ayna
ayna geçmiş ve şimdiki zaman ile ilgili bir nesnedir . geleceği göremezsin aynada ama yüz hatlarındaki yaşanmışlığı , ağaran , dökülen saçlardaki acıyı , çatlayan tenini görebildiğin için geçmiş ve şimdiki zaman karşında vücud buluyor .
korkuyu ve sevinci bir edebilen yegane nesnedir.
korkuyu ve sevinci bir edebilen yegane nesnedir.
devamını gör...
ulus baker
türkiye'nin vefat etmiş değerli sosyologlarından biri olmakla beraber gilles deluze çevirileri yaparak onu türkiye'ye tanıtan kişidir. ayrıca kazakları muhteşem. şimdilerde modadır.
devamını gör...
sözlüğün en sevilen yazarı
3-5 yazar yazsam, unuttuğum olacak, yazmadığım olacak sonra içim cız edecek.
o yüzdeenn;
a'dan z'ye (w'da) dahil tüm sözlük üyeleri.
ınsan ailesini sevmez mi? sözlük neydi? aileydi eşti-dostu. ayrışmayın- ayrıştırmayın böyle.
ben bu aileden değil miyim ya ? bir kişi de çıkıp whis dememiş! *
neyse tanımı gönderdikten sonra "sevgi anlaşmak değildir nedensiz de sevilir" şarkısını dinleyip kulaklarınızı çınlatacağım.
o yüzdeenn;
a'dan z'ye (w'da) dahil tüm sözlük üyeleri.
ınsan ailesini sevmez mi? sözlük neydi? aileydi eşti-dostu. ayrışmayın- ayrıştırmayın böyle.
ben bu aileden değil miyim ya ? bir kişi de çıkıp whis dememiş! *
neyse tanımı gönderdikten sonra "sevgi anlaşmak değildir nedensiz de sevilir" şarkısını dinleyip kulaklarınızı çınlatacağım.
devamını gör...
sanal arkadaşlığı reel hayata taşımak
iki tane böyle arkadaşım olmuştu. biriyle 5 diğeriyle 6 sene arkadaşlığımız sürdü. sonra çeşitli sebeplerden eski samimiyet kayboldu. bundan bir 5-6 sene önceki sanal dostluklar bile daha samimiydi. şimdilerde kimse mesajlaşmayı bırakın, telefonla konuşmaktan aciz. herkes başbakan olmuş, ne zaman konuşmak istesem aşırı meşgul.
devamını gör...
sözlüğe o kadar bağımlı olmak ki artık sözlük olmak
yönetim:
(bkz: sözlüğün bağımlılık yapacağını bilmiyordum özür dilerim)
(bkz: sözlüğün bağımlılık yapacağını bilmiyordum özür dilerim)
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük *
gününüz çok güzel geçsin, güzel haberler alasınız, güzellikler sizinle olsun.
gününüz çok güzel geçsin, güzel haberler alasınız, güzellikler sizinle olsun.
devamını gör...
srebrenitsa katliamı
bosna hersek’de üç buçuk yıl devam eden savaşta 312.000 kişi hayatını kaybetti, 2 milyon kişi evini terk etmek zorunda kaldı. 27.734 kişi resmi kayıtlara kayıp olarak geçti. toplu mezarları araştırma enstitüsü’nün 20 yıldır sürdürdüğü çalışmalarda 20.000 kaybın cesedine ulaşıldı, bunlardan yaklaşık 18.000’inin kimliği belirlendi. toplu mezarlarda bulunan cesetlerin çoğu parçalandığı ve yakıldığı için kimlik tespit çalışmaları "hala" zorlukla sürdürülüyor. bosna hersek kayıpları arama enstitüsü verilerine göre, 1995 yılından bu yana ülke genelinde 500’den fazla toplu, 5.000’in üzerinde müstakil mezar bulundu. kimlikleri tespit edilen kurbanlar, her yıl 11 temmuz günü düzenlenen törenle srebrenitsa’da toprağa veriliyor.
devamını gör...
konu neydi radyo yayını
konu neydi isminin seçilmiş olması hayli manidar olmuş. güle güle dinliyorum, güzel bir akış ve enerji var. emeklerine sağlık.
devamını gör...
larmina
aaaa duydum ki quinn gelmiş. hoş gelmiş. umarım bir daha gitmez ve sözlüğü güzel tanımlarıyla renklendirmeye devam eder.*
devamını gör...
hayırlı sahurlar sözlük
bugün ramazanın 26'sı bugünden sonra dört gün kalacak. ne çabuk geçti ya mübarek ay. sahura kalkan tüm yazarların orucu kabul olsun inşallah.
son dakikalara girdik. hızlanalım.
encrypted-tbn0.gstatic.com/...
son dakikalara girdik. hızlanalım.
encrypted-tbn0.gstatic.com/...
devamını gör...
osmanlı tuğralı doblo
40+ enişte arabasıdır. zengin bir enişteye sahipseniz 1.6 dizel, orta gelirli bir enişteye sahipseniz 1.3 dizel motorlu doblolar ile gezebilirsiniz. ayrıca bagaj kapağındaki tuğra, doblocu enisteler tarikatının sembolüdür, sökmemeniz tavsiye edilir.
devamını gör...
pame radyo yayını
ege adalarına götürdünüz bizleri. dalgaların sesini alıyorum müziğin ritmiyle birlikte. çok keyifli. iyi yayınlar sevgili marikaki.
devamını gör...
adolf hitler
20. yüzyılın en büyük diktatörü. kendisi alman'dır. 20 nisan 1889'da braunau am inn kasabasında dünya'ya geldi. babası gümrük memuru alois hiedler/hitler'dir. annesi ise babasının kuzeni olan klara pölzl'dür. klara alois'in 3. eşidir. kendisine göre akraba olmalarından ötürü, birçok çocuğu doğduktan kısa bir süre sonra öldü. yalnızca bir tanesi hayatta kalabildi ve o da tüm dünya'yı öldürdü.
klara'ya göre çocuklarının yaşamaması tanrı'nın ona verdiği bir lanet idi. çünkü akrabası ile evlenmişti. bunun için kiliseden onay almışlardı fakat yine de kendini tanrı'ya karşı gelmiş hissediyordu. üstelik çevrelerden de iyi muamele görmüyorlardı.
yaşayan tek oğlu adolf'un anlamı "adel wolf" yani asil kurt demektir. adolf hitler 1. dünya savaşı'ndan sonra katıldığı etkinliklerde wolf takma adını kullandı.
devlet yönetimini ele geçirdiğinde de bu takma adı kullandığı bazı durumlar oldu. bazı sığınaklara, kamplara, merkezlere içerisinde wolf sözcüğü bulunan adlar verildi.
alois hiedler'in babası, yani adolf hitler'in dedesi johann george hiedler'dir. aslında öz babası değildir. johann gezici bir değirmenciydi ve alois gibi çok kez ilişki yaşamıştı. 1824'de ilk evliliği yaptı. bir çocuk sahibi oldu fakat 5 ay sonra karısı da oğlu da öldü. 1842 yılında ise maria anna schicklgruber ile evlendi. johann maria ile evlenmeden 5 yıl önce, maria'nın gayrimeşru bir oğlu dünya'ya geldi. maria onun adını alois koydu. soyadı ise hiedler değil, schicklgruber idi. daha sonra johann ortalardan kayboldu (bu dönemfe ne yaptığı bilinmiyor.) ve geri geldiğinde alois'i sahiplendi ve kendi oğlu olarak kaydettirdi. sonra da hiedler olan soyadını hitler olarak değiştirdi. adolf da hitler soyadı ile dünya'ya geldi.
adolf'un babası alois gergin ve sinirli bir insandı. sürekli adolf'la kavga ederdi. daha doğrusu döverdi :) adolf'un memur olmasını istiyordu. adolf ise ressam olmak istiyordu. fakat ikisinin de istediği olmadı. alois 1903'de tüberkuloz'dan öldü. bu sırada adolf 13 yaşındaydı. okuldan 1 seneliğine ayrıldı. daha sonra da maddi imkansızlıklardan ötürü hiç geri dönemedi. inşaatlarda amelelik yaptı. elinden geldiğince çalışarak annesine bakmaya çalıştı.
daha sonra annesi hastalandı. kendisine bağlanan yetim aylığı da yetmemeye başladı. bunun üzerine 18 yaşında viyana'ya güzel sanatlar akademisi'ne girmek için gitti. fakat kabul edilmedi. aslında harbiden niçin kabul edilmedi akıl alır gibi değil. gayet güzel çizimleri vardı. daha gencecikti. kendisini kabul etmeyen hocası ise bir yahudi'ydi. yahudi düşmanlığının temelleri bu tip şeyler ve okuduğu kitaplarla başladı. kendisi yahudilerin birbirini kayırmaya başladığını, almanları ezmeye çalıştıkları, bu nedenle akademiye giremediğini düşündü. kendisi bu konu hakkında şöyle yazdı:
"ne zaman bir sanat eseri, tiyatro gösterisi, bir müzik abartılırsa yahudi yapımı bir şey olduğunu görüyordum. bunu abartanlar da yahudilerdi. birçok alanı ele geçirdikleri için tüm alanlarda birbirlerini kayırıyorlardı. güzel bir alman yapıtı 10 üzerinden 5 alamazken yahudi yapıtları 10 alıyordu. bu yüzden bir antisemitist olmaya karar verdim."
adolf viyana'ya geldiğinde tek atımlık kurşunu vardı. isabet ettiremedi ve herşeyini kaybetti. akademiye kabul edilmedi. 1908'de bir daha denedi, yine kabul edilmedi. böylelikle tüm maddi kaynaklarını tüketti. kendisine gelen yetim maaşını üvey kardeşine verdi. bir süre sonra halasından gelen miras parası da suyunu çekti ve 21 yaşında evsizler yurduna yerleşti. evsizler yurduna yerleşmeden önce bavuluyla birlikte sokaklarda yatmaya, turistlere resim çizip, satmaya, kartpostal yapmaya başladı. bu sırada yalnızca 18 yaşındaydı. (ben de evde hoi4 oynayaduruyum.) sokakta kaldığı süre zarfında avusturya'nın en büyük şehrinde avusturya'nın genel durumunu iyi analiz edebilmişti. zenginler yahudilerdi. yahudilere artan nefreti daha da büyüdü.
bunu da şu şekilde belirtti:
"nihayet on dört on beş yaşıma geldiğimde siyasetten bahsedildiği sıralarda yahudi kelimesini duymaya başladım. bu sözler ben de az da olsa bir itiraz etme duygusu uyandırıyordu. mezhepler dolayısıyla çıkan kavga ve çekişmeleri gördüğüm vakit içimde nahoş hisler kabarıyordu.
alman ile yahudi arasındaki farkın sadece dinler arasında olduğunu zannediyordum. hatta sürekli zulümlere hedef olmalarını, din farkına veriyor ve bu yüzden de kendilerine antipati beslemiyordum.
işte kafam bu düşüncelerle dolu olarak viyana’ya geldim. o günlerde viyana′da iki milyon kişi yaşıyordu ve bu nüfusun iki yüz bini yahudi idi. işte ben bunun farkında değildim. ilk günlerde gözlemlerim ve düşüncelerim, yeni değer ve fikirlerin giriştikleri hücuma pek o kadar karşı koyacak kuvvette değildi. nihayet içimde ağır ağır sükunet ortaya çıkmaya başladığı ve bu hummalı hayaller açıklığa kavuştuğu sıralarda, yahudi meselesi ile burun buruna geldiğim an ki, etrafımı çepeçevre saran dünyaya çok daha dikkatli bakmaya başladım.
yahudi meselesi ile karşılaşmamdaki şekil bana pek hoş gelmedi. ben o sıralarda yahudi’yi sadece başka bir dine mensup bir kimse olarak kabul ediyordum. dini çekişmelerden ve dini inanışlardan çıkan her türlü düşmanlığı, hoşgörü ve insaniyet adına daima kınamaktan da kendimi alamıyordum. bu arada viyana’nın yahudi aleyhtarı basınının tutumu da bana medeni bir milletin örf ve geleneklerine yakışmaz gibi geliyordu."
kişisel düşüncemi soracak olursanız bu sözler bir propagandadan, kendini haklı gösterme sanatından ibaret. ancak yahudilerin de sütten çıkmış akkaşık olduğu söylenemez. yine de bu onların çoluk çocuk ayırmadan hunharca katledilmesini gerektirmez. ki bir ırk'ın ahlakı üzerine genelleme yapmak bazı durumlar hariç ne kadar doğru bilemiyorum.
1912 yılında, kalan son parası ile münih'e gitti. münih'e gittiğinde münih'e hayranlık duydu. işte gerçek alman şehri dedi. kitabında münih'i yazdı vs. 1914 yılına gelindiğinde 1. dünya savaşı çıkmıştı. kendisi alman ordusuna gönüllü olarak katıldı. burada rütbesi onbaşılığa yükseldi, 2 kez demir haç aldı. (biri 1. sınıf, diğeri 2. sınıf) 1. dünya savaşı sırasında sayısız kez ölümden döndü. tüm kardeşlerinin ölmesi, babasının erken yaşta ölmesi, annesinin ölmesi, kendisinin onlarca kez ölümden dönmesi onun kafasında büyük olasılıkla ölümü sıradan bir şey yerine koydu. ölüme çok yakındı. ölüm onun hayatının bir parçasıydı artık. bu nedenle öldürmekten de çekinmeyecek zalim bir katile dönüştü.
1. dünya savaşı'nda bilinen en ünlü ölümden dönüşü henry tandey adlı ingiliz askerinin, onu ölmek üzereyken görüp, tedavi ettirmesidir. bu asker adolf'u cephede baygın bir şekilde görür ve kucağına alarak, kendi cephesine götürür, tedavi ettirir. " hergün binlerce insan ölüyor. daha fazla insanın ölmesine gerek yok." minvalinde bir şeyler söyler. fakat ironik, dolaylı yoldan 80 milyon daha insanın ölmesine neden olmuştur. fakat adolf hitler orada ölseydi de büyük olasılıkla başka bir adolf hitler varolacaktı. tarih böyle saçma varsayımlarla ilerlemez ancak neyse.
bir kez de savaşda sahiplendiği köpeğine kızmak için kaçan köpeğin peşinden koşmak üzere, serbest olduğu bir zaman diliminde bulunduğu karagahtan dışarı çıkmıştır. o çıktıktan 1-2 dk sonra, karargah bombalanmış ve içerideki herkes ölmüştür. (bu olay (bkz: rise of evil: hitler) filmi'nde de anlatılmıştır.)
ekim 1916 yılında da ayağından yaralanır.
savaşın sonlarına doğru ise kimyasal silahlar nedeni ile görme yetisini geçici süreliğine kaybetmiştir. iyileştiğinde ise almanya'nın yenildiği haberini alır.
burada önemli bir olaydan daha bahsetmek istiyorum. hani yukarıda yazdık ya, adolf hitler'i yahudi bir hoca bilerek akademiye almadı diye. (kendi görüşü, şahsen ben de katılabilirim buna) 1. dünya savaşı'nda kendisine birinci sınıf demir haç veren komutanı da yahudi idi. üstelik kendini referans göstererek bunu yaptı. yani kıssadan hisse, bir yahudi adam kayırmacılık yaparken, öteki hakedene hak ettiğini verebiliyor. buradan yahudi düşmanlığının ne kadar yanlış olduğunu anlayabiliriz.
neyse, konuyu dağıtmadan, hitler'in münih'e gitme nedenlerinden birisi de avusturya ordusu'nda askerlik yapmaktan kaçınmaktır. fakat kendisi daha sonra avusturya ordusu'nca yakalanır. pişman olduğunu vb. belirterek serbest bırakılır. serbest bırakılmasında fakirliğinden dolayı kaynaklanan fiziksel yetersizlik durumu da göz önünde bulundurulmuştur. bu fiziksel yetersizliğine rağmen ağustos 1914'de (yani savaşın başında) alman ordusu'na gönüllü olarak katılır.
savaş bittikten sonra münih'te kalmaya devam eder, multi-etnik yapıdaki avusturya parlementosunu takip eder ve demokrasiye düşman olur. çünkü avusturya parçalanır.
münih'te tanıdıkları aracılığı ile thule cemiyetine, list cemiyetine katıldı. bu cemiyetler nazizmin doğuş noktalarıdır. savaştan sonra hitler uzun süre askerde kalmaya çaba sarf etti çünkü vatandaşlığı ve eğitimi yoktu. fakat birgün hakkında istihbarat toplamak üzere gittiği alman işçi partisi'nin toplantısında bavyera'nın prusya'dan (almanya) ayrılıp, avusturya ile birleşmesi gerektiği konuşuluyordu. buna çok sinirlendi ve dayanamayıp, bir nutuk çekti. ertesi gün şaşırtıcı bir şekile kendisine parti üyeliği teklifi geldi. böylelikle partiye katıldı. orduda işi bitti. şubat 1920'de partinin adını "nasyonal sosyalist alman işçi partisi" koydu. nazi adı da partinin güçsüz dönemlerinde demokratikler ve komunistler tarafından partinin destekçileri ile dalga geçmek üzere konulmuş bir takma ad idi.
temmuz 1923'te tam olarak lider konumuna geldi. ufak bir not: joseph goebbels, rudolf hess gibi yakın adamlarıyla bu dönemlerde tanışmıştır.
8-9 kasım 1923'te birahane darbesini düzenledi. o dönemlerde partinin gazetesinde bize bir tbmm hükümeti gerek adlı başlıklar vb. şeyler vardı. hitler atatürk'ün sevri reddedip, milli bir mücadele başlatmasından etkilenmiş, mussolini'nin roma'ya yürüyüşünden etkilenmiş ve böyle bir darbeye teşebbüs etmiştir. nitekim daha sonra bunu şu şekilde açıklayacaktır. "benim öğretmenim mussolini, onunki de atatürk'tür." tabi kendisi burada yalnızca milli mücadeleye odaklanmış, demokrasi ve atatürk ilkelerini görmemiştir.
birahane darbesinden sonra 4 ekim 1924'te yargılanmıştır. yargılanırken dahi mahkeme salonunda nutuk çekmiştir. 5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. fakat 9 ay yattıktan sonra affedilmiş salınmıştır. bu süre zarfında (bkz: kavgam) (bkz: mein kampf)'ı yazmıştır.
hapisden sonra hemen partisini toplamış ve izlenecek yolu belirlemiştir. ilk başlarda partisi doğru dürüst oy alamazken (bkz:büyük buhran')dan (ekonomik kriz) yararlanarak, oyunu yükseltmiş, en büyüı muhalefet partisi haline gelmiştir.
buraya da bir parantez açmak istiyorum. buraya kadar dikkatlice okuyan iyi bir okur, florasan partisi ile nsdap'ın ne kadar ama ne kadar benzer iki oluşum olduğunu fark etmiştir. bununla da ilgili uzun bir girdi yazağım. gerçekten de florasan partisi nsdap'ın türkiye versiyonudur.
1933'te cumhurbaşkanı hindenburg tarafından şansölye olarak atanmıştır. 1 yıl sonra ise hindenburg ölür ve hitler kendini hem şansölye hem de cumhurbaşkanı ilan eder ve "führerlik" makamını kurar. (mozambik'teki başkanlık sistemi) sonrası ise herkesin malumu 2. dünya savaşı.
klara'ya göre çocuklarının yaşamaması tanrı'nın ona verdiği bir lanet idi. çünkü akrabası ile evlenmişti. bunun için kiliseden onay almışlardı fakat yine de kendini tanrı'ya karşı gelmiş hissediyordu. üstelik çevrelerden de iyi muamele görmüyorlardı.
yaşayan tek oğlu adolf'un anlamı "adel wolf" yani asil kurt demektir. adolf hitler 1. dünya savaşı'ndan sonra katıldığı etkinliklerde wolf takma adını kullandı.
devlet yönetimini ele geçirdiğinde de bu takma adı kullandığı bazı durumlar oldu. bazı sığınaklara, kamplara, merkezlere içerisinde wolf sözcüğü bulunan adlar verildi.
alois hiedler'in babası, yani adolf hitler'in dedesi johann george hiedler'dir. aslında öz babası değildir. johann gezici bir değirmenciydi ve alois gibi çok kez ilişki yaşamıştı. 1824'de ilk evliliği yaptı. bir çocuk sahibi oldu fakat 5 ay sonra karısı da oğlu da öldü. 1842 yılında ise maria anna schicklgruber ile evlendi. johann maria ile evlenmeden 5 yıl önce, maria'nın gayrimeşru bir oğlu dünya'ya geldi. maria onun adını alois koydu. soyadı ise hiedler değil, schicklgruber idi. daha sonra johann ortalardan kayboldu (bu dönemfe ne yaptığı bilinmiyor.) ve geri geldiğinde alois'i sahiplendi ve kendi oğlu olarak kaydettirdi. sonra da hiedler olan soyadını hitler olarak değiştirdi. adolf da hitler soyadı ile dünya'ya geldi.
adolf'un babası alois gergin ve sinirli bir insandı. sürekli adolf'la kavga ederdi. daha doğrusu döverdi :) adolf'un memur olmasını istiyordu. adolf ise ressam olmak istiyordu. fakat ikisinin de istediği olmadı. alois 1903'de tüberkuloz'dan öldü. bu sırada adolf 13 yaşındaydı. okuldan 1 seneliğine ayrıldı. daha sonra da maddi imkansızlıklardan ötürü hiç geri dönemedi. inşaatlarda amelelik yaptı. elinden geldiğince çalışarak annesine bakmaya çalıştı.
daha sonra annesi hastalandı. kendisine bağlanan yetim aylığı da yetmemeye başladı. bunun üzerine 18 yaşında viyana'ya güzel sanatlar akademisi'ne girmek için gitti. fakat kabul edilmedi. aslında harbiden niçin kabul edilmedi akıl alır gibi değil. gayet güzel çizimleri vardı. daha gencecikti. kendisini kabul etmeyen hocası ise bir yahudi'ydi. yahudi düşmanlığının temelleri bu tip şeyler ve okuduğu kitaplarla başladı. kendisi yahudilerin birbirini kayırmaya başladığını, almanları ezmeye çalıştıkları, bu nedenle akademiye giremediğini düşündü. kendisi bu konu hakkında şöyle yazdı:
"ne zaman bir sanat eseri, tiyatro gösterisi, bir müzik abartılırsa yahudi yapımı bir şey olduğunu görüyordum. bunu abartanlar da yahudilerdi. birçok alanı ele geçirdikleri için tüm alanlarda birbirlerini kayırıyorlardı. güzel bir alman yapıtı 10 üzerinden 5 alamazken yahudi yapıtları 10 alıyordu. bu yüzden bir antisemitist olmaya karar verdim."
adolf viyana'ya geldiğinde tek atımlık kurşunu vardı. isabet ettiremedi ve herşeyini kaybetti. akademiye kabul edilmedi. 1908'de bir daha denedi, yine kabul edilmedi. böylelikle tüm maddi kaynaklarını tüketti. kendisine gelen yetim maaşını üvey kardeşine verdi. bir süre sonra halasından gelen miras parası da suyunu çekti ve 21 yaşında evsizler yurduna yerleşti. evsizler yurduna yerleşmeden önce bavuluyla birlikte sokaklarda yatmaya, turistlere resim çizip, satmaya, kartpostal yapmaya başladı. bu sırada yalnızca 18 yaşındaydı. (ben de evde hoi4 oynayaduruyum.) sokakta kaldığı süre zarfında avusturya'nın en büyük şehrinde avusturya'nın genel durumunu iyi analiz edebilmişti. zenginler yahudilerdi. yahudilere artan nefreti daha da büyüdü.
bunu da şu şekilde belirtti:
"nihayet on dört on beş yaşıma geldiğimde siyasetten bahsedildiği sıralarda yahudi kelimesini duymaya başladım. bu sözler ben de az da olsa bir itiraz etme duygusu uyandırıyordu. mezhepler dolayısıyla çıkan kavga ve çekişmeleri gördüğüm vakit içimde nahoş hisler kabarıyordu.
alman ile yahudi arasındaki farkın sadece dinler arasında olduğunu zannediyordum. hatta sürekli zulümlere hedef olmalarını, din farkına veriyor ve bu yüzden de kendilerine antipati beslemiyordum.
işte kafam bu düşüncelerle dolu olarak viyana’ya geldim. o günlerde viyana′da iki milyon kişi yaşıyordu ve bu nüfusun iki yüz bini yahudi idi. işte ben bunun farkında değildim. ilk günlerde gözlemlerim ve düşüncelerim, yeni değer ve fikirlerin giriştikleri hücuma pek o kadar karşı koyacak kuvvette değildi. nihayet içimde ağır ağır sükunet ortaya çıkmaya başladığı ve bu hummalı hayaller açıklığa kavuştuğu sıralarda, yahudi meselesi ile burun buruna geldiğim an ki, etrafımı çepeçevre saran dünyaya çok daha dikkatli bakmaya başladım.
yahudi meselesi ile karşılaşmamdaki şekil bana pek hoş gelmedi. ben o sıralarda yahudi’yi sadece başka bir dine mensup bir kimse olarak kabul ediyordum. dini çekişmelerden ve dini inanışlardan çıkan her türlü düşmanlığı, hoşgörü ve insaniyet adına daima kınamaktan da kendimi alamıyordum. bu arada viyana’nın yahudi aleyhtarı basınının tutumu da bana medeni bir milletin örf ve geleneklerine yakışmaz gibi geliyordu."
kişisel düşüncemi soracak olursanız bu sözler bir propagandadan, kendini haklı gösterme sanatından ibaret. ancak yahudilerin de sütten çıkmış akkaşık olduğu söylenemez. yine de bu onların çoluk çocuk ayırmadan hunharca katledilmesini gerektirmez. ki bir ırk'ın ahlakı üzerine genelleme yapmak bazı durumlar hariç ne kadar doğru bilemiyorum.
1912 yılında, kalan son parası ile münih'e gitti. münih'e gittiğinde münih'e hayranlık duydu. işte gerçek alman şehri dedi. kitabında münih'i yazdı vs. 1914 yılına gelindiğinde 1. dünya savaşı çıkmıştı. kendisi alman ordusuna gönüllü olarak katıldı. burada rütbesi onbaşılığa yükseldi, 2 kez demir haç aldı. (biri 1. sınıf, diğeri 2. sınıf) 1. dünya savaşı sırasında sayısız kez ölümden döndü. tüm kardeşlerinin ölmesi, babasının erken yaşta ölmesi, annesinin ölmesi, kendisinin onlarca kez ölümden dönmesi onun kafasında büyük olasılıkla ölümü sıradan bir şey yerine koydu. ölüme çok yakındı. ölüm onun hayatının bir parçasıydı artık. bu nedenle öldürmekten de çekinmeyecek zalim bir katile dönüştü.
1. dünya savaşı'nda bilinen en ünlü ölümden dönüşü henry tandey adlı ingiliz askerinin, onu ölmek üzereyken görüp, tedavi ettirmesidir. bu asker adolf'u cephede baygın bir şekilde görür ve kucağına alarak, kendi cephesine götürür, tedavi ettirir. " hergün binlerce insan ölüyor. daha fazla insanın ölmesine gerek yok." minvalinde bir şeyler söyler. fakat ironik, dolaylı yoldan 80 milyon daha insanın ölmesine neden olmuştur. fakat adolf hitler orada ölseydi de büyük olasılıkla başka bir adolf hitler varolacaktı. tarih böyle saçma varsayımlarla ilerlemez ancak neyse.
bir kez de savaşda sahiplendiği köpeğine kızmak için kaçan köpeğin peşinden koşmak üzere, serbest olduğu bir zaman diliminde bulunduğu karagahtan dışarı çıkmıştır. o çıktıktan 1-2 dk sonra, karargah bombalanmış ve içerideki herkes ölmüştür. (bu olay (bkz: rise of evil: hitler) filmi'nde de anlatılmıştır.)
ekim 1916 yılında da ayağından yaralanır.
savaşın sonlarına doğru ise kimyasal silahlar nedeni ile görme yetisini geçici süreliğine kaybetmiştir. iyileştiğinde ise almanya'nın yenildiği haberini alır.
burada önemli bir olaydan daha bahsetmek istiyorum. hani yukarıda yazdık ya, adolf hitler'i yahudi bir hoca bilerek akademiye almadı diye. (kendi görüşü, şahsen ben de katılabilirim buna) 1. dünya savaşı'nda kendisine birinci sınıf demir haç veren komutanı da yahudi idi. üstelik kendini referans göstererek bunu yaptı. yani kıssadan hisse, bir yahudi adam kayırmacılık yaparken, öteki hakedene hak ettiğini verebiliyor. buradan yahudi düşmanlığının ne kadar yanlış olduğunu anlayabiliriz.
neyse, konuyu dağıtmadan, hitler'in münih'e gitme nedenlerinden birisi de avusturya ordusu'nda askerlik yapmaktan kaçınmaktır. fakat kendisi daha sonra avusturya ordusu'nca yakalanır. pişman olduğunu vb. belirterek serbest bırakılır. serbest bırakılmasında fakirliğinden dolayı kaynaklanan fiziksel yetersizlik durumu da göz önünde bulundurulmuştur. bu fiziksel yetersizliğine rağmen ağustos 1914'de (yani savaşın başında) alman ordusu'na gönüllü olarak katılır.
savaş bittikten sonra münih'te kalmaya devam eder, multi-etnik yapıdaki avusturya parlementosunu takip eder ve demokrasiye düşman olur. çünkü avusturya parçalanır.
münih'te tanıdıkları aracılığı ile thule cemiyetine, list cemiyetine katıldı. bu cemiyetler nazizmin doğuş noktalarıdır. savaştan sonra hitler uzun süre askerde kalmaya çaba sarf etti çünkü vatandaşlığı ve eğitimi yoktu. fakat birgün hakkında istihbarat toplamak üzere gittiği alman işçi partisi'nin toplantısında bavyera'nın prusya'dan (almanya) ayrılıp, avusturya ile birleşmesi gerektiği konuşuluyordu. buna çok sinirlendi ve dayanamayıp, bir nutuk çekti. ertesi gün şaşırtıcı bir şekile kendisine parti üyeliği teklifi geldi. böylelikle partiye katıldı. orduda işi bitti. şubat 1920'de partinin adını "nasyonal sosyalist alman işçi partisi" koydu. nazi adı da partinin güçsüz dönemlerinde demokratikler ve komunistler tarafından partinin destekçileri ile dalga geçmek üzere konulmuş bir takma ad idi.
temmuz 1923'te tam olarak lider konumuna geldi. ufak bir not: joseph goebbels, rudolf hess gibi yakın adamlarıyla bu dönemlerde tanışmıştır.
8-9 kasım 1923'te birahane darbesini düzenledi. o dönemlerde partinin gazetesinde bize bir tbmm hükümeti gerek adlı başlıklar vb. şeyler vardı. hitler atatürk'ün sevri reddedip, milli bir mücadele başlatmasından etkilenmiş, mussolini'nin roma'ya yürüyüşünden etkilenmiş ve böyle bir darbeye teşebbüs etmiştir. nitekim daha sonra bunu şu şekilde açıklayacaktır. "benim öğretmenim mussolini, onunki de atatürk'tür." tabi kendisi burada yalnızca milli mücadeleye odaklanmış, demokrasi ve atatürk ilkelerini görmemiştir.
birahane darbesinden sonra 4 ekim 1924'te yargılanmıştır. yargılanırken dahi mahkeme salonunda nutuk çekmiştir. 5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. fakat 9 ay yattıktan sonra affedilmiş salınmıştır. bu süre zarfında (bkz: kavgam) (bkz: mein kampf)'ı yazmıştır.
hapisden sonra hemen partisini toplamış ve izlenecek yolu belirlemiştir. ilk başlarda partisi doğru dürüst oy alamazken (bkz:büyük buhran')dan (ekonomik kriz) yararlanarak, oyunu yükseltmiş, en büyüı muhalefet partisi haline gelmiştir.
buraya da bir parantez açmak istiyorum. buraya kadar dikkatlice okuyan iyi bir okur, florasan partisi ile nsdap'ın ne kadar ama ne kadar benzer iki oluşum olduğunu fark etmiştir. bununla da ilgili uzun bir girdi yazağım. gerçekten de florasan partisi nsdap'ın türkiye versiyonudur.
1933'te cumhurbaşkanı hindenburg tarafından şansölye olarak atanmıştır. 1 yıl sonra ise hindenburg ölür ve hitler kendini hem şansölye hem de cumhurbaşkanı ilan eder ve "führerlik" makamını kurar. (mozambik'teki başkanlık sistemi) sonrası ise herkesin malumu 2. dünya savaşı.
devamını gör...
erkek adam ev işi yapar mı sorunsalı
fıtratının iki ev işi yapmayla bozulup kadınsı olacağına inananın ya kendine güveni yoktur, ya fıtratına.
devamını gör...
uğur mumcu
türk vatandaşının tanımını şu sözlerle ifade eden ve maalesef ki katledilmiş olan kıymetli bir yazar ve gazetecidir.
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
manisa'nın alaşehir ilçesinin antik yunan dönemindeki adı bugün abd'de ünlü bir kentin adı: philadelphia.
devamını gör...
normal sözlük'e beğeni adı buluyoruz kampanyası
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
[only piano - loneliness]
buz kristallerinin yüzüme saplandığını hissettim o ân sadece. ve saplanan bu tiz acılar, gözlerimden akan sıcak sıvıyla birlikte eriyip gitti..
hayatım, uyandığın rüyayı hatırlamamak gibi ilerliyordu. geçmişimden geçen tüm benler, unutulmuş ama biraz zorlasan dilinin ucundan kopacak kadar bendi.
fakat yine de hatırlamıyordum. ben sadece bugüne sıkışan bir gün gibiyim. yarınlar beni yeni bugün olarak yaratıyor ve ben dünde kalan bugündeki beni hatırlamıyorum.
aklımın sınırları, kafamı patlatırcasına baskı uyguluyor bana. düşüncelerin kurmaca dünyasında yaşıyor, rüya görüyor, uyuyor, uyanıyordum. bu kadar fazla katmanın içinden ben, kendimi -eğer gerçekten gerçekse- arıyordum. bulmaya çalışıyordum.. elime değen şey ise yansımadan ibaret kalıyor. aynalar dolusu düşünce dünyasında kendi yansımam hangisi olabilirdi? bunları yazan kişi mi, yarın doğacak olan yeni kişi mi, dünde kalan ve aslında bir dün öncesinde de bugün sayılan o dünkü kişi mi? açıklık getirilmesi gerekiyor bu kurmaca dolusu karmaşaya fakat şu kapalılık, açılır mı bir gün emin olamıyorum.
buz kristallerinin yüzüme saplandığını hissettim o ân sadece. ve saplanan bu tiz acılar, gözlerimden akan sıcak sıvıyla birlikte eriyip gitti..
hayatım, uyandığın rüyayı hatırlamamak gibi ilerliyordu. geçmişimden geçen tüm benler, unutulmuş ama biraz zorlasan dilinin ucundan kopacak kadar bendi.
fakat yine de hatırlamıyordum. ben sadece bugüne sıkışan bir gün gibiyim. yarınlar beni yeni bugün olarak yaratıyor ve ben dünde kalan bugündeki beni hatırlamıyorum.
aklımın sınırları, kafamı patlatırcasına baskı uyguluyor bana. düşüncelerin kurmaca dünyasında yaşıyor, rüya görüyor, uyuyor, uyanıyordum. bu kadar fazla katmanın içinden ben, kendimi -eğer gerçekten gerçekse- arıyordum. bulmaya çalışıyordum.. elime değen şey ise yansımadan ibaret kalıyor. aynalar dolusu düşünce dünyasında kendi yansımam hangisi olabilirdi? bunları yazan kişi mi, yarın doğacak olan yeni kişi mi, dünde kalan ve aslında bir dün öncesinde de bugün sayılan o dünkü kişi mi? açıklık getirilmesi gerekiyor bu kurmaca dolusu karmaşaya fakat şu kapalılık, açılır mı bir gün emin olamıyorum.
devamını gör...
ingilizlerin sömürdüğü ülkelerin gelişmesi
hayatımda duyduğum en saçma ilk on tespit arasına girer. hindistan'da milyonlarca insanın açlıktan ölmesine sebep olmuş ülke hala kendine gelememiştir.
devamını gör...
eylül
hoşgeldin eylül.. ruhumu temizle, bedenimi dinlendir... hayatima zorluk katan şeylerden arındır...
devamını gör...