adem'den önce
ben korku filmlerinden çok korkarım ama izlemeye de bayılırım. korkmaktan kastım gerçekten korkmak. gece tek başıma oturup korku filmi izler sonra sabaha kadar o etkiyi geçirmek için formüller ararım. üniversite birinci sınıfta iken bir kız arkadaşımla bir iddiaya girdik. edebiyattan kim daha yüksek alacak iddiası idi bu ve ben kazandım. o arkadaşım da benim korkumu bildiği için iddianın ödülü olarak beni bir korku filmine götürdü. benim gözlerim perdede korkuyla dolaşırken o zalim bir gülüşle beni izliyordu. o gece sinemadan sonra arkadaşımı evine bırakıp kendi evime giderken metroda benimle yolculuk yapan çok sayıda korkunç yaratık vardı sanırım. hatta bu karanlık alem kaçkınlarından birine çarpmış bile olabilirim geçerken.
eve vardığım zaman uyumamın mümkün olmadığını anladığımda hemen kütüphaneden bir kitap seçip okumak düştü aklıma. ama nasıl bir kitap olacaktı ki tamamen içine gireyim ve korkumdan kurtulayım? elime geçen ilk kitabı alıp şansımı denemeye karar verdim. ve bu kitap “ adem’den önce” idi.
3 saat sonra kitap bittiğinde benim için her şey yoluna girmişti. çünkü aklımda sadece jack london’ın charles darwin’e selam sarkıtan muhteşem romanı ve onun henüz evrim aşamasında olan çok canlı karakterleri vardı.
demem o ki; adem’den önce sizi korkunç canavarlardan koruyabilecek kudrette bir romandır. ihtiyaç anında okuyunuz.
eve vardığım zaman uyumamın mümkün olmadığını anladığımda hemen kütüphaneden bir kitap seçip okumak düştü aklıma. ama nasıl bir kitap olacaktı ki tamamen içine gireyim ve korkumdan kurtulayım? elime geçen ilk kitabı alıp şansımı denemeye karar verdim. ve bu kitap “ adem’den önce” idi.
3 saat sonra kitap bittiğinde benim için her şey yoluna girmişti. çünkü aklımda sadece jack london’ın charles darwin’e selam sarkıtan muhteşem romanı ve onun henüz evrim aşamasında olan çok canlı karakterleri vardı.
demem o ki; adem’den önce sizi korkunç canavarlardan koruyabilecek kudrette bir romandır. ihtiyaç anında okuyunuz.
devamını gör...
olmak istenen cansız varlık
kız kulesine bakan,galata kulesi olmak,isterdim.
devamını gör...
arandığı zaman bulunmayan şeyler
yakın arkadaş. acil bir durumda hep mi telefonlar kapalı olur?
devamını gör...
akış teorisi
okumakta olduğum "akış" kitabında bahsedilen teori. yazar, akış anlarını optimum deneyim olarak ifade etmekte.
"anonim güçler tarafından sarsılmak yerine kendi eylemlerimizden sorumlu hissettiğimiz ve kendi kaderimizin efendisi olduğumuz zamanları da yaşarız. nadiren bu olduğunda bir tür neşe ve uzun süre tadı çıkarılan bir haz hissi duyarız ve böyle anlar hayatın nasıl olması gerektiğine dair belleğimizde bir dönüm noktası olur. optimum deneyim dediğimiz budur. sıkı bir rotaya bağlıyken rüzgar denizcinin saçlarını savurduğunda, tekne dalgaların arasından bir kırbaç gibi ileri atıldığında, yelkenler, gövde, rüzgar ve denizin uyumlu uğultusu denizcinin damarlarında attığında denizcinin hissettiği budur. tuvalin üzerindeki renkler birbiriyle manyetik bir gerilim yarattığında ve şaşkın yaratıcının önünde yeni bir şey, yaşayan bir biçim oluşturduğunda ressamın hissettiği budur."
kitap hiçbir reçete sunmuyor, kişisel gelişim vaat etmiyor. bu yüzden her bir kavramı detaylandırıyor ve akış teorisini tam anlamıyla anlamamızı istiyor. bittiğinde uzun bir şekilde editleyeceğim.
"anonim güçler tarafından sarsılmak yerine kendi eylemlerimizden sorumlu hissettiğimiz ve kendi kaderimizin efendisi olduğumuz zamanları da yaşarız. nadiren bu olduğunda bir tür neşe ve uzun süre tadı çıkarılan bir haz hissi duyarız ve böyle anlar hayatın nasıl olması gerektiğine dair belleğimizde bir dönüm noktası olur. optimum deneyim dediğimiz budur. sıkı bir rotaya bağlıyken rüzgar denizcinin saçlarını savurduğunda, tekne dalgaların arasından bir kırbaç gibi ileri atıldığında, yelkenler, gövde, rüzgar ve denizin uyumlu uğultusu denizcinin damarlarında attığında denizcinin hissettiği budur. tuvalin üzerindeki renkler birbiriyle manyetik bir gerilim yarattığında ve şaşkın yaratıcının önünde yeni bir şey, yaşayan bir biçim oluşturduğunda ressamın hissettiği budur."
kitap hiçbir reçete sunmuyor, kişisel gelişim vaat etmiyor. bu yüzden her bir kavramı detaylandırıyor ve akış teorisini tam anlamıyla anlamamızı istiyor. bittiğinde uzun bir şekilde editleyeceğim.
devamını gör...
roboski katliamı
o dönem şırnakta görev yaptım işin aslının öyle olmadığına defalarca şahit oldum.. keşke medyada yansıtılan gibi olsa herşey..
devamını gör...
devrilen tırdan saçılan bayram şekerlerini yağmalayan insanlar
alkol içsen sana çemkirirler.
cuma'ya gitmezsen seni dışlarlar.
şortla gezsen eyvahlar olsun.
işte bunlar bir de kendilerine müslüman diyorlar.
işte yağmaya, hırsızlığa gelince en öndeler.
bakın orada birisi rakı masası kursa, o halk o masayı dağıtır, o içenleri de linç ederdi emin olun.
cuma'ya gitmezsen seni dışlarlar.
şortla gezsen eyvahlar olsun.
işte bunlar bir de kendilerine müslüman diyorlar.
işte yağmaya, hırsızlığa gelince en öndeler.
bakın orada birisi rakı masası kursa, o halk o masayı dağıtır, o içenleri de linç ederdi emin olun.
devamını gör...
erkekler kadınları anladığını zannederek bu dünyadan gider
tercümesi, kadınları anlamayan erkekler vardır, bir de anladığını zanneden erkekler. bunca yıllık yaşam deneyiminden sonra bile bazen üçüncü kategoriye girdiğim hatasına düşüyorum, sonraki sahnede zaten ya uçurumdan düşerken sıçrayarak uyanıyorum ya da beynimde ilgili bölgeye reset atmak zorunda kalıyorum.
devamını gör...
arnolfininin evlenmesi
kuzey rönesansı akımının en ünlü temsilcilerinden olan jan van eyck'ın 1434'te yaptığı ve ayrıntılarının güzelliğiyle insanı adeta büyülediği yağlı boya tablosudur.
tablo; arnolfini'nin düğünü, arnolfinilerin evlenmesi, giovanni arnolfini ve karısının portresi gibi başka başka isimlerle karşımıza çıkmaktadır. resim sanatında aynanın kullanılmasının en başarılı örneklerinden biri kabul edilir.
tablonun ününü veren ve arnolfinilerin elinin hemen üstündeki yaklaşık 10 cm çapındaki aynada odanın başka bir açıdan konumu görülmektedir. yansımadan mavi ve kırmızı elbiseli iki kişinin daha bu odada olduğu ve törene eşlik ettiği anlaşılmaktadır. bu iki kişinin de jan van eyck'ın kendisi ve öğrencisi olduğu düşünülmektedir.
aynanın çevresinde hz. isa'nın çilesini anlatan 10 küçük resim daha bulunmaktadır. her birinin çapı 1 cm olan bu resimler kıl fırçayla çizilmiştir. jan van eyck burada adeta bize ne kadar usta bir ressam olduğunu göstermiştir.
bu resmin 'ilk'lerini şöyle sıralayabiliriz:
resmin yağlı boya tabloların ilk örneklerinden biri olduğu kabul edilir.
dikey perspektif kullanılarak yapılmış ilk eserdir. (resme karşıdan baktığınızda sanki içine girecekmişsiniz hissi yaratan perspektiftir.)
aynanın hemen üstünde yazan 'johannes van eyck fuit hic 1434' (johannes van eyck buradaydı 1434) yazısının ressamın imzasını da içerdiği düşünülmektedir. o dönemde ressamların eserlerine imza atması çok yaygın değildi çünkü kilisenin baskın görüşüne göre bir esere imza atmak sadece tanrı'ya mahsustu. jan van eyck'ın bu cesur hamlesi onu yine ilklerin arasına sokmayı başarmıştır.
napolyon savaşları sırasında ingilizlerin eline geçen ve zamanının ingiltere kralına sunulan tablo kral tarafından reddedilmiştir. 1842 yılında ise londra'daki national gallery tarafından 600 sterline satın alınmıştır ve tablo hala daha burada sergilenmektedir. günümüzde satılması durumunda ise değerinin 100 milyon sterlinden fazla olacağı düşünülmektedir.
arnolfinilerin kıyafetlerinin kumaş dokularının, yerde duran köpeğin tüm kıllarının, tavanda asılı duran avizenin, yatağın başında duran aziz margaret heykelinin ve süpürgenin, aynanın yanında duran tespihin tüm boncuklarının özenle yapıldığı bu resmi daha ayrıntılı incelemek için aşağıdaki fotoğrafa bakabilirsiniz. *
tablo; arnolfini'nin düğünü, arnolfinilerin evlenmesi, giovanni arnolfini ve karısının portresi gibi başka başka isimlerle karşımıza çıkmaktadır. resim sanatında aynanın kullanılmasının en başarılı örneklerinden biri kabul edilir.
tablonun ününü veren ve arnolfinilerin elinin hemen üstündeki yaklaşık 10 cm çapındaki aynada odanın başka bir açıdan konumu görülmektedir. yansımadan mavi ve kırmızı elbiseli iki kişinin daha bu odada olduğu ve törene eşlik ettiği anlaşılmaktadır. bu iki kişinin de jan van eyck'ın kendisi ve öğrencisi olduğu düşünülmektedir.
aynanın çevresinde hz. isa'nın çilesini anlatan 10 küçük resim daha bulunmaktadır. her birinin çapı 1 cm olan bu resimler kıl fırçayla çizilmiştir. jan van eyck burada adeta bize ne kadar usta bir ressam olduğunu göstermiştir.
bu resmin 'ilk'lerini şöyle sıralayabiliriz:
resmin yağlı boya tabloların ilk örneklerinden biri olduğu kabul edilir.
dikey perspektif kullanılarak yapılmış ilk eserdir. (resme karşıdan baktığınızda sanki içine girecekmişsiniz hissi yaratan perspektiftir.)
aynanın hemen üstünde yazan 'johannes van eyck fuit hic 1434' (johannes van eyck buradaydı 1434) yazısının ressamın imzasını da içerdiği düşünülmektedir. o dönemde ressamların eserlerine imza atması çok yaygın değildi çünkü kilisenin baskın görüşüne göre bir esere imza atmak sadece tanrı'ya mahsustu. jan van eyck'ın bu cesur hamlesi onu yine ilklerin arasına sokmayı başarmıştır.
napolyon savaşları sırasında ingilizlerin eline geçen ve zamanının ingiltere kralına sunulan tablo kral tarafından reddedilmiştir. 1842 yılında ise londra'daki national gallery tarafından 600 sterline satın alınmıştır ve tablo hala daha burada sergilenmektedir. günümüzde satılması durumunda ise değerinin 100 milyon sterlinden fazla olacağı düşünülmektedir.
arnolfinilerin kıyafetlerinin kumaş dokularının, yerde duran köpeğin tüm kıllarının, tavanda asılı duran avizenin, yatağın başında duran aziz margaret heykelinin ve süpürgenin, aynanın yanında duran tespihin tüm boncuklarının özenle yapıldığı bu resmi daha ayrıntılı incelemek için aşağıdaki fotoğrafa bakabilirsiniz. *
devamını gör...
belgin doruk
yanlış bilgilere ve anlatımlara artık el atmam gerekiyor. türk sinema tarihinin en önemli kadın oyuncularından biridir. hikayesi hep yanlış bilinir, yanlış anlatılır. ben ömrümün belirli bir zamanını kendisini tanımaya, tanıtmaya adadım. ve arşivini yapıyorum. dolayısıyla kendisi hakkında bolca bilgi sahibiyim.
öncelikle kısa bir girizgah yapmam gerekirse 28 haziran 1936 yılında ankara'da dünyaya gelen belgin doruk, ailesinden gizli olarak bir derginin düzenlediği güzellik yarışmasına (kazanamayacağını düşünerek) zarf yolluyor ve geri dönüş yapılınca mülakata giriyor. ilk yarışmada türkiye 2. si, başka bir katıldığı yarışmada ise türkiye 1.si oluyor. böylelikle oyunculuk nâmına ilk adımını atmış bulunuyor. *
yanlış anlatılan mevzuya gelince, 4 yapraklı yoncanın yükselişini kafasına takıp intihar etmedi. bilakis onlarla görüşüyor ve onları seviyordu. türkan şoray ile aynı gün doğmuşlar. türkan şoray gül demeti yollamış ona. belgin doruk da bu jesti beğenerek kendi kitabında bahsetmiştir. yemek yemişlikleri de vardır. belgin doruk'un annesi, kızına pat zayıflama haplarından veriyor. hapların içeriğindeki amfetamin maddesi de uyuşturucu etkisi yapıyor belgin doruk'ta. ancak o fark etmiyor bunu, kezâ doktorlar da anlamıyor. hatta kendisi bu haplardan sevgili dostu zeki müren'e de veriyor fakat zeki müren gün içinde şuursuzca para harcayarak herkese hediyeler aldığı, ve bunun normal olmadığını düşündüğü için haplara devam etmiyor. belgin doruk bu hapların etkisinde sürüklenip giderken bir sahne kazası yaşıyor, ve emel sayın'ın * kadrosunda çıkacağı zaman sahnede şarkı sözlerini unutuyor. binbir hevesle düzerek hazırlandığı o kulis odasına, bu başarısız sahne performansı neticesinde ışıklar üzerine söndürülünce hüsran ile geri dönüyor.
oğlunun borçları yüzünden evine haciz geliyor, ve hacze gelen memurların ondan imzalı fotoğraf istediklerini de acıyla anlatıyor kendisi. kocası özdemir erdoğan'ın onu aldattığını hissediyor ve fark ediyor, ancak bu ruhsal çöküntüde kendinde mücadele edecek gücü bile bulamıyor. kendisi evinin odasında ilaç içerek intihara kalkışırken özdemir erdoğan çalışma odasında yine yan odadaki eşinin psikolojisinden habersiz, iş güç peşinde. allah'tan geç fark etmemişler ve hastahaneye yetiştirebilmişler. belgin doruk için basında “delirdi ve hastahaneye kapatıldı” yazmak, medya için ekmeğe yağ sürmek tabi. velhâsıl tüm bunlar üst üste gelince kardeşi onu özel lape fransız hastahanesine götürüyor.* ve bozulan sinirleri için tedavi görmeye başlıyor. çünkü doktorlar hâlâ zayıflama hapının içindeki maddeden habersiz. problemi belgin doruk'un bozulan sinirlerinde arıyorlar. hastanede ortak kullanılan leş gibi bir tuvalete ve serumu kolundan çıkmasıyla akıttığı kan için azarlayan hemşirelere mâruz kalıyor orada bolca. işittiği azar sonrası odaya gittiğinde ağladığından bahsediyor sevgili belgin doruk... hastaneden çıkmasına yakın, kocasının imzalı onayıyla kendisine o zaman inanılmaz tehlikeli ve kalıcı hasarlar bırakabilen şok tedavisi uyguluyorlar. dayanılmaz acı verici bir şey olduğu için çığlık atmaması adına ağzını bir bez ile kapatıyorlarmış. belgin doruk hastahaneden haftalar sonra çıkıyor ve kızı, torunları ile yavaş yavaş hayata tutunmaya çabalıyor. hayatta en sevdiği kişiler kızı ve torunlarıymış. hayatta en çok istediği şeylerden biri de onlarla mavi tur yapmakmış. vita reklam çekiminde bircan usallı silan ile tanışıyor. bircan silan, gazeteciliğin içgüdüsüyle başta belgin doruk'un peşinden magazin haberi çıkarmak adına koştursa da, sonrasında onun manevi kızı hâline gelecek kadar yakınlaşıyor. gazete dizisini, * kitabını ve bir çok röportajını bircan hanım eşliğinde yapıyorlar. belgin hanım’ın en korktuğu şey, hayatını anlatan kitabı tamamlanamadan vefat etmekmiş. korktuğu gibi oldu. kitap basılamadan kalp yetmezliği neticesinde 1995 yılında vefât etti. mezarı zincirlikuyu'dadır. oğlu aydın birsel bu yıl bursa'da kendi evinin önünde düşerek vefat etti. bir de kızı gül var ondan miras kalan. kendisi yaşıyor fakat medyadan uzak olduğu için haberini alamıyorum.
belgin doruk unutulmaktan korkuyordu. ve günümüzde yoldan geçen birine belgin doruk deseniz muhtelemen tanımadığını beyân edecektir. kendisinin yaşadığı bunca şeyden sonra adı dağa taşa yazılması gereken bir insandır. bergen gibi kendisini kocasına dövdüren birini yalan yanlış anlatmak yerine belgin doruk'un hayatı anlatılmalıydı beyaz perdede.
öncelikle kısa bir girizgah yapmam gerekirse 28 haziran 1936 yılında ankara'da dünyaya gelen belgin doruk, ailesinden gizli olarak bir derginin düzenlediği güzellik yarışmasına (kazanamayacağını düşünerek) zarf yolluyor ve geri dönüş yapılınca mülakata giriyor. ilk yarışmada türkiye 2. si, başka bir katıldığı yarışmada ise türkiye 1.si oluyor. böylelikle oyunculuk nâmına ilk adımını atmış bulunuyor. *
yanlış anlatılan mevzuya gelince, 4 yapraklı yoncanın yükselişini kafasına takıp intihar etmedi. bilakis onlarla görüşüyor ve onları seviyordu. türkan şoray ile aynı gün doğmuşlar. türkan şoray gül demeti yollamış ona. belgin doruk da bu jesti beğenerek kendi kitabında bahsetmiştir. yemek yemişlikleri de vardır. belgin doruk'un annesi, kızına pat zayıflama haplarından veriyor. hapların içeriğindeki amfetamin maddesi de uyuşturucu etkisi yapıyor belgin doruk'ta. ancak o fark etmiyor bunu, kezâ doktorlar da anlamıyor. hatta kendisi bu haplardan sevgili dostu zeki müren'e de veriyor fakat zeki müren gün içinde şuursuzca para harcayarak herkese hediyeler aldığı, ve bunun normal olmadığını düşündüğü için haplara devam etmiyor. belgin doruk bu hapların etkisinde sürüklenip giderken bir sahne kazası yaşıyor, ve emel sayın'ın * kadrosunda çıkacağı zaman sahnede şarkı sözlerini unutuyor. binbir hevesle düzerek hazırlandığı o kulis odasına, bu başarısız sahne performansı neticesinde ışıklar üzerine söndürülünce hüsran ile geri dönüyor.
oğlunun borçları yüzünden evine haciz geliyor, ve hacze gelen memurların ondan imzalı fotoğraf istediklerini de acıyla anlatıyor kendisi. kocası özdemir erdoğan'ın onu aldattığını hissediyor ve fark ediyor, ancak bu ruhsal çöküntüde kendinde mücadele edecek gücü bile bulamıyor. kendisi evinin odasında ilaç içerek intihara kalkışırken özdemir erdoğan çalışma odasında yine yan odadaki eşinin psikolojisinden habersiz, iş güç peşinde. allah'tan geç fark etmemişler ve hastahaneye yetiştirebilmişler. belgin doruk için basında “delirdi ve hastahaneye kapatıldı” yazmak, medya için ekmeğe yağ sürmek tabi. velhâsıl tüm bunlar üst üste gelince kardeşi onu özel lape fransız hastahanesine götürüyor.* ve bozulan sinirleri için tedavi görmeye başlıyor. çünkü doktorlar hâlâ zayıflama hapının içindeki maddeden habersiz. problemi belgin doruk'un bozulan sinirlerinde arıyorlar. hastanede ortak kullanılan leş gibi bir tuvalete ve serumu kolundan çıkmasıyla akıttığı kan için azarlayan hemşirelere mâruz kalıyor orada bolca. işittiği azar sonrası odaya gittiğinde ağladığından bahsediyor sevgili belgin doruk... hastaneden çıkmasına yakın, kocasının imzalı onayıyla kendisine o zaman inanılmaz tehlikeli ve kalıcı hasarlar bırakabilen şok tedavisi uyguluyorlar. dayanılmaz acı verici bir şey olduğu için çığlık atmaması adına ağzını bir bez ile kapatıyorlarmış. belgin doruk hastahaneden haftalar sonra çıkıyor ve kızı, torunları ile yavaş yavaş hayata tutunmaya çabalıyor. hayatta en sevdiği kişiler kızı ve torunlarıymış. hayatta en çok istediği şeylerden biri de onlarla mavi tur yapmakmış. vita reklam çekiminde bircan usallı silan ile tanışıyor. bircan silan, gazeteciliğin içgüdüsüyle başta belgin doruk'un peşinden magazin haberi çıkarmak adına koştursa da, sonrasında onun manevi kızı hâline gelecek kadar yakınlaşıyor. gazete dizisini, * kitabını ve bir çok röportajını bircan hanım eşliğinde yapıyorlar. belgin hanım’ın en korktuğu şey, hayatını anlatan kitabı tamamlanamadan vefat etmekmiş. korktuğu gibi oldu. kitap basılamadan kalp yetmezliği neticesinde 1995 yılında vefât etti. mezarı zincirlikuyu'dadır. oğlu aydın birsel bu yıl bursa'da kendi evinin önünde düşerek vefat etti. bir de kızı gül var ondan miras kalan. kendisi yaşıyor fakat medyadan uzak olduğu için haberini alamıyorum.
belgin doruk unutulmaktan korkuyordu. ve günümüzde yoldan geçen birine belgin doruk deseniz muhtelemen tanımadığını beyân edecektir. kendisinin yaşadığı bunca şeyden sonra adı dağa taşa yazılması gereken bir insandır. bergen gibi kendisini kocasına dövdüren birini yalan yanlış anlatmak yerine belgin doruk'un hayatı anlatılmalıydı beyaz perdede.
devamını gör...
yüzük tayfları
dokuzlar olarak da anılan orta dünya'nın en şekli şemali bozuk züppeleri. bu züppelerin başında witch-king of angmar vardır ki bu kansız daha sonra éowyn tarafından öldürülmüştür. helheim'a kadar yolu var hepsinin çok dertliyim bu konuda sözlük.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
adımı söyleyip başlatmış hıyari
yenilen pehlivan misali
atışmadan kaçmaz yagami
o zaman "challenge accepted!" yani
yenilen pehlivan misali
atışmadan kaçmaz yagami
o zaman "challenge accepted!" yani
devamını gör...
sakarya
sevgili memleketimin turisti bile olamadım hiç.yılda iki kere toplanırdık akrabalarla ama gezmeye mi gideceğiz hasret mi gidereceğiz arkadaş!(haklı isyan)
yıllaar yıllaaaar sonra tren ile geleyim dedim meğer ne yeşili varmış be!*
beni köyümün yağmurlarında yıkayın.
gelin bir ıslama köfte yiyelim.2 gün daha buradayım.*
yıllaar yıllaaaar sonra tren ile geleyim dedim meğer ne yeşili varmış be!*
beni köyümün yağmurlarında yıkayın.
gelin bir ıslama köfte yiyelim.2 gün daha buradayım.*
devamını gör...
el fatiha dendikten 2 saniye sonra yüzünü silen tip
hocanın ne zaman el fatiha diyeceğini bilip 2 dka önceden başlayan tipi tip olsa gerek.
devamını gör...
30 yaş üstü kadınların teyze olması
gelsin o teyzeler yanıma, yakınıma dediğim başlıktır.
gelsin o teyzeler, tanışalım ki şöyle ağız tadıyla muhabbet edelim. eskiyi yaad edelim, y kuşağı olduğumuzun tadını çıkaralım.
hepsi de baştacıdır o teyzelerin.
gelsin o teyzeler, tanışalım ki şöyle ağız tadıyla muhabbet edelim. eskiyi yaad edelim, y kuşağı olduğumuzun tadını çıkaralım.
hepsi de baştacıdır o teyzelerin.
devamını gör...
ali şeriati
20. yüzyılın en büyük islam alimlerinden biridir. takım elbise giymesi, islam alimi profiline uymasa da, bu gerçek değişmez.
ilk kitabı "ebuzer" dir. (en sevdiğim kitaplarındadır.) arapça dan çevrilmiş ve kendi şerhi ile yayınlanmıştır. oturup yazdığı tek kitap; "kevir" dir (çölden iniş).
konferanslarının hemen hemen hepsi kitaplaştırılmıştır.(kitapları aslında konferanslarından derlenmiştir.)
marksizm etkisinden bahsedilmiş olsa da; marksizmi eleştirdiği müthiş konferansları mevcuttur. "dinler tarihi" kitabı marksizme yönelik eleştirileri için kaynak gösterilebilir.
şii toplum tarafından sünni olmakla, sünni toplum tarafından şii olmakla suçlanmıştır. kendisi muvahhid bir müslümandır. safevi şiiliğine de, emevi sünniliğine de karşıdır.
"sizi rahatlatmak için, duymak istediklerinizi söylemek için gelmedim. sizi rahatsız etmeye, duymak istemediklerinizi söylemeye geldim." diyecek kadar açık sözlüdür.
üç tarihi şahsiyetin etkisi altında kaldığını söylersek yanlış olmaz.
biri imam hüseyin(as) dir. biri seyyide zeynep(sa) tir. biri de ebuzer(as) dir.
konferanslarının eleştirisini o dönemin alimlerinden olan murtaza mutahhari nin yapmasını arzu etmiştir.
1977 yılında, şah rıza pehlevi nin özel infaz birimi savak tarafından ingiltere de şehid edilmiştir. şam da çok sevdiği seyyide zeynep(sa) türbesinin yanında defnedilmiştir.
ilk kitabı "ebuzer" dir. (en sevdiğim kitaplarındadır.) arapça dan çevrilmiş ve kendi şerhi ile yayınlanmıştır. oturup yazdığı tek kitap; "kevir" dir (çölden iniş).
konferanslarının hemen hemen hepsi kitaplaştırılmıştır.(kitapları aslında konferanslarından derlenmiştir.)
marksizm etkisinden bahsedilmiş olsa da; marksizmi eleştirdiği müthiş konferansları mevcuttur. "dinler tarihi" kitabı marksizme yönelik eleştirileri için kaynak gösterilebilir.
şii toplum tarafından sünni olmakla, sünni toplum tarafından şii olmakla suçlanmıştır. kendisi muvahhid bir müslümandır. safevi şiiliğine de, emevi sünniliğine de karşıdır.
"sizi rahatlatmak için, duymak istediklerinizi söylemek için gelmedim. sizi rahatsız etmeye, duymak istemediklerinizi söylemeye geldim." diyecek kadar açık sözlüdür.
üç tarihi şahsiyetin etkisi altında kaldığını söylersek yanlış olmaz.
biri imam hüseyin(as) dir. biri seyyide zeynep(sa) tir. biri de ebuzer(as) dir.
konferanslarının eleştirisini o dönemin alimlerinden olan murtaza mutahhari nin yapmasını arzu etmiştir.
1977 yılında, şah rıza pehlevi nin özel infaz birimi savak tarafından ingiltere de şehid edilmiştir. şam da çok sevdiği seyyide zeynep(sa) türbesinin yanında defnedilmiştir.
devamını gör...
morbid angel
1984 yılında tampa, florida'da kurulan death metal grubudur. death metal denildiği zaman akla gelen gruplardan birisidir aynı zamanda. şu anda pek kimse bilmiyor olabilir ama zamanında sağlam işler yapmışlardır, bir ara metal camiasının vazgeçilmez grupları arasında yer almıştır. bu zamana kadar başlığının açılmamasını da şiddetle kınıyorum efendim. böylesine güzel albümler yapan grubun başlığı açılmaz mı? çok ayıp hiç yakıştıramadım. *
grubun efsane albümleri vardır ve albümleri burada tanıtmaktan da onur duyarım. o albümlerden bazıları da şunlardır; covenant, domination, heretic, abominations of desolation, formulas fatal to the flesh, gateways to annihilation, ıllud divinum ınsanus, entangled in chaos… ulan şu albümlere bak be, yemin ediyorum çok kaliteli albümler dinlemek isteyene itina ile öneririm. o derece.
grubun bi gitaristi var, ismi trey azagthoth. bu gitarist tüm zamanların en iyi death metal gitaristi seçilmiş herifte aşırı derecede güzel bi yetenek var gitarı adeta eline alıp oynatabiliyor o derece ulan. altars of madness bu albümde tüm zamanların en iyi death metal albümü seçilmiş, varın bu adamların kalitesini siz düşünün. vallahi ben bayılarak dinliyorum kendilerini, siz de dinleyin, dinletin. metalcilere duyurulur efendim.
sevgi ve saygıyla…
grubun efsane albümleri vardır ve albümleri burada tanıtmaktan da onur duyarım. o albümlerden bazıları da şunlardır; covenant, domination, heretic, abominations of desolation, formulas fatal to the flesh, gateways to annihilation, ıllud divinum ınsanus, entangled in chaos… ulan şu albümlere bak be, yemin ediyorum çok kaliteli albümler dinlemek isteyene itina ile öneririm. o derece.
grubun bi gitaristi var, ismi trey azagthoth. bu gitarist tüm zamanların en iyi death metal gitaristi seçilmiş herifte aşırı derecede güzel bi yetenek var gitarı adeta eline alıp oynatabiliyor o derece ulan. altars of madness bu albümde tüm zamanların en iyi death metal albümü seçilmiş, varın bu adamların kalitesini siz düşünün. vallahi ben bayılarak dinliyorum kendilerini, siz de dinleyin, dinletin. metalcilere duyurulur efendim.
sevgi ve saygıyla…
devamını gör...
pilates
3 sene boyunca spor salonunda çok tatlı bir hoca eşliğinde haftada 5 gün, günde birer saat olmak üzere düzenli yaptığım spor. pilatese başladığım ilk 2 hafta kas ağrısından uyuyamadığım zamanlar oldu ama sonra vücut alışıyor. pilatese başlama amacım, kilo vermekti. ama sonra salona kilo almak için gelenleri de görünce anladım ki sadece pilates yaparak kilo vermek mümkün değil. o dönem derin araştırmalara başladım, güç ve fitness kanalını keşfettim. meğer aslolan, kalori açığı çıkartmakmış yani gün içinde harcanan kalori, alınan kaloriden fazla olmalıymış. kalori hesaplama uygulaması olan fatsecret'i yükledim. diyetisyene gitmeden, ameliyat vb olmadan, tamamen sağlıklı beslenerek, bol su içerek kalori, makro hesabı ve pilates ile bu süreçte 25 kg verdim. verilen kiloların çoğu yağdandı. yağ oranımda bayağı düşüş oldu. bu süreçte pilates sayesinde vücutta sarkma vb. olmadı, vücudum sıkılaştı. 25 kg vermiştim ama herkes 40 kg vermiş gibisin, çok gençleştin, falan demeye başlamıştı. bir arkadaşımın tabiriyle, önceden çocuklarımın anneannesi gibi görünürken şimdi ise annesi gibi görünmeye başlamıştım. duygusal dünyama da faydası olduğunu düşünüyorum çünkü bu süreçte antidepresanı bırakmıştım eskisi kadar depresif hissetmiyordum, aslında yapılan hangi spor dalı olursa olsun, bedenin gevşemesi, zihnin de gevşemesini, sakinleşmesini sağlıyor. bu da genel olarak daha iyi hissetme hali olarak ortaya çıkıyor. pilatesi, stres atmak, temiz bir beslenme ile kas oranınızı arttırmak ve bedenen, zihnen ve ruhen sakinleşmek için tavsiye ederim.
devamını gör...

