normal sözlük'te eksi butonunun olmaması
o kadar pozitif bir ponçiğim ki başlığı tesadüfen görene kadar asla dikkatimi çekmeyen bir durum. baktım, bulamadım. gerçekten yok!
lütfen hep böyle kalsın...
lütfen hep böyle kalsın...
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının nicklerinin hikayesi
efendim malumunuz olduğu üzere ''lale devri'' eğlenceleri tarihimizde önemli bir yer tutar. bu devir her ne kadar ''galatı meşhur''lar silsilesi sebebiyle farklı anlatımları haiz olsa da, ben size o dönemle ilgili gerçeğin ta kendisini anlatacağım. elbette ben de hikayeye herkes gibi ''paşa dedem'' diye başlamak isterdim lakin hikayemizin kahramanı olan büyük dedem ne yazık ki, paşa değil.
benim durumumdan da anlayacağınız üzere kendisi halis muhlis bir tosbağa. ama öyle azımsanacak, önemsenmeyecek bir tosbağa değil. kendisi saraylı bir zat-ı muhterem. sarayın bahçe kısmında yaşamış olsa dahi bu onun saraylı olduğu gerçeğini asla değiştirmez.
''lale devri'' pek çok ilki içerisinde barındır. yahya kemal beyatlı'da dizelerinde dönemi bir güzel anlatır ki, sormayın gitsin. zevki sefanın tavan yaptığı, saray eğlencelerinin arşı alaya çıktığı bu dönemde, akşam eğlencelerinin tertibinde, görsellik açısından elbette bir ışıklandırma lazım. sazendeler, hanendeler, rakkaslar, zenneler sanatlarını karanlığın ortasına icra edecek değiller ya.
işte burada devreye büyük dedem ve arkadaşları giriyor. kandillerin yetmediği yerde dedem ve tosbağa arkadaşları sayesinde hareketli ışıklandırma sağlanıyor. tamam kabul ediyorum biraz yavaş bir ışık dolaşımı söz konusu olmuş ancak o dönem zarfında bence bu bile önemli bir gelişme.
dedemler neredeyse her akşam eğlencesinde, kabuklarında yer alan mumlarla birlikte bahçede dolaşıyor, o günün elit tabakasının eğlenmesine katkı sunuyorlar. ancak o kadar kötü şartlarda çalıştırılıyorlar ki, ne yeteri kadar dinlenebiliyorlar ne de kendilerine verilen sözler tutuluyor. örneğin marul ve asma yaprağı konusunda hiç bir sıkıntı çekmeyecekleri sözü bizzat ''damat ibrahim paşa'' tarafından kendilerine verilmiş ancak ne yazık ki, yerine getirilmemiş.
bu yoğun çalışma ortamında pek çok tosbağa yorgunluktan erkenden kış uykusuna dalıyor. bahçenin ortasında hareketsiz kalıyorlar. tabi bu durum kaymak tabakanın hiç hoşuna gitmiyor. eğlencelerinin bozulmasından tosbağaları sorumlu tutuyorlar. mevzu 3. ahmet'e kadar gidiyor. padişahı öyle bir dolduruyorlar ki, padişah gelen baskılara dayanamıyor. ''tiz vurun bunların kellesini ! '' diye kükrüyor. allahtan ''damat ibrahim paşa'' aklı selim bir adam; ''devletlum bu tosbağalara bir şans daha verelim. zaten yeterince korktular ve mahcuplar. binlerce tosbağanın katli tebaanız arasında da homurdanmalara yol açar.'' diyerek araya giriyor.
3. ahmet sadrazamının sözlerini her zaman önemsemiştir. ''söyle bakalım ibrahim ne yapacağız o halde bunlarla ?'' diyerek topu sadrazamına atıyor. kaymak tabaka huzursuz, ufak homurdanmalar var. ibrahim paşa tekrar söz alıyor. ''devletlum kanımca bizim bunları eğitmemiz lazım. emir buyurun bunların terbiyesi için bir kaplumbağa terbiyecisi görevlendirelim. hem terbiye edilirlerse, devlet-i ali'nin ileri gelenlerine daha iyi hizmet ederler. bir daha da böyle elim bir olay yaşanmaz.''
3. ahmet öneriyi olumlu karşılıyor. kaymak tabaka ise durumu ehveni şer olarak değerlendirip huzurdan çekiliyor.
esasen tarihteki ilk ıslahat fermanı 3. ahmet'in tosbağaları ıslah etmek için çıkardığı bu fermandır. ancak resmi tarihçiler bu olaya asla değinmezler. bu da onların ayıbı olsun.
sonrasında ibrahim paşanın görevlendirdiği ''kaplumbağa terbiyecisi'' işe başlıyor. adam gaddar. elinde sopası, yedi gün, yirmi dört saat tosbağalara hayatı zindan ediyor. günde bir marul yaprağı yiyebilen tosbağa kendisini şanslı sayıyor. öyle bir zulüm dönemi işte...
bu durum büyük dedemin canına tak ediyor. kaplumbağa terbiyecisi kafasına kızılcık sopasını indirdiği anda can havliyle hayatının en hızlı hamlesini yapıyor ve terbiyecinin kaftanını, kabuğundaki mum ile tutuşturuyor. kaplumbağa terbiyecisi çığlıklar içerisinde, etrafta koşuştururken ''allahsız tosbağa'' diye bağırıyor. büyük dedem ve tosbağa yoldaşları kaçmaya çalışsalar da, saray bahçesinin çıkışına yaklaştıkları esnada muhafızlar tarafından derdest ediliyorlar.
haklarında bir tosbağa fermanı çıkarılıyor. hepsinin başlarının boyunlarından ayrılması suretiyle idamına karar veriliyor. büyük dedem ve yoldaşları af dilemiyor. nedamet etmiyor. hükmün uygulanacağı gün gelip çattığında, şafakla birlikte idam ediliyorlar. söylenenlere göre, damat ibrahim paşa duruma çok üzülüyor. idam edilen tosbağaların cansız bedenlerini adamlarına toplatıyor.
naaşları gizlice genç osman'ın atı ''sisli kır''ın mezarının bulunduğu kavak sarayının harabelerine gönderiyor ve orada defin edilmelerini sağlıyor. büyük dedem içinse büyük bir teveccühte bulunuyor. kendisine bir mezar taşı yaptırıyor.
üzerinde şu sözler yazmaktadır. ''allahsız tosbağa namlı cesur ve yiğit tosbağa ölmüştür. bu makam içre o gömülmüştür.''
tabi aradan yıllar geçiyor. olay unutuluyor, tarihçiler ''patrona halil isyanı''nı yazarken, allahsız tosbağa ve yoldaşlarının direnişini görmezden geliyorlar. büyük dedem gibi tarihi bir şahsiyeti tarihin tozlu sayfalarına gömmeye çalışıyorlar.
ama sağ olsun aradan uzun bir müddet geçtikten sonra, ''osman hamdi bey'' olaya vakıf oluyor. kendisi aynı zamanda arkeolog. büyük dedemin mezar taşını buluyor. konuyu araştırıyor. ve bu elim olayı öğrendikten sonra ziyadesi ile üzülüyor.
bildiğiniz üzere ''kaplumbağa terbiyecisi'' adlı bir tablo yapıyor. ancak olayları öğrendikten sonra tabloyu yeniden yapma gereği duyuyor. ilk versiyonda bulunan 5 tosbağa sayısını ikinci versiyonda 6'ya çıkarıyor. işte o altıncı tosbağa benim büyük dedem ''allahsız tosbağa'' lakaplı kaplumbağadır. pencereden sızan ışık ise bir göndermedir. orada osman hamdi bey büyük dedeme ithafen ''yolun her daim yolumuzu aydınlatacaktır.'' mesajını veriyor.
neyse efendim böyle bir dedenin torunu olduğum için büyük gurur duyuyorum. bu vesile ile de sözlükte an itibarı ile kullandığım bu kullanıcı adını aldım. birebir dedemin lakabını almak saygısızlık olurdu diye düşündüğümden, onun lakabını günümüz şartlarına uyarladım.
cilalı kabuklar içerisinde uyusun...
işte böyle...
benim durumumdan da anlayacağınız üzere kendisi halis muhlis bir tosbağa. ama öyle azımsanacak, önemsenmeyecek bir tosbağa değil. kendisi saraylı bir zat-ı muhterem. sarayın bahçe kısmında yaşamış olsa dahi bu onun saraylı olduğu gerçeğini asla değiştirmez.
''lale devri'' pek çok ilki içerisinde barındır. yahya kemal beyatlı'da dizelerinde dönemi bir güzel anlatır ki, sormayın gitsin. zevki sefanın tavan yaptığı, saray eğlencelerinin arşı alaya çıktığı bu dönemde, akşam eğlencelerinin tertibinde, görsellik açısından elbette bir ışıklandırma lazım. sazendeler, hanendeler, rakkaslar, zenneler sanatlarını karanlığın ortasına icra edecek değiller ya.
işte burada devreye büyük dedem ve arkadaşları giriyor. kandillerin yetmediği yerde dedem ve tosbağa arkadaşları sayesinde hareketli ışıklandırma sağlanıyor. tamam kabul ediyorum biraz yavaş bir ışık dolaşımı söz konusu olmuş ancak o dönem zarfında bence bu bile önemli bir gelişme.
dedemler neredeyse her akşam eğlencesinde, kabuklarında yer alan mumlarla birlikte bahçede dolaşıyor, o günün elit tabakasının eğlenmesine katkı sunuyorlar. ancak o kadar kötü şartlarda çalıştırılıyorlar ki, ne yeteri kadar dinlenebiliyorlar ne de kendilerine verilen sözler tutuluyor. örneğin marul ve asma yaprağı konusunda hiç bir sıkıntı çekmeyecekleri sözü bizzat ''damat ibrahim paşa'' tarafından kendilerine verilmiş ancak ne yazık ki, yerine getirilmemiş.
bu yoğun çalışma ortamında pek çok tosbağa yorgunluktan erkenden kış uykusuna dalıyor. bahçenin ortasında hareketsiz kalıyorlar. tabi bu durum kaymak tabakanın hiç hoşuna gitmiyor. eğlencelerinin bozulmasından tosbağaları sorumlu tutuyorlar. mevzu 3. ahmet'e kadar gidiyor. padişahı öyle bir dolduruyorlar ki, padişah gelen baskılara dayanamıyor. ''tiz vurun bunların kellesini ! '' diye kükrüyor. allahtan ''damat ibrahim paşa'' aklı selim bir adam; ''devletlum bu tosbağalara bir şans daha verelim. zaten yeterince korktular ve mahcuplar. binlerce tosbağanın katli tebaanız arasında da homurdanmalara yol açar.'' diyerek araya giriyor.
3. ahmet sadrazamının sözlerini her zaman önemsemiştir. ''söyle bakalım ibrahim ne yapacağız o halde bunlarla ?'' diyerek topu sadrazamına atıyor. kaymak tabaka huzursuz, ufak homurdanmalar var. ibrahim paşa tekrar söz alıyor. ''devletlum kanımca bizim bunları eğitmemiz lazım. emir buyurun bunların terbiyesi için bir kaplumbağa terbiyecisi görevlendirelim. hem terbiye edilirlerse, devlet-i ali'nin ileri gelenlerine daha iyi hizmet ederler. bir daha da böyle elim bir olay yaşanmaz.''
3. ahmet öneriyi olumlu karşılıyor. kaymak tabaka ise durumu ehveni şer olarak değerlendirip huzurdan çekiliyor.
esasen tarihteki ilk ıslahat fermanı 3. ahmet'in tosbağaları ıslah etmek için çıkardığı bu fermandır. ancak resmi tarihçiler bu olaya asla değinmezler. bu da onların ayıbı olsun.
sonrasında ibrahim paşanın görevlendirdiği ''kaplumbağa terbiyecisi'' işe başlıyor. adam gaddar. elinde sopası, yedi gün, yirmi dört saat tosbağalara hayatı zindan ediyor. günde bir marul yaprağı yiyebilen tosbağa kendisini şanslı sayıyor. öyle bir zulüm dönemi işte...
bu durum büyük dedemin canına tak ediyor. kaplumbağa terbiyecisi kafasına kızılcık sopasını indirdiği anda can havliyle hayatının en hızlı hamlesini yapıyor ve terbiyecinin kaftanını, kabuğundaki mum ile tutuşturuyor. kaplumbağa terbiyecisi çığlıklar içerisinde, etrafta koşuştururken ''allahsız tosbağa'' diye bağırıyor. büyük dedem ve tosbağa yoldaşları kaçmaya çalışsalar da, saray bahçesinin çıkışına yaklaştıkları esnada muhafızlar tarafından derdest ediliyorlar.
haklarında bir tosbağa fermanı çıkarılıyor. hepsinin başlarının boyunlarından ayrılması suretiyle idamına karar veriliyor. büyük dedem ve yoldaşları af dilemiyor. nedamet etmiyor. hükmün uygulanacağı gün gelip çattığında, şafakla birlikte idam ediliyorlar. söylenenlere göre, damat ibrahim paşa duruma çok üzülüyor. idam edilen tosbağaların cansız bedenlerini adamlarına toplatıyor.
naaşları gizlice genç osman'ın atı ''sisli kır''ın mezarının bulunduğu kavak sarayının harabelerine gönderiyor ve orada defin edilmelerini sağlıyor. büyük dedem içinse büyük bir teveccühte bulunuyor. kendisine bir mezar taşı yaptırıyor.
üzerinde şu sözler yazmaktadır. ''allahsız tosbağa namlı cesur ve yiğit tosbağa ölmüştür. bu makam içre o gömülmüştür.''
tabi aradan yıllar geçiyor. olay unutuluyor, tarihçiler ''patrona halil isyanı''nı yazarken, allahsız tosbağa ve yoldaşlarının direnişini görmezden geliyorlar. büyük dedem gibi tarihi bir şahsiyeti tarihin tozlu sayfalarına gömmeye çalışıyorlar.
ama sağ olsun aradan uzun bir müddet geçtikten sonra, ''osman hamdi bey'' olaya vakıf oluyor. kendisi aynı zamanda arkeolog. büyük dedemin mezar taşını buluyor. konuyu araştırıyor. ve bu elim olayı öğrendikten sonra ziyadesi ile üzülüyor.
bildiğiniz üzere ''kaplumbağa terbiyecisi'' adlı bir tablo yapıyor. ancak olayları öğrendikten sonra tabloyu yeniden yapma gereği duyuyor. ilk versiyonda bulunan 5 tosbağa sayısını ikinci versiyonda 6'ya çıkarıyor. işte o altıncı tosbağa benim büyük dedem ''allahsız tosbağa'' lakaplı kaplumbağadır. pencereden sızan ışık ise bir göndermedir. orada osman hamdi bey büyük dedeme ithafen ''yolun her daim yolumuzu aydınlatacaktır.'' mesajını veriyor.
neyse efendim böyle bir dedenin torunu olduğum için büyük gurur duyuyorum. bu vesile ile de sözlükte an itibarı ile kullandığım bu kullanıcı adını aldım. birebir dedemin lakabını almak saygısızlık olurdu diye düşündüğümden, onun lakabını günümüz şartlarına uyarladım.
cilalı kabuklar içerisinde uyusun...
işte böyle...
devamını gör...
insanları yargılamaktan sevmeye zaman bulamamak
çoğu insanın normalleştirdiği, benim de bazen fazlasıyla yaptığım, herkese kulp takmaktan dolayı oluşan sevgi açlığını... biz yarattık evet...
devamını gör...
john keats
ingiliz edebiyatının son paganı, biricik adonais'i.
percy shelley ile olan ahbaplığı herkesle bilinse de keats'i keats yapan şey kesinlikle ne bu, ne de shelley'nin kendisi için ölümünden sonra kaleme aldığı "adonais" namlı şiirdir. keats'i keats yapan şey, antik yunan döneminin yaşam tarzına, tanrılarına ve kadim bilgeliğine olan düşkünlüğü ile birlikte belki de bir akrep burcu erkeği olmasından sebep kaynaklanan derin tutkululuğudur. yirmi beş yaşında ölmüş olmasına rağmen ardında çok sayıda şiir bırakmış bu şiir efsanesi, en çok "ode"larıyla bilinir ki şiirleri arasında yer bulan "ode to melancholy" ve "to autumn" şairin karakteri hakkında ufak tefek ipuçlarını sunar bize.
ortalıkta deneysel ruhçuluktur, ezoterizmdir falandır filandır çok popüler bir şekilde boy göstermeden evvel "to psyche" isimli şiirini yazmış olan keats, pek çok şair gibi vehminin ona sunduğu kuvveti ve yeteneği, belki kendisi dahi farkında olmadan geleceği öncülemek ve onun tellallığını yapmak için kullanmıştır.
"bülbüle övgü"sü ve "bir yunan vazosuna övgü"sü şairin kişiliğinin estet ve geçmişe dönük yanlarını ortaya koyarken şair bu şiirlerin ikincisini "hakikat güzelliktir, güzellik ise hakikat" diye bitirerek sıradışı bir felsefeye temel olabilecek bir dizeyi ortaya atmış, belki de istemeden, kabala'nın tiphareth'ine göz kırpıvermiştir.
25 yaşında bu dünyadan tüberküloz hasebiyle göçüp gitmiştir.
kendisinin öldüğü yaşta, şiirini birkaç diğer şairle birlikte derinlemesine ele alan bir yüksek lisans tezi yazıyorum ben de.
percy shelley ile olan ahbaplığı herkesle bilinse de keats'i keats yapan şey kesinlikle ne bu, ne de shelley'nin kendisi için ölümünden sonra kaleme aldığı "adonais" namlı şiirdir. keats'i keats yapan şey, antik yunan döneminin yaşam tarzına, tanrılarına ve kadim bilgeliğine olan düşkünlüğü ile birlikte belki de bir akrep burcu erkeği olmasından sebep kaynaklanan derin tutkululuğudur. yirmi beş yaşında ölmüş olmasına rağmen ardında çok sayıda şiir bırakmış bu şiir efsanesi, en çok "ode"larıyla bilinir ki şiirleri arasında yer bulan "ode to melancholy" ve "to autumn" şairin karakteri hakkında ufak tefek ipuçlarını sunar bize.
ortalıkta deneysel ruhçuluktur, ezoterizmdir falandır filandır çok popüler bir şekilde boy göstermeden evvel "to psyche" isimli şiirini yazmış olan keats, pek çok şair gibi vehminin ona sunduğu kuvveti ve yeteneği, belki kendisi dahi farkında olmadan geleceği öncülemek ve onun tellallığını yapmak için kullanmıştır.
"bülbüle övgü"sü ve "bir yunan vazosuna övgü"sü şairin kişiliğinin estet ve geçmişe dönük yanlarını ortaya koyarken şair bu şiirlerin ikincisini "hakikat güzelliktir, güzellik ise hakikat" diye bitirerek sıradışı bir felsefeye temel olabilecek bir dizeyi ortaya atmış, belki de istemeden, kabala'nın tiphareth'ine göz kırpıvermiştir.
25 yaşında bu dünyadan tüberküloz hasebiyle göçüp gitmiştir.
kendisinin öldüğü yaşta, şiirini birkaç diğer şairle birlikte derinlemesine ele alan bir yüksek lisans tezi yazıyorum ben de.
devamını gör...
90’lı yıllardaki zenginlik belirtileri
apartman dairesi, özellikle de penceresi panjurlu olanı.
istanbul'daki zenginler için de silivri'de yazlık sahibi olmak.
istanbul'daki zenginler için de silivri'de yazlık sahibi olmak.
devamını gör...
komünist başkandan belediye çalışanlarına 8 bin lira maaş
coğrafya kaderdir.
tunceli'de 8binlira süper para, orda kazan sakın şehirde, temiz hava, doğal gıda, trafik yok ,stres yok, biriktirip her yıl çilesini bizlerin çektiği, izmir'de, antalya'da, muğla'da, istanbul'da bir ay tatil yap, hayat size güzel, bakın coğrafya kaderdir.
gözüm yok allah daha çok versin ...
tunceli'de 8binlira süper para, orda kazan sakın şehirde, temiz hava, doğal gıda, trafik yok ,stres yok, biriktirip her yıl çilesini bizlerin çektiği, izmir'de, antalya'da, muğla'da, istanbul'da bir ay tatil yap, hayat size güzel, bakın coğrafya kaderdir.
gözüm yok allah daha çok versin ...
devamını gör...
demokrasinin aslında iyi bir sistem olmaması
platon, yıllar yıllar önce bu durumu şöyle tanımlamıştır:
''demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir. halk övülmeyi sever. onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir. demokrasi, bir eğitim işidir. eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. devam edilirse demagoglar türer. demagoglardan da diktatörler çıkar.''
''demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir. halk övülmeyi sever. onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir. demokrasi, bir eğitim işidir. eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. devam edilirse demagoglar türer. demagoglardan da diktatörler çıkar.''
devamını gör...
evrendeki en ağır şey
belirsizlik.
devamını gör...
pişmanım çünkü
pişmanım çünkü engel olamadım hikmet'in gidişine. gözümün önünde düşünceleri beynini yerken, onu sadece azarladım belki de.
kısacası, sevdiğim insanlara karşı değerli hissettiremediğim için, onları yeterince dinleyemediğim için pişmanım.
kısacası, sevdiğim insanlara karşı değerli hissettiremediğim için, onları yeterince dinleyemediğim için pişmanım.
devamını gör...
rte'nin 2021'i şahlanış senesine döndüreceğiz açıklaması
at şahlandığında sıkı tutunmazsanız attan düşersiniz. kolu kanadı olmayan bu halka 2021 şahlanış senesi olacak derseniz akıbetini ancak deliler bilmez. hadi bakalım dört nala. deh.
devamını gör...
intihar edeceğim sorumlusu devlettir
asgari ücret alan vatandaşın haklı isyanıdır. isyan ederken gözyaşlarını tutamamış. ekonomi şahane, şahlanıyoruz falan filan dimi erdoğan? yatacak yerin yok valla. neyse…
yol tv'nin gerçekleştirdiği sokak röportajında asgari ücretle geçinmeye çalışan bir yurttaşın isyanı sosyal medyada gündem oldu.
ayda 100 lirayla geçinmeye çalıştığını dile getiren yurttaş, "geceleri ağlayarak uyuyorum. yaşım 35, bu ülkede yaşadığım için canımdan vazgeçtim artık" dedi.
"bunun sorumlusu devlettir"
yurttaş şunları söyledi:
“annem şu an kanser hastası. başımda babam yok tek başıma hayatla mücadele ediyorum. asgari ücret alıyorum. hamallık yapıyorum. bu kadar yorulup emek sarf edip aldığımız para ihtiyacımızı karşılamıyorsa biz ölelim. zengin çocukları gibi hayat yaşamak isterdim. 1500 lira kira veriyorum. çocuğum okula gidiyor. aylık 100 tl ile geçiniyorum. başımı yastığa koyunca gözyaşlarımla yatıyorum. kanser hastası annemi görmeye gidemiyorum. en son intihar edeceğim bunun sorumlusu devlettir. çocuğun canı bir şey istiyor alamıyorsun. o kadar çaldılar çırptılar sonra da allah diyorlar. daha yaşım 35 bu ülkede yaşadığım için canımdan vazgeçtim.”
kaynak; www.cumhuriyet.com.tr/turki...
edit: alttaki şahıs ne saçmalıyor lan? manyak mıdır nedir ya. sanki vatandaşı intihara ben sürüklüyorum dediğine bak hele!
edit 2: tanımını silmiş tipitip… kaçmasaydın iyiydi ya.
yol tv'nin gerçekleştirdiği sokak röportajında asgari ücretle geçinmeye çalışan bir yurttaşın isyanı sosyal medyada gündem oldu.
ayda 100 lirayla geçinmeye çalıştığını dile getiren yurttaş, "geceleri ağlayarak uyuyorum. yaşım 35, bu ülkede yaşadığım için canımdan vazgeçtim artık" dedi.
"bunun sorumlusu devlettir"
yurttaş şunları söyledi:
“annem şu an kanser hastası. başımda babam yok tek başıma hayatla mücadele ediyorum. asgari ücret alıyorum. hamallık yapıyorum. bu kadar yorulup emek sarf edip aldığımız para ihtiyacımızı karşılamıyorsa biz ölelim. zengin çocukları gibi hayat yaşamak isterdim. 1500 lira kira veriyorum. çocuğum okula gidiyor. aylık 100 tl ile geçiniyorum. başımı yastığa koyunca gözyaşlarımla yatıyorum. kanser hastası annemi görmeye gidemiyorum. en son intihar edeceğim bunun sorumlusu devlettir. çocuğun canı bir şey istiyor alamıyorsun. o kadar çaldılar çırptılar sonra da allah diyorlar. daha yaşım 35 bu ülkede yaşadığım için canımdan vazgeçtim.”
kaynak; www.cumhuriyet.com.tr/turki...
edit: alttaki şahıs ne saçmalıyor lan? manyak mıdır nedir ya. sanki vatandaşı intihara ben sürüklüyorum dediğine bak hele!
edit 2: tanımını silmiş tipitip… kaçmasaydın iyiydi ya.
devamını gör...
ücretsiz sertifikalı hızlı okuma eğitimi
piyasadaki en kapsamlı kurstur. 20. derste geldiğiniz seviyeye inanamayacaksınız. buradan ulaşabilirsiniz
tr.bitdegree.org/kurs/mukem...
tr.bitdegree.org/kurs/mukem...
devamını gör...
gözüne girmek istenilen kişi
hiç kimse. kula minnet eylemem.
devamını gör...
içerik üretmek yerine şikayet eden sözlük yazarı
herkeste bir şikayet, herkeste bir veryansın.
sol akışı mahvetmişler. şahtı şahbaz oldu. zaten bi olayı yoktu ki?
şikayet eden; kaliteli yazarları takip eder, kaliteli tanım yazar, güzel başlıklar açar.
t: anca kafa ütüleyen yazardır!
sol akışı mahvetmişler. şahtı şahbaz oldu. zaten bi olayı yoktu ki?
şikayet eden; kaliteli yazarları takip eder, kaliteli tanım yazar, güzel başlıklar açar.
t: anca kafa ütüleyen yazardır!
devamını gör...
müslümanların en büyük hataları
müslümanların hatası yoktur, hristiyan ya da yahudilerin de hatası yoktur. insanların hatası vardır, şahıslar yanlış yapar. yapılan doğrular ve yanlışlar dinlere mâl edilmemeli.
devamını gör...
sürekli birini düşünmek
"sizi düşündüğü için siz de onu düşünüyorsunuz ." tanımının gerçek olmasını dilemektir.
devamını gör...
netflix dizi önerileri
love death & robots henüz diğerleri kadar ünlü olmadığından bir kez daha yazılmayı hak ediyor fikrimce.
devamını gör...
bir sabah ansızın 1985 sabahına uyanmak
her yer kar, bembeyaz, kış çetin geçiyor.damlardan koca koca buzlar sarkıyor. apartmanın kapısını açabilmek için küreklerle kazıyorlar.rüzgar dolasıyla kapı yukarı kadar örtülmüş. kampta,nöbetteki askerler donmamak için olduğu yerde zıplıyor, yüksek sesle şarkı söylüyorlar kar bir durup bir başlarken.
kapı açılınca annemle bakkala gidiyoruz, ekmek alacağız.o karda nasıl bakkala gelmiş ki ekmek?
aceleci bir bebek kapalı yolları bekleyemiyor, o soğukta bir balıkçı teknesiyle istanbul’a hastaneye yetişiyor. adını deniz koymuşlar, ne anlamlı olmuş.
sıkılıyorum şubat tatili çok uzadı, okullar bir açılsa. tek nefes aldığım yer orası. burada evde hiç ses yok: kar sessizliği sanki.uzun tatil bitince öğreneceğim: ilçeye inen rampada ( adı devebağırtan) yolda kalan onlarca araç varmış , kimi benzini bitene kadar motoru çalıştırıp ısınmaya çalışmış, kimi ilçeye yürüyerek ulaşmış evlerde misafir ediliyorlar (tanrı misafiri bu olmalı).kimi de bu kadar şanslı değil, o beyazlığı son görüşleri. ne gazeteler ne de tv haber yapıyor ,ölü sayısı fazla diyorlar, ama galiba sansür daha fazla, neden gizlediklerini anlayamıyorum.
küçüğüm çok küçük.
yok,geri dönmek istemem.
bu yaşımda, bu yılda uyanayım...
kapı açılınca annemle bakkala gidiyoruz, ekmek alacağız.o karda nasıl bakkala gelmiş ki ekmek?
aceleci bir bebek kapalı yolları bekleyemiyor, o soğukta bir balıkçı teknesiyle istanbul’a hastaneye yetişiyor. adını deniz koymuşlar, ne anlamlı olmuş.
sıkılıyorum şubat tatili çok uzadı, okullar bir açılsa. tek nefes aldığım yer orası. burada evde hiç ses yok: kar sessizliği sanki.uzun tatil bitince öğreneceğim: ilçeye inen rampada ( adı devebağırtan) yolda kalan onlarca araç varmış , kimi benzini bitene kadar motoru çalıştırıp ısınmaya çalışmış, kimi ilçeye yürüyerek ulaşmış evlerde misafir ediliyorlar (tanrı misafiri bu olmalı).kimi de bu kadar şanslı değil, o beyazlığı son görüşleri. ne gazeteler ne de tv haber yapıyor ,ölü sayısı fazla diyorlar, ama galiba sansür daha fazla, neden gizlediklerini anlayamıyorum.
küçüğüm çok küçük.
yok,geri dönmek istemem.
bu yaşımda, bu yılda uyanayım...
devamını gör...

