muhtar cem karaca'nın 1974'de moğollar ile birlikte çıkarttığı muhteşem şarkısı.


"karnı büyük obur dünya
keder dolu acı dünya
ne gül koydun ne de gonca
yedin yine doymadın mı?
yedin yine doymadın mı?

ne gül koydun ne de gonca
yedin yine doymadın mı?
yedin yine doymadın mı?

seni okuyup yazanı
yunus gibi bir ozanı
koskocaman pir sultan'ı
yedin yine doymadın mı?
yedin yine doymadın mı?

dünya dünya yalan dünya
karnı büyük obur dünya
yedin yine doymadın mı?

haci bektaş-ı veli'yi
imam hasan hüseyin'i
o mübarek mevlana'yı
yedin yine doymadın mı?
yedin yine doymadın mı?

dünya dünya yalan dünya
karnı büyük obur dünya
yedin yine doymadın mı?

fani kurmuşsun temeli
bilmem sana ne demeli
koca mustafa kemal'i
yedin yine doymadın mı?
yedin yine doymadın mı?

koca mustafa kemal'i
yedin yine doymadın mı?
yedin yine doymadın mı?"
devamını gör...

çocukluk,ergenlik dönemim böyle geçti.hep yaşıtlarımdan daha kiloluydum ve bu da beni hep mutsuz biri yapıyordu.zorbalığa çok maruz kaldım.bir sürü lakabım vardı,açlıktan ağlayarak uyuduğum geceler,kendime hep sinir oluşum neden böyleyim diye.ama büyüyünce anladım ki önemli olan insanın kendisini beğenmesiymiş.kendimi beğenip,sevmeye başladığım gün kilo verme sürecim de başladı beraberinde.artık özgür hissediyorum ama zayıf olduğum için değil kendimi kabul etmeyi öğrendiğim için.ben kusurlarımla kusursuzum.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çalışmak gibi bir düşünceye sahip olmayan kimselerin işsizlik için de bir kaygı taşıması muhtemel değildir.
devamını gör...

/ uyandırayım artık saklandıkça geçmez bu süregelen sıkıntılar
böyle bitmez!!!
/
devamını gör...

bize gelişi o kadar.
devamını gör...

iki yıldır favorim olan, pandora olanları ile resmen bir bütün olduğum maden.
ölüm dışında bir çok derde de devası olduğunu okudukça daha da nesini alsam diye bakıp bakıp duruyorum.
devamını gör...

+ sid! geri ver şu yavruları, anneleri geldi!
- anneleri olduğunu nereden bileceğim?
+ ne yani, doğum belgesi mi lazım? kör müsün dinozor!
- ama ben bu tosunları büyütmek için saçımı süpürge ettim!
+ bir günde mi? ver şunları çatlak!
- hanım, hanım! bunlar benim yavrularım!

devamını gör...

dönemin izleyici kitlesi tarafından çok beğenilen..
1996-1999 yılları arasında senaryosu hazırlanan..
matrix kafası la bu diyenler içinde ve ne alaka ise gereksiz şekilde yazım tarihleri ve tescilleri ile senarist ve yapımcısının "biz onlardan önce düşündük" diyerek konusu ve çekim teknikleri ispatlanmaya çalışılan..
2002 yılında al ulan dido diye izleyiciye sunulan ve akabinde ödeme sorunları nedeni ile de kanal d tarafından yayından kaldırılan.. toplamda 4 bölüm çekilebilen bazı rivayetlere göre film olduğu söylenen.. yapımcısını kararsız bırakıp ilk iki bölümü sinema filmi moduna alıp almama konusunda ömür törpületen.. türk izleyici kitlesine göre ilk matrix-max payne ucundan da blade çakması görüntüsü veren.. artık dizisi mi filmi mi ne halt olduğu halen bilinmeyen yapım..

kahramanımız mafyada büyür.. sonra bir hanım kızımız gelir aşık olurlar..
kızımız der "bulut evinin direği çocuklarının babası ol ne bu böyle silah falan bırak bu işleri egeye yerleşelim"

sonrasında sevgili bulut beyimiz savaş açar olaylar gelişir..

yani hani oluru varmışta bizim dizi-film sektörünün yiyebileceği bir bok değilmiş gibi durmuş.. en azından denenmiş..

aha da fragman
devamını gör...

alın çayınızı, çıkın balkona, kafanızda bir konu belirleyin ve kendi kendinize içinizden konuşmaya başlayın.

bu konu sefalet olabilir, hayal kurmak, aşk, tutku, ölüm. yaşamın içinde var olan her gerçek olabilir. başlayın konuşmaya. bir de bakacaksınız ki sınırlı, belli başlı ezberlerden başka bir şey konuşayamıyorsunuz. kalıplara sıkışıp kaldığınızı hissedeceksiniz. konuşmalarınızın kendi yaşamınızdan, kendi deneyimlerinizden başka bir yerden temellenemediğini göreceksiniz. "hayat bu kadar mı gerçekten ?" diye soracaksınızdır kendinize. eğer gerçekten iki kelam adamakıllı konuşmak istiyorsanız, kafa yormak gerektiğini düşünüyorsanız çevremizde olup bitenlere, çıktığınız kapı orası olacak.

bunlar spesifik konular da olabilir tabii. söz gelimi en sevdiği konu 2. dünya savaşı olan bir insansanız, birahane darbesini bir anlatmaya çalışın kendinize. bir şeyler anımsıyorsanız ama gitmiyorsa okuyacaksınız demektir. eğer bu gerçeğin farkına varabilirseniz açıp okursunuz. eğer gerçekten sözlerinizin, davranışlarınızın birilerine dokunmasını istiyorsanız okursunuz. eğer kibarlığın insanlara yol vermek, bir kadının sandalyesini çekmek, insanlara tatlı dille konuşmak gibi simgesel şeylerle sınırlı kaldığını düşünüyorsanız okursunuz. kibarlık denilince, aklınıza bir dostunuzun rahatsız olacağını bildiğiniz bir konu açıldığında, o hissi sezip, kimseye hissettirmeden ustalıkla konuyu değiştirmek gibi gizli edimler gelmiyorsa okuyacaksınız.

"okuyamıyoruz" diye bir şey yoktur. "merak etmiyorum" vardır. "pencerelerimi kapattım, neyin ne olduğunu bilmek istemiyorum" vardır. "yaşamın ne gibi zalimliklerinin olduğunu, nerede nelerin yaşandığını bilmek istemiyorum" vardır. okumak gereklidir, mecburidir. okumaktan yoksun bir ömrün niteliği tartışılır. yaşamınıza anlam kazandırın.
devamını gör...

"şu hayatta zor şeyler yaşayan tek sen değilsin" hadi ya gerçekten mi? ben de dünyadaki bütün dertleri ben çekiyorum zannediyordum(!) dostlar karşınızdaki kişinin yaşadığı şey sizin için kolay olsa da o kişi için kolay olmayabilir. insanların acısına saygı duymayı öğrenin lütfen. daha sonra "neden bu kadar meaafelisin?", "neden hiçbir derdini anlatmiyorsun?" acaba neden?
devamını gör...

benim de ilk defa gördüğüm ve oldukça ürkütücü bulduğum balıktır.

bana yengeçi anımsatmıştır.
devamını gör...

izlemesi çok keyifli olmamasına rağmen güzel mesaj veren filmdir.


kaynakların herkese yetecek kadar olduğu ortamda açgözlü davrananların ihtiyacı olandan fazlasını talep etmeleri, bazı kesimlerin yokluk, bazı kesimlerin ise bolluk içinde yaşamalarına sebep olmaktadır.

ayrıca üst kesim alt kesimi hiç umursamamaktadır. daha önce alt kesimde olsalar bile.

kapitalizmi eleştiren bir mesaj vermeye çalışmışlardır.

benzer bir film ise kar küreyicidir. o da trende geçmektedir.
devamını gör...

bravo..
devamını gör...

"yalan da olsa içimden bir bulut akıp gidiyor
yalan da olsa mutluyum, bu bana yetiyor
yalan da olsa mutluyum ya, bu bana yetiyor"**
devamını gör...

ne güzel.
edit:1 tane yolladım. *
devamını gör...

galiba ağlamanın hayatım boyunca güçsüzlük ve utanç verici bir şey olduğunu düşündüm. hatırlıyorum da ben küçük yaşlardayken ailecek izlediğimiz duygusal filmler olurdu. filmi izlerken aile fertlerinin hepsi ağlardı ya da gözleri dolardı.ben ise tek tek onlara bakıp ,gözümden süzülmeye çalışan göz yaşlarını çaktırmadan silerdim.daha sonra da ağlamamış gibi yapıp yüzlerine gülerdim.şimdilerdeyse yine ağlayamıyorum fakat bazen çok acayip bir şey oluyor .evde yalnız başına çok komik bir film izlerken esprilere katıla katıla gülme esnasında bir anda hıçkırarak ağlamaya başlıyorum. tabi sonra hemen geçiyor ve sadece yine bunu ben biliyorum.
devamını gör...

1994 yılında, tarantino ve jon stewart arasında geçen konuşmadan ;

jon stewart : you also have a part in pulp fiction...did you sleep with the director?
quentin tarantino: ...yeah, i gave him a hand job.
devamını gör...

ileride ciddi sorunlara sebep olacak bir durum.
neyseki aileler tanrı olmadığından her niyet ettiklerini yapamıyorlar. bildiğinizi okumaya devam edin. bir noktada aileye 'he he' diyip paşa gönlünü dinlemek şart.
devamını gör...

işte o kaldırım:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim