agatha christie
kendisi polisiye romanlarının annesidir.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydıın sözlük. hava çok güzel ve yılın en sevdiğim zamanları yaklaşıyor. uyanıp yataktan çıkmadan sözlükte gezinmek adlı görevimi de yerine getirdim her zamanki gibi*. kulaklığımı taktım ve dışarıdaki güzel havayı izliyorum. benim için gerçekten güzel başlayan ve öyle devam edeceğine inandığım bugün için hep mutlu olmanızı, sokağa çıkma yasağından dolayı evinizde kaldığınız ama kendinize zaman ayırdığınız çok güzel ve verimli bi gün geçirmenizi dilerim. tekrardan*.
devamını gör...
bugünkü hava durumu
devamını gör...
yazarlardan queen bee ile moderatör pavlov'un göbeği aynı kişi mi sorunsalı
üst edit: olduğunu sanmadığım bir olay, çok durmayın üzerinde.
günün ünlüsü yazarımız'da ortaya çıkan büyük skandal olayında da bahsettiğim gibi; yakında burada amcamı, amcaoğlumu falan da görürsem hiç şaşırmam.
oladabilir, olmayadabilir efendim. sonuçta başlıktaki ikinci ve dördüncü entrylerde birbirinin aynı. *
#139685
günün ünlüsü yazarımız'da ortaya çıkan büyük skandal olayında da bahsettiğim gibi; yakında burada amcamı, amcaoğlumu falan da görürsem hiç şaşırmam.
oladabilir, olmayadabilir efendim. sonuçta başlıktaki ikinci ve dördüncü entrylerde birbirinin aynı. *
#139685
devamını gör...
yatarak uyuyan insan
bugün sabaha karşı 5 buçuk 6 gibi yatıp akşam üstü 16.30 gibi kalktım.
bir arkadaşım mesaj atmış uyandığımı söylemek için "günaydın" dedim.
gelen cevap "günaydın mı, seni iftara bekliyorduk erken uyandın"
hemen savunmaya geçen ben "ne olmuş yani çok uyuduysak!"
gelen cevap "canım benim seninkine uyumak denmez, komşu galaksiye gittim döneceğim denir. uyumak bu değil."*
evet ben bu başlığa bunu neden yazdım, çünkü yatarak uyuduğumu düşünmüyorum. eğer yatarak uyusaydım normal insanlar gibi normal saatlerde kalkardım değil mi?
bir arkadaşım mesaj atmış uyandığımı söylemek için "günaydın" dedim.
gelen cevap "günaydın mı, seni iftara bekliyorduk erken uyandın"
hemen savunmaya geçen ben "ne olmuş yani çok uyuduysak!"
gelen cevap "canım benim seninkine uyumak denmez, komşu galaksiye gittim döneceğim denir. uyumak bu değil."*
evet ben bu başlığa bunu neden yazdım, çünkü yatarak uyuduğumu düşünmüyorum. eğer yatarak uyusaydım normal insanlar gibi normal saatlerde kalkardım değil mi?
devamını gör...
covid yalanına inanmıyorum
(bkz: bu akşam ölürüm)
devamını gör...
bir erkeği değiştirmeye çalışmak
boşa kürek çekmektir. o yine bildiğini okuyacaktır. boşuna denemeyinizdir.
ben onu değiştiririm kafasıyla da bir ilişkiye başlayanları hiç anlamam. ne yani senin hayata geliş amacın ve bir ilişkiyi yaşayış amacın birini değiştirmek mi? neden senin çabanla olacak bu değişim? ya değişmezse boşa mi gidecek çaban, zamanin? ben onu değiştiririm. cidden değişirler mi?
eee ne var whis biraz çapkınsa? ben onu değiştiririm sadık biri yaparım. gözü benden başkasını görmez.
aynen yavrum aynen. değiştirirsin. oda biri gelse de beni çekip çevirse diyordu. hamurunda var anlasana artık. 2 gün değiştiğini söyler rolünü iyi oynar sende değişti sanırsın. 3. gün haremini kurar saflığına raks ettirirler.
biraz sinirli, agresif,küfürbaz nefes almadan saatlerce sövebiliyor ama ben değiştiririm onu,kibar bir istanbul beyefendisi gibi yontarim onu whis.
recep ivedik tipli bir herifi de değiştiremezsin be kızım diyemiyorum. bihtere aptalmış gibi bakan firdevs yöreoğlu gibi bakıyorum yüzüne. "aptalll diyorum en samimi duygularımla, aptal".
erkeklerin değişebileceğini düşünüyor ve buna çabalıyor, neden onu öyle görüp, kabul edip sevmedin mi diyorum?
ses yok. ölüm sessizliği. onun değişeceğine olan inancını ve zamanını bir erkeğin değişmesini istediğin özellikte birini bulsan daha kolay olur işine gelir diyorum. aydınlanma çağına giriş yapıyor safım benim.
sonra kadehlerimizi tokuşturuyoruz. "doğru haklısın whis, değişmez bu erkekler" diyor. masanın altından da manitasina mesaj atıyor " seni değiştirmeye, olmadığın biriymiş gibi oldurmaya çalıştığım için özür dilerim sevgilim".
aptal diyorum yine içimden aptal.
ben onu değiştiririm kafasıyla da bir ilişkiye başlayanları hiç anlamam. ne yani senin hayata geliş amacın ve bir ilişkiyi yaşayış amacın birini değiştirmek mi? neden senin çabanla olacak bu değişim? ya değişmezse boşa mi gidecek çaban, zamanin? ben onu değiştiririm. cidden değişirler mi?
eee ne var whis biraz çapkınsa? ben onu değiştiririm sadık biri yaparım. gözü benden başkasını görmez.
aynen yavrum aynen. değiştirirsin. oda biri gelse de beni çekip çevirse diyordu. hamurunda var anlasana artık. 2 gün değiştiğini söyler rolünü iyi oynar sende değişti sanırsın. 3. gün haremini kurar saflığına raks ettirirler.
biraz sinirli, agresif,küfürbaz nefes almadan saatlerce sövebiliyor ama ben değiştiririm onu,kibar bir istanbul beyefendisi gibi yontarim onu whis.
recep ivedik tipli bir herifi de değiştiremezsin be kızım diyemiyorum. bihtere aptalmış gibi bakan firdevs yöreoğlu gibi bakıyorum yüzüne. "aptalll diyorum en samimi duygularımla, aptal".
erkeklerin değişebileceğini düşünüyor ve buna çabalıyor, neden onu öyle görüp, kabul edip sevmedin mi diyorum?
ses yok. ölüm sessizliği. onun değişeceğine olan inancını ve zamanını bir erkeğin değişmesini istediğin özellikte birini bulsan daha kolay olur işine gelir diyorum. aydınlanma çağına giriş yapıyor safım benim.
sonra kadehlerimizi tokuşturuyoruz. "doğru haklısın whis, değişmez bu erkekler" diyor. masanın altından da manitasina mesaj atıyor " seni değiştirmeye, olmadığın biriymiş gibi oldurmaya çalıştığım için özür dilerim sevgilim".
aptal diyorum yine içimden aptal.
devamını gör...
rahmi m. koç müzesi
istanbulda gidilip gezilmesi gereken müzelerden. ortamın ambiyansi sizi bir zaman yolcusuna çeviriyor ve kendinizi ağzınız açık bir şekilde ordan oraya giderken buluyorsunuz. klasik otomobiller, vagonlar ve daha nice nadide koleksiyon var müzede. deniz altına binebilmek için erken gelmek gerekiyor. biz 12.30 civarında müzede olmamıza rağmen yer kalmamıştı. ama diğer bölümlerde oldukça eğlenceli. ortalama 4 saat gibi bir süre de gezip kapanışı fenerbahçe vapurunda bulunan büfeden aldığınız çayınızla yapabilirsiniz.
güncel giriş ücretleri
yetişkin-28 tl
öğrenci-12 tl
güncel giriş ücretleri
yetişkin-28 tl
öğrenci-12 tl
devamını gör...
regl dönemindeki kadının istekleri
çikolata, çikolata, ha bi de çikolata
devamını gör...
nemrut dağı tanrıları
türkiye'nin güneydoğusunda tanrıların ve kralların dev heykellerini barındıran ve unesco'nun dünya mirası listesinde yer alan nemrut dağı.
burası tanrıların, kralların ve bazı yaratıkların dev heykellerinin insana tepeden baktığı bir mezar. milattan önce 1. yüzyılda günümüz adıyaman sınırları içinde kral 1. antiochus kommagene krallığı'nın lideriydi. mö 34 yılında öldüğünde nemrut dağı'nın fırat nehri'ne bakan rüzgarlı tepesinde taş yığınlarının içine gömüldü.

ölmeden önce bıraktığı yazılara göre, antiochus yüksek ve ıssız bir yere gömülmek istiyordu. kendi tapınağını inşa edip tanrıların yanına gömülerek bunu başardı da. bugün nemrut dağı'nın batı yüzünde taştan yapılma bu dev heykellerin sadece yıkıntıları ve başları görülüyor.
nemrut dağı'nın doğu yakasında tanrıların taştan gövdelerini yıkılmış kafaları önlerine sıralanmış halde görürsünüz. buradaki heykeller, kommagene krallığını çevreleyen farklı kültürlerin ve dinlerin bir sentezi gibidir. pers ve zerdüşti figürler yunan tanrılarıyla karışmıştır.
kral antiochus heykelinin kafası da gövdesinin önünde dursa da hala heybetli görünüyor. yanında bir kartal ve krallığının koruyucu tanrısı kommagene heykeli bulunuyor. kommagene büyük iskender'in imparatorluğunun parçalanması üzerine ortaya çıkan birçok krallıktan biri. güneydoğu anadolu'daki bu krallık, batısında roma ile doğusunda part krallığı arasubda sıkışıp kalmış.

dağın tepesinde antiochus için yapılan ve tümülüs olarak da bilinen piramit mezar 50 metre yüksekliğinde. bu yükselti çakıl taşları yığılarak oluşturulmuş. antiochus, annesi tarafından yunan, babası tarafından ise pers krallığıyla bağlantılıydı.
antiochus öldükten 106 yıl sonra 72 yılında romalılar kommagene krallığını ilhak etti. dağın tepesindeki anıt mezarı 1881'de alman arazi mühendisleri keşfedinceye kadar bilinmiyordu. kralın mezarı henüz bulunmuş değil. fakat araştırmacılar bugünkü gelişkin teknolojiye rağmen tümülüse zarar vermekten korkuyor.
mezarın doğu yakasında bir aslan heykeli gözetmektedir bölgeyi. insanlar burada tanrıların huzurunda ateş yakıp ziyafetler hazırlayarak onları mutlu etmeye çalışırdı.
antiochus kendi heykelini zeus gibi tanrıların heykellerinin yanına yaptırarak onlara tapınan insanların duasını almayı da amaçlamıştır.
kaynak: bbc dergi
burası tanrıların, kralların ve bazı yaratıkların dev heykellerinin insana tepeden baktığı bir mezar. milattan önce 1. yüzyılda günümüz adıyaman sınırları içinde kral 1. antiochus kommagene krallığı'nın lideriydi. mö 34 yılında öldüğünde nemrut dağı'nın fırat nehri'ne bakan rüzgarlı tepesinde taş yığınlarının içine gömüldü.

ölmeden önce bıraktığı yazılara göre, antiochus yüksek ve ıssız bir yere gömülmek istiyordu. kendi tapınağını inşa edip tanrıların yanına gömülerek bunu başardı da. bugün nemrut dağı'nın batı yüzünde taştan yapılma bu dev heykellerin sadece yıkıntıları ve başları görülüyor.
nemrut dağı'nın doğu yakasında tanrıların taştan gövdelerini yıkılmış kafaları önlerine sıralanmış halde görürsünüz. buradaki heykeller, kommagene krallığını çevreleyen farklı kültürlerin ve dinlerin bir sentezi gibidir. pers ve zerdüşti figürler yunan tanrılarıyla karışmıştır.
kral antiochus heykelinin kafası da gövdesinin önünde dursa da hala heybetli görünüyor. yanında bir kartal ve krallığının koruyucu tanrısı kommagene heykeli bulunuyor. kommagene büyük iskender'in imparatorluğunun parçalanması üzerine ortaya çıkan birçok krallıktan biri. güneydoğu anadolu'daki bu krallık, batısında roma ile doğusunda part krallığı arasubda sıkışıp kalmış.

dağın tepesinde antiochus için yapılan ve tümülüs olarak da bilinen piramit mezar 50 metre yüksekliğinde. bu yükselti çakıl taşları yığılarak oluşturulmuş. antiochus, annesi tarafından yunan, babası tarafından ise pers krallığıyla bağlantılıydı.
antiochus öldükten 106 yıl sonra 72 yılında romalılar kommagene krallığını ilhak etti. dağın tepesindeki anıt mezarı 1881'de alman arazi mühendisleri keşfedinceye kadar bilinmiyordu. kralın mezarı henüz bulunmuş değil. fakat araştırmacılar bugünkü gelişkin teknolojiye rağmen tümülüse zarar vermekten korkuyor.
mezarın doğu yakasında bir aslan heykeli gözetmektedir bölgeyi. insanlar burada tanrıların huzurunda ateş yakıp ziyafetler hazırlayarak onları mutlu etmeye çalışırdı.
antiochus kendi heykelini zeus gibi tanrıların heykellerinin yanına yaptırarak onlara tapınan insanların duasını almayı da amaçlamıştır.
kaynak: bbc dergi
devamını gör...
bize değer verenler yerine vermeyenlere yaranma gayretimiz
bir süre hırs yapıp sonra, fazla naz aşık usandırdığından ve ben de çabuk sıkılan bir insan olduğumdan mütevellit "amaan seninle mi uğraşacağım!" diyerek bıraktığım iş.
devamını gör...
whiplash
her şey, dizi ve film kulübünün, perşembe gecesi izlenecek filmi ''whiplash'' olarak belirlemesi ile başladı!
bu filmi sevmemek için çok nedenim var; birincisi caz sevmem, ikincisi oz dizisindeki, tecavüzcü, nazi, ırkçı adamı sevmem.
o halde; terence fletcher'den bir alıntı ile devam edelim '' iyi iş'' , '' good job''...
öncelikle, filmle ilgili genel bilgilere yer verelim:
2014 yapımı filmin yönetmenliğini, damien chazelle üstlenmiş. oyunculuklarını ise; miles tellerve oz'daki beyaz ip.e vern schillinger'e hayat veren, jonathan kimble simmons üstlenmiş.
film 19 günde çekilmiş.
bir dip not daha verelim: eğitim içerikli filmler kategorisinde, ertem eğilmez'in hababam sınıfı, 28,800 kişinin oylamasıyla, 9,4 puanla birinci sırada yer alırken, whiplash 476.907 kişi tarafından 8,5 lik bir puan alarak ikinci sırada yer alıyor.
bu puanı hak edip etmediği ise tartışmalı.
bundan sonrasın da spoi takıntısı olanlar, takıntılarını da alıp gitsinler lütfen.
''
''
bu bir istismar filmi mi? yoksa başarı hikayesi mi?
az önce bitirdiğim bu film, bana bu ikilemi yaşattırıyor.
sevgili arkadaşlar; film amerika'nın en önemli müzik okullarından birinde öğrenci olan, sıradan bir ailesi olan, bu sıradanlığı tarafından asla geniş aile tarafından övülmeyen, andrew neiman ile ''kamçılayarak eğitme'' fikrini benimsemiş ve ikinci charlie parker'ı arayan hocası, terence fletcher arasındaki çekişmeyi anlatıyor.
''çekişme'' demek az kalır, ''psikolojik savaş'' desek daha doğru.
filmin şiddeti aslında isminde yatıyor. whiplash bir jazz şarkısı gibi görünse de, aslında ; bebekleri ileri - geri şiddetli bir biçimde sallayarak, onlarda ''beyin sarsıntısı'' geçirmelerini sağlayan, bir istismar yöntemi.
konudan bağımsız dip not:
1974' de bebek beyinlerindeki caffrey denilen bir doktor bu olaya "kafası
öne ve arkaya sarsılarak silkelenmiş bebek sendromu yani; whiplashshaken infant syndrome adını vermiştir. www.medscape.com/viewarticl...
bu açıdan bakarsak aklımızda deli sorular; bu kırbaçlama mı, istismar mı?
motivasyon, hırs ve temel değerlere sahip gayretli bir öğrenci, ve onun ''en iyi caz müzüsyeni'' olma hayali. bu hayalin hastalıklı bir saplantı olma durumu var bence, nereden anlıyoruz?
ailesi ile yemek yediği sahnede, ---34 yaşında şarhoş ve beş parasız ölüp, insanların yemek masasında benden bahsetmesini; 90 yaşında zengin, ayık ölüp kimse tarafından hatırlanmamaya tercih ederim --- demesinden.
andrew hiç şüphesiz takıntılıdır. tekniğini mükemmelleştirme takıntısı....
ellerini kanatarak baterisini çalmaya devam etmesinden, bu iş belli oluyor zaten.
hocası fletcer, onu ne zaman sınıf önünde küçük düşürse; fiziksel olarak kendine zarar veriyor.
dahası, çalmak onun için o kadar önemlidir ki, konsere yetişmek için arabayı hızlı ve dikkatsiz kullanabilir, trafik kazası yapabilir ve o şekilde bile konserde çalmaya çalışabilir.
film bu takıntıyı bir başarı hikayesi gibi gözümüze sokmaya çalışıyor. ama yemezler.
andrew, öyle bir psikopattır ki; en iyi müzisyenlik hedefine ulaşma yolundaki kız arkadaşını bile büyük bir acımasızlıkla hayatından çıkarır.
''senin bir hedefin bile yok'' diyerek. oysaki önce '' benimle çıkar mısın?'' diye sorarken bile utanan, korkmuş bir çocuktu.
bu onun ruh halinin değişimini gözler önüne seriyor.
andrew'in kız arkadaşı neredeyse filmde görünen tek kadın. ve kız bize ''hırsı olmayan zayıf bir karakter olarak'' takdim ediliyor.
hoca fletcher ise; orkestrasındaki tek kadının ''o sandalyede güzel olduğun için mi, yoksa hakkettiğin için mi oturuyorsun'' diyerek,
bize o kızın yeteneğini sorgulattırıyor.
bu anlamda filmin cinsiyetçi olduğunu söylemek mümkün.
haa unutmadan, fletcher'in eşcinsel bir öğrencisi olduğunu ve onu andrewlw yarıştırdığını ve aşağılamak için lgbt bireyi olmasını kullandığını ekleyelim. filmin homofobik olduğunu da söyleyebiliriz.
sevgili arkadaşlar; jazz müziğin çıkışı aslında köle olan afro amerikalılardır. burada konuya değinilmiş. harlem #510605, harlem rönasansı #510595 .
filmde hem fletcher'in, hemde andrew'in beyaz olmasını, yan rollerde az buçuk siyahilerin neredeyse görünmez olmasını, ten ırkçılığına yormayalım mı şimdi? üstelik film newyork'ta geçiyor. yani en kalabalık siyahi nüfusa sahip yerde. yani harlemde!!!
aaahhh ' filmi daha ne kadar gömebilirim bilemedim. bence bu kadar yeter.
değerli arkadaşlar;
bir konuda çok iyi olmamanız onunla uğraşmayacağınız anlamına gelmiyor. ille de birinci olmak zorunda değilsiniz. unutmayın ikincilikte bir başarıdır. hatta üçüncülükte...
aklıma filenin sultanları geldi bak..
velhasıl kelam, önünüze çıkan engelleri maalesef bazı zamanlar çalışarak geçemezsiniz. film çok çalışırsanız olur anlayışını bize dayatmaya çalışıyor. siz elinizden geleni yapın. elbet çabalarınızdan ötürü takdir göreceksiniz.
edit: filde istanbul markalı ziller görünüyor. buna değinmeyi unuttuk. buradan çıkardığım sonuç zil üretimi konusunda istanbul'un dünyada iyi bir yerde olduğu ...
buraya caz severler için filmden bir müzik bırakalım.
bu filmi sevmemek için çok nedenim var; birincisi caz sevmem, ikincisi oz dizisindeki, tecavüzcü, nazi, ırkçı adamı sevmem.
o halde; terence fletcher'den bir alıntı ile devam edelim '' iyi iş'' , '' good job''...
öncelikle, filmle ilgili genel bilgilere yer verelim:
2014 yapımı filmin yönetmenliğini, damien chazelle üstlenmiş. oyunculuklarını ise; miles tellerve oz'daki beyaz ip.e vern schillinger'e hayat veren, jonathan kimble simmons üstlenmiş.
film 19 günde çekilmiş.
bir dip not daha verelim: eğitim içerikli filmler kategorisinde, ertem eğilmez'in hababam sınıfı, 28,800 kişinin oylamasıyla, 9,4 puanla birinci sırada yer alırken, whiplash 476.907 kişi tarafından 8,5 lik bir puan alarak ikinci sırada yer alıyor.
bu puanı hak edip etmediği ise tartışmalı.
bundan sonrasın da spoi takıntısı olanlar, takıntılarını da alıp gitsinler lütfen.
''
''bu bir istismar filmi mi? yoksa başarı hikayesi mi?
az önce bitirdiğim bu film, bana bu ikilemi yaşattırıyor.
sevgili arkadaşlar; film amerika'nın en önemli müzik okullarından birinde öğrenci olan, sıradan bir ailesi olan, bu sıradanlığı tarafından asla geniş aile tarafından övülmeyen, andrew neiman ile ''kamçılayarak eğitme'' fikrini benimsemiş ve ikinci charlie parker'ı arayan hocası, terence fletcher arasındaki çekişmeyi anlatıyor.
''çekişme'' demek az kalır, ''psikolojik savaş'' desek daha doğru.
filmin şiddeti aslında isminde yatıyor. whiplash bir jazz şarkısı gibi görünse de, aslında ; bebekleri ileri - geri şiddetli bir biçimde sallayarak, onlarda ''beyin sarsıntısı'' geçirmelerini sağlayan, bir istismar yöntemi.
konudan bağımsız dip not:
1974' de bebek beyinlerindeki caffrey denilen bir doktor bu olaya "kafası
öne ve arkaya sarsılarak silkelenmiş bebek sendromu yani; whiplashshaken infant syndrome adını vermiştir. www.medscape.com/viewarticl...
bu açıdan bakarsak aklımızda deli sorular; bu kırbaçlama mı, istismar mı?
motivasyon, hırs ve temel değerlere sahip gayretli bir öğrenci, ve onun ''en iyi caz müzüsyeni'' olma hayali. bu hayalin hastalıklı bir saplantı olma durumu var bence, nereden anlıyoruz?
ailesi ile yemek yediği sahnede, ---34 yaşında şarhoş ve beş parasız ölüp, insanların yemek masasında benden bahsetmesini; 90 yaşında zengin, ayık ölüp kimse tarafından hatırlanmamaya tercih ederim --- demesinden.
andrew hiç şüphesiz takıntılıdır. tekniğini mükemmelleştirme takıntısı....
ellerini kanatarak baterisini çalmaya devam etmesinden, bu iş belli oluyor zaten.
hocası fletcer, onu ne zaman sınıf önünde küçük düşürse; fiziksel olarak kendine zarar veriyor.
dahası, çalmak onun için o kadar önemlidir ki, konsere yetişmek için arabayı hızlı ve dikkatsiz kullanabilir, trafik kazası yapabilir ve o şekilde bile konserde çalmaya çalışabilir.
film bu takıntıyı bir başarı hikayesi gibi gözümüze sokmaya çalışıyor. ama yemezler.
andrew, öyle bir psikopattır ki; en iyi müzisyenlik hedefine ulaşma yolundaki kız arkadaşını bile büyük bir acımasızlıkla hayatından çıkarır.
''senin bir hedefin bile yok'' diyerek. oysaki önce '' benimle çıkar mısın?'' diye sorarken bile utanan, korkmuş bir çocuktu.
bu onun ruh halinin değişimini gözler önüne seriyor.
andrew'in kız arkadaşı neredeyse filmde görünen tek kadın. ve kız bize ''hırsı olmayan zayıf bir karakter olarak'' takdim ediliyor.
hoca fletcher ise; orkestrasındaki tek kadının ''o sandalyede güzel olduğun için mi, yoksa hakkettiğin için mi oturuyorsun'' diyerek,
bize o kızın yeteneğini sorgulattırıyor.
bu anlamda filmin cinsiyetçi olduğunu söylemek mümkün.
haa unutmadan, fletcher'in eşcinsel bir öğrencisi olduğunu ve onu andrewlw yarıştırdığını ve aşağılamak için lgbt bireyi olmasını kullandığını ekleyelim. filmin homofobik olduğunu da söyleyebiliriz.
sevgili arkadaşlar; jazz müziğin çıkışı aslında köle olan afro amerikalılardır. burada konuya değinilmiş. harlem #510605, harlem rönasansı #510595 .
filmde hem fletcher'in, hemde andrew'in beyaz olmasını, yan rollerde az buçuk siyahilerin neredeyse görünmez olmasını, ten ırkçılığına yormayalım mı şimdi? üstelik film newyork'ta geçiyor. yani en kalabalık siyahi nüfusa sahip yerde. yani harlemde!!!
aaahhh ' filmi daha ne kadar gömebilirim bilemedim. bence bu kadar yeter.
değerli arkadaşlar;
bir konuda çok iyi olmamanız onunla uğraşmayacağınız anlamına gelmiyor. ille de birinci olmak zorunda değilsiniz. unutmayın ikincilikte bir başarıdır. hatta üçüncülükte...
aklıma filenin sultanları geldi bak..
velhasıl kelam, önünüze çıkan engelleri maalesef bazı zamanlar çalışarak geçemezsiniz. film çok çalışırsanız olur anlayışını bize dayatmaya çalışıyor. siz elinizden geleni yapın. elbet çabalarınızdan ötürü takdir göreceksiniz.
edit: filde istanbul markalı ziller görünüyor. buna değinmeyi unuttuk. buradan çıkardığım sonuç zil üretimi konusunda istanbul'un dünyada iyi bir yerde olduğu ...
buraya caz severler için filmden bir müzik bırakalım.
devamını gör...
mutsuzlugumdan mutluyum (yazar)
an itibarı ile kendisi de ünlüler kervanına adını kazımış bulunmakta.
günün ünlüsü yazarımız
(bkz: kocaman alkış)
günün ünlüsü yazarımız
(bkz: kocaman alkış)
devamını gör...
telefonu sürekli sessizde olan kişi
zaten arayan olmadığından bu durum sıkıntı yaratmaz kendisine.
devamını gör...
istanbul sözleşmesi olayının çok abartılması
şu başlıkları ve peşi sıra girilen "sözleşme abartılıyürr yiaa" entrylerini görünce benim motorları maviliklere değil duvarlara süresim geliyor.
buram buram troll kokan yine de sinirlerimi zıplatmış kişi beyanı. çünkü peşi sıra bu zihniyete sahip leş kargalarıyla da muhattap olmamıza neden oldu. ne diyelim allah trollün de hayırlısını versin ve mümkünse belasını neyse...
kıyamam, bir ton da güzel insan tane tane laf anlatmaya çalışmış bu dangalaklara.*
buram buram troll kokan yine de sinirlerimi zıplatmış kişi beyanı. çünkü peşi sıra bu zihniyete sahip leş kargalarıyla da muhattap olmamıza neden oldu. ne diyelim allah trollün de hayırlısını versin ve mümkünse belasını neyse...
kıyamam, bir ton da güzel insan tane tane laf anlatmaya çalışmış bu dangalaklara.*
devamını gör...
dinlediğin şarkının can alıcı sözü
önce kuşlar terk etti bu kenti
sonra insanlar birer birer
sonra insanlar birer birer
devamını gör...
15 ocak 2021 izmir depremi
umarım herkes iyidir, can ve mal kaybı yoktur.
izmir'e geçmiş olsun dileklerimi ileteyim.
izmir'e geçmiş olsun dileklerimi ileteyim.
devamını gör...


