12 mayıs 2008 tarihinde piyasaya girmiş olan, ilk sahibi gitti gidiyor firması olan, şu anda ilab ventures isimli firmanın sahibi olduğu alışveriş uygulaması.

oldukça faydalı bir web sitesi aslında, mobil uygulamaları da var. ekonomik olarak bizlere yardımı dokunabilir.

şimdi gelelim bu web sitesinin/ mobil uygulamanın işlevine. bir ürün adı giriyorsunuz ve size o ürünün birçok sitedeki fiyatlarını gösteriyor.

lakin bence birçok eksiği var. kargo ücretlendirme bilgisini vs. paylaşsalardı güzel olurdu çünkü atıyorum bir yerde 50 lira olan ürün diğer bir sitede 40 lira. evet çok güzel ama 10 lira da kargo ücreti çıkıyor, bu da biraz gereksiz umut vermek gibi oluyor aslında.

bir eksiği de ağırlıklı olarak isim yapmış web sitelerine ve alışveriş platformlarına yer vermesi. belki ürünü kargo dahil de olsa diğer sitelerden daha ucuza alabileceğiz ama site pek popüler olmadığı için cimri.com içinde yer almıyor.

e tamam onlar da haklı, her siteyi barındırmak oldukça zor ama madem bir iş yapıyoruz, en sağlam şekilde, en faydalı şekilde yapalım değil mi?

yani buradan bir ürünü ucuza bulduysanız veya ucuza satın aldıysanız muhtemelen popüler siteler içerisinde en ucuza bulmuşsunuzdur veya satın almışsınızdır.

yani demem o ki eğer mağaza çerçevelerini geliştirirseler ve kargo ücret ilgilerini eklerseler gerçekten tadından yenmez bir platform olur.
devamını gör...

"ne eksikse sen tamamla,
son derece yorgunum.
çok uykum var, öp beni,
öpersen ne güzel uyurum."

-ali lidar

bugün benim için koşturmacalı bir gündü. çok yoruldum gerçekten ve bu dizelerde de dediği gibi çok uykum var ve öpülseydim ne güzel uyurdum şimdi. bazen tabii olmuyor bu ve fark ettim ki yorgunluk sevdiğinizle konuşunca da geçiyor onun sesini duymak da yorgunluğunuzu geçiriyor ama işte ah... bir öpseydi beni şimdi, ne güzel uyurdum.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kırlangıç: küçük ve tatlı, bana nedense özgürlüğü hissettiren bir kuş türü.

kırlangıçlar;
gökyüzünün süsleri.
ne de güzel uçuşuyorlar,
sanki özgürlük timsali.
dedim onlara:
oradan nasıl gözüküyor insanoğlu ?
hep bir ağızdan: kibir dolu, nefret dolu.
dedim: yok mu bunu bir hâl çaresi ?
hep bir ağızdan: sevgi, sevgi ...
devamını gör...

bu güne kutlu olsun deyip geçmek hem günün kutsiyetini gölgede bırakır hem de tarihin kara lekelerinden birinin üstünü kapatmak için yeter de artar. böyle yapmayacağım. biraz uzun olsa da elimden geldiği kadar aktarmaya çalışacağım.

ilk olarak. hiçbir bilinçli türkçü; olmuş, olan ve olacak olay ve gelinen durumları dünyanın geri kalanından kopuk ve sadece memleketin iç mekaniğinin etkisiyle oluşacağını düşünmez ve düşünmemelidir.

ıı. dünya savaşı'nda türkiye'nin konumu her ne kadar gelinen durumun arka planını açıklamamızda bize yardımcı olacaksa da 1944 davasının mahkumları için bu arka plan çok daha eskiden; ı. dünya savaşı'ndan başlamaktaydı. balkan harbi, ı. cihan harbi ve ardından türklerin ölüm kalım savaşı olmuş türk istiklâl harbi sadece okumuş ulema ve asker kesimi değil halkı da körü körüne bir var oluş mücadelesine millet bilincini kazandırmaya itmiştir. osmanlı'nın son döneminde ortaya atılan osmanlıcılık ve islâmcılık fikirleri tebaa da karşılık bulmadığı gibi aksine imparatorluk için çok daha problemleri beraberinde getirir. osmanlı türkçülük fikirleri ile tam anlamıyla çok geç olarak bâbıali baskını ile tanışmış, o günden günümüze türk siyasetini ve siyasasını etkilemeye devam etmiştir. itc*'nin özellikle 1913'den itibaren izlediği ana politika türkçülük olmuş ve batıcılık düşüncesiyle birlikte bir çok değişim devlet içinde palazlandırılmıştı. bu dönemde özellikle cemiyet yetkililerinin almanya ile müttefiklik anlaşması imzalamasına kadar mustafa kemal için de çok büyük bir terslik olmamıştır. ve devamı malumun ilanı. harbin sonunda osmanlının yenilgisi ile itc dağılır ve sevr imzalanır. buradan sonra türk'ün ateşle imtihanı başlar. bir avuç türk'ün cihana karşı savaşı. milli mücadele sırasında bir çok parametrenin (sultancılık, çerkezcilik, kürtçülük, irtica vs.) araya girmesi yanında başta mustafa kemal atatürk olmak üzere yüksek rütbelilerin büyük çoğunluğu itc mensubu veya bir zamanlar mensubu olan kişilerdi. bu kişilerin hemen hemen hepsinin düşüncesi milli bir kurtuluş hareketi oluşturmak ve silahlı bir milli mücadeleye girişmek olmuştur. mustafa kemal atatürk'ün de liderliğinde bu düşünce gerçekleşmiş ve milletin kurtuşu bu yolla gerçekleşmiş olmuştu. işte türkçülük düşüncesi bu badirenin arkasından da toplumun dimağından atılmaya çalışılmamış tam aksine atatürk'ün katıksız milliyetçiliği bu düşüncenin batıcılık ile birlikte cumhuriyetin iki ayağından biri olmasına vesile olmuştur. bu anlattıklarım sadece buz dağının görünen yüzü çünkü daha öncesinde fikren bu düşünceyi azerbaycan türkleri ve özellikle kırım tatarları rusya imparatorluğunun dağılmasıyla ortaya atmışlardır. türkçülük pek tabii itc'in iktadarı ile değil ırken değil ruhen de incelikle yaratılmış şairlerin işlemesiyle ortaya çıkmıştır. burada ismini saymamız gereken ama etkilerinden bahsetmeyeceğimiz isimler: yusuf akçura, ismail gaspıralı, sadi maksudi ve özellikle ilk başta yakın arkadaşları tarafından da amacı anlaşılmayan ziya gökalp'tir. nihayetinde cihan harbinin ve çok net olarak milli mücadele'nin acı ve hain izlerini hatıralarında saklayanlar cumhuriyeti kurmuşlar ve çocukları da bu hatıralar ile büyümüş ve yetişmiştir. aslında bu arka planı anlatmam da ki sebep tam olarak budur. bu düşünce bir akşam üzeri çay sohbetinde düşünülmemiş ve düşüncenin savunurları istanbul'un beyoğlu, moda semtlerinde ovardalıkla uğraşanlar tarafından ortaya atılmamıştır. arka plandanda anlaşılacağı gibi türk'ün yediği her darbe, düştüğü her çukur, giriştiği her savaş ve yediği her kurşun bu düşünceyi bir damla kuvvetlendirmiş ve bir çelik dayanıklığında aklında yer ettirmiştir. işte 20. yüzyılın bu sert ve özellikle türkler için acımasız bir hal alan döneminde doğan çocuklar sadece üstü kapalı hicivlerle eleştiri yapmayacak, gerek gördüğünde başbakana açık mektup yazacak kadar ileri gidecek ve bizzati reis-i cumhurun hukuka müdahalesiyle tabutluklara gireceklerdir.

türkçülerin rahatsızlığı aslında inönü dönemiyle başlar. bu rahatsızlık özellikle miğfer devletlerin avrupa'da güç kaybetmeye başlaması ve buna mukabil reis-i cumhur inönü'nün türkçü-turancı yükselişe ve türkçülüğe aleni bir bayrak açmasıyla son haddeye ulaşır. türkiye'de olmayan faşizmin f'sina bile artık geçit yoktur. oysa aynı reis-i cumhur bir kaç sene evvel, 1944'de yargılanacak reha oğuz türkkan'ın "faşizm tehklikedir!" yazısını tehlikeli bulur. inönü, aslında önceliklerini farklı belirler. katı bir mantıkçı olan bu lider, koruması gereken ülkeyi önceliğine alarak düşünse de türklük şuuruyla ortaya çıkmış milli mücadele ve cumhuriyeti de göz ardı etmiş ve türkçü aydın kesimin yönetime karşı ikazlarını dikkate almamıştır. tüm bunların yanında sözde müttefik sscb'ye şirin gözükme çabaları ve devlet kurumlarında yoğunlaşan sol ve materyalist kadrolaşma ülkeyi farklı boyutlara götürebilecek bir boyut ve hız kazanmıştır. bunu elbet inönü'nün ıı. dünya savaşı döneminde uyguladığı dış politikanın bir iç diyeti olarak görebiliriz. ama mesela boraltan olayı gibi tarihin kara lekelerini böyle bir politikanın diyeti olarak kabul etmek kendine türk diyen şüphesiz herkes için imkansızdır. tüm bunlarla birlikte böyle bir dönemde denge politikasının tezahürü olarak iç siyasette oynak bir haldeydi. gazeteler bir gün hitler'in vecizelerini sıralarken öteki gün inönü ile stalin'in fotoğralarını boydan veriyor ve halkı salak yerine koymaya devam ediyordu. işte böyle bir dönem de başbakan saraçoğlu tbmm'de bir söylevinde şöyle dedi:


"biz türk'üz, türkçüyüz ve daima türkçü kalacağız. bizim için türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. biz azalan veya azaltan türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan türkçüyüz. ve her vakit bu istikamette çalışacağız."


tabii bu sözlere pek itibar etmeyen türkçü cenahtan atsız, dönemin başbakanı şükrü saracoğlu'na orhun dergisinde 1 mart 1944'te ve gene bir ay sonra 1 nisan 1944'te olmak üzere iki açık mektup kaleme aldı. mektup tüm devlet kademelerinde büyük etki uyandırdı. türkçüler adeta "ırkçıyım" diyen bir başbakana açık mektup yazma cesareti gösteriyorlar ve bunu açık ve aleni yapıyorlardı. atsız, açık uyarısında sabahattin ali ve hasan âli yücel gibi solcu, komünist bir çok ismi de zikreder. derhal görevlerinden alınmalarını ve haklarında soruşturma açılmasını salık verir. sabahattin ali atsız'ın mektubuna mektupla karşılık verme cesareti göstermez ve hakkındaki hakaretleri mahkemeye taşır. 26 nisan 1944'te ankara'da başlayan ilk mahkeme, genç seline uğrar. mahkeme özüme kavuşmaz ve hakim mahkemeyi 3 mayıs 1944'e erteler.

nihayet o, 3 mayıs 1944 tarihi gelip çatmıştı.
bu sefer sayı daha da artmıştı. binlerce üniversiteli genç ankara sokaklarındaydı. inönü ve tek parti iktidarı ne yapacağını şaşırmıştı. yıllardır tek parti iktidarından rahatsız olan halk ve gençler bu rahatsızlıklarını açığa vurma fırsatı bulmasında bu kalabalığın oluşmasında sebebi büyüktü. iktidara halkın ve gençliğin gücünü göstermek için bundan daha iyi bir fırsat olamazdı.

gençlerin duruşma salonuna alınmamaları bardağı taşıran son damla olmuştu. polislerin de tavrı birden değişmişti. coplarına sarılan polisler acımasızca gençleri dövmeye başladılar. kafaları yarılan ve kan içinde kalan gençler neye uğradıklarını anlamamışlardı. 3 mayıs günü başbakan saraçoğlu ile görüşmek isteyen öğrencilerin bu isteği kabul edilmemiş; bu gençlerden 165'i gözaltına alınmış daha sonra serbest bırakılmıştır.

mahkeme duruşmayı 9 mayıs tarihine ertelemişti. oteline dönen ve mahkemenin tutuklamadığı atsız'ı polisler göz altına aldı. aynı saatlerde atsız'ın istanbul'daki evi didik didik aranıyordu.olayların boyutu gittikçe büyüyordu. türkçü olduğunu iddia eden hükümet 18 mayıs 1944 günü yayınladığı bir bildiri ile atsız ve arkadaşların "ırkçılık ve turancılıkla ve hükümeti devirmeye çalışmakla" suçluyordu. ilk anda 14 asteğmen tutuklanmış ve 250 harbiyeli hakkında soruşturma açılmıştı.
9 mayıs'ta yapılan duruşmada atsız, 6 aya mahkûm edilmiş, ağır tahrik nedeniyle ceza 4 aya indirilip tecil edilmişti. atsız buna rağmen serbest bırakılmamıştı.

19 mayıs gelip çatmıştı, herkes inönü’den bayram konuşması yapmasını beklerken o devleti kuran irade ve fikri suçlayan bir konuşma yaparak güya gençlik ve spor bayramını kutluyordu. milli şef henüz soruşturması bile başlamayan bir davada türk milliyetçilerini ağır şekilde suçladı:


"turancılar, türk milleti'ni bütün komşularıyla onarılmaz bir surette düşman yapmak için bire bir tılsım bulmuşlardır. bu kadar şuursuz ve vicdansız fesatçıların tezvirlerine, türk milletini teslim etmemek için elbette cumhuriyetin bütün tedbirlerini kullanacağız."


inönü'nün konuşmasını bir talimat olarak emir gibi algılayan savcılar, istanbul ve ankara'da milliyetçi avını başlattılar dönemin önde gelen türkçü aydınları nezarete alınıp istanbul’a götürüldüler ve tutuklandılar. tutuklanan türkçü aydınlar, istanbul emniyet müdürlüğü'nün adına "tabutluk" denilen ünlü betondan ve tabuta benzeyen hücrelerinde savcının istediği şekilde ifade vermeleri için işkenceye tabi tutulmuşlardır. tabutluklar dikine konulmuş ve ancak bir tabut genişliğinde beton oyuklardı. tabutluğa konulanların üstünde beş yüzer voltluk üçer adet lamba yanıyordu.

tutuklular nihayet 7 eylül 1944 günü, istanbul 1 nolu sıkıyönetim mahkemesinde; hükümete karşı gizli örgüt kurmak, düzen düşmanlığı yapmak, hükümeti düşürmeye çalışmak ve ırkçılık, turancılık yapmakla suçlanırlar. askeri savcı kazım alöç, sanıkların idamla yargılanmasını istemektedir. ırkçılık-turancılık davası 7 eylül 1944'te başlar ve haftada üç gün süren oturumlarla 65 oturum sürer. atsız, altı buçuk yıla arkadaşları da çeşitli cezalara çarptırılırlar. temyize başvurulması üzerine askeri yargıtay davayı esastan bozar.
sanıkları tutuksuz yargılayan 2 no’lu sıkı yönetim mahkemesi kararını açıklar:
-"sanıklar suçsuzdur, beraatlerine..."-

inönü ve çevresindekiler bu mahkeme kararı ile büyük bir şoka uğrarlar ve kararı temyiz ederler. askeri yargıtay temyiz başvurusunu inceler ve mahkemenin verdiği beraat kararını onaylar. türk milliyetçiliğine husumeti, varlık sebebi gibi gören çevreler ısrarlıdırlar: bu defa yargıtay başsavcısı münif kocaçıtak mahkemenin tekrar görüşülmesini ister. askeri yargıtay bunu da red eder. böylece "türkçülük-turancılık" davası türk milliyetçilerini zaferi ile neticelenmiş olur.

bu günün en büyük kazanımı bugün de durmadan yükselen türkçülüğün bir hareket olmasıdır. gerisini atsız beğ tamamlasın.


“3 mayıs 1944… 3 mayıs türkçülüğün tarihinde bir dönüm noktası oldu. o, zamana kadar yalnız duygu ve düşünce olan, ebedî ve ilmî sınırları pek de aşmayan türkçülük, 1944 yılının 3 mayıs’ında birden bire hareket oluverdi.

ali suaviler, süleyman paşalar, mehmet eminler, ziya gökalplar, rıza nurlar yalnız duygu, düşünce, iş türkçüsü idiler. hareket türkçüsü olmamışlardı. çırağan baskını türkçü ali suavi’nin siyasî bir hareketiydi. bunun türkçülükle ilgisi yoktu. sıhhiye vekili (sağlık bakanı) olduğu zaman gayrî türkleri atarak yerine türkleri yerleştiren rıza nur, fiilî türkçülük yapıyordu. fakat bu da hareket değildi.

türkçülükte ilk hareketi, 3 mayıs 1944 çarşamba günü, ankara’daki birkaç bin meçhul türk genci yaptı. bu bakımdan türkçülük tarihinde onların hususî bir şerefi vardır.
bundan sonra 3 mayıs türkçülerin günüdür. o’na bir bayram diyemeyeceğiz. çünkü yıllarla süren büyük ızdırabımız o gün başlamıştır. o’na bir matem demek de kabil değildir. çünkü bunca sıkıntıların arasında bize büyük bir imtihan vermek, yürekliyle yüreksizi er meydanında denemek, yahşı ile yamanı ayırmak fırsatını vermiştir. o güne kadar tehlikelerden gafil bir çocuk toyluğu ile yürüyen türkçülük 3 mayıs’ta gafletten ayılmış, maskelerin arkasındaki iğrenç yüzleri görmüş, can düşmanlarını tanımış, dost sandığı hainleri ayırt etmiş, hayalin yumuşak bulutlarından gerçeğin sert topraklarına düşmüştür.

böyle sağlam bir sonuca varmak için çekilen bunca sıkıntılar boşa gitmiş sayılmaz. bundan dolayı biz 3 mayıs’a “türkçüler günü “deyip çıkıyoruz.

hoşlanmayanlar onu benimsemesin. yalnız kendilerine benzeyenler, yani türk’e benzemeyenler onu yadırgasın. biz 3 mayıs’ı sevmekte devam edeceğiz. türkçülük, tek sandığı düşmanına karşı 3 mayıs hareketini yaparken onun çift olduğunu acı bir deneme ile öğrendi.

bu millî hareketin zaferinden korkan türkçülük düşmanları, türkçüler ortaçağı andıran vahşetlerle hapse atılır ve aleyhlerinde türlü yayınlar yapılırken, onları tartışmaya çağırmak garabetini de gösterdiler. tarih bunu bağışlamayacak ve türkçülerin günü olan 3 mayıs, bir gün türklerin günü olunca onlar tarihin büyük mahkemesinde lâyık oldukları akıbete uğrayacaklardır.

türkçüler! toplu veya yalnız, her yerde 3 mayıs’ı analım. anlatalım ve kürşad’ın hâtırasını yüceltelim...

ne mümkün zulm ile bîdâd ile imhayı hürriyet,
çalış, idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten! ”

hüseyin nihal atsız (kürşad dergisi,1964, sayı.2)


davada 23 sanık yargılanmıştır:
1-hasan ferit cansever, dr. yüzbaşı
2-fethi tevetoğlu, dr. üsteğmen
3-alparslan türkeş, piyade üsteğmen
4-nurullah barıman, piyade teğmen
5-zeki özgür sofuoğlu , topçu asteğmen,
6-fazıl hisarcıklı, ulaştırma asteğmen
7-hüseyin nihal atsız, edebiyat öğretmeni
8-hüseyin namık orkun, tarih öğretmeni
9-nejdet sancar, balıkesir lisesi edebiyat öğretmeni
10-saim bayrak, temyiz mahkemesi evrak memuru
11-ismet rasin tümtürk, istanbul belediyesi murakıbı
12-cihat savaşfer, y. mühendis mektebi öğrencisi
13-muzaffer eriş, y. mühendis mektebi öğrencisi
14-fehiman altan, y. mühendis mektebi öğrencisi
15-yusuf kadıgil, lise öğrencisi
16-cebbar şenel, adana adliyesi'nde hakim adayı
17-zeki velidi togan, türk tarihi profesörü
18-orhan şaik gökyay, ankara konservatuarı direktörü
19-hikmet tanyu, içişleri bakanlığında memur
20-reha oğuz türkkan, istanbul üniversitesi doktora öğrencisi
21-hamza sadi özbek, aydın maliye tahsilat şefi
22-cemal oğuz öcal, gazi eğitim enstitüsü öğrencisi
23-said bilgiç, ankara adliyesi'nde hakim adayı
aynı davadan sanık olarak mehmet külahlıoğlu ve osman yüksel serdengeçti de bir süre tutuklu kalmışlardır

şimdi... kutlu olsun.
devamını gör...

sevgili kaynamışın konu ile ilgili açıklaması #1121839

sevgili kaynamış'ın kendi discord grubundan bir yazar, grupta konuşulan konunun ekran kaydını x yazara ulaştırıyor.
x yazar, bu görüntü ile beraber kendi nickaltına girilen tanımları da göstererek organize bir şekilde saldırı olduğunu bize bildirdi. format kurallarını göstererek gerekenin yapılmasını istedi.

ekran kaydında, kaynamış'ın "toplanın x yazara nickaltı girelim" ibaresi yer alıyordu. x yazarın nickaltını incelediğimizde, eylemin söylemden çıkaran gerçekleştirildiğine tanıklık ettik.

kafa sözlük formatı ve kuralları başlığındaki 11.maddede açık olarak ceza gerektirdiği yazmaktadır.
bu durumun formata aykırı olmasının sebebi, organik olmayan bir şekilde suni bir gündem veya algı oluşturmaktır.
benzer siyasi görüşteki 10 kişinin toplanarak a konusunda b partisini destekleyelim söylemi ile, x yazara hep beraber nickaltı girelim söylemi arasında herhangi bir fark yoktur. kafa sözlük kişilerin veya sadece belirli grupların iradesine göre şekillenen bir platform değildir.

sözlük dışı hiçbir konu bizim etki alanımızda değildir, ilgilenmeyiz. ancak sözlük dışında gerçekleşen organizasyonun, sözlük içine taşınması bizim dahil olmamızı gerektirir. bizi ilgilendiren kısım burasıdır.

konuyu görüşmek ve muhatabı dinlemek üzere sevgili kaynamış'a yazdım ve sesli görüştük. niyetim, konuyu sulh içerisinde çözüp sevgili kaynamış'a 24 saatlik bir cezai işlem uygulamaktı. hatta, nickaltında bir açıklama yazmaya bile gerek olmadığı kanaatindeydim.
görüşmeden sonra konuyu kapattığımızı düşünürken, son yaşanan gelişmeleri ​gelişen olayları üzülerek seyrettim.
konu ekseninden çıkarak, talihsiz bir pozisyona ulaştı.
işbu sebepten 24 saatlik cezası 5 gün olarak güncellenmiştir.

cezası bitene kadar yazarın nickaltı kapatılmıştır.

sevgili kaynamış nezdinde, genele konuşmak isterim.
burası bir sözlük. herhangi bir ticari menfaati/beklentisi olmayan, sosyal sorumluluk bilinci ile hareket eden bir gönüllülük ağı.
bizlerin hiçbir yazar ile bireysel yakınlığı/uzaklığı olmaz. kimsenin özel yaşantısıyla/grubuyla ilgilenmeyiz.
ortada format ve kuralları ihlal eden bir konu mevcut ise, gerekli yaptırımı uygular devam ederiz.
bu format ve kurallar x yazar için ne ise, y yazar için de odur, öznel değildir.
kimsenin de sözlüğü bırakırım/bıraktırırım söylemleri bizlerin umurunda değildir.
sözlüğün an itibarı ile 6.500 aktif yazarı ve 8.000 adet aktif çaylak yazarı bulunmaktadır.
hiçbir yazarı bizimle olmaya zorlamayız.
kafa sözlük bir trendir. yazarlar istediği istasyonda binebilir/inebilir.

nihayetinde burası sadece bir sözlük. keyifli bir şekilde vakit geçirmemiz için var.
hoşumuza gitmeyen durumlar için başlık/tanım ve mesaj engelleme seçeneklerimiz mevcut. olayları kişiselleştirerek bunu sözlük içine taşımak yerine, sözlüğün bize sunduğu opsiyonları kullanmalıyız.
bizlerden bağımsız olarak burada binlerce yazarımız var. kimsenin bu diyaloglara maruz kalmak zorunda olmadığını unutmamalıyız.
bu tür bireysel konuları sözlüğün odak noktası yapmaktan çekinmeliyiz.
sevmediğimiz kimseyle muhatap olmak zorunda değiliz.

bizler de bu gereksiz tartışmaların, kenarından köşesinden bile içinde olmaktan emin olun hiç memnun değiliz.
güzel vakit geçirmeye çalışalım.

in putin we trust diyor, vaktinizi çaldığım için özürlerimi sunuyorum.
devamını gör...

dil milliyetçiliği yapmayacağım. yapanlar için de üzgünüm ama dünyanın evrildiği noktaya bakarsak farklı dillerden etkileşim kaçınılmaz olmuştur. bilgi ve iletişim çağındayız ve bu durum dili de etkileyecektir. ayrıca onu söyleyecek insanlığa sahip olsun da sorry dese dahil benim için problem yoktur.
devamını gör...

emeğine sağlık,pal porsuğu.
bu kadar güzel bir resmi, senden başka bu kadar güzel kimse anlatamaz'dı, teşekkür ederim.
eski hep insanın içini burkan bir tad bırakır, bazen özlem, bazen acı,bazen tatlı bir anı olarak.
devamını gör...

sağlık sorunları nedeniyle survivor'a veda etmiş olan başarılı oyuncu. ıssız adam ve ulak filmi ile tanınıyor.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

damızlık gibi adammış. cehaletten başka bir şey değil.
devamını gör...

artı oy kullanan elleri dert görmesin diyeceğim yazarımız.*

arada bir kaybolup geliyor, geldiğini de seri oylarlarıyla hissettiriyor. kaybolduğu aralarda saç uzatma kürleri yapıyorsa ses etmeyeceğim ama başka sebepler varsa seri oylara rağmen küseceğim. *
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ağlayarak..
devamını gör...

eserlerinde sık sık alıntılar kullanmasına rağmen özünde bunun şarlatanlık olduğunu düşünen ve tam ismi michel eyquem de montaigne olan deneme yazarı.

--- alıntı ---

philosopher, c'est apprendre à mourir.

--- alıntı ---
devamını gör...

yazı hatırlatan, aklıma sıcağı düşüren mis koku, domates kokusu.

pazar sabahı, birçok insan için geç kendim için erken bir saatte uyandım. bedenimi sarmalayan kolu nazikçe ve itina ile çektim ki tüm hafta erken kalkmaktan muzdarip insan, biraz daha dinlenebilsin diye. düşündüm sonra onca zamana rağmen eskimeyen ve etkisini yitirmeyen bir şey koku. yıllardır aşina olduğum ama hala üzerimde tesiri olan bir şey. ten kokusunu çektim içime, minik bir öpücük kondurup sessizce sıvıştım alt kata doğru.

sabahları en sevdiğim ana geçtim sonra. kahve kokusu. alt notasında ne olduğunu çıkaracak kadar gurme olmasam da çocukluğumdan beri bayıldığım bir koku bu. sığınak hatta. ve kahve bence en çok yalnızken içilen bir içecek. kahvemi içerken uyku ile uyanıklık arası, varlıkla yokluk arası bir yerde hissediyorum kendimi. sesleri dinlerken de yaşamaya alışmaya çalışıyorum. ve bunu sabahın altısında da kalksam öğleye doğru uyansam da benzer bir şekilde sürdürüyorum. bir ritüel. tek başına gerçekleştirilen...

ve şimdi son olarak yenilen şeyden öte, günün anlamına uysun ve de diğer günlerin aksine yalnız kalmadığım bir kahvaltı için biraz daha özenli bir şeyler hazırlamaya başladım. buzlukta yazdan kalan son domatesleri tavaya yerleştirirken biraz da hüzünlendim bitişine. sonra şöyle düşünerek teselli buldum. yaz geliyor.

yaz sever bir çocuktum hep, yaz sever bir yetişkine dönüştüm. tatil, deniz, okuldan uzaklaşma... hepsi hala aynı ne de olsa.
hah ne diyordum evi saran mis gibi bir domates kokusu var. bu koku aldı beni yazlara götürdü, tatillere götürdü; salgınsız güzel zamanları, kalabalık kahvaltı sofralarını hatırlattı. ve bu güne has bir anlam yükledi kendine koku.
bugün 'paylaşmaktı', domates kokusu.
devamını gör...

rehber matematik deyince aklıma "evde hanımı matematikte tanımı unutmayacaksın. " geliyor.
devamını gör...

suriyeli nüfusu artışa geçince şarkının sözleri daha bir anlamlı gelmeye başladı.
devamını gör...

türkiye
devamını gör...

kanada'da sokağa çıkma kısıtlamasını delmenin tek yolu köpeğini gezmeye çıkarmak. ama bu hanım ablamız çıtayı allahu ekber dağlarına çıkarıp tasmayı kocasına takınca, kişi başı 1200 kanada doları ceza yemekten kurtulamamış. ilgili haberi şuraya bırakıyorum;onedio.com/haber/kanada-da-...
devamını gör...

eğer ingilizce bildiğinizi düşünüyorsanız kendinizi sorgulamanıza sebep olabilecek aksandır. bizden örnek vermek gerekirse ege şivesi gibidir demek yanlış olmaz sanırım.* dinlemesi (anlamayınca cevap da verilemiyor doğal olarak) oldukça zevklidir. cümleleri soru sorar gibi bitirirler ve anlamsız bir biçimde uzatırlar.

hey: ahoy
who: whae
where: whaire
yes: aye

sesli komutla çalışan bir asansörde mahsur kalan iki iskoçyalı için;



urlalı'nın ukdesi.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim