grekçe
antik yunan dili.
antik yunanca.
yunancanın atası olmasına karşın farklı harfler içermesi, gramer ve telaffuzunun faklı olması ile gelişmiş bir vurgu sistemine sahip olmasından dolayı günümüz yunancasından farklı bir dildir.
hint avrupa dil ailesine bağlı olan dil, en eski ve en gelişmiş alfabetik yazı sistemi olarak bilinen, günümüze kadar kullanılmış bütün alfabetik yazıların atası sayılan sami alfabesinden gelişmiş bir yazı sistemine sahiptir.
antik yunanistanda ve doğu akdenizde m.s 6. yüzyıla kadar yaklaşık 1500 yıl kullanılmış ölü dildir.
antik yunanca.
yunancanın atası olmasına karşın farklı harfler içermesi, gramer ve telaffuzunun faklı olması ile gelişmiş bir vurgu sistemine sahip olmasından dolayı günümüz yunancasından farklı bir dildir.
hint avrupa dil ailesine bağlı olan dil, en eski ve en gelişmiş alfabetik yazı sistemi olarak bilinen, günümüze kadar kullanılmış bütün alfabetik yazıların atası sayılan sami alfabesinden gelişmiş bir yazı sistemine sahiptir.
antik yunanistanda ve doğu akdenizde m.s 6. yüzyıla kadar yaklaşık 1500 yıl kullanılmış ölü dildir.
devamını gör...
ceyda düvenci'nin kızının regl olmasını sosyal medyadan duyurması
bir haber.
@ice nickli yazar arkadaşa katılıyorum. ben sünnete karşı bir kinaye, bir laf dokundurma olarak algıladım ama tabii bu ülkede yemez, göze batar. kimse "evet ya, sünneti de böyle davulla zurnayla duyurmak saçma aslında" demez de "auuww kız çocuğunu rezil etmiş" derler.
@ice nickli yazar arkadaşa katılıyorum. ben sünnete karşı bir kinaye, bir laf dokundurma olarak algıladım ama tabii bu ülkede yemez, göze batar. kimse "evet ya, sünneti de böyle davulla zurnayla duyurmak saçma aslında" demez de "auuww kız çocuğunu rezil etmiş" derler.
devamını gör...
hayatının aşkını normal sözlük'te bulmak
ben daha kimin kadın kimin erkek olduğunu ayıramıyorum. siz nasıl sözlükte hayatınızın aşkını buluyorsunuz?
devamını gör...
siyah kum sahilleri
volkanik olayların görüldüğü ülkelerde meydana gelen siyah kumlu sahiller, aşınmış lavlar ve volkanik kayaların zaman içinde deniz tuzu ile çözülmesi sonucu ortaya çıkar. koyu renginden dolayı çok fazla ısı absorbe ettiği için güneşlenmek için uygun değildir. yanarsınız mazallah.
bazıları;
punaluu plajı, hawaii
vik plajı, izlanda
siyah kum plajı, kaliforniya
kehena plajı, hawaii
siyah kum plajı, alaska
cahuita plajı, kosta rika
santa domingo plajı, filipinler
bazıları;
punaluu plajı, hawaii
vik plajı, izlanda
siyah kum plajı, kaliforniya
kehena plajı, hawaii
siyah kum plajı, alaska
cahuita plajı, kosta rika
santa domingo plajı, filipinler
devamını gör...
deniz gezmiş
23 yıllık ömrüne, bir çoğumuzun yüzlerce yıl yaşasa sığdıramayacağı yiğitlik ve bilinç sığdıran büyük devrimcidir.
denizler ömürlerini bu ülkenin cennete dönmesi için mücadeleye adadılar. bu uğurda şehit oldular. bugün ise chp gençlik kolu aktivisti gibi yansıtılmakta. vurguladıkları tam bağımsız türkiye den bile hiç bir şey anlamamışlar.
oysa deniz gezmiş daha ortaokuldan büyük bir bilincin onur ışığıydı. daha o yaşlarda, kıbrıs sorununun, rum ve türk işçilerin özgür dayanışmasıyla çözüleceğini yazıyordu.
son nefesinde de, türk ve kürt halklarının eşitliğini haykıyordu.
sizden ricam, bu güzel çocukları tanıyarak sevin.
denizler ömürlerini bu ülkenin cennete dönmesi için mücadeleye adadılar. bu uğurda şehit oldular. bugün ise chp gençlik kolu aktivisti gibi yansıtılmakta. vurguladıkları tam bağımsız türkiye den bile hiç bir şey anlamamışlar.
oysa deniz gezmiş daha ortaokuldan büyük bir bilincin onur ışığıydı. daha o yaşlarda, kıbrıs sorununun, rum ve türk işçilerin özgür dayanışmasıyla çözüleceğini yazıyordu.
son nefesinde de, türk ve kürt halklarının eşitliğini haykıyordu.
sizden ricam, bu güzel çocukları tanıyarak sevin.
devamını gör...
abdülaziz şukella
(bkz: dolly)
devamını gör...
sanal parçacıklar
boşluk enerjisi ya da boşluktaki çalkantılar gibi bir ifadeyle özetleyebileceğimiz, kuantum fiziğindeki birçok olguyu açıklayabilen parçacık türü.
meraklısı için biraz detay;
boş uzay ya da vakum diye tanımladığımız, evrenin dokusunu oluşturan yapı, aslında tamamen boş değil. bunu şöyle hayal edebilirsiniz: boşluk olarak düşündüğünüz uzay dokusunun her yerine, son derece küçük, gözle görülemeyen noktacıklar ekleyin. bu noktacıkların her birine biraz da enerji ekleyin. bu enerjinin etkisiyle tüm bu noktacıklar salınım olarak da adlandırabileceğimiz bir osilasyon hareketine başlar. evet, şimdi elimizde, salınım yapan noktalarla donanmış bir evren dokusu var. tabi bu hareketler nedeniyle, etraflarında bulunan uzay dokusunu da etkiliyorlar.
heisenberg belirsizlik ilkesine göre, parçacıkların konum ve momentumu ya da enerji ve zaman arasında belirli bir limit bulunur. bunu, konuya ilişkin başlıktan detayıyla okuyabilirsiniz. bu başlıkta ise şu kadarını bilmemiz yeterli: parçacığın sahip olduğu enerji ile o enerjiye sahip olacağı sürenin çarpımı, belirli bir sabitten büyük ya da ona eşit olmak zorundadır. yani hiçbir zaman 0 olamaz. o halde enerji de, zaman da 0 olamaz. bu, fiziğin temellerinden biridir. yukarıda bahsettiğimiz noktacıklar da bu kurala uyacağından, bunların enerjileri 0 olamaz. bu enerji "boşlukta", kuantum vakum dalgaları ya da kısaca kuantum dalgaları denilen harekete neden olur. işte tanımda bahsi geçen boşluk enerjisi, bu dalgalanmaların yarattığı enerjidir.
hiçbir gerçek parçacık, temel durum enerjisi ya da sıfır noktası enerjisi de diyebileceğimiz ve bir kuantum sisteminin izin verdiği en düşük enerji seviyesinden daha düşük enerjiye sahip olamaz. ancak sanal parçacıklar, bu son derece düşük enerji seviyelerine sahip olabilir.
sanal parçacıklar, boşlukta madde ve antimadde çiftleri halinde bir anda ortaya çıkar ve son derece kısa bir süre içerisinde yok olur. belirsizlik ilkesini bir kez daha hatırlamakta yarar var bu noktada: bu parçacıkların enerjisi ne kadar büyük olursa, var oldukları süre o kadar kısalır. tersi de geçerlidir.
***
bu parçacıkların sanal olması, onların varlığını gözlem yoluyla tespit edemeyeceğimiz anlamına gelmiyor. casimir etkisi deneyi ile bunların varlığı tespit edildi. deneyi, ilgili başlıkta anlatmak üzere şimdilik bırakıyorum.
***
sanal parçacıklar, hawking radyasyonu adlı fenomen aracılığı ile kara delikleri daha iyi anlamak yolunda bir ipucu veriyor bize. ayrıca kuantum köpüğü adlı yapıyı tanımlayarak, kütle çekimini de farklı bir bakış açısıyla açıklayabiliyor.
meraklısı için biraz detay;
boş uzay ya da vakum diye tanımladığımız, evrenin dokusunu oluşturan yapı, aslında tamamen boş değil. bunu şöyle hayal edebilirsiniz: boşluk olarak düşündüğünüz uzay dokusunun her yerine, son derece küçük, gözle görülemeyen noktacıklar ekleyin. bu noktacıkların her birine biraz da enerji ekleyin. bu enerjinin etkisiyle tüm bu noktacıklar salınım olarak da adlandırabileceğimiz bir osilasyon hareketine başlar. evet, şimdi elimizde, salınım yapan noktalarla donanmış bir evren dokusu var. tabi bu hareketler nedeniyle, etraflarında bulunan uzay dokusunu da etkiliyorlar.
heisenberg belirsizlik ilkesine göre, parçacıkların konum ve momentumu ya da enerji ve zaman arasında belirli bir limit bulunur. bunu, konuya ilişkin başlıktan detayıyla okuyabilirsiniz. bu başlıkta ise şu kadarını bilmemiz yeterli: parçacığın sahip olduğu enerji ile o enerjiye sahip olacağı sürenin çarpımı, belirli bir sabitten büyük ya da ona eşit olmak zorundadır. yani hiçbir zaman 0 olamaz. o halde enerji de, zaman da 0 olamaz. bu, fiziğin temellerinden biridir. yukarıda bahsettiğimiz noktacıklar da bu kurala uyacağından, bunların enerjileri 0 olamaz. bu enerji "boşlukta", kuantum vakum dalgaları ya da kısaca kuantum dalgaları denilen harekete neden olur. işte tanımda bahsi geçen boşluk enerjisi, bu dalgalanmaların yarattığı enerjidir.
hiçbir gerçek parçacık, temel durum enerjisi ya da sıfır noktası enerjisi de diyebileceğimiz ve bir kuantum sisteminin izin verdiği en düşük enerji seviyesinden daha düşük enerjiye sahip olamaz. ancak sanal parçacıklar, bu son derece düşük enerji seviyelerine sahip olabilir.
sanal parçacıklar, boşlukta madde ve antimadde çiftleri halinde bir anda ortaya çıkar ve son derece kısa bir süre içerisinde yok olur. belirsizlik ilkesini bir kez daha hatırlamakta yarar var bu noktada: bu parçacıkların enerjisi ne kadar büyük olursa, var oldukları süre o kadar kısalır. tersi de geçerlidir.
***
bu parçacıkların sanal olması, onların varlığını gözlem yoluyla tespit edemeyeceğimiz anlamına gelmiyor. casimir etkisi deneyi ile bunların varlığı tespit edildi. deneyi, ilgili başlıkta anlatmak üzere şimdilik bırakıyorum.
***
sanal parçacıklar, hawking radyasyonu adlı fenomen aracılığı ile kara delikleri daha iyi anlamak yolunda bir ipucu veriyor bize. ayrıca kuantum köpüğü adlı yapıyı tanımlayarak, kütle çekimini de farklı bir bakış açısıyla açıklayabiliyor.
devamını gör...
2000 tanım yazan yazara at hediye edilmesi
mümkünse ingiliz atı reca edeceğim sayın benjamin beyefendi.
devamını gör...
burger king'in logosunu değiştirmesi
beyaz tv ve ertan özyiğit yakında bir program yapıp bu logodan hangi masonik anlamlar çıkarmamız gerektiği ya da rockefeller ailesinin sırlarınının neler olduğu konusunda bizi aydınlatacakları logodur.
devamını gör...
bir abinizin normal sözlük gözlemleri
güzel birtakım ağbi gözlemleridir. bir üniversite öğrencisi olarak katılıyorum sonuna kadar.
o zaman forza işimbu.*
o zaman forza işimbu.*
devamını gör...
earth similarity index
dünya benzerlik endeksi. adı üzerinde, bir gezegen ya da uydunun dünya'ya ne kadar benzediğini belirten tanımlama.
dirk schulze-makuch, abel méndez ve diğerlerinin 2011 yılında astrobiology'de yayımlanan makalesiyle ileri sürülmüştür. buna göre, bir gök cisminin yarıçapı, yoğunluğu, yüzey sıcaklığı ve kurtulma hızı kullanılarak hesaplanır. hatta bu hesaplamanın formülü de şöyledir:

[görsel, mevzubahis makalenin yazarlarından biri olan méndez tarafından hazırlanan bir internet sayfasından alınmıştır. hesaplamanın detaylarına ilişkin bilgi aynı sayfadan görülebilir.]
gök cisimleri bu formülle 0'dan 1'e kadar derecelendirilir. 1, bizzat dünya'yı temsil ederken; 0'dan ne kadar yukarı bir değer elde edilirse benzerlik de o kadar artar.
örneğin, gezegenimizin ikiz kardeşi olarak betimlenen mars, 0.70 değerine sahiptir. buna karşın, koi-4878.01 adlı bir gezegen** 0.98 değerini taşır. yalnız bir sorun var, koi-4878.01 bizden 1075 ışık yılı uzakta. diyelim ki, şu anda elimize devasa lazerler alıp buradan selam gönderebilseydik, onlara 3096 yılında ulaşırdı. o zamana kadar bir nükleer savaşla türümüzü çoktan yok edecek olduğumuzdan*, en iyi ihtimalle 4171 yılında (orada gerçekten akıllı yaşam formları varsa ve hemen cevap verirlerse) alacağımız cevabı hiç göremezdik.
1075 ışık yılı fazla kaçtı, o yüzden gezegenimize en çok benzeyen (ve henüz keşfedebildiğimiz) 2. gezegene bakalım: trappist-1e. trappist-1e, bizden sadece 40 ışık yılı uzakta. elbette henüz oraya seyahat edebilecek teknolojik yeterliliğe sahip değiliz ama belki bir şekilde iletişim kurabiliriz. ama yine bir sorun var: büyük ihtimalle yıldızına kütle çekim kilidiyle bağlı. yani bir taraf günlük güneşlik, barındırdığı olası sıvı suyla cenneti andırırken; diğer tarafında mutlak sıfıra yakın eksi bilmemkaç derece yüzünden kelimenin tam anlamıyla popo donduran soğukları** yaşanıyor. bu kütle çekim kilidi meselesi kesin olmayabilir, ama trappist-1 gerçekten çok küçük bir sistem (öyle ki, bütün sistem güneş'le merkür arasına rahatça sığabilirdi, hatta bayağı boşluk da kalırdı), bilim insanları o sebepten böyle düşünmeyi uygun görmüşler.
gezegenimize en çok benzeyen 3. gezegen** ise teegarden b. çok yakınlarda, 2019'da keşfedildi. bizden sadece 12 ışık yılı uzaklıkta ve yıldızının yaşanabilir bölgesinde. üzerine araştırmalar hâlâ devam ediyor. hakkında henüz hiçbir olumsuz koşula rastlamadık. büyük ihtimalle, gelecekteki olası yıldızlararası seyahatimizdeki ilk duraklarımızdan biri olacak. canım benim.
listenin geri kalanının bir kısmı şöyle:

[ingilizce wikipedia'da güzelce sıralandığını görünce dayanamadım, ekran görüntüsü aldım. linki bırakayım, isteyen gidip baksın.]
bitirmeden önce bahsetmek gereken önemli bir şey daha var. yukarıdaki örneklerden anlaşılabileceği gibi, earth similarity index, yaşanabilirlikten* bağımsızdır. yani, bir gök cismi 1 değerine sahip olsa bile, bu yaşanabilir olduğu anlamına gelmez. çünkü o gök cisminin yıldızının aktivitesi, kütle çekim kilidine tutulup tutulmadığı ya da bir manyetik alana sahip olup olmadığı gibi hayati sorunları göz ardı eder. ama yine de yaşanabilir ötegezegenlerin ve bunlarda yaşayan akıllı yaşam formlarının araştırılması hususunda önemlidir. çünkü bilim insanlarının "ya ilk olarak nerelere baksak?" sorununa kabataslak bir çözüm getirir. yani "kesinkes burada yaşam vardır" demez, "herhâlde vardır" der.
---
bütün bu giriyi "ya düşünsenize, dünya'ya %98 benzeyen bir gezegen var ama hakkında hiçbir zaman, hiçbir şey öğrenemeyeceğiz" diyebilmek için yazdım.** yazmadan önce de şu kaynağı okudum. oradan öğrendiklerimi kendi bildiklerimle harmanlayınca ortaya bu çıktı. o sebepten benzerlik olması normaldir, intihal yapmış demeyin sonra. gerçi isterseniz de deyin, yine de meja'nın henüz açmadığı uzayla ilgili bir başlığı açmak benim için çok zevkliydi.*
dirk schulze-makuch, abel méndez ve diğerlerinin 2011 yılında astrobiology'de yayımlanan makalesiyle ileri sürülmüştür. buna göre, bir gök cisminin yarıçapı, yoğunluğu, yüzey sıcaklığı ve kurtulma hızı kullanılarak hesaplanır. hatta bu hesaplamanın formülü de şöyledir:

[görsel, mevzubahis makalenin yazarlarından biri olan méndez tarafından hazırlanan bir internet sayfasından alınmıştır. hesaplamanın detaylarına ilişkin bilgi aynı sayfadan görülebilir.]
gök cisimleri bu formülle 0'dan 1'e kadar derecelendirilir. 1, bizzat dünya'yı temsil ederken; 0'dan ne kadar yukarı bir değer elde edilirse benzerlik de o kadar artar.
örneğin, gezegenimizin ikiz kardeşi olarak betimlenen mars, 0.70 değerine sahiptir. buna karşın, koi-4878.01 adlı bir gezegen** 0.98 değerini taşır. yalnız bir sorun var, koi-4878.01 bizden 1075 ışık yılı uzakta. diyelim ki, şu anda elimize devasa lazerler alıp buradan selam gönderebilseydik, onlara 3096 yılında ulaşırdı. o zamana kadar bir nükleer savaşla türümüzü çoktan yok edecek olduğumuzdan*, en iyi ihtimalle 4171 yılında (orada gerçekten akıllı yaşam formları varsa ve hemen cevap verirlerse) alacağımız cevabı hiç göremezdik.
1075 ışık yılı fazla kaçtı, o yüzden gezegenimize en çok benzeyen (ve henüz keşfedebildiğimiz) 2. gezegene bakalım: trappist-1e. trappist-1e, bizden sadece 40 ışık yılı uzakta. elbette henüz oraya seyahat edebilecek teknolojik yeterliliğe sahip değiliz ama belki bir şekilde iletişim kurabiliriz. ama yine bir sorun var: büyük ihtimalle yıldızına kütle çekim kilidiyle bağlı. yani bir taraf günlük güneşlik, barındırdığı olası sıvı suyla cenneti andırırken; diğer tarafında mutlak sıfıra yakın eksi bilmemkaç derece yüzünden kelimenin tam anlamıyla popo donduran soğukları** yaşanıyor. bu kütle çekim kilidi meselesi kesin olmayabilir, ama trappist-1 gerçekten çok küçük bir sistem (öyle ki, bütün sistem güneş'le merkür arasına rahatça sığabilirdi, hatta bayağı boşluk da kalırdı), bilim insanları o sebepten böyle düşünmeyi uygun görmüşler.
gezegenimize en çok benzeyen 3. gezegen** ise teegarden b. çok yakınlarda, 2019'da keşfedildi. bizden sadece 12 ışık yılı uzaklıkta ve yıldızının yaşanabilir bölgesinde. üzerine araştırmalar hâlâ devam ediyor. hakkında henüz hiçbir olumsuz koşula rastlamadık. büyük ihtimalle, gelecekteki olası yıldızlararası seyahatimizdeki ilk duraklarımızdan biri olacak. canım benim.
listenin geri kalanının bir kısmı şöyle:

[ingilizce wikipedia'da güzelce sıralandığını görünce dayanamadım, ekran görüntüsü aldım. linki bırakayım, isteyen gidip baksın.]
bitirmeden önce bahsetmek gereken önemli bir şey daha var. yukarıdaki örneklerden anlaşılabileceği gibi, earth similarity index, yaşanabilirlikten* bağımsızdır. yani, bir gök cismi 1 değerine sahip olsa bile, bu yaşanabilir olduğu anlamına gelmez. çünkü o gök cisminin yıldızının aktivitesi, kütle çekim kilidine tutulup tutulmadığı ya da bir manyetik alana sahip olup olmadığı gibi hayati sorunları göz ardı eder. ama yine de yaşanabilir ötegezegenlerin ve bunlarda yaşayan akıllı yaşam formlarının araştırılması hususunda önemlidir. çünkü bilim insanlarının "ya ilk olarak nerelere baksak?" sorununa kabataslak bir çözüm getirir. yani "kesinkes burada yaşam vardır" demez, "herhâlde vardır" der.
---
bütün bu giriyi "ya düşünsenize, dünya'ya %98 benzeyen bir gezegen var ama hakkında hiçbir zaman, hiçbir şey öğrenemeyeceğiz" diyebilmek için yazdım.** yazmadan önce de şu kaynağı okudum. oradan öğrendiklerimi kendi bildiklerimle harmanlayınca ortaya bu çıktı. o sebepten benzerlik olması normaldir, intihal yapmış demeyin sonra. gerçi isterseniz de deyin, yine de meja'nın henüz açmadığı uzayla ilgili bir başlığı açmak benim için çok zevkliydi.*
devamını gör...
çocuklarla girilen komik diyaloglar
oğlumun arkadaşı: "abla merak ettiğim bir şey var, siz nereliydiniz abla?" (la oğlum sen afgansın, sen türk bile değilsin, ne ara esnaf muhabbeti yapacak kadar türkçeyi söktün)
valla dayanamadım bastım kahkahayı ve
"afrikalıyım ben yavrum." dedim.
valla dayanamadım bastım kahkahayı ve
"afrikalıyım ben yavrum." dedim.
devamını gör...
bilginin bir inanç olması
oldukça tartışmalı bir konu. din ve bilim üzerinden ele alındığı için kuhn'un the structure of scientific revolutions'ı okunmadan net bir şey söylememek gerekir diye düşünüyorum.
devamını gör...
güne psikolojik bir tespit bırak
'gitmesine izin vermediğiniz her şey, sizden kaçıyor.' bırakın gitsin.
devamını gör...
yürüdüğün kadının sevgilisi olduğunu öğrendiğin o an
sevgilisi olup olmadığını bilmeden yürüdüğün için, suçlu olduğun bir konuda şikayetçi olma hakkını kendinde bulduğun an.
hele biraz sohbet edin, bir tanıyın karşınızdakini... insanlar sohbet başlar başlamaz "sevgilim var" dese "yemedik ya seni! hemen yürüyorum sandın" dersiniz. "yemeyecek ya beni! yürümüyor, arkadaşça yaklaşıyor" diye düşünüp sohbet edince de "madem sevgilin vardı, niye bu kadar sohbet edip bir anlamda umut verdin?" diye düşünürsünüz. yaranılmıyor size de be! o yüzden niyetinizi bodoslama olmasa da başlarda yavaştan belli edin ki böyle şeyler yaşanmasın.
hele biraz sohbet edin, bir tanıyın karşınızdakini... insanlar sohbet başlar başlamaz "sevgilim var" dese "yemedik ya seni! hemen yürüyorum sandın" dersiniz. "yemeyecek ya beni! yürümüyor, arkadaşça yaklaşıyor" diye düşünüp sohbet edince de "madem sevgilin vardı, niye bu kadar sohbet edip bir anlamda umut verdin?" diye düşünürsünüz. yaranılmıyor size de be! o yüzden niyetinizi bodoslama olmasa da başlarda yavaştan belli edin ki böyle şeyler yaşanmasın.
devamını gör...
sokak ortasında öğrencilere bakarak mastürbasyon yapan adam
sapıklıkta level atlamış bir adet şerefsizin evladıdır. bunu alıp evire çevire dövsen ceza alırsın işte. öğrenciler kameraya almış sapığın görüntülerini fakat tacizci daha bulunamamış. nasıl bi kafa yapın var senin manyak adam, öğrencilere bakıp mastürbasyon yapmak ne derece bir şerefsizlik lan aklım almıyor valla ha…
muğla'nın marmaris ilçesinde saat 23.30 sıralarında 19 mayıs gençlik meydanı'nda, bir tacizci kadınlara bakarak mastürbasyon yaptı. üniversite öğrencisi arkadaşlarıyla birlikte yürüyüşe çıktı. üniversite öğrencisi, meydanda arkadaşlarını beklediği sırada kendilerini gören erkeğin, bankta oturarak mastürbasyon yaptığını fark etti. bir yandan cep telefonu kamerasıyla tacizciyi kaydeden öğrenci ö., 'devam et, biraz daha devam etsene' diyerek tepki gösterdi. telefonla kaydedildiğini fark eden tacizci, koşar adımlarla meydandan uzaklaştı. muğla 112 acil çağrı merkezi'ne yapılan ihbarın ardından olay yerine polis ekipleri sevk edildi. saatlerce süren arama çalışmalarına rağmen 45-50 yaşlarındaki tacizci bulunamadı.
kaynak; onedio.com/haber/mugla-da-m...
edit: adam adliyeye sevk edilmiş ama bilin bakalım ne olmuş? serbest bırakılmış. bir de bu adamın aynı suçtan iki kaydı daha varmış. adalet yok dediğimizde bazıları ilginç derecede karşı çıkıyor. bu sapığı serbest bırakmak adaletin olduğu anlamına mı geliyor?? öyleyse tüküreyim o beyninize sizin!!!
muğla'nın marmaris ilçesinde saat 23.30 sıralarında 19 mayıs gençlik meydanı'nda, bir tacizci kadınlara bakarak mastürbasyon yaptı. üniversite öğrencisi arkadaşlarıyla birlikte yürüyüşe çıktı. üniversite öğrencisi, meydanda arkadaşlarını beklediği sırada kendilerini gören erkeğin, bankta oturarak mastürbasyon yaptığını fark etti. bir yandan cep telefonu kamerasıyla tacizciyi kaydeden öğrenci ö., 'devam et, biraz daha devam etsene' diyerek tepki gösterdi. telefonla kaydedildiğini fark eden tacizci, koşar adımlarla meydandan uzaklaştı. muğla 112 acil çağrı merkezi'ne yapılan ihbarın ardından olay yerine polis ekipleri sevk edildi. saatlerce süren arama çalışmalarına rağmen 45-50 yaşlarındaki tacizci bulunamadı.
kaynak; onedio.com/haber/mugla-da-m...
edit: adam adliyeye sevk edilmiş ama bilin bakalım ne olmuş? serbest bırakılmış. bir de bu adamın aynı suçtan iki kaydı daha varmış. adalet yok dediğimizde bazıları ilginç derecede karşı çıkıyor. bu sapığı serbest bırakmak adaletin olduğu anlamına mı geliyor?? öyleyse tüküreyim o beyninize sizin!!!
devamını gör...
beyaz diş
“insan mıdır değiştiren yoksa çevre midir insanı değiştiren ?”
ne afili söz ama...
jack london’un belki de bir çoklarınca en sevilen kitabı. benim de martin eden’den sonra en sevdiğim london eseri. london 3/4 oranında kurt kanı taşıyan bir kurdun*, farklı insanlar elindeki değişimini, ilk başta sadık, sonrasında vahşi, son olarakta duygusal bir izlekte anlatıyor.
kitap, beyaz diş’in öncesini anlatarak başlıyor. karla kaplı, soğuğun hüküm sürdüğü bir kuzey amerika kışında, iki adam ve yanlarındaki bir ölünün kurtlar tarafından kapana kısılmasıyla açılıyor. london öylesine insanın içine işleyen bir soğukluk ve betimlemeyle anlatıyorki bu kısılma sürecini, iki adamın tabuttaki yerlerini bir an önce alacaklarını hissediyor, biliyorsunuz. ilk kısım aynı zamanda, beyaz diş’in annesi ve babasının tanışması anlatıyor. hırçın bir anne ile, tecrübeli bir babanın en güçlü yavrusu olan beyaz diş’in genetik temellerinin ne denli güçlü, karakterinin ne denli sağlam temellere oturduğunu anlıyorsunuz.
ikinci bölümde, beyaz diş sahnedeki yerini alıyor. bütün kardeşlerin arasından ölmeyen tek yavru olarak kalıyor. annesinin çizdiği sınırlar içerisinde, bir mağarada yahut inde, dışardan içeri süzülen ışıkta, insantanrıya ulaşmak için gün sayıyor, güç topluyor.
merakına yenik düştüğü bir sırada annesinin kökleriyle karşılaşıyor ve insantanrıyla karşılaşıyor. bir obada onlarla beraber yaşamaya başlıyor. ama hırçın ve tecrübeli genleri onu dürtüyor ve obadaki bütün yavru köpeklerin canına okuyor. yavaş yavaş obaya alışıyor, sahibi gri kunduz’dan sadakati öğreniyor. ama sadakat insanın olduğu kadar hayvanında düşmanıdır. ticaret için gri kunduz’la beraber gittikleri yukon’da kendini eğlenceye kaptıran gri kunduz para karşılığı beyaz diş’i güzel smith’e satıyor. sadakat demiştik değil mi ? sadakat hangi canlıda olursa olsun, şahsiyete yerleşti mi bütün iyi yönleri süpürür, kendi karanlık ormanını yerleştirir. beyaz diş kitabın başlangıcında olduğu gibi karanlık ve karlı bir ormana düşüyor. ancak sürüyle değil, tek başına. ancak avcı olarak değil, av olarak.
beyaz diş’in hırsını, hırçınlığını ve sadakini gören güzel smith, onu gri kunduz’dan aldıktan sonra onu hayvan dövüşlerine hazırlıyor. karanlık bir ağıla tek başına koyuyor. genetiğinde yazılı olan bütün gazabı gün ışığına çıkarıyor. beyaz diş amansız bir dövüşçü oluyor. yaşadığı bölgenin en ünlü dövüşçüsü olmakla kalmıyor, güzel smith onu alıp muhtelif yerlerindeki dövüşlere götürüyor. hırçınlığı ona, yüze, bine katlanan beyaz diş gittiği yerdeki bütün köpekleri yere seriyor. onun bu hırçınlığının üstünde bir hırçınlık olmadığına inanan insanlar onun karşısına ülkenin en belalı dövüş köpeklerinde birini çıkarıyorlar. dövüş başladığında rakibine üstünlük sağlamasıyla meşhur beyaz diş bu rakibine aynısını yapamıyor. dövüşün bir yerinde rakibine boynunu kaptırıyor, ve onu ölümden, duygusal bir ilişki kuracakları weedon scott kurtarıyor. hırçınlık demiştik değil mi ? babaannemin hep söylediği gibi: “öfke gelir göz kızarır, öfke gider yüz kızarır”*.
beyaz diş’i ölümden kurtaran weedon scott, onun hırçınlığını geçirebileceğini, güzel smith’in ona yaptıklarını ona unutturacağını düşünür. ilk başta yanıldığını düşünür, beyaz diş tarafından ısırılır*. ancak ona bir şans verir ve beyaz diş’le yavaş yavaş arkadaş olur. çevresinin ona yaptıklarını gün be gün unutturur. bir yer gelir ki beyaz diş weedon scott karşısında bir şivava kadar uysal olur. weedon scott bir gün kuzey ellerinden dönmeye, memleketi kaliforniya’ya dönemeye karar verir. weedon scott‘un gideceğini anlayan beyaz diş onunla beraber gemiye atlar ve kaliforniya’ya gider. kaliforniya’daki hayatı kuzey’deki hayatından çok farklıdır. kuzey soğukken burası sıcaktır, oradaki köpeklerin ekseriyası düşmanca bir tutum içindeyken buradakilerin bir çoğu ona normal davranır. weedon scott‘ın ailesi de beyaz diş’i kabul etmekte zorluk çeker. scott’un babası laz ziya misali “itten doğan it, kurttan doğan kurt olur” der oğluna. ama scott babasını dinlemez ve beyaz diş’e sahip çıkar.
uzatmayalım, beyaz diş bir gün scott’un babasının geçmişten gelen bir düşmanını gizlice eve girerken görür ve onu bertaraf eder. scott’un babası bu durum karşısında “bir insanın köpekliğindense, bir köpeğin dostuluğunu tercih ederim” der. beyaz diş süslü bir kaliforniya şivavasıyla evlenir ve kitap biter.
en sevdiğim 9. kitap falandır heralde.
ne afili söz ama...
jack london’un belki de bir çoklarınca en sevilen kitabı. benim de martin eden’den sonra en sevdiğim london eseri. london 3/4 oranında kurt kanı taşıyan bir kurdun*, farklı insanlar elindeki değişimini, ilk başta sadık, sonrasında vahşi, son olarakta duygusal bir izlekte anlatıyor.
kitap, beyaz diş’in öncesini anlatarak başlıyor. karla kaplı, soğuğun hüküm sürdüğü bir kuzey amerika kışında, iki adam ve yanlarındaki bir ölünün kurtlar tarafından kapana kısılmasıyla açılıyor. london öylesine insanın içine işleyen bir soğukluk ve betimlemeyle anlatıyorki bu kısılma sürecini, iki adamın tabuttaki yerlerini bir an önce alacaklarını hissediyor, biliyorsunuz. ilk kısım aynı zamanda, beyaz diş’in annesi ve babasının tanışması anlatıyor. hırçın bir anne ile, tecrübeli bir babanın en güçlü yavrusu olan beyaz diş’in genetik temellerinin ne denli güçlü, karakterinin ne denli sağlam temellere oturduğunu anlıyorsunuz.
ikinci bölümde, beyaz diş sahnedeki yerini alıyor. bütün kardeşlerin arasından ölmeyen tek yavru olarak kalıyor. annesinin çizdiği sınırlar içerisinde, bir mağarada yahut inde, dışardan içeri süzülen ışıkta, insantanrıya ulaşmak için gün sayıyor, güç topluyor.
merakına yenik düştüğü bir sırada annesinin kökleriyle karşılaşıyor ve insantanrıyla karşılaşıyor. bir obada onlarla beraber yaşamaya başlıyor. ama hırçın ve tecrübeli genleri onu dürtüyor ve obadaki bütün yavru köpeklerin canına okuyor. yavaş yavaş obaya alışıyor, sahibi gri kunduz’dan sadakati öğreniyor. ama sadakat insanın olduğu kadar hayvanında düşmanıdır. ticaret için gri kunduz’la beraber gittikleri yukon’da kendini eğlenceye kaptıran gri kunduz para karşılığı beyaz diş’i güzel smith’e satıyor. sadakat demiştik değil mi ? sadakat hangi canlıda olursa olsun, şahsiyete yerleşti mi bütün iyi yönleri süpürür, kendi karanlık ormanını yerleştirir. beyaz diş kitabın başlangıcında olduğu gibi karanlık ve karlı bir ormana düşüyor. ancak sürüyle değil, tek başına. ancak avcı olarak değil, av olarak.
beyaz diş’in hırsını, hırçınlığını ve sadakini gören güzel smith, onu gri kunduz’dan aldıktan sonra onu hayvan dövüşlerine hazırlıyor. karanlık bir ağıla tek başına koyuyor. genetiğinde yazılı olan bütün gazabı gün ışığına çıkarıyor. beyaz diş amansız bir dövüşçü oluyor. yaşadığı bölgenin en ünlü dövüşçüsü olmakla kalmıyor, güzel smith onu alıp muhtelif yerlerindeki dövüşlere götürüyor. hırçınlığı ona, yüze, bine katlanan beyaz diş gittiği yerdeki bütün köpekleri yere seriyor. onun bu hırçınlığının üstünde bir hırçınlık olmadığına inanan insanlar onun karşısına ülkenin en belalı dövüş köpeklerinde birini çıkarıyorlar. dövüş başladığında rakibine üstünlük sağlamasıyla meşhur beyaz diş bu rakibine aynısını yapamıyor. dövüşün bir yerinde rakibine boynunu kaptırıyor, ve onu ölümden, duygusal bir ilişki kuracakları weedon scott kurtarıyor. hırçınlık demiştik değil mi ? babaannemin hep söylediği gibi: “öfke gelir göz kızarır, öfke gider yüz kızarır”*.
beyaz diş’i ölümden kurtaran weedon scott, onun hırçınlığını geçirebileceğini, güzel smith’in ona yaptıklarını ona unutturacağını düşünür. ilk başta yanıldığını düşünür, beyaz diş tarafından ısırılır*. ancak ona bir şans verir ve beyaz diş’le yavaş yavaş arkadaş olur. çevresinin ona yaptıklarını gün be gün unutturur. bir yer gelir ki beyaz diş weedon scott karşısında bir şivava kadar uysal olur. weedon scott bir gün kuzey ellerinden dönmeye, memleketi kaliforniya’ya dönemeye karar verir. weedon scott‘un gideceğini anlayan beyaz diş onunla beraber gemiye atlar ve kaliforniya’ya gider. kaliforniya’daki hayatı kuzey’deki hayatından çok farklıdır. kuzey soğukken burası sıcaktır, oradaki köpeklerin ekseriyası düşmanca bir tutum içindeyken buradakilerin bir çoğu ona normal davranır. weedon scott‘ın ailesi de beyaz diş’i kabul etmekte zorluk çeker. scott’un babası laz ziya misali “itten doğan it, kurttan doğan kurt olur” der oğluna. ama scott babasını dinlemez ve beyaz diş’e sahip çıkar.
uzatmayalım, beyaz diş bir gün scott’un babasının geçmişten gelen bir düşmanını gizlice eve girerken görür ve onu bertaraf eder. scott’un babası bu durum karşısında “bir insanın köpekliğindense, bir köpeğin dostuluğunu tercih ederim” der. beyaz diş süslü bir kaliforniya şivavasıyla evlenir ve kitap biter.
en sevdiğim 9. kitap falandır heralde.
devamını gör...
bolşevik
bolşevik, çoğunluktan yana anlamına gelen rusça kelime, 1903 yılında düzenlenen rusya sosyal demokrat işçi partisi'nin ikinci kongresi'nde vladimir lenin ve julius martov arasında yeni kurulmakta olan partinin üyelik tanımı üzerine başlayan görüş ayrılığı sonucu yaşanan ayrışmadaki taraflardan lenin yanlısı grup.
devamını gör...
dört temel element
devamını gör...
