hoş gelmişler, sefa getirmişler diyeceğimiz yazarlardır. aradıkları en 'kafa' ortamı bulmuşlardır.
devamını gör...

simon diyor ki diye söze başlamak istesem de bunu yapmayacağım * güzel şeyler söylemek için illa süslü kelimeler gerekmiyor bu yüzden güzel şeyler söylemek istediğimi anlayacağını düşündüğüm yazar; oldukça iyisin. hep mutlu kal *
devamını gör...

24 26 ekim 1596 tarihleri arasında yaşanmış ve osmanlı imparatorluğunun avusturya arşidüklüğü ve erdel prenseliğine karşı zaferi ile sonuçlanmıştır. nihai muaarebe ise 26 ekim 1595 te sona ermiştir.

24 ve 25 ekimde daha çok öncü birliklerin yaklaşma taarruzu şekilnde başlayan muharebe sonrası esas birlikler 26 ekim günü haçova'da karşı karşıya geldiler.

avusturya ordusuna 2. rudolf'un kardeşi arşidük maximilien kumanda ediyordu. asi erdel prensi sigismund bathory de düşman birliklerinin arasındaydı. düşman tarafının esas kuvvetini çeşitli alman devletlerinin askerleri teşkil etmekle beraber, bol sayıda ispanyol, erdel, macar, papalık, florensa, leh, çek, slovak, italyan, hollanda ve belçika alayları hatta fransız gönüllüleride vardı. bu kadar çeşitlilik şuan avrupa birliğinin bir nevi beta versiyonu gibi görünebilir.

avusturya ordusunun 100 adet sahra topu ve "feth - name-i eğri"ye göre 300 bin askeri vardı. fakat hepsinin muharip asker sınıfında olmadıkları da bilinen bir gerçek. o zamanın avrupa ordlarında adet olduğu üzere, bir kısmının uşak, satıcı, aşçı vs. hizmetlilerden oluştuğunu söyleyebiliriz. hatta bu sayıya bir takım hayat kadınları da dahildir.

türkler ise: 60 bin tımarlı sipahi, 55 bin kapıkulu askeri ki bunları yeniçeriler ve kapıkulu sipahileri oluşturuyor, 25 bin ilave kırım birlikleri ile birlikte takriben 140 bin muharip askerden oluşuyordu. bu 25 bin kırım askeri kırım hanı gazi giray'ın kardeşi fetih giray tarafından kumanda ediliyordu ve büyük bir şans eseri son günlerde katılmışlardı.

türk ordusunun önünde kırımlılar ile çoğaloğlu sinan paşanın komuta ettiği sipahiler bulunuyordu. bunlar düşmanla ilk teması yaptılar. 6 bine yakın zayiat veren, bu arada ditmar von koenigsberg ve bavyeralı fronsberg gibi önemli kumandanlarını kaybeden düşman öncüsü geri çekildi.

daha sonra iki tarafta tekrar harp pozisyonu alıp birbirine yaklaşmaya başladı. merkezde kapıkulu askerleri ile birlikte sultan 3.mehmed han vardı. başının üzerinde sancak-ı şerif dalgalanıyordu. padişahın hemen sağında sadrazam damad ibrahim paşa, onun sağında da diğer vezirler vardı. sol tarafta ise padişahın yanında hoca saadeddin efendi, onun solunda anadolu ve rumeli kazaskerleri yer almışlardı.

sağ kanada anadolu beylerbeyi mehmed paşa anadolu tımarlı sipahi birlikleri ile kumanda ediyordu. sol kanada ise rumeli tımarlı sipahileri ile birlikte sokulluzade hasan paşa kumanda ediyordu. yeniçeriler ve diğer kapıkulu ocağı askerleri merkezde padişahın yanındaydılar. sltan mehmed ataları gibi büyük kumandan vasıflarına sahip olmadığı için idareyi sadrazam yapacaktı ve diğer kanatların komutası aynı şekilde berlerbeylerin insiyatifindeydi.

türk zaferlerinin en büyük amillerinden biri merkezden kanatlara gönderilen emirlerin en kısa sürede ulaşabilmesiydi fakat haçova muharebesi için bunu söylemek pek mümkün değil. bu şekilde bir emir komuta zinciri o an türk ordusunda yoktu ama tesadüf karşı taraf da bundan yoksundu hatta onların hali daha kötüydü. birbirinin dilinden anlamayan binlerce adam yan yanaydı.

büyük taarruz düşman tarafın saldırısı ile başladı. çok kuvvetli bir şekilde merkeze öyle bir yüklendiler ki türk ordusu sarsıldı. arşidük'ün emirlerini de hiçe sayan birlikler savaş henüz bitmeden çadırları yağmalamaya başladılar. bu sıradan sultan mehmed geri çekilip otağına girdi, savaş tehlikeli bir vaziyet almıştı. sırtına peygamberin hırka-i şerifini giyip eline mızrağını aldı. o sırada bazı düşman askerleri ganimetlerin üzerinde dans etmeye başlamışlardı.

ibrahim paşa padişaha geri çekilmeyi tavsiye etti ve padişah kabul edip atına atladı ve geri çekilmenin başlaması için talimat verdiği sırada 60 yaşında ki saadeddin efendi padişahın atının gemlerine yapıştı: "padişahım, nereye gidersiniz? cengin hali budur, hatır-ı şerifinizi hoşça tutun. lazım olan yerinizde sabit ve ber-karar olmaktır. inşaallah zafer bizim olacaktır!

eğer hocanın bu müdehalesi olmasaydı veya biraz gecikseydi, yalnız türk tarihinin e büyük savaşlarından biri kaybedilmiş olmayacak, belki topyekun savaş kaybedilecek ve ikinci viyanadan 87 yıl önce evlet büyük bir felakete uğrayacaktı. meydan muharebelerinde yurt kazanılıp, yurt kaybedildiğini hiçbir millet türkler kadar iyi bilmez.

bu hengamenin arasında sultanı dimdik atının üzerinde gören askerler moral bularak o sırada yağmaya dalmış olan düşman askerlerinin üzerine tekrar taarruza geçtiler. neye uğradığını anlayamayan arşidük birliklerine hakim olamadı. "kafir kaçtı, sindi" diye bağıran türk askerleri yarım saat içinde 20 bin düşman atlısını haçova ovasının kenarındaki bataklığa sürüp yok ettiler. 50 bin düşman askeride muharebe alanında imha edildi. avusturya birlikleri kaçarken arkalarında, 100 top ve arşidük'ün ordugahında 10 bin düka altını bırakıp kaçtılar. kaçan düşman askerlerinin bir kısmı türk süvarileri tarafından esir edildi.

haçova muharebesi çoğu tarihçiye göre en az mohaç muharebesi kadar önemli bir zafer olarak gösterilir. fakat bu muharebenin değerlendirilememesi çok vahim bir durumdur. ordunun merkezi bozuldu diye geri çekilme teklif eden bir sadrazamı varken zaten değerlendirememesi pek sürpriz değildir.

yine tüm olumsuz şartlara rağmen haçova zaferi ve eğri kalesinin zaptı duraklama döneminde osmanlının gücünü yer yer göstermiş olması açısından önemli yer tutar.
devamını gör...

fayda getiren istisnai durumlar olmakla birlikte genelde yarardan çok zarar getirdiğini düşündüğüm şey. niyet iyi olabilir fakat dün dünde kalmıştır, dünün doğruları çoğunlukla ne bugün ne de yarın işe yaramaz. bu yüzden dünün doğrularında ısrar faydadan ziyade zarar getirir.

bir belgeselde günümüze kadar varlığını sürdüren kabilenin teki konu alınmış ve beni baya etkilemişti. kabilenin günümüze kadar pek fazla değişikliğe uğramamasının sebebi dışarıyla olan iletişiminin sıfıra yakın olmasıydı. hatta bu yüzden yerinde saymanın vermiş olduğu bıkkınlık kabileyi uyuşturucu tüketimine teşvik etmiş. kabilenin dışarıyla etkileşiminin zayıf olmasının sebebi ormanlık alanda olmaları ve ormanın çok sık ağaçlarla bezeli olması. araştırmacılar nasıl buldu onları, gerçekten hatırlamıyorum. belki de dünyada adım atılmamış dediğimiz yerlerden birine daldılar da buldular o kabileyi. yaşadıkları yeri, biraz edebi ve havalı bir betimleme ile anlatmak gerekirse duvarları mavi yeşil bir hapishane diyebiliriz.

kabileden yarı kopuk bir kişi vardı. uyuşturucu içmiyor ve kabileyi ziyaret eden araştırmacılara yakın davranıyordu. en mutsuzu oydu. köyün delisiydi işte o arkadaş. hemen tanıdım. bir de o duvarları mavi yeşil hapishaneden kendini dışarıya atabilmiş bir kadın vardı. çocuğu için kaçmıştı oradan. hasta çocuğuna çare bulmak için. bu iki istisna benim için umut vaat edici örneklerle olmakla birlikte annelik içgüdüsünün ne kadar da güçlü olduğuna dair güzel bir örnek.

şöyle ki, bu kabile, yaşadıkları hayattan haliyle pek memnun değil. hep aynı şeyler var. hiç memnun değillerdi be. ben de bu sebepten dolayı uyuşturucuya başladıklarını fark ettim. hadi bir yere kadar dayanırsın dayanmasına ama belli bir noktadan sonra olmaz o iş. sonunda halüsinasyonlara muhtaç olur uyuşturucu içersin işte. buraya kadar her şey normal olmasa da, normal gibi ama normal olmayan ve geçmişten gelen doğrular konusunda olan ısrarın küçük çocuklara yansıtılması sonucunda 5 6 yaşlarından itibaren çocukların uyuşturucuya başlatılması pek normal gelmedi bana.

aklınca koca koca insanların çocukların iyiliğini düşünerek onlara yapmış olduğu saçma sapan bir dayatma bu. kendin sıkılmışsın ve kaybetmişsin. hapishaneden çıkamıyorsun ve (burada art niyet aramıyorum) çocuklarına henüz senin yaşadığın problemlerle karşı karşıya kalmadan önce aklınca iyilik yapıp, problemle başa çıkma yöntemini empoze ediyorsun. sayın kabile şefi olmuyor ama ya. sonra neden bunca zaman o kabile oradan çıkamamış. hadi bir deli içti gitti onu. sen ne diye bebelere veriyorsun ki kendi doğrularını. hem yaş olarak hem de zaman olarak ortada bir problem var. sen ayık kafayla çıkamamışsın, senden sonrakiler nasıl çıksın, çocuk yaşta bağımlı olduktan sonra.

art niyet yok ama zararın çok kabile reisi hebele kardeş. ayık arkadaşınız iletişime açıktı ve paçayı kurtarabilirdi. çocuğu hasta olan anne destan yazdı gitti. ya siz? kendi yargılarınızın esiri olup sizden sonrakilere ön yargılar verdiniz ve yerinizde saydınız. belki suç sizde de değil, sizin iyiliğinizi düşüneyim derken kötülüğe neden olan ana babanızın. aynı şekilde suç onlarda da değil, atalarında.

devamını gör...

sözlükten kaldırılması gereken bölücü ve ayrımcılık kokan bir başlıktır. insanları ayrıştırmayı ne zaman bırakacaksınız? bir kişinin dini inancı onun para kazanmasına da engel değil pahalı şeylere sahip olmasına da. bu başlık yakışmadı sözlüğe.
devamını gör...

taşı yerden alıp kendi kafana vur, kendisine bunu yapan adam bana ne yapmaz diyerek kaçacak delik araycaktır.
devamını gör...

z kuşağı tüketim kültürünün tam merkezine doğan bir kuşak olduğu için tüketim ve hız hat safhadadır. bundan dolayı sürekli hayal kırıklığı ve acıyla karşılaşırlar.
devamını gör...

aynı yolda yürümek isteyen insanların birbirlerine sunduğu meyve tabağı.

bir kere sahnede aldığım teklif. benim ex müzisyendi kendileri. ama ne müzisyen efsane ötesi. neysem reklamı bırakalım. 14 şubatta sahne aldılar bir cafede bende izleyici. bu baktım mikrafonu aldı. hayır almamalı çünkü o ara solist başkası. canı şarkı söylemek çekti herhalde dedim.

neyse janti bey güzel bir teklifle taçlandırdı konuşmasını. duygulandım len dur şimdi. rahmetli iyi adamdı hoş adamdıda azcuk sıkıntılıydı. tamam kabul çok sıkıntılıydı aman püff geçti gitti.

bizim memlekette evlilik ve evlilikle ilgili durumlar fazlaca abartılıyor.

ben bir kere ucuna kadar yaklaştım. nişan vs merasimleri oldu nikahta ayağımız takıldı. yani bana kalsa o merasimler de fazla ama aileler bir şekilde istiyor ve yapıyorsun. ama şimdi olsa yapmam.

yani benimkiler pek sadeydi kendi diktiğim bir elbise giymiş ve evde kendim bir şeyler hazırlamıştım. yiyecek içecek masa dizayn vs. o bile 'yuh bu ne ya?' şeklinde karşılanmıştı. insanlara göre çok sadeymiş. kendine vermediğin değerin göstergesiymiş falan filan.

çok ilginçtir ki aslında ben bizzat kendime değer verdiğim için bu işleri abartmıyorum. gereksiz stres, koşturmaca en önemlisi bir oğlak kadını olarak gereksiz ve fazla harcanan paralar. aman allahım param gitmesin yahu cebimde dursun benim çuvalda giyerim ben.

şaka bir yana. gösterişsiz sade bir halle olabilir hepsi. ve ayrıca evlilik teklifini illa erkek eder diye dayatma ve aynı dayatmayla gösteriş gösteriş gösterişler. yahu iki insan evlenecek bizim gözler kan revan. abicim hiç mi elle tutulur hayaliniz yok sizin. düğüne derneğe, en iyi mobilyalara gömeceğiniz paranızı o uğurda harcasanıza. hiç olmadı çatır çutur yiyin.

ben olsam gezerdim. alırdım benim adamı yanıma bir de karavan gez babam gez. la napacağım bir daha hiç yüzüne bakmayacağım elbiseye binleri harcayacağım. ben mesela nikahtan döndüm malum düz beyaz kendi halinde bir elbise dikmeyi planlıyordum. evet evet kendim dikecektim onu da. pintiyim abi ben siz bana bakmayın yine yapın ama abartmayın. ya da abarttın ya babane. sonra senelerce çektiğiniz kredileri ödemek için tırmalarsınız.

evlenme teklifini erkek mi eder kadın mı?
teklif beklemek gelmeyince ya da bekleneni karşılamayacına tribe girmek bana pek komik geliyor. yani ortak verilen bir karar değil mi neden bir teklif bekliyoruz. evlilikle ilgili yapılan her adımda böyle teklif bekleyecek miyiz? teklifsiz olursa gönülsüz mü duracağız? ya da benim aklıma geldi ilk evlenme fikri yani dedim ki abi bu adamla evlenilir. 'hadi gel evlenek' diyemeyecek miyim? kalıplar kalıplar yıkın da artık bunları.

derin konu aslında sabahlara kadar yazarım ama okuyan bulamam hah bunu bile okuyan bulursam öpüp başıma koyacağım. tabi tabi okuyanı. ilk yüz okuyana benden öpücük. *

çok gergin işler kardeşlerim uzak durun derim. gereksiz üzmeyin kendinizi ve birbirinizi amaç bir yola girmek. hayat boyu yürüyeceğin o yolda kendine bir arkadaş bulmak değil mi? kime ne ne giymişsin ne de oturmuşsun? düşüncesi bile yoruyor beni ama yine de siz bilirsiniz yapanlara saygım var. o da öyle seviyor napak. parası var harcıyor benim gibi pinti değil insan kişisi. neyse canım sıkıldı harcamayın şu paraları ulu orta üzüyorsunuz beni. *
devamını gör...

hazır gelmişken, bende bir şeyler karalayayım. bir üstteki tanım aşk acısı onun üstü insanın hayattaki ve insanların arasındaki yerinin sorgulanması. ikincisine kendimi daha yakın hissettiğimden oradan dalıyorum mevzuya. çünkü çoğu zaman aynısını bende yaşıyorum. eğer varlığım olmasa ne olurdu? ne değiştirdim ki. hangi zincirin parçasıyım? bağımlı mıyım yoksa bağlı mı? aklımın iplerinden bir an önce kurtulmalıyım. onlara bağımlı yaşamak kendimi güvende hissettirirken ruhuma acı çektiriyor. insanları hiç tınlamıyorum bile. ben kendimi yormuşken bu kadar daha yorucu şeylerle uğraşamam. hadi çöz kendini be ha gayret derken bile inandırıcı gelmedi. absürt buldum yine kendimi. yine başladı dalgaya alma sürecim. belki de bu da camus'un ki gibi bir başkaldırma felsefesi.
devamını gör...

şuan aklıma gelen mesele.

mantıken baktığımızda benim bot olarak 2 tane takipçi kazanmış olmam gerekir. peki diyelim bu botlar beğenme komutu almıyorlar, var olmak için varlar.

geriye halis muhlis insan olan 10 adet takipçim kalıyor. şimdi a dostlar beğenmiyorsanız,gülmüyorsanız, verdiğim kimi bilgiler işinize yaramıyorsa neden takip ediyorsunuz;beğeniyor, gülüyor, beni seviyorsanız neden artılamıyorsunuz.

baaaazı entariler dışında 3-4(bazen 2) sınırını aşan entrim yok.
açıkçası beğenilme kaygısı gütmüyorum ama içten içe de acaba bu kadar berbatım da arada açıp 'salağa bak, ne yazmış yine' demek için mi takip ediyorlar diye düşünmeden de edemiyorum.

bu entrimde zihnimi meşgul eden bir detaya değindim.
işbu entri takipçilerime sitem içerir.
devamını gör...

daha 10lu yaşlarındayken başka çocuklara gitar dersi vermeye başlamış, öğrenecek bir şeyi kalmadığı için müzik okulunu bırakmış aşırı yetenekli gitarist.

quiet riot'da çalmasının ardından ozzy osbourne'nun seçmelerine katıldı. ozzy'o an tanrıyla tanıştım'diye anlatır bu olayı. ve ozzy ile çalmaya başlar. ozzy'nin bitmiş müzik kariyerini kurtarır, hatta büyük ihtimalle hayatını da kurtarmıştır ozzy'nin.

randy diğer rockstarların aksine egosu olmayan, alkol uyuşturucu asla kullanmayan, utangaç biriydi.

heavy metal tarihinin (belki de tüm rock tarihinin) en iyi 2 gitar solosu yazmıştır. (mr crowley ve crazy train)

maalesef çok gençken, trajik bir şekilde 26 yaşında hayatını kaybetti.

mekanın cennet olsun randy, her zaman en iyisi olarak kalacaksın.
devamını gör...

"zirvemiz mevlütlüdür."
devamını gör...

9 yıl dersini aldığım ama hiçbir şey anlamadığım sistemsiz eğitimin parçası.
devamını gör...

1995 yılının soğuk bir ocak ayı...

istanbul kurtuluş'daki, türkiye'nin ilk kadın meyhanecisi madam despina'nın açtığı ünlü despina meyhanesinde sıradan bir gece...

vahan kevork kartallıoğlu, nişan serapyan, ishak benlioğlu isimli ermeni kökenli üç türk iş insanı ,üç eski dost...

meyhane hoparlörlerinden kâh nihavend, kâh rast makamı ezgileri çalarken, bu seslere masalarındaki iki kadının şen kahkahaları eşlik ediyordu.

rakı şişede durduğu gibi durmuyordu elbette.bir anda beklenmedik bir olay oldu. konfeksiyoncu ishak benlioğlu ayağa kalktı ve masanın bir ucundan diğerine doğru gidip gelmeye ve homurdanmaya başladı. ''nasıl? !! nasıl böyle dersiniz ? !! ben onun gibi miyim ?? ''

ishak benlioğlu birden elini beline attı ve tehlikeyi sezip aynı anda silahını kavrayan nişan serapyan'dan hızlı davranarak, 7.65 mm çapında mermi atan siyah fransız beretta mod 70 marka tabancasını arkadaşlarına doğrultup peş peşe tetiğe bastı.

başlarından ve boyunlarından yaralanan maktullerin son duydukları ses tok bir şekilde patlayan fişeklerin ve türk sanat müziğinin birbirine giren sesleriydi.

benlioğlu kasa tarafına geçip tabancayı başına dayadı ve ahşap filtresine geçirdiği sarı filtre sigaralarını arka arkaya yakmaya başladı. olay yerine tgrt muhabiri ve kameramanıyla beraber dönemin asayiş şube müdür yardımcısı ve polisleri intikal etti.ikna çalışmaları sonuç vermiyordu.sürgüsü çekilip atım yatağına fişek sürülen tabancaların tetikleri hassastır,istinat boşluğu alınmıştır,hani rüzgar değse patlayacak durumdadır.hele ki bu tabanca bir sarhoşun elindeyse, benlioğlu ve orada bulunanlar açısından tehlikenin boyutunu siz düşünün.
elinde başına dayalı tuttuğu tabancası ve sol elinde filtreli sigarasıyla mikrofonlara konuşan benlioğlu şunları söylüyordu:

'bunlar türk düşmanı g...veren lerdir. biri oto tamirci biri apikoğullarından.'

cinayetin nedenine gelince...

serapyan, benlioğlu'na rock hudson'a benziyorsun demişti.yakışıklı ve döneminin popüler bir figürüne benzetilmek iki insanı öldürmek için yeterli sebep değildi.ancak rock hudson aids hastalığına yakalanmış ve bu hastalık yüzünden ölmüştü. benlioğlu dostlarının kendisine eşcinsel olduğu imâsında bulunduğunu düşünmüş ve onları öldürmüştü.

sesin tam gelmediği gerekçesiyle kendisine uzatılan mikrofonu eline alan benlioğlu o arada diğer eliyle ağzından sigarasını alınca, fırsattan yararlanan asayiş müdür yardımcısı, benlioğlu'nun eline sarıldı,kısa bir mücadelenin ardından tabancayı aldı ve ona sarılarak geçmiş olsun abi dedi. olay yerine cumhuriyet savcısı geldi ve cesetler daha sonra olay yerinden kaldırıldı.benlioğlu olay sonrası şu açıklamaları yaptı:

”olay anlatılacak bir şey değil. ben bir şey hatırlamıyorum. çok karıştırdık. içkili bir insan başka içkisiz bir insan başka. sapıtmıştım kardeşim. kendimde değildim. hatırlamıyorum birçok şeyi. attıkları kazık… affedersiniz masada bilmem ne yaptılar. kadınların önünde homo diye alay ettiler. aklım ayıkmaya başlıyor. çok pişmanım. şekerim var tansiyonum var keşke ölsem de kurtulsam.” ifadeler buradan alıntıdır

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu, ishak abi.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu da benzetildiği ünlü aktör rock hudson *

kaynaklar:
youtube uyarı : video +18 ögeler içerir. maktullerin görüntüleri sansürsüz verilmiştir.hassasiyeti olanların izlememesi rica olunur

sözcü gazetesi haberi
devamını gör...

üniversite sınavına gireceğim sene bütün kitapları elime almıştım yarısı yerde yarısı elimde zafer çığlıkları atmıştım,sonuç ne oldu ,o sene kazanamadım bir sonrakine oldu.demem o ki biraz sakin...uyuyarak girdiğiniz senede sabah akşam yatmayacaksınız. geçen sene maskeyle girmedik mesela.
devamını gör...

yeni dünya düzeni'ni kurmak adına yüksek teknoloji kullanmak suretiyle insanlığı etki altına almak temeline dayalı komplo teorisi. 1994'te serge monast tarafından yazılan bir kitapla birlikte ortaya çıkmıştır.

olayın hemen hemen şu şekilde gerçekleşeceği iddia ediliyor: hologram teknolojisi aracılığıyla, özellikle yahudilerin * asırlardır beklediği mesih gökyüzünde görülecek. elbette dünyanın farklı bölgelerinde, eşzamanlı olarak gökte böyle bir şeyin görülmesinin, konudan habersiz olan birçok insanı aşırı derecede etkileyeceği muhakkak. bu vesileyle yeryüzündeki tüm insanlar tek bir din altında toplanacak ve yeni dünya düzeni'nin de en büyük adımlarından biri gerçekleştirilmiş olacak. böylece insanları tek merkezden kontrol etmek kolaylaşmış olacak. bazı çevrelerce, son yıllarda yaşadığımız pandeminin de bununla bağlantılı olarak insanları kontrol altına alma çalışmalarından biri olduğuna inanılıyor.

hologramın nasıl bir şey olduğunu merak edenler için link

***

öncelikle "böyle bir şey neden yapılsın?" sorusunu yanıtlamaya çalışayım. elbette bu kısımda gerçek olaylar yer alıyor ama bunların bazılarının nedeni olarak mesih planı dedikleri şeyi öne sürünce olay yine komplo teorisi görüntüsüne fazlasıyla benziyor.

özellikle orta doğu'dan kanın ve gözyaşının eksik olmamasının nedeni, arz-ı mevud yani vadedilmiş topraklardır. kitab-ı mukaddes'e göre “mısır ırmağından büyük ırmağa, fırat ırmağına kadar olan bölge” en önce hz. ibrahim ve zürriyetine, daha sonra birkaç peygambere daha ve en son olarak da hz. musa'ya vadedilmiştir. yahudilerin rab olarak andıkları yaratıcı, dönem dönem israiloğulları ile bazı akitler gerçekleştirmiş ve onların bu akitlere sadık kalması koşuluyla bu toprakları onlara kalıcı olarak verme sözünde bulunmuştur. ancak israiloğulları her defasında yapılan akitlerin tersine davranmış fakat yine de bu topraklarda tek hak sahibi oldukları iddiasından vazgeçmemişlerdir. siyonizm illeti de bu görüş nedeniyle ortaya çıkmıştır. biraz daha detay isteyen şuraya bakabilir.

***

kuran-ı kerim'de hepimizin bildiği gibi cennet ve cehennem, ölümden sonra hayat kavramı vardır. yahudiler bu konuya biraz daha farklı bakarlar. onlara göre rabbin insanlara söz verdiği sonsuz krallık bu dünya üzerinde ve kendilerinin yöneticiliği altında, kendilerine vadedilmiş topraklarda kurulacaktır. * yani yahudiler insanlığı sonsuza dek yönetme hakkının kendilerine verildiğini düşünürler. diğer dinlere inanan insanların onların gözünde herhangi bir değeri yoktur. bu nedenle de kurulacak yeryüzü krallığında diğer insanları köle gibi kullanarak işlerini gördürmek başlıca amaçlarındandır. * işte bu nedenle insanları olabildiğince düşük nüfusta tutup kontrol etmek temel hedeflerden biridir. (bkz: georgia guidestones)

***

siyonizmin bu planına göre gerçekleşmesi gereken birkaç adım vardır: önce dünya üzerinde yahudilerin ayak basmadığı hiçbir yer kalmayacak. daha sonra kendilerine ait bir ülke kurarak oraya toplanacaklar. sonra vadedilmiş toprakları ele geçirip süleyman mabedi'ni yenileyecekler. son olarak da bekledikleri mesih gelecek ve onun önderliğinde tüm dünyanın kontrolü kendilerinde olacak.

planın ilk ayağı olarak dünyanın her yerine dağılmaya çalışırlar. yeni bir kıta bulunduğunu duyduklarında kolomb ile birlikte amerika'ya da adım atar ve gider gitmez kızılderililer'e hayatı zehrederler. zira kayıp bir 12. kabileleri vardır ve önce kızılderililer'in o kabile olup olmadığı tartışmasına tutuşur, daha sonra olmadıklarına karar verdiklerinde de onları ortadan kaldırmaya karar verirler. böylece yeni topraklarda rahatlıkla varlıklarını sürdürüp orayı istedikleri gibi sömürürler.

ikinci etap için israil devleti'ni kurarak kendilerini birçok ülkeden bilinçli olarak kovdurur ya da soykırıma uğratırlar. dünyaya yayılmış olan tüm yahudilerin bir ülkeye toplanması gerekmektedir onlara göre ancak yahudilerin çoğu tüccar olduğundan, bulundukları yerde yerleşik düzeni olan, halinden memnun zenginlerdir. dolayısıyla bunların hepsinin israil'e, yani yeni kurulmuş bir devlete gitmeye istekleri yoktur. böylece başta almanya olmak üzere birçok yerde, yahudilerin ileri gelenleri tarafından söylentiler yayılır. yahudilerin bu ülkelerde karışıklık çıkaracağı, önemli insanlara suikastler planladıkları gibi dedikodular yayılır. bunun üzerine birçok yerden kovulurlar ama özellikle almanya'da işler epeyce sarpa sarar. sonucu biliyorsunuz.

***

şimdi sıra gelmiştir 3. ayağa: vadedilmiş toprakları ele geçirmek. büyük orta doğu projesi bu amaçla hazırlanır. ne yazık ki ucu bize de dokunuyor bu projenin.

***

peki nasıl oluyor da hristiyanlarla siyonistler böyle birlik halinde aynı amaç için çalışıyor görünüyor? zaten müslümanlara karşı ortak bir düşmanlıkları var, malumunuz olduğu üzere. bir de aynı mesih'i beklediklerine inanıyorlar. aslında bunların bekledikleri mesih çoktan gelmiş * ancak gelen mesih bu arkadaşların işine gelmediğinden onu mesih olarak kabul etmemişler. hâlâ kutsal kitaplarında geleceğinden bahsedilen mesihi bekleyip duruyorlar.

***

konu uzadıkça dağıldı sanırım. özet geçeyim; bu adamların derdi, içinde türkiye'nin topraklarının da bulunduğu büyükçe bir bölgeyi ele geçirip dünyaya hakim olmak. bu nedenle de akıllarınca rablerinin gözüne girmek için yapmayacakları şey yok. siz sanıyorsunuz ki tüm terör müslümanlardan çıkıyor. oysa bu adamlar hem senaryoyu yazan hem de oynayan taraf. *

her neyse... bu konunun aşırı derecede detayı var. buraya yazmaya kalkarsam kitap olur. * blue beam ya da diğer adıyla mavi ışın projesi adı verilen komplo teorisinin dayanak noktası, yukarıda anlattığım olaylar; yani beklenen mesih geldi, krallığımızı ilan etme zamanı vesaire diyerek insanları tek elden yönetmek. bunu yapabilmek için de tabii ki önce herkesi sorgusuz sualsiz kendilerine itaat eden insanlara dönüştürmek. tam bu noktada "bize çip takacaklar" tayfasını hatırlayalım ve jose manuel rodriguez delgado başlığını okuyalım çünkü konunun insanları takip etmekle değil kontrol etmekle ilgisi var.

not: komplo teorisyeni bir manyak değilim. * blue beam olayının nereden çıktığını anlatmak ve bazı olayların diğer bazılarıyla ilgisini anlamanız için yazdım bunları.
devamını gör...

akıllı adam.



(bkz: g.o.r.a (film))
devamını gör...

#111277 şu sapık tanımını buraya da bırakalım ama niye bırakalım ki mod* bile beğendiyse yorumunu bize halt etmek düşer. tecavüz gibi ciddi ve iğrenç bir konuyu kendine mizah konusu yapan, ne olduğu belli olmayan yazarımsı.
devamını gör...

değerli yazarlar,
kafa sözlüğün 800 tanım giren ilk 100 kişiye 50 tl. d&r hediye çeki kampanyası sonuçlanmış, yapılan bildiriyle bu çeklerin dağıtılacağı duyurulmuştur.

oturduğum yerde, kafa sözlüğün daha önce de yaptığı 'köy okuluna kitap ' yardımı gibi sosyal etkinlikler geldi aklıma. bence son derece güzel ve duyarlı etkinlikler bunlar.

bunu yönetim yaptı,
biz yazarlar neden yapmayalım, dedim birden kendime ve bu düşüncemi siz değerli sermaye düşmanı yazar arkadaşlarımla paylaşmak istedim.

toplam bedel kadar kitap, kırtasiye malzemesi, yine tespit edilecek ihtiyaç sahibi bir okula verilebilir diye düşündüm.

bilemiyorum, iyi mi ettim kötü mü ?

( konuyla ilgili bir çok başlıkta olduğu gibi sessiz kalınmayıp, olumlu veya olumsuz düşüncelerin paylaşılması, sürecin nasıl ilerleyeceğine katkı yapacaktır. )

edit: kabul edilmesi halinde, yönetimin bu konuda aktif rol alıp, ihtiyaç sahibi okul belirleme ve sureci ilerletme konusunda, yine aktif rol alacağına inanmak istiyorum.

edit: bu düşüncemi tamamen iyiniyetle attım ortaya, bu #462880 entry'de söylendiği gibi aptallık olsun diye değil.

tanımda, özellikle iki kez
' aptalca ' kelimesini kullanmışsınız.
doğrusu aptallık olsun diye düşünüp ortaya attığım bir mesele değildi.

anlamlı birşeylere imza atmaya hasret bir ülkede yaşıyoruz.
sözlük ilk kurulduğunda yönetim, köy okuluna kitap kampanyası yaptı, çok da güzel oldu, hepimiz destekledik.

benim de aklıma bu geldi ve, bireysel olarak hakkımdan vazgeçiyorum deyip, meselenin duyuna kalmasına sebebiyet vermek yerine, böyle birşey yapabiliriz dedim.
amacım 'aptallık ' yapmak değildi.
buna katılmayabilirsiniz, ancak keşke daha uygun bir lisan ile bu düşüncenizi ortaya koymayı deneseydiniz.
üzüldüm doğrusu.
devamını gör...

diğer adı difüzör olan bir çok kadının kullanmasına rağmen adını bilmediği * bir tür saç şekillendirici. fön makinelerinin ucuna takılan başlıklardan biridir ve hava akışını yavaşlatarak, buklelerin bozulup açılmadan kurutulmasını sağlar.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim