benim için üzerinde düşünmeme gerek bile olmayan sahnedir. ne zaman kendimi sinirli hissetsem ki bu çoğu zaman demektir, sakinleşmek için bu sahneyi açarım ve alan silvestri’nin müziği eşliğindeki bu sahneyi izlerim.

kuş tüyü

belki de huzur böyle bir şeydir ve belki de ben her tanımımı forrest gump’ın ayağının ucuna düşen o tüyle yazıyorum.
devamını gör...

allah affetsin ama, bazen böyleleriyle aynı dine mensup olmaktan haya ediyorum.
bence olay alkol, ramazan falan değil birader.
o herif orada tek başına herkesin karşısında dimdik durabiliyor. ne bir ters hakareti, ne bir taşkınlığı var.
diğeri bu özgüveni kıskanıyor işte. kendisinin beceremediği, yıllardır içinde biriktirdiği akıntıya karşı yüzemiyor olmanın verdiği bıkkınlığı ilk fırsatta kusuyor dışarı.
devamını gör...

elindeki dosyayı teslim etmene 6 saatten az süre kalmışken nasıl bu kadar rahat olup halen boş işlerle uğraşabiliyorsun? *
devamını gör...

michael clark rockefeller 1938’de doğdu. dünyaya hükmeden bir ailenin, onlara göre biraz daha farklı bir üyesiydi.

babası nelson rockefeller, onun hanedanın zincir ticaret ağının bir zinciri olmasını beklese de o sanata ve tarihe aşık biriydi. rivayete göre, babası annesine ‘sana demiştim havyarı çok yeme diye, baksana bir garip oldu bu çocuk’ demiştir.

neyse efendim, michael harvard’dan mezun olduktan sonra ne yapayım ne edeyim, toplantılar iş dünyası çok sıkıcı diye düşünürken, babasının açtığı ilkel sanat müzesi’ne girince kafasında ampül yandı. aralarında aztek, maya ve afrika eserlerini gören michael, heyecanını yerinde görmek istedi. ha tabi para da var, eve ekmek götürme derdi yok, avustralya kıyılarına yolculuk yapmaya karar verdi.

asıl o zamanlar orası için gizem olan, asmat halkını incelemek istedi. bu asmad halkının değişik ritüelleri varmış tabi. misal düşmanlarının başlarının etini yerlermiş. keşke mecazen olaydı. gerçekten de öldürdükleri düşmanlarının kellelerini yiyorlarmış efendim. freud ‘totem ve tabu’ kitabında türlü kabilelere yer vermişti; bu kabile aralarında yoktu muhtemelen. ama freud buna benzer davranışları olan kabilelerin, düşmanlarını öldürdükten sonra pişman olduğu ve bir parçasını ruhuna katmak için yediklerini; düşmanların kafataslarını da saygı için yanlarında getirdiklerini yazmıştı. ben de olmaz olsun öyle saygı diyorum. başka yazımda(hanibalizm) hindistan’da bir kabilenin insan eti yediğini yazmıştım. bunlar ‘aghori rahipleri’dir.

ilk kabile ziyaretinden bir yıl sonra, michael, buraya ikinci bir ziyaret yapmak istedi. ilk ziyarette , onların yaptığı ayinler için kullandıkları el işleri oymaları vb satın almak istediğinde kabile buna izin vermemiş. para ilkinde kapıyı açmamış ama belki ikincide açar diye düşündüğünden belki de, 2.ziyaretini planladı. bu sefer yanında antropolog rene wassing vardı. ama kıyıya 12 mil kadar kala, fırtınadan tekneleri albora oldu.

michael, kıyıya yüzeceğini söyleyerek gruptan ayrıldı; ayrılış o ayrılış oldu. 2 hafta kadar aradılar tarafılar ama maalesef onun cesedine ulaşamadılar.

kimileri boğulduğunu, kimileri kıyıya vardığını ama kabile üyelerince yendiğini, kimi de köpek balıklarının saldırdığını söylemiştir. ne denirse densin, michael 23 yaşındayken orada kaybolmuş ve resmi ölüm ilanı yayımlanmıştır.
devamını gör...

memento mori: ölümlü* olduğunu hatırla.
devamını gör...

klasikleşmiş bir hala/teyze ismidir.

nezaket sahibi, nazik ve incelik taşıyan anlamına gelir.
devamını gör...

düşünmeli insan, yaşatacağı duyguyu önce kendi hissedebilmeli. eğer vicdan süzgecinden geçiyorsa ondan sonra ilerlemeli.

bir insan kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yapmamalı. bu küresel bir ahlak kuralıdır, evrensel ahlak kuralı.
nevzat tarhan


sadakatsizi, sadakatsiz bulsun! *
devamını gör...

çoğu zaman kişinin (kadın ya da erkek) kendisi obez (şişman deniyor halk dilinde) olduğunun farkındadır zaten. bunu ona hatırlatmaya gerek de yoktur sanki...
devamını gör...

ödevler hariç gereksiz sohbet grubudur.
devamını gör...

basit ucuz kulaklığımla burada verilen bir linki açtım az önce. bu neymiş ya. müzik kafamın arkasında falan dolaşıyor. yanımda hoparlör var zannedeceğim bilmesem. çok ilginç.
devamını gör...

doğma büyüme kadıköy insanı olarak elbette kadıköy diyeceğim modası, suadiyesi, bostancısı, sahili, barlar sokağı, osmanağa camiisi ile güzeldir kadıköy bir gün buluşma ayarlanır ise burası seçilmeli.
devamını gör...

yaaaa zengin olduğumu neden daha önce söylemediniz çok kırıldım, küstüm oynamıyorum ben.
devamını gör...

(bkz: puss in boots)
devamını gör...

allah allah bende yıllardır niye bu hiyarlar dan bir cacık olmuyor diye düşünüyordum .
devamını gör...

bu gibi durumları yaşamamanız için pastaneye gitmeden önce ne yazdıracağınıza karar verip gitmeniz daha iyi olur, nacizane..
önümüzdeki ay ben ne yazdıracağımı biliyorum, kendi pastamı yaptıracağım için strese girmeme gerek yok..
devamını gör...

manyaklık düzeyi aynı iki kişinin aşk ilişkisi.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

psikolojik egoizm yaptığımız eylemlerin erdemli,ahlaklı,asil olmasının altında aslında kendi mutluluğumuzun yattığını söyler.başkalarının mutluluğu için bir şeyler yapsak bile bunu durduk yere yapmayız çünkü buna etken haz duygularımızdır.

psikolojik egoizm'e örneklerden biri abraham lincoln and the pigs (abraham lincoln ve domuzlar) öyküsüdür. bu öyküde, lincoln bataklıklarla çevrili kırsal bir alanda yakın arkadaşı ve senatör edward dickinson baker ile atlı arabada seyahat etmektedir. sohbet esnasında lincoln, baker’a her iyi ve kötü davranışın arkasında bencilliğin yattığını söyler. baker, lincoln ile aynı fikirde değildir. o sırada, dışarıda bir domuzun bataklığa sıkışmış yavrularını kurtarmaya çalıştığını görürler. domuz acı içinde bağırmaktadır. lincoln arabanın durdurulmasını emreder. aşağıya atlar, bataklığa koşar ve yavru domuzları teker teker sıkıştıkları yerden çıkarır. arabaya döndüğünde baker kendisine beklenen soruyu yöneltir:
“şimdi bu küçük hadisede bahsettiğin bencillik nerede?” lincoln şöyle yanıtlar:
“bu bencilliğin ta kendisiydi. eğer yavrularını kurtaramadığı için acı çeken o yaşlı dişi domuzu orada öylece bıraksaydım, bütün gün vicdanen huzurlu olamazdım. bunu gönül rahatlığı için yaptım, anlamadın mı?”
devamını gör...

...
denize taş fırlatmışım mesela
incinmiş deniz
unutup deniz olduğunu
gözlerime üşümüş
ellerim küçük değil
bir şiir olamadım belki bu yüzden
gözlerim de görmüyor üstelik –senden başka
bilsen nasıl zor
umurunda değilken hiçbir şey
ellerimle buluyorum geceyi
cennet cehennemi doğuruyor,
cehennem kendini
biri’nin fırtınası, diğerinin duymadığı…

bilmiyorum ki, ne yapılır böyle zamanlarda
nasıl uyunur, nasıl okunur, nasıl yenilir- içilir

günler günlere geçiyor,
geceler içinde gecelerin.
her şey devam ediyor
-muş
gibi
gülümsemek gerek fakat
nasıl görmezden gelinir soluğunu sahiplenmiş kan
bazı acı'nın dokunulmazlığı vardır.
bir yanardağ gün gelir patlatır kendini.
"söz kendini yer"*
ateş her şeyi.
...

kör kedi şiirimden.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

başka bir boyuttan varlık olan sonic, onun süper güçlerini kullanmak isteyen kötü niyetli kişilerden kaçmak için dünyamıza gelir. yıllar boyunca green hills kasabasında saklanan sonic, yalnız olduğunun farkına varır ve bu hüzünle istemeden büyük bir elektrik kesintisine sebep olur. bu olayın farkına varan devlet, dr. ivo "eggman" robotnik'i jim carrey bu olayı araştırması için tutar. bu sırada sonic, green hills'in şerifi olan tom wachowski james marsden ile tanıştığı sırada dünyalar arası seyahat etmesini sağlayan altın halkalarını kaza sonucu san francisco'ya yollar. şerife hayat hikayesini anlatır ve bu yolculukta ondan yardım ister. yola çıkan ikili film boyunca robotnik tarafından hep saldırıdan kaçınmaya çalışırlar ve yavaş yavaş birbirlerinin en yakın arkadaşı olurlar. filmin sonunda gücünü kontrol etmeyi öğrenen sonic, şerif sayesinde robotnik'i kendisinin gideceği ve bu gezegende yaşam olmayan yere yollarlar. her şeyin sona erdiği esnada şerif, sonic'in gitmemesini ister ve eşiyle olan ilişkisine bir nevi evlat katarlar.

herhangi bir oyun karakterinin filmi çekilse kimse harikulade bir yapıt bekleyemez. film kötü değildi fakat çok iyi de değildi, tam ortasıydı ve bu yüzden 6.7 imdb puanı biçilmiş kaftan. ikilinin diyalogları ve yaptıkları espriler çok güzeldi. filmde hep göndermeler ve oldukça alttan verdikleri reklamlar vardı. şahsen ben izlerken hiç sıkılmadım fakat bar sahnesinin başı oldukça güzeldi ta ki sonic, sonic'liğini yapasaya kadar... onun haricinde hoşuma gitmeyen sahne yoktu. jim carrey hakkında konuşacak pek bir şey yok çünkü direkt kendisini oynamış o yüzden oldukça güzeldi.

filmin en güzel sahnesi olan after credits'de 2. filmin sinyalini veren tails karakterimizi ve saçını kazıyan dr. robotnik tam anlamıyla dr. robotnik oluyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim