ön bilgi: şahsen çok bilinmeyen şarkıları paylaşmaya özen gösterdim. buraya wish you were here yazsaydım herhalde taşlanırdım çünkü.

evet kafa sözlük yazarları, yine anketimsi bir başlıkla karşınızdayım. buradaki amaçlarımdan biri de farklı insan tipleriyle etkileşip kendimi geliştirmek ve hayatı başka insanların açısından görmek. bu yüzden giriştiğim bu başlıkta sizlerden sevdiğiniz şarkıları paylaşmanızı bekliyorum. herkes en sevdiği birkaç şarkıyı türleriyle paylaşırsa burada inanılmaz geniş bir veri havuzu oluşturabiliriz. bu sayede belki de çok seveceğimiz ancak daha önce duymadığımız birçok şarkıyı keşfedebiliriz.

sağ baştan rock ve türevleri ile başlıyorum.
oberhofer - gold
u2 - red hill mining town
the rolling stones - let it loose
led zeppelin - tangerine
otium - with you
parcels - overnight
the velvet underground - pale blue eyes
the velvet underground - oh! sweet nuthin'
ufo - space child
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

harika bir uygulama harika bir düşünce. emeği geçenlerin aklına, yüreğine bedenlerine sağlık.
devamını gör...

ironi yapabilmek zeka ister yalnız anımsatayım dedim sadece. boş yapan o kadar kişiden rahatsız olmayıp da ironi yapan kişilerden rahatsız olmak da komik geldi.
devamını gör...

eleştiri adı altında hakaret etmeyin de gerisi sorun değildir. şimdi birtakım sözlük yazarları sözlüğün kurallarını bilmeden üye olmuş, sözlüğün girişinde ne yazıyor? küfürsüz herkesin yazabileceği bir platform diye dimi? buraya kadar tamam, e yavrum sözlüğün kuralları var, babanızın malı değil ki istediğiniz gibi at oynatasınız ama dimi? öyle. eee sorun ne? küfürlü sözlük istiyorsanız bir sürü platform var. misal uludağ sözlük, ekşi sözlük, inci sözlük. bakın buralar hep küfür mekanı, üyelik alın istediğiniz gibi yardırın kimse sizin özgürlüğünüzü elinizden almaz.

şimdi küfür olayı çok matah bi olay değil aslında. önceden yalan yok ben de çok küfür ediyordum, bazı sözlüklerde her girdiğim tanıma muhakkak küfür ekliyordum da çok vasat bi hareketmiş gerçekten. şimdi burada takıla takıla küfürsüz kendimi ifade etmeye başladım. bak bunu da normal sözlük sayesinde başardım ha. yani demem o ki; sırf küfür yüzünden sözlüğe özgürlük düşmanı diyorsanız vallahi yazıklar olsun derim. rica ediyorum saçmalamayı kesin.

dağdan geliyorsunuz bağı değiştirmeye çalışıyorsunuz gençler olmuyor böyle ama ya!!!
devamını gör...

yönetmenliğini lorcan finnegan'ın yaptığı 2019'da yayınlanan film dünya prömiyerini 72. cannes film festivali'nde yapmış.


"vivarium", aynı sene cannes film festivali’nde "gan foundation support for distribution" ödülünü kazanmış.


film aynı zamanda yönetmenin foxes isimli kısa filminin genişletilmiş ve uzatılmış haliymiş.

filmin sitelerde görebileceğiniz konusu ise şu şekilde;

"vivarium” evli bir çifte odaklanıyor. yeni bir eve taşınmak için gizemli bir emlakçıyı takip eden çift kendilerini korkutucu bir labirentte bulur. birbirinden farkı olmayan evlerin bulunduğu labirentte mahsur kalan çift, bu dünyadan olmayan bir çocuğu büyütmek zorunda kalacaktır.


şimdi filmi taze izlemiş biri olarak içinde spoiler da barındıran kendi yorumlarıma geçmek istiyorum çünkü film 98 dklık , ne oluyor yahu dedirten fazla tekdüze ama fazla düşündüren güzel bir film.

--spoiler--

film ilk başta bir kuş yuvası ile başlıyor. farklı bir yumurta, ve burdan çıkan kuş diğerlerini yuvadan atıyor, bas bas bağırıyor ve annesinin getirdiği yiyecekleri yiyince susuyor. filmin ise vermek istediği esas mesaj zaten burda gizli. film boyunca bazı sahnelerde bunu anlıyoruz.

ama önce filmin adını aldığı vivarium kelimesinin anlamına bakalım.vivarium’un anlamı; “bilimsel amaçlarla hayvanların doğal davranışlarını gözlemlemek ve araştırmak için doğal hayat şartlarının oluşturularak muhafaza edildiği yer”dir.

film de aslında tam olarak bu. ana okul öğretmeni olan gemma ve bahçıvan olan tom bir ev tutmak istiyorlar ve "younder" isimli evlerin satıldığı emlakçıya gidiyorlar. garip biri olan emlakçı martin bir şekilde çiftimizi ikna edip evlere bakmaya götürüyor. banliyö şeklindeki bu evlerin hepsi aynı, düzenli.. 9 numaralı eve gidiyorlar evi geziyor ve aslında bu düzenden rahatsız olan çiftimiz gitmek istersen emlakçının onları bırakıp gittiğini fark ediyor. evlerine dönmek isteyen çift labirent gibi olan bu yerden asla çıkamıyorlar. o gece kapıya bir kutu geliyor ve kutuda bir bebek. "eğer büyütürseniz kurtulursunuz" yazıyor üzerinde. sonrasında da hayatları başlıyor.

tekdüze sıkıcı bir hayat, yemeği verilene kadar bas bas bağıran bir erkek çocuğu.
gemma bu durumda her şeyi kabulleniyor, çocuğa bakıyor onu besliyor, yatağına yatırıyor, ona öğretiyor ve "anne"ligi yapıyor. (çocuk her anne dediğinde 'ben senin annen değilim' dese de )

tom ise sabrının sonuna geldiğinde artık bu olanlara dayanamıyor ve bahçeyi kazanmaya başlıyor, tek bildiği şeyi yaparak. günler geceler boyunca bununla uğraşıyor ve sonunda sağlığını kaybediyor.

bu süreçte çocuk büyüyor ve her şey yine tek düze devam ediyor aynı bulutların bile birbirinin aynısı olması gibi.

bu filmle gemma ve tom bize orta sınıf bir aileyi tüm gerçekliği ile anlatıyor. düzenli bir evi olsun isteyen bir çift, toplumsal gereklilikle evlenince çocuk doğuyor, her şeyle sorgusuz sualsiz anne ilgileniyor ve evde otorite olarak görülen baba dayanamadığı yerde bir çabaya başlıyor. çalışıyor didininiyor gecesini gündüzüne katıyor ve sonunda da hastalanıp ölüyor.

gerçekten sorgulamak lazım aslında "aile" dediğimiz kavram bu şekilde mi olmalı? biz kimiz? rolümüz ne bu hayatta?

işte gemma da son kısımda çocuğun peşinden diğer evrendeki evleri mutsuz aileleri aslında diğer denekleri görünce ölmeden önce çocuğa soruyor:

-ben kimim?
-sen annesin.
-anneler ne yapar?
-cocuklarını büyütür ve ölür.

--spoiler--

velhasıl kelam bu tekdüze filmi izleyin. pişman olmayacak bir bilimkurgu.
devamını gör...

insanlık biterse o zaman anca dediğim istek.
devamını gör...

yılmaz erdoğan’ın yazıp yönettiği bir devam filmi olan organize işler sazan sarmal’ında ezgi mola’nın canlandırdığı karakterin var olmasını istediği ve bu konuda da çok haklı olduğu sözcüktür.

modern diye adlandırmaktan saçma bir keyif aldığımız bu çağda en çok ihtiyaç duyduğumuz sözcüklerden biridir belki de. çünkü eğer önce sözcüğü üretirsek onun içini dolduracak kavramı da mutlaka buluruz. bu sözcük için de işsiz işsiz oturan türk dil kurumuna başvurmanın tam zamanıdır. belki hayatımızı daha güzel bir hale getirir sözcüğün kazanmasını beklediğimiz anlam.

hala ne anlama geldiğini açıklamadığımın farkındayım sözcüğün. birazdan onu da yazacağım ama önce kendi dertlerimi anlatayım. sürekli kötü şeyler yaşayıp daha kötü şeylerin gelmesini beklemekle geçen ömrümüzün nefes almak için biraz zamana ihtiyacı var sanki. bu dünyadan sıkılıp çıkabileceğimiz bir balkon olmalı bir yerlerde. belki yeni insanlarla da tanışırız böylelikle.

iyi şeyler başımıza geldiğinde ne zaman bu mutluluğun biteceğine düşünmekten anın tadını çıkaramaz olduk. çok gülünce ağlamayı bekleyen insanlar olarak yetiştirilmişliğimizin verdiği bir tedirginliği bu hissettiğimiz.

ama her kötü şeyden sonra gelecek olan iyi şeyleri beklemeyi öğrenirsek belki kendimizle barışmayı da başarırız ve bu kötülükle dolu dünyayı kapsamlı bir kentsel dönüşüme sokabiliriz.

işte her kötü şeyden sonra gelen iyiliğe nesimet densin istiyorum ben de. siz de isteyin. ve tanımı bitirirken çok iyi konuştuğumu düşünüyorum. şimdi de dans etmek istiyorum.
devamını gör...

(bkz: sever misin sabaha mı bırakırsın)
devamını gör...

en çok da yağmur yağdığında seviyorum bu şehri.
herkesin yüzü ıslak, başı öne eğik. sanki herkes suçunu kabullenmiş gibi.
devamını gör...

ehehehe mesela yani.
devamını gör...

valla ben atana da atmayana da atıyorum. kendim ne istiyosam ona göre. yok onun atmasını bekleyeyim yok ben iki kere yazdım o bir kere bla bla... atmak istiyosam atarım. ha konuşmak istemiyorsa konuşmaz zaten zorlamıyoruz ya kimseyi.
devamını gör...

pentagram'ın osmanlı dönemindeki kafes usulünü tam 51 yıl tahtı bekleyen üçüncü osman'ın gözünden anlattığı güzel bir parça. şarkının sözlerini tarihle harmanlayıp anlatmaya çalışacağım.

öncelikle osmanlı devletinde on yedinci asra gelinceye kadar padişahı belirlemede yerleşik bir usulün olmadığını söylemek lazım. bu anlayışın bir yansımasına fatih kanunnamesi'nde geçen "evladımdan her kime saltanat müyesser olursa" kısmını örnek olarak verebiliriz. belki bu şekilde tahta en liyakatli olanın geçeceği düşünülmüştür. eski türk devlet geleneğinde tahta kimin geçeceği konusunda yerleşik bir usulün olmamasını, devletin sadece hükümdarın değil, hükümdarlık ailesinin ortak bir malı olmasına dayandırabiliriz. bunun sonucu olarak tahtta birden fazla kişinin söz hakkına sahip olması bir sorun teşkil etmiş ve on yedinci asra kadar tahta geçmede iki farklı usul kullanılmıştır.

bunlardan birincisi seçim usulüdür. padişah öldüğünde yerine geçecek şehzade merkezdeki dar bir kadronun seçimiyle belirlenir. ikinci usul ise tahttaki padişah tarafından yerine geçecek kimsenin belirlenmesidir. buna ahd denir.

osmanlı tarihinde on yedinci asra kadar bu iki yolun dışında olmak üzere başka bir yol ile tahta çıkan tek padişah yavuz sultan selim'dir. babası ikinci bayezıt'ın, şehzade ahmed'i veliaht olarak düşündüğünü anlayan selim, arkasına yeniçerilerin de desteğini alarak, bir nevi zor kullanarak, babasının tahtı kendisine bırakmasını sağlamıştır.

tüm bunlar tahtta birden fazla kişinin söz sahibi olması sebebiyle taht mücadelelerine engel olamamıştır. taht kavgalarını önlemenin bir yolu olarak, tahta geçen osmanlı padişahının nizam-ı alem için hayatta bulunan kardeşlerini katlettirmesi uygun görülmüştür.

konuyu biraz açmak gerekirse, kardeş katlinden kasıt, tahta geçen padişaha isyan eden ve onu devirip yerine geçmek isteyen şehzadelerin öldürülmesi değil, buna teşebbüs dahi etmeyen şehzadelerin öldürülmesidir. hatta bu durum çocuk yaşta şehzadeleri de kapsamış ve halk nazarında büyük tepki çekmiştir. osmanlı tarihi boyunca bu şekilde öldürülen şehzade sayısı elli civarındadır.

çocuk yaşta şehzadelerin öldürülmesinin en uç örneği üçüncü mehmet döneminde gerçekleşmiştir. tahta çıkar çıkmaz ilk işi bebek yaşta 19 kardeşini boğdurtmak olmuştur. (20 kız kardeşini ve babasının hamile bıraktığı cariyeleri ve daha sonrasında 16 yaşındaki oğlunu da öldürtmüştür. babası (gbkz: üçüncü murat)'ın 130 çocuğu olduğu söylenir.) sonrasında kafes usulünü getirmiştir. oğlu birinci ahmet de tahta geçecek şehzadenin çocuk yaşta olması sebebiyle ekber ve erşed sistemini getirmiştir.

kafes sistemi ile şehzadelerin sancağa çıkma uygulaması son buldu. bu durum sarayda dışarıdan izole bir şekilde hayat süren şehzadeler üzerinde ruhsal ve fiziksel anlamda genellikle kötü bir etki bırakmıştır. kafesten çıkma ihtimalleri ekber ve erşed sistemine göre tahta çıkmaya uygun olmalarıydı. ekber ve erşed sistemi tahta en yaşlı ve aklı başında olanın geçmesini şart koşmuştur. böylelikle padişahı belirlemede yerleşik bir usul oluşmuş ve kardeş katlinin önüne geçilmiştir.

evet, şimdi ufaktan şarkıya geçiş yapmaya çalışalım. şarkıya konu olan üçüncü osman tam 51 yıl kafes hayatı yaşamıştır. kafes hayatında şehzadeler dışarıdan izole bir şekilde ya eceliyle ölmeyi ya da bir gün tahta çıkmayı bekliyorlar. dünyadan bir haber olmaları sebebiyle tahta çıktıklarında devlet işlerinde genellikle başarı gösteremez, onların yerine devlet işlerine vezirler bakar. kafes hayatlarında çocuk sahibi olmaları yasaktır. maksat şehzade sayısının tutulup olası bir taht mücadelesine sebebiyet verilmemesidir. tahta geçmeye uygun kişi sayısının çokluğu, tahta geçen kişinin uzun yıllar tahtta kalma gibi bir kaç ihtimal sebebiyle, üçüncü osman 51 yıl boyunca kafes hayatı yaşamıştır. kaldı ki bu en uzun kafes süresidir.

şarkı sözlerini dikkate alarak bir kaç şey söylemek gerekirse, çok önceden doğmuş olmayı dilemiş midir? kesinlikle. kafes hayatı bir zindan hayatı gibi midir? evet, fakat ortada bile isteye yapılmış bir kötülük yok. yine de ruhsal ve fiziksel olarak şehzadeleri yıpratan bir süreç. hele hele bu süre 51 yıl ise şarkıdaki ima adeta gerçek gibi. sıra ona geldiğinde kimsenin canını bağışlamamış mıdır? hayır, tahtta kısa süre (3 yıl) kalmış, istanbul yangınlarını saymazsak nispeten sakin geçen bir dönemde padişahlık yapmıştır. fakat içinden bunları geçirmediğine kimse yüzde yüz emin olamaz.
şarkıda geçen "kardeşlerimi de öldürdüm ben yapmam gerektiğinde" geçmişe atıf muhtemelen. şarkının sonundaki, "ne yaparsan yap" tek kanun olacak! kısmı aleister crowley'e ait bir söz. o adam başka bir dünya zaten. swh
devamını gör...

oldukça gereksiz olan ve insanı sinir edecek olan eylemdir. adı üstünde 'cahil' her şeyi biliyor yani.

imam şafii'nin de dediği gibi : ' bir delille kırk alimi yendim de kırk delille bir cahili yenemedim'.

hiç gerek yoktur.
devamını gör...

defalarca izlediğim filmdir. yalnız anlamak için değil sindirmek, beynimde büyük bir yeri bu filme ayırmak için izlemistim. isim seçimi de oldukça başarılı bir filmdir. üstü kapalı fakat bir o kadar açık, izleyici olduğunuzu unutup olaya kaptırırken kendinizi hayır, bir de şu yönüyle bakın der bergman filmde ve hem uzak hem yakın perspektiften sizi olaya davet eder.
1966 'dan günümüze kadar gelmiş ve asırlarca da yankısını devam ettirecek filmdir. ayrıca liv ullmann a da ayrı bir sempati besliyor olmam da filme olan sevgimi katbekat arttırmıştır.
devamını gör...

üsteki yazar o kadar haklısın ki. bekar mısın? ailen ile mi yaşıyorsun? evlenmeyi düşünüyor musun yada nişanlı mısın? evliysen çocuk düşünüyor musun? sanki iş yerinin nüfusuna giriyorsun hangi şirket yada kurumsa ismini soyad olarak alıcaksın. 2 ay deneme süresi var zaten işi ve çalışanı tanıma süreci bu kadar özele gerek yok. tam bir köle olabilir misin soruları.
devamını gör...

havacılık tarihinde halen kırılamamış olan en yüksek irtifa rekorunun sahibi uçaktır ki 37500 metrelik bir irtifaya kadar çıkabilmiştir. o irtifadan dünyanın yuvarlaklığını gözle canlı olarak seyredebilirsiniz.

öte yandan askeri havacılık tarihinin ilk jet avcı uçağı konseptini ortaya çıkartması yönüyle de ayrı bir yeri olan sovyet uçağıdır. nato kod adı foxbattır.

1950 li yılların sonları ve 60 lı yıllar sovyetler ile natonun soğuk savaş yıllarının belki de en civcivli zamanlarıydı. ve amerika en azından psikolojik üstünlüğü elinde tutabilme amaçlı olarak sürekli sovyet hava sahasını taciz ediyordu. ta ki sovyetlerin kendi hava sahası üzerinde bir adet amerika ı-2 keşif uçağını düşürene kadar.

bu kırılma noktasından sonra amerika b-70 ve sr-71 gibi projelerle tekrar üstünlüğü eline alma çabasına girişti. b-70 sadece bir proje olarak kaldıysa da sr-71 hayata geçti ve o dönem için bu psikolojik hava üstünlüğünü tekrardan amerikaya geçirdi ki 3 mach üzeri hızlara çıkabiliyor ve de 25000 metre gibi irtifalarda görev yapabiliyordu sr-71.

bu noktada ise sovyetler bu üstünlüğü çözebilmek adına iki yola başvurdu. ilki hava savunma sistemleri yatırımları ki bu konuda zaten natonun hep önünde oldular. bir diğeri ise; sr-71 gibi uçakları engelleyebilecek çok hızlı bir uçak yapma fikriydi ve mig-25 in temelleri 1964 yılında atıldı.

geliştirme süreci 1970 yılına kadar süren mig-25 bu tarihten sonra sovyet ordusuna katıldı. natonun bu uçakla alakalı bildiği tek şey uçağın çok hızlı olduğu ve yüksek irtifalara tırmanabilmesiydi. fakat uçağın yeteneklerini görebilmeleri fazla uzun sürmedi.

1974 yılında sibiryanın kuzeyinde bir keşif görevi yapan sr-71 in peşine takılan mig-25 onu yakalamayı başardı ve radar kilidi attı. vurulmasına çok kısa bir süre kalan sr-71 ölümcül bir manevrayla mig-25 ten kaçıp amerikaya dönebildi. bu olaydan sonra amerika bir daha sr-71 leri sovyet hava sahasına sokmadı ve çılgın proje olan sr-71 için de son başlamış oldu.

mig-25 adına kırılma noktası ise 6 eylül 1976 yılında gerçekleşti. kamçatka üzerinde devriye görevi icra eden bir mig-25 pilotu uçağıyla birlikte japonyaya iltica etti ve uçak japonyaya iner inmez amerikalı ve japon mühendisler uçağı incelediler 2 ay boyunca. tabii sovyetlerin baskısı sonucu bu süre daha da uzamadı.

uçağı inceleyen mühendisler ilk başta sovyetlerin mühendisliğini küçümseyerek neredeyse kullandığı teknolojilere gülecek noktaya gelmişlerdir. çünkü uçakta gerçekten eski sayılabilecek teknolojiler vardır. fakat mühendisler incelemelere devam ettiklerinde iş hayranlığa dönüşmüştür. zira uçak sovyet mühendisliği mantalitesi ürünüdür. basittir, güvenilirdir ve de mükemmeldir. mig-25 basit bir tasarıma sahipti.

bu olaydan sonra 80 li yıllarda sovyetler bu uçağın yeni versiyonlarını üretmiştir. mig-29 ve mig-31 gibi. şu an rus hava kuvvetlerinde mig-31 lerde halen görev alıyor.

peki bu uçağın kusursuz kısımları neydi ¿ yukarıda belirttiğim üzere halen kırılamamış rekorlara sahip ve yeni bir konsepti doğurmuş bir uçaktı.

fakat durum bunlarla sınırlı değildi. uçak o dönem ki en gelişmiş sovyet radarı olan zaslon radarını kullanıyordu. 200 km menzili olan bu radar o dönem sovyetlerin iddiasına göre 12 ayrı hedefi izleyebilmekteydi. ilerleyen yıllarda uçağa kızılötesi tarayıcı da eklendi. 150 km menzilli güçlü hava hava füzeleri taşıyabilmekteydi aynı zamanda uçak.

ayrıca radara bir parantez daha açmak gerekirse; bu gelişmiş radar ile sovyetler özellikle sibirya tarafındaki radar boşluklarını kapatabilmeyi amaçlamıştı. yani uçak aslında bir avcının yanında uçan bir radardı da.

bunlara ek olarak çift motorlu bu uçak 3.2 mach hızına erişebiliyordu fakat o hızlardaki yüksek yakıt tüketimi nedeniyle bu 2.5 mach ile sınırlıydı. sadece özel durumlarda bu hız aşılıyordu.

son olaraksa çok sağlam bir uçaktı. adamlar bildiğiniz titanyumdan uçak gövdesi yapmışlar ki halen bu gövde sağlamlığından ötürü bazı kuzey afrika ülkeleri bu uçakları kullanmaya devam etmekte.

ayrıca harp sahasında da rüştünü ispatlayabilmiş bir uçak mig-25. zira 82 yılındaki ufak çapta olan arap israil çatışmalarında da bazı israil uçaklarını düşürdüğü gibi iran ırak savaşında da pek çok iran f-4 uçağını düşürmüştür. tabii aynı dönemde 2 adet f-15 ve f-18 de mig-25 kurbanı olmuşlardır. gerçi amerika yıllardır f-15 ve f-18 olaylarını reddetse de 2004 yılında bir tane f-18 için bunu kabul etmek durumunda kalmıştır.
devamını gör...

günlerdir baskı yapıyoruz, yoldaş koltuğu birisine bırak diye. adam hepimize bırakmış.* en temizi.
kurucu olduğuma göre, store'dan istediğimi alabiliyor muyum, alamıyor muyum? gidip kavga edeyim bari, "buralar benim, ne demek istediğinizi alamazsınız" diyen kasa görevlisiyle.
devamını gör...

akit paçavrasında yazan ahmet gülümseyen yine kadın sporcuları hedef aldı. gülümseyen, "ikazlarımıza rağmen güreşen kadın sayısı her geçen gün artıyor, masaya yumruğunu vuran çıkmadı" görüşünü savundu.


gülümseyen yazısında, "kadınları güreştirme rezaletiyle ilgili duyduklarımızı yazmazsak, allah bize hesabını sorar düşüncesiyle kalemimize sarıldık. kadını güreştirme yolunda 20-25 yıl önce başlayan çalışmaların, bırakın çıraklık ve kalfalığı, ustalık dönemini bile çoktan solladığını görüyoruz! bu satırlarda neleri paylaşmadık ki. ‘dur’ denilmediği sürece ‘kitap olur mu acaba?’ demeye kalmayacak, her yeni haberle o kitaplara yeni ciltleri eklenecek gibi gözüküyor; işletilen süreç o derece üzücü, rezalet, o derece çirkin ki. adına spor diyerek, kadınlara mayo giydirip ülke insanımın o saf, temiz duyguları nasıl suistimal edilebilir ki, halen anlamış değiliz. yazılı olduğu kadar, sözlü olarak da ‘müslüman türk kadınını sözde güreş diye, çirkin oyunun içerisine çekmeyin!’ ikazlarımıza rağmen, bakıyoruz da, güreşen kadın sayısı her geçen gün artmakta. o kadar uyarılarımıza rağmen halen ‘kardeşim ben kadının güreşmesine karşıyım ve yasaklıyorum’ diyen, masaya yumruğunu vuran çıkmadı. toplumun gençliğini, sözde spor adı altında ‘rezalet’ batağına sürükleyen eserinizle ‘rezil’ olunuz!.!" ifadesini kullandı.


tanım: kafayı yemiş bunlar dedirten çıkış.
devamını gör...

yazışırken ve normal hayattımda asla birisiyle konuşurken ismini kullanamıyorum ki bu birisi benim için önemli olan birisi olunca böyle bir şey ortaya çıkıyor.

eski sevgilim inandına hep iki ismimi de vurgulu vurgulu söylerdi. mal yemin ederim ve iyi ki ayrılmışım.
neyse ben önem verdiğim kişilerin isimlerini kullanamıyorum çünkü söyleyecek o kadar güzel şey varken herkesin ona hitap ettiği şekilde hitap etmek beni biraz üzer.
bu beni kötü mü yapar hiç bilmiyorum ama ben böyleyim. *
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim