerle büyüyüp, dar ve siyah mutfaklarda yemek kokularına dönüştüğü; erkeklerin inceliklerini eşiklerde bırakıp birer çizgili pijama kesildiği ruhsuz ve soğuk bir dünyanın güceniğiydi. herkesin, yenilgisinden bir sığınakla daha büyük yıkımlardan korunmaya çalıştığı bir büyük yanılgıda, rengini ufuklardan alan bir çift günebakandı gözleri. nereye baksa pul pul uzaklık dökerdi. ben acıyla yakınlığımı duyurmaya çalışırdım. içtenliği yalanla zedelenmiş insanlar, tuhaftır, içtenliğe değil de yalana tutunuyorlardı. bir bağ bozumunda üzüm salkımları kadar güzel ve dokunaklıydı. kâküllerine biraz eğilen herkes içinde boğulan şarkıyı görürdü. caddelerin ağır yalnızlığından ara sokaklara geçerek soluk almaya çalışırdı. herkesin, başkasının acısına bakarak kendini rahatlattığı, başkasının sevincinden pay çıkarmaya çalıştığı bir bulanık zamanda, üstüne titrediği her şeyi bana yüklemişti. bir yağmur damlasını tutar gibi alırdı yüzümü avuçlarına."


“o zamanlar içimdeki çocuk daha özgür, daha cesurdu. dünya bu kadar soğuk değildi. herkes yüreğiyle gülerdi birbirine. insan sesinden medet umulurdu. eşyalar bir salgın hastalığa dönmemişti. pencerelerin önünden başlardı gökyüzü ve toprak. paylaşarak büyütürdü insanlar bir hazzı; paylaşarak yenerlerdi yalnızlığı. kimse geri çekilerek tartmazdı ağırlığını. kimsenin önemi zenginliğinden gelmezdi. insanın zenginliği güzelliğiydi. aşk bir olanaktı iyilik için. odaların daralmaya, içimdeki sarmaşığın gövdeme dolanmaya başladığı filiz yeşili bir zamandı. her kirpiğimden bir kuş uçuyordu. bahar, kalbimden yürüyordu dünyaya. her şeyi duyguların düzene koyduğu yaşlardaydım. dört mevsimden damıtılmış beşinci bir mevsim gibi doldu boşluğuma. gülünce içimde binlerce karınca yürürdü. baktığı yerlerim kıpkırmızı kesilirdi. sesi, içinde ayrılık olmayan bir ülkeydi. dünya bir boşluğa düşerdi elimden tutunca. kalbim çoktan varmıştı varacağı yere. gövdemden başka olanağım kalmamıştı bu coşkuyu karşılayacak. başka nasıl öğrenebilirdi insan sınırlarını?”


“üç derin yarayla öğrendim, aşkın, ayrılığın ilk adımı olduğunu. birisi kalbimdedir; dünyaya katacağı bir incelik kalmamıştır. birisi gözbebeklerimde; hüzünle bakar gençlere. birisi suyu kesilmiş bir ırmaktır alnımda; yıllardır taşlar ve keder akar yatağından.”

insanın acısını insan alır/şükrü erbaş
devamını gör...
tanımadığım ve tanımak için çaba sarf etmediğim yazar. ama bir sorun bakalım neden? elim gitmiyor efendim. tanıyınca, neler yaptığını öğrenince kelimeleri bendeki tesirini kaybedecekmiş gibi geliyor. bu yüzden sadece adı ve hisleri var bende.*
zihnindeki kelimeleri bu kadar güzel ifade edebilen başka bir yazar tanımadım ben. beğendiğim, hayran kaldığım illaki olmuştur ama bu adam çok başka. gidip gelip yazılarını okurum. bazen olur içime ağır gelen bir hayranlıkla "keşke ben yazsaymışım bunu" derim. "ben bu cümlelerden birini bile yazmamışken nasıl beni anlatabiliyor?" diye dehşete düştüğüm olur.

velhasıl; çok güzel adamdır. dilerim ki her zaman gönlü gibi güzellikler bulur.

"ömür hanım
güzelliğin geçici olduğunu senden öğrendim
emeğin aşktan büyük bir hazine olduğunu senden
zaman, kâküllerinden doğar topuklarından batardı
al yeşil soluğum, yarasına döndüğüm, sözümün sahibi
sevmenin, dünyayı sevmek olduğunu senden öğrendim."


"boşluk kendine çevirdi beni. her şey ağırlaşıyor. her şey soğuyor. belki de hiçlik bu. sen orada yalnız kalma diye burada konuşup duruyorum. canımın burcu. kirpiksiz gülüm. merhametine sığındığım kadın. senden bir parmak yüksekte aldığım her soluk kalbimi kurutuyor."

"biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir parçamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de. en büyük hünerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak...kıyılarımız duygularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir; ufuklarımızsa sisler içinde...o kıyısız gökyüzü nasıl sığar
küçücük gözlerimize, bir bardak suya, demirli bir pencereye...nasıl gizleriz ağız dil vermez bir geceye? ve nedir ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir içimize. çözemeyiz, de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek, bu ezbere yaşamla."


ve son.

"kimseler görmedi ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim. içimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına,
ben geçtim...yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde, ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. beni cam kırıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü ve dağınıklığı ile... yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.
ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. saatlerce dayak yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. ürperiyorum. bir at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın sokaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını. içimde bir çocuk, yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş
umut ölülerini çiğneyerek. sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş, yanılmış bir çocukluk olmasın ömür hanım?"



çok güzel yahu.
devamını gör...
" durup dururken inciniyorsun. kötü söz gerekmiyor bunun için. sana söylenmesi de gerekmiyor sözün. tam kirpiklerinin ucunda bir yarım ay, dudaklarında bir boyalı söz... bir kırıcı gülüş yetiyor kapanman için. saygısız ses, kibirli gövde, tüküren gözler... kalabalık, tanrısından büyük! iskeletine kadar çekiliyorsun. birisine bir söz söyleyeceksin; sessizlik boğucu; şu uzun ayrılığa bir özür, bir sitem... kırk cümle kuruyorsun, ağzını açmadan vazgeçiyorsun. incinme değil bu, insana olan inancı yitirme! yaranı evde bırakıp çıkıyorsun sokağa. öyle acıklı bir uzaklık ki, şikayetin sularını çoktan geçtin. hiçbir şeye öfke duymuyorsun. insan boylu boyunca bir hastalık. insan korku. insan yıkım. ihtiraslarının külü insan. inanmıyorsun artık. anlamamak değil, inanmıyorsun! can sıkıntısı değil, inanmıyorsun! yaşamak korkusu değil, inanmıyorsun!"

demiş ve duygularıma tercüman olmuş canım şair. ınstagram'dan kendisini takip ediyorum. hayattayken kıymeti bilinmesi gereken biri. çırpınıp içinde döndüğüm dünya isimli kitabından bir yazı. insana, gönül koyabilecek, kırılabilecek kadar inandığım zamanlarda ezberlediğim bir yazıydı bu. yemin ederim, şimdilerde o tutunma çabası da kalmadı. artık safi inanmıyorum. o yüzden bu yazı eskisi kadar içime işlemiyor da.
devamını gör...
ruha dokunan kelimelerin sahibi yaşayan en değerli şair.
eşinin ölümünün ardından yazdığı "yaşıyoruz sessizce" isimli şiir kitabından:

yalnızlığımın annesi
insan ölünce yalnız kendisi ölmüyor
ne diyordu metin abi
yani benim gözlerimin bunca yıl gördükleri
bir gün benimle birlikte yok olup gidecekler, öyle mi?
devamını gör...
7 eylül 1953 yozgat doğumlu bir şairimizdir. ilk ve ortaöğretimini yozgat'ta tamamlamıştır. gazi üniversitesinde eğitim bilimlerini okuyup mezun oldu. edebiyata duyduğu merakla beraber yazdığı ilk şiiri varlık dergisinde yayımlanmıştır. yarın dergisinde kurul üyesi olarak edebiyat hayatının ilk yıllarına adım attı. yolculuk adlı şiir kitabıyla 1987 yılında ceyhun atıf kansu şiir ödülüne layık görüldü. halen pen yazarlar derneği üyesidir. eserleri: küçük acılar (1984),
aykırı yaşamak (1985), yolculuk (1986), kimliksiz değişim (1992), bütün mevsimler güz (1994), dicle üstü ay bulanık (1995), insanın acısını insan alır (1995), kül uzun sürer (1996), gülün sesi gül kokar (1998), bir gün ölümden önce (1999), derin kesik (1999), üç nokta beş harf (2001), sarkacın kalbi (2002), yalnızlık heceleri (2003), insan sevmezse ölür (seçmeler, 2004), gölge masalı (2005), unutma defteri (2007), bağbozumu şarkıları (2012), pervane (2015), yaşıyoruz sessizce (2016), kuş uçar kanat ağlar (2019), otların uğultusu altında(2019), çırpınıp içinde döndüğüm dünya (2020)
devamını gör...
başım önde dönüyorum bütün yürüyüşlerden. mavilik yitirdi hükmünü. ipi kopmuş bir boncuğum senden sonra. bedeni olmayan bir zaman, odalarda. canım ne kadar acıyorsa sözüm o kadar üşüyor. ömür hanım, şahgülüm, köroğlu’m… sana bir nefes olamayan şiirden de geçtim.
devamını gör...
ayrılık ne biliyor musun?
ne araya yolların girmesi,
ne kapanan kapılar,
ne yıldız kayması gecede,
ne ceplerde tren tarifesi,
ne de turna katarı gökte.

insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

ipi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.
saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin.
çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya.
iki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı,
hüznün arması ayrılık.

o küçük ölüm!

usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.

ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı.
ben bulutları gösterirken,
‘bulmacanın beş harfli yemek sorusuna’ yanıt aramanla halkalanmış,
‘aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı’
türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip,
‘bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı? ‘
diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.

şimdi anlıyormusun gidişinin neden ayrılık olmadığını,
bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu.
bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.
boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında….

ne mi yapacağım bundan sonra?

ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce.
şiir yazmayacağım bir süre,
fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye.
hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim.
senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim.
falcı kadınlara inanmayacağım artık.
trafik polislerine adres sormayacağım,
geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye….

ne yapacağımı sanıyorsun ki?

tenin tenime bu kadar sinmişken,
ömrüm azala azala önümden akarken,
gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..
senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime,
bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım.
devamını gör...
'sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. değişik şeyler söyle ne olur, yeni bir şeyler. yıldım ömrümün kalıplarından. beni duy ve anla.'
devamını gör...
"insanın acısını insan alır" eseriyle birkaç eserini daha duyupta hiçbirine başlamadığım yazar. bu aralar herkes okuyor ondan okuyasım gelmiyor. ilgi çekilsin üstünden sonra okuyacağım.
devamını gör...
(bkz: ömür hanımla güz konuşmaları)

tesadüf eseri kitabıyla kütüphanede karşılaştım. ismini cismini tarzını bilmeden.. rastgele bir sayfa açıp betimlemelerini okudum( kız olsam ıslanırdım) iyi ki denk gelmiş.

(bkz: bağbozumu şarkıları) kitabını tavsiye ederim.
devamını gör...
benim için çok özel bir yeri vardır kendisinin iyi ki satırlarıyla tanıştım dedirtmiştir bana, hem şiirlerinde hem düzyazılarında kendimi bulurum çoğunlukla.
bir kitabını okumaya başladığımda elimde olmadan bütün satırların altını çizerim neredeyse...
ayrıı 2023'e şöyle bir göz attığımda benim için bu yılın en özel anılarından biri olabilir kendisi ile tanışmak...
devamını gör...
siz hiç duyarsız insanlara
şiirler sundunuz mu?*
devamını gör...
gönül yorgunluğu ne, biliyor musun?
gökte yıldızın kalmıyor, gölgen bir yere sığmıyor.
içindeki şarkı içinde boğuluyor ,penceren sokağa bakmıyor*
devamını gör...
çok dokunaklı şiirleri mevcut olan 1953 doğumlu türk yazar ve şairdir.
ve güz geldi ömür hanım
köylüleri niçin öldürmeliyiz en bilinen şiirlerindendir.



herkesin başkasına konuştuğu bu aynalar pazarında
seni kimseye söylemeden öleceğim.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
kendisiyle gayet keyifli bir sohbet etme imkanı bulduğumuz şair. daha doğrusu genelde o anlattı eşimle ben dinledik, güldük, mutlu olduk.
şiirleri kadar ilmi de kuvvetli bir düşünce adamı aynı zamanda. tarihten siyasete, dinden toplumsal yaşama, felsefeye kadar her konuyu katman katman açan ve dinleyiciyi büyüleyen, derya deniz bir düşünür.
devamını gör...
bugünkü söyleşisinde edebiyat konuşulacak sanırken bir anda konu hayata döndü. her dönüşünde de canımdan parçalar kopardı. ama ben böyle ağlarım... yapmayınız sayın yazar. zaten akmaya yer arıyor gözümdeki yaş.
devamını gör...
şükrü erbaş ismi ilk lise son sınıfta zihnime kazındı. edebiyat dersinde hoca şükrü erbaş'ın eserlerini sayıyordu. "insan sevmezse ölür" eserini söyledi. ne güzel bir isim seçmiş şiirine diye düşündüm. insan sevmezse ölür. ne kadar doğru ve yalın. okul bitimine kadar olan bütün süre boyunca aklımda yankılandı bu şiirin ismi. sıralara yazdım ara ara. derslerde düşündüm. çok basit görünüyor ama bende çok duygu uyandırmıştı. ama açıp şiiri hiç okumadım. sonra sınava girdim çıktım. okuldan edebiyattan koptum. bir gün otururken yine durduk yere kafamda yankılandı. insan sevmezse ölür. sonunda açtım okudum. başlığı kadar güzel bir şiirdi. hala her okuduğumda yeni anlamlar bulurum.
insan sevmezse ölür
gider acıda durur
sinema afişlerindeki çocuk eve küfürler büyütür
bitmez cümledir kızlar tezgâhlarda
hayal, berber aynalarının kartpostal dili
yokluk, yatışmaz dışarılardır
yenik bir akşam yürür şehre karakalem evlerden
ara sokaklarda her gün bir cinayet kurulur
babalar bastırılmış bir ihtilâl;
olağan sularda anneler bedensiz nilüferlerdir
insan sevmezse eve gelir
gider aktarlara bakar
yarasına biraz uzaklık basar
küçük dükkânlarda uzun konuşur
bin çeşit önlem geliştirir
gökyüzü çoktan inmiştir yere
zamansızdır
seslerden üşür
insan sevmezse mezarını küçük düşürür.
devamını gör...
birbirine ihtiyacı olanlar özenle uzak duruyor birbirinden.

bu adamı seviyorum.
devamını gör...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
yav benim lise edebiyat öğretmenim şükrü erbaşı sevmiyordu diye bende hiç açıp bakmadım bile, şimdi bi kaç şiirini dinledim de süper adammış, bu karı neden sevmemiş ki? neyse hoca senin yüzünden şükrü erbaşsız yıllarımı çaldın hığğğpu!
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"şükrü erbaş" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim