herkesin üzerinde gözü fakat içinde yaşayanların hepsi sinir küpü. güzelliklerinin yanında karanlık tarafı da var. ben anlayamadım istanbul'u. buradan gitsem belki başka yerde yapamam, gitmesem huzuru bulamam tuhaf bir ilişki bizim ki.
devamını gör...

prefrontal lobotomi,(lökotomi, lobotomi olarak da bilinir.) beyindeki ön lobların uçlarındaki prefrontal korteks bağlantıların kesilmesiyle yapılan bir beyin cerrahisi işlemidir ve yapılmaya başlandığı yıldan beri tartışılınan bir işlemdir. yan etkileri fazla olmasına rağmen yirmi yıldan uzun bir süre boyunca psikiyatrik rahatsızlıklar için kullanılmış bir yöntemdir.

1. dünya savaşı zamanlarında halkın büyük bir çoğunluğu psikolojik olarak felaket haldeydi ve halk, savaşın psikolojisine dayanamayıp akıl hastanelerine gitmişti. o zamanlar etkili sayılabilecek tıbbı tedavi sayısındaki azlık yüzünden birtakım hastalar kesin bir sonuç garanti etmeyen lobotomiye kendi istekleriyle başvurmuştur. lobotomi operasyonunun ilk yapılma amacı; aşırı huzursuzluk, stres, depresyon, endişe ve dinmek bilmeyen ağrıları tedavi etmektir. (yanılmıyorsam hafıza silme işlemi olarak kullanılmış o zamanlar). lobotomi ameliyatı ile kısmen tedavi edilen sorunlar; kronik takıntı nevrozu, kronik gerginlik, kronik anksiyete, kronik depresyon ve şizofrenidir.

nasıl yapıldığına gelecek olursak -evde deneyin diye demiyorum burası çokomelli- lobotomi pek çok şekilde yapılır. ilk olarak göz yuvasına buz kıracağı yerleştirip gözün üstünden veya içerisinden beyne ulaşıp prefrontal lobu yerinden çıkarmaktır. ikinci olarak kafatasının bir kısmını kırıp direkt içerisinden prefrontal korteks bağlantılarını sökme işlemidir. bir nevi ötenazi gibi olan bu sistemsiz lobotomi herhangi bir hastaya çare olmamıştır ve bilindiği üzere tamamı başarısız denemelerdir pek çok insan bu yüzden ölmüştür. ayrıca günümüzde yapılması yasal değildir.
devamını gör...

polisin yüzde yüz haksız olduğu mesele. ortada oğlu senin teşkilatın tarafından öldürülmüş bir anne var, devletin hesap vermemesi var, hukukun yüz karası edildiği, adaletin tersine döndüğü bir süreç var. sen de gelip "iyi ki öldürmüşüm" diyorsun. geliyor bir densiz de bunu "refleks olarak kızgınlıkla öyle söylemiş" diyor.

bak güzel kardeşim, bu adam polis. halkın güvenliğini sağlamakla sorumlu. acılı bir ananın "oğlumu sen öldürdün" sözü onu tetikliyor, reflekslerini harekete geçiriyorsa ya devletin onu eğitmesinde ya da onun aldığı eğitimi idrak etmesinde bir sıkıntı var. bu kadar çabuk "sinirlenen", "refleksleri" harekete geçen bir kişinin çelik gibi bir sinir isteyen bir mesleği yapması ne kadar doğru, bunu sormuyorum bile.

ondan sonra türkiye neden otoriteryenleşiyor, türkiye neden polis devleti oluyor.

yönetilmeye, hükmedilmeye bu denli meraklı, hükmedeni aklamaya bu kadar meyilli bir kitle olduğu sürece daha neler olur.

edit: densize densiz demek hakaret olmuş. arkadaşlar, ifade özgürlüğü çift taraflı işleyen bir şey. densiz "saygısız" demektir. birine saygısız demek de hakaret değildir. tribünlere oynamayı bırakalım lütfen. *
devamını gör...

genelde 3 tane oluyo bende, mesajınız yok turuncusu..
devamını gör...

her nefes alıp verişte ağzından çıkan dumana bakıyordu genç kadın. buz gibi hava ciğerlerine dek işlemişti. gözünden akan yaşların farkında değildi.
yanına biri oturdu. başını bile çevirmedi. konuşmaya başlayınca onun da bir kadın olduğunu fark etti.
- neden ağlıyorsun? dedi kadın.
sustu. içinden yanıtlamak gelmiyordu. ağladığını da o anda fark etti zaten. korkmuştu. ilk kez bu kadar çaresiz hissetmişti kendini. ve yapayalnız. içinden geçenleri anlatacağı kimsesi de yoktu. hem böylesine bir acı nasıl dillendirilir, hangi sözcük tarif edebilir bunu da bilmiyordu.
kadın tekrar konuştu.
- üzülme yavrum, bu hayatta geçmeyecek dert yoktur.
susmaya devam etti. dışarıdan nasıl göründüğünün farkında değildi. açıkçası umursamıyordu da.
"geçmeyecek dert yoktur." cümlesi kafasında dönmeye başladı. cümle bir uzaklaşıyor, aniden hızlıca dönüp üzerine çullanıyordu sanki. vardı işte.
fiziksel hiçbir acısının olmamasına rağmen bütün vücudunu sızlatan bir ağrısı varmış gibi geliyordu. en çok da kalbini... sanki bir el sıkıyor, sıkıyor, nefes almasını da engelliyordu. oysa nefes de alıyordu işte. ağzından çıkan duman bunun kanıtıydı.
elini karnına götürdü. bastırdı. acıyı hissedene dek bastırdı.
"tüm bunlar neden başıma geldi ki? bu kadar aptal nasıl olabildim. yüzüne bakamıyorum. kimsenin yüzüne bakamıyorum. biriyle yüz yüze gelsem içimi okuyacaklar diye ödüm kopuyor. başka yolu yok. hayır, başka yolu yok. beni anlamayacaklar. sadece suçlayacaklar. utanacaklar. hem de benim adıma utanacaklar. annem, babam da utanacak. insan içine de çıkamayacaklar. hele annem, üzüntüden ölebilir. bunu ona yapamam. peki bebek? ben utanmayayım diye, hayal ettiğim hayatı yaşayayım diye... bebek! sus, sus! bebek değil, o. henüz değil. sus!"
kendisiyle olan kavgası bitmiyordu. zihninde kelimeler uçuşuyor. hissettiği acı artıyordu. bir karara varması lazımdı artık. ellerini sıkıca bastırdığı karnına baktı. yavaşça kalktı oturduğu banktan. yürüdü. tabelaya baktı. muayenehane 3. kattaydı. isteksiz ama kararlı bir adım attı ilk basamağa doğru.
devamını gör...

dillendirmediğim lakin bazı insan kişilerinin gelip kafamı ütülerken iç geçirip içimden geçirdiğim cümle.

bakın lütfen! dert falan, sen hayırdır yani 'dert dinleme encümen azası mıyım ben? 'kolumdan tutan dert anlatıyor. hayır bir yere kadar dinliyorumda ama bir yerden sonrası bende yok. tamam biraz güzin ablalık mevcut ama bu şu demek değil ki sizin 'eltinizin, durumunuza bakıp cevap vermemesini' ısıtıp ısıtıp önüme koymanız minvalinde ki cümlelerinizi her daim dinleyeceğim. (sağlam bozdum ama olsun, cümleyi yahu! )

yoksa kimsenin derdini küçümsemem fakat işte zornan şeeettiriyorlar.
devamını gör...

esasen roland barthes’e ait denemedir. yazarın ölümü ifadesiyle metin ve okur odaklı bir bakış açısına işaret edilmektedir. yazar odaklı değil metin ve metni okuyan okuyucunun yorumu esastır burada. metin onu kaleme alandan bağımsızlaşır, okurla buluştuğu sürece var olur ve anlam kazanır.
(bkz: postmodernizm)
devamını gör...

"ben sana gülüm demem gülün ömrü az olur."
"-aşk?
+ istemem, o beni öldürür."
memati baş
devamını gör...

mine kılıç
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

5-d sınıfından berke'nin yolda bulduğu monami kutusuna dandik pastel boya koyması.
devamını gör...

onu bir görseniz sanırsınız,
o bir deniz yanılırsınız,
o benim güneş sistemim,
alacalı bikinisinde saklı,
deniz yıldızları, uzay taşları, arkadaşları..
ölü denizciler, kayıp galaksiler,
buldum! gözlerindeler.
senden tek istediğim geçmişin, geleceğin benim olsun..
yaz gelirken karışır böyle şeyler
neşeyle endişeler
ayak bastığım her yerdeler
üzerimden gemiler geçer
kaldırma kuvvetimdekiler
burası benim krallığım
sıkılırsan güneşten, gece oluruz erkenden
sen istersen
karşılığında istediğim geçmişin geleceğin,
benim olsun..
denizler cinayet işlemezler,
aslında kimseyi istemezler,
değiştirdi beni, bu garip astronomi
suçluyum belki ben,
sen sularımda ölürken, güldüm keyfimden
her zaman istediğimle,
geçmişin, geleceğinle,
benimsin artık,
derinlerde, derinlerde...
son feci bisiklet, bikinisinde astronomi
devamını gör...

birbirini çok seven iki kişi mi? var mıydı böyle şeyler ya?* şu yaşımıza geldik şöyle şeyler göremedik bee. devam edin gençler. düğününüze davet ederseniz çeyreğimi alır gelirim.
devamını gör...

adını her gün görmekten kusma eşiğine geldiğim yazar. güzel bir cümlesiyle gündem olsa gam yemem ama olsun. reklamın iyisi kötüsü olmaz. başarılar sude.
devamını gör...

karanlığa söveceğine bir mum da sen yak.
devamını gör...

daha açık bir şekilde dersek; hayvanların dinî inançları olduğunu gösteren eylemler. mesela deneylerde, bazı hayvanların, gizledikleri yiyeceklerini almaya çalıştıkları sırada düşmanları tarafından izlendiklerini fark ettiklerinde yiyeceği tekrar gizledikleri gösterilmiştir. bu da, hayvanların inançları sebebiyle yaptıkları bir eylem olarak yorumlanmıştır. keder, hayvanlar arasında yaygındır, ama cenaze töreni yapan az hayvan vardır. bu hayvanlardan biri de afrika filleridir. bu filler ölü canlılarla karşılaştıkları zaman, onları toprak, yaprak benzeri şeylerle gömerler. üstelik bunu sadece kendileri gibi fil olan canlılar için yapmazlar. gergedanlar, inekler ve diğer canlılar, ve hatta insanlar için de aynı şeyi yaparlar. yine şempanzelerde de bu gibi eylemlere, ritüellere rastlanılır. şempanzeler arasından bir grup öldüğünde, şempanzeler, ritüel haline gelmiş bazı davranışlarda bulunurlar. ilk önce toplu halde susarlar ya da aralarından biri susar ve hatta bazen saatlerce böyle kalırlar. ardından bazıları ses çıkarmaya başlar, sonra cesedi tımarlarlar, sonra cesede bakmaya başlarlar, ağıt gibi iniltiler çıkarırlar ya da üzgün biri gibi çığlık atarlar. hatta düzenli olarak ölüleri ziyaret ettikleri bile söylenir. yunuslar da kısa süre önce ölen üyeleriyle birkaç gün kalırlar ve dalgıçların yaklaşmasını engellerler! yunusların neden böyle bir şey yaptıkları bilinmiyor, bilim adamları bunu gözlemleyebiliyorlar, ama sebebini bilmiyorlar. dişi bir katil balina (orka olarak da bilinirler) yeni doğan ve ardından hemen ölen bebeğinin cesedini 17 gün boyunca taşımıştır! bunu hissettiği keder yüzünden mi yaptığı, yoksa sebebinin bir içgüdü mü olduğu hâlâ tartışma konusu.

ölüler için cenaze töreni yapma, mezarlarına çiçek bırakma gibi ritüeller, neandertallerde de görülmüştür. hatta bazı afrika fillerinin cenaze törenleri ile neandertallerin cenaze törenleri arasında benzerlikler de görülmüştür!

ayrıca 2010'larda batı afrika şempanzelerinin ağaçlara taş attıkları ve bu taşları ağaçların göze çarpan yerlerinde biriktirdikleri keşfedildi. bu davranış sadece batı afrika'da gözlendi. taşları üst üste yığma davranışı insanlarda da görülmüştür. günümüzde bu bir "ritüel" olarak adlandırılsa bile henüz sebebi bilinmiyor. ve bu yaptıklarının sebebi, kökeni hâlâ araştırılıyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

başkente yakışır bir belediye başkanı, şu günlerde ilaç gibi geliyor insanlara...
devamını gör...

dünya hayatı iniş çıkışlarla doludur. allah dışında kalan hiçbir şey ebedi değildir. yeryüzünden güçlü, kuvvetli, kudretli, zengin nice insanlar, devletler vb. gelip geçmiş; ancak sünnetullah gereği her şey zirveye ulaştıktan sonra inişe geçmeye başlamıştır.

bu hususta (dünya hayatının iniş-çıkışlara dolu olması) ibretlik olması açısından şu kıssa dikkate şayandır:

medine’de heyecan ve coşkunun zirvede olduğu zamanlardan biriydi. allah rasûlü (sav)’nün dişi binek devesi adba ile bir bedevinin genç yük devesi yarışacaktı. o güne dek adba’yı geçebilen hiçbir deve olmamıştı.

ashab bu yarışta da aksinin olacağını düşünmüyordu. derken yarış başladı. bir müddet sonra bedevinin devesi adba’yı geçti. kimsenin aklına gelmezdi hz. peygamber’in devesinin yenileceği. bu durum müslümanların gücüne gitti. “adba yenildi” dediler. ashabının şaşkınlığına rağmen allah rasûlü (sav) bu durumu gayet tabii karşılamıştı, üzülmeye gerek yoktu. zira her kemalin bir zevali vardı. şöyle dedi allah’ın elçisi: “dünyada yükselttiği her şeyi geri indirmek allah’ın bir kanunudur!” (buhari, cihad, 59, rikak, 38)

hz. peygamber bu hadisle aslında hayatımızı kuşatan ama çoğu zaman unutmaya yüz tuttuğumuz ilahi bir kanunu hatırlatır: dünya hayatı, iniş ve çıkışlarla doludur. göz alıcı parlaklığıyla gündüzleri semayı süsleyen güneş, geceleri yerini aya ve yıldızlara bırakırken; baharda rengârenk çiçeklerle, yaz mevsiminde çeşit çeşit meyvelerle kuşanan ağaçlar, kış geldiğinde kurumuş dallarıyla bir başına kalırken; asırlarca hüküm süren devletler bir anda yeryüzünden silinip giderken hep aynı gerçekle yüzleştirir insanı: dünya ve içindeki her şey gelip geçicidir, her şeyin bir sonu vardır, dünyadaki her şey nakıstır, hiçbir şey mükemmel değildir. dünyadaki bu vazgeçilmez kanuna, her canlı gibi âdemoğlu da tabidir. öyle ki insan, anne karnındaki halinden başlayarak ihtiyarlığına kadar hayatı boyunca geçirdiği evreleri (rûm, 30/54) gözlemlediğinde, ömrü uzadıkça yaratılışının tersine çevrildiğini ve böylece gücünü kaybettiğini, (yasin, 36/68) nihayetinde her canlı gibi ölümü tadacağını (âl-i imran, 3/185) düşündüğünde şunu yakinen idrak eder: her türlü eksiklikten ve kusurdan münezzeh tek mükemmel varlık, baki olan yüce allah’tır. dünya hayatının geçiciliği ve aldatıcılığı kur’ân-ı kerîm’de şöyle bir benzetmeyle ifade edilir: gökten yağmur iner ve onun sayesinde yeryüzündeki bitkiler boy verip birbirine karışır. nihayet yeryüzü ziynetini takınıp rengârenk süslenir. sahipleri tam da onun üzerinde kudret sahibi olduklarını sandıkları zaman ansızın bir afet/rüzgar geliverir ve onları sanki dün yerinde hiç yokmuş gibi kökünden yolunmuş bir hâle getirir. (yunus, 10/24; ayrıca bkz. kehf, 18/45; hadid, 57/20) rabbimizin tayin ettiği gün gelince “aldatıcı metadan başka bir şey olmayan” (âl-i imran, 3/185) dünya da kuruyup kaybolan bu bitkiler misali yok olup gidecektir. insan bu hakikatin farkında olduğu sürece üstünlük, şan şöhret, asalet, mal mülk, güzellik, makam mevki, zenginlik vb. geçici dünya menfaatlerine aldanmayacaktır. “sakın dünya hayatı sizi aldatmasın” (fatır, 35/5) buyuran allah teâlâ’nın da kullarından beklentisi, geçici bir eğlenceden ibaret olan dünya hayatına aldanmadan ebedî kalınacak gerçek yurt olan ahirete hazırlanmalarıdır. yarışta kaybeden taraf olmak gibi hayatta herkesin başına gelebilecek basit bir örnekten hareketle dünyalık nimetlerin geçiciliğine dikkat çeken bu hadis, aynı zamanda allah rasûlü’nün mütevazı kişiliğini de yansıtır. nitekim ashabının gerek sevinçli gerekse üzüntülü anlarında hep yanlarında olan hz. peygamber, bir bedeviyle devesini yarıştıracak ve ona yenilmeyi gurur meselesi haline getirmeyecek kadar insani ve mütevazı bir tavır sergilemiştir.
devamını gör...

bu kadar güzel tanımlar giren bu mükemmel yazar hakkında girilmiş 100 tane nickaltı bekliyordum.! bakınız, kesinlikle takip edilmesi gereken bir yazardır. aynı zamanda kendisi nezaketin yıldızanason'a bürünmüş halidir. iyi ki buradasın.! hep ol, değerli yazar.*
devamını gör...

keşke özlediğim anılarımı ziyaret etme şansım olsa.
devamını gör...

yazarların kendilerini uçsuz bucaksız hız sınırının olmadığı yollarda sürerken hayal ettikler arabalardır.
buyrunuz benimki:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim