günün sözü
devamını gör...
john atkinson grimshaw
1836-1893 yılları arasında yaşamış ingiliz ressam. viktorya döneminin en önemli ressamlarından.
resim eğitimi almamış ama resme meraklı olan sanatçı, 24 yaşında çalıştığı katiplik işini bırakıp ailesinin karşı çıkmasına rağmen kendini resim yapmaya adadı. kariyeri boyunca genelde özel kişilere eserlerini sattı, royal akademi'de de 5 eseri sergilendi.
kariyerinde başarılı olmaya başladığında kendine sahil kasabasında bir köşk kiralamış, burada denizi, gemileri ve özellikle ay manzaralarını resmetmiş. zaten ay manzaraları, rüzgarlı, yağmurlu havalarda ıssız sokaklar, sonbahar, kurumuş ağaçlar ve manzaralarda yürüyen insan figürleri grimshaw'ın en çok işlediği konular. turuncunun ve gecenin havasını yansıttığı yeşilin eksik olmadığı tablolarına baktığınızda ona ait olduğunu hemen anlayabilirsiniz. gece gökyüzünü ve ay ışığını yeşilin tonlarıyla resmetmesine hayranım. hem yalnızlık hem dinginlik hissi veren, bir de baktıkça neredeyse üşüten* eserlerini pek seviyorum. bir kaç tane de aşağıya iliştireyim.
november moonlight (1883)
liverpool quay by moonlight (1887)
evening glow (c. 1884)
diğer eserlerini incelemek isterseniz buradan
kaynak
resim eğitimi almamış ama resme meraklı olan sanatçı, 24 yaşında çalıştığı katiplik işini bırakıp ailesinin karşı çıkmasına rağmen kendini resim yapmaya adadı. kariyeri boyunca genelde özel kişilere eserlerini sattı, royal akademi'de de 5 eseri sergilendi.
kariyerinde başarılı olmaya başladığında kendine sahil kasabasında bir köşk kiralamış, burada denizi, gemileri ve özellikle ay manzaralarını resmetmiş. zaten ay manzaraları, rüzgarlı, yağmurlu havalarda ıssız sokaklar, sonbahar, kurumuş ağaçlar ve manzaralarda yürüyen insan figürleri grimshaw'ın en çok işlediği konular. turuncunun ve gecenin havasını yansıttığı yeşilin eksik olmadığı tablolarına baktığınızda ona ait olduğunu hemen anlayabilirsiniz. gece gökyüzünü ve ay ışığını yeşilin tonlarıyla resmetmesine hayranım. hem yalnızlık hem dinginlik hissi veren, bir de baktıkça neredeyse üşüten* eserlerini pek seviyorum. bir kaç tane de aşağıya iliştireyim.
november moonlight (1883)
liverpool quay by moonlight (1887)
evening glow (c. 1884)diğer eserlerini incelemek isterseniz buradan
kaynak
devamını gör...
rte'yi sevmeyip ülkesinde yaşayan tip
rte'nin ülkesi mi? ülke türk milletinin ülkesi. tapu bizde yani... eğriye eğri doğruya da doğru demek yerine her an her şeye çok yaşa padişahım demeye alışmış koltuk ve maddi çıkar sağlayanlar gibi olamıyor işte her insan.
kaldı ki kimse kimseyi sevmek zorunda değil ancak saygı duymak ayrı konu tabi ki.
kaldı ki kimse kimseyi sevmek zorunda değil ancak saygı duymak ayrı konu tabi ki.
devamını gör...
ülkenin geri kalmışlık belirtileri
cinsel açlık ve yobazlık.
devamını gör...
köylü yazardan ironiler
keyifle takip ettiğim, heh işte güçlü bir kadın daha dediğim yazar kendileri. hep yazsın biz okuyalım, kalemi daim olsun.. *
devamını gör...
the bar
az önce izlediğim türü komedi görünen ama bence psikolojik gerilim olan film.
--! spoiler !--
insanların hayatta kalma içgüdüsü devreye girdiği anda bambaşka birine dönüştüğü, içindeki ilkelliğin ortaya çıktığı, gücü eline alanın -bu filmde güç unsuru bardaki silah- diktatörleştiği, insani ilişkilerin salt menfaatler doğrultusunda ilerlediği değişik bir konuyla gösterilmiş.
içerdiği metaforlar sebebiyle platform, çember gibi bazı filmlere benzetebiliriz ancak onlar kadar kuvvetli etki veremedi. seneler önce izlediğim balada triste de trompeta isimli bir başka ispanyol filmini anımsattı biraz, yanlış hatırlamıyorsam orada da tüm karakterler absürttü ondan olabilir. bu durum insan psikolojisini sorgulamaktan çıkarıp, korku gerilim konulu düz bir film olarak izlememize sebebiyet veriyor. bazı mantıksal hatalar da filmi otomatikman başyapıt olmaktan çıkarmış. mesela madem hükümet konuya el koydu, orayı yakmaya gelenler bardakileri görüyor o anda onları da vurabilirlerdi. hatta en başından bardan çıkanları vurdukları gibi, bardakiler camlara yapışmış dışarı bakarken de vurabilirlerdi. barı yakmak için girdiklerinde ya da yangından sonra kapının önünde şerit çekerken de duyup yaşayanlar olduğunu fark edebilirlerdi. yine de bir şekilde merak duygusunu son ana kadar diri tuttuğundan çerezlik olarak izlenebilir.
--! spoiler !--
--! spoiler !--
insanların hayatta kalma içgüdüsü devreye girdiği anda bambaşka birine dönüştüğü, içindeki ilkelliğin ortaya çıktığı, gücü eline alanın -bu filmde güç unsuru bardaki silah- diktatörleştiği, insani ilişkilerin salt menfaatler doğrultusunda ilerlediği değişik bir konuyla gösterilmiş.
içerdiği metaforlar sebebiyle platform, çember gibi bazı filmlere benzetebiliriz ancak onlar kadar kuvvetli etki veremedi. seneler önce izlediğim balada triste de trompeta isimli bir başka ispanyol filmini anımsattı biraz, yanlış hatırlamıyorsam orada da tüm karakterler absürttü ondan olabilir. bu durum insan psikolojisini sorgulamaktan çıkarıp, korku gerilim konulu düz bir film olarak izlememize sebebiyet veriyor. bazı mantıksal hatalar da filmi otomatikman başyapıt olmaktan çıkarmış. mesela madem hükümet konuya el koydu, orayı yakmaya gelenler bardakileri görüyor o anda onları da vurabilirlerdi. hatta en başından bardan çıkanları vurdukları gibi, bardakiler camlara yapışmış dışarı bakarken de vurabilirlerdi. barı yakmak için girdiklerinde ya da yangından sonra kapının önünde şerit çekerken de duyup yaşayanlar olduğunu fark edebilirlerdi. yine de bir şekilde merak duygusunu son ana kadar diri tuttuğundan çerezlik olarak izlenebilir.
--! spoiler !--
devamını gör...
ilişkilerin son zamanlarda hızlı tükenme sebebi
ınternet kullanımının yaygınlaşmasıyla insanların sosyal medya üzerinden ulaşılabilirliginin kolaylaşması.
hani elimi sallasam ellisi sözü var ya... işte artık bu söz evrildi tek tıkla ellisi oldu.
hani elimi sallasam ellisi sözü var ya... işte artık bu söz evrildi tek tıkla ellisi oldu.
devamını gör...
sevgisini göstermeyi seven insan
sevgisini gösteremediğinde kendisi gibi olamadığını hisseden insandır aynı zamanda. enbisevdiklerimizi yüz yoğurmalı, ellemeli sarılmalı sevemeyeceksek ne yapacağım ben bu sevgiyi yav?! gerçekten de sevgimi gösteremediğim soğuk insanlarla bir müddet sonra iletişimi koparmış oluyorum istemsiz. çünkü nedense bu insanlar sevginin, sevilmenin karşılık verilmesi gereken bir şey, bir zorunluluk olduğunu düşünüyor. siz sevginizi gösterdiğinizde zoraki samimiyetsiz bir karşılık alıyorsunuz, öyle yapay bir tavır ki püüü bu ne yahu? hiç mi anan, baban yakın bir dostun, sevgilin seni sevmedi, kenara köşeye sıkıştırıp öpmeye çalışmadı, sarılcam diye boğmak istemedi evladım diye sorasım geliyor... böyle de olabilir çoğu insan sevgiyi ve sevilmeyi inanın bilmiyor zaten hep şaşkınlıkla karşılanıyorum* ancak sevginin değişim yaratma gücü var. ilk başlarda şaşıran insanlar zamanla öyle kıymetini biliyor ki bu sevilme halinin insan iyice tokatlamalı sevmek istiyor. * bazı insan da aşamıyor bunu duvar olmaya devam ediyor, üzücü vallahi...
bu insan için sürekli aldatılacaktır, örselenecektir vs entryleri giriliyor. siz çok yanlış anlıyorsunuz arkadaşlar: aldatılmak, kandırılmak vb tüm kötü şeylerin sorumluluğu size ait değil. siz sevginizi gösterdiğiniz için aldatılmıyorsunuz karşınızdaki insan karaktersiz bir yaratık olduğu için bu eylemi yapıyor. karşınızdaki insanların negatif eylemlerinin sorumluluğunu kendi üzerinize almayın çiçeklerim. biz enbisevdiklerimizi sevmelere, sarılmalara doyamamaya devam...
bu insan için sürekli aldatılacaktır, örselenecektir vs entryleri giriliyor. siz çok yanlış anlıyorsunuz arkadaşlar: aldatılmak, kandırılmak vb tüm kötü şeylerin sorumluluğu size ait değil. siz sevginizi gösterdiğiniz için aldatılmıyorsunuz karşınızdaki insan karaktersiz bir yaratık olduğu için bu eylemi yapıyor. karşınızdaki insanların negatif eylemlerinin sorumluluğunu kendi üzerinize almayın çiçeklerim. biz enbisevdiklerimizi sevmelere, sarılmalara doyamamaya devam...
devamını gör...
kaşkolnikov
nedense her seferinde nickini kalaşnikof olarak okuyorum. bunu yaşayan bir tek ben değilim ya…
edit: mod olmuş. hayırlı olsun kendine ve sözlüğe.
edit: mod olmuş. hayırlı olsun kendine ve sözlüğe.
devamını gör...
kapitalizmin hammaddesi
merak ve arzu.
sonu olmayan bu iki insani duygunuzu alır ve sizi, tükettiginizi zannederken tüketir.
sonu olmayan bu iki insani duygunuzu alır ve sizi, tükettiginizi zannederken tüketir.
devamını gör...
aktif yazar sayısının 3.000 olması
birkaç aylık oluşum için gayet iyi bir sayıdır. nice 3000'lere. ancak bu 3000'in içinde ne kadar yazar sadece kayıtlı yazar? aktif yazardan ziyade aktif yazan yazar sayısı bence daha önemli. mesela dün girilen 4200 tanımın kaç farklı yazar tarafından girildiği ile ilgili bir istatistik varsa daha değerli olabilir.
(bkz: kocaman alkış)
ekleme: şimdi bu dediğim veriye erişilmese bile bu ay girilen tanım sayısı ve bu ayın hiperaktifleri listesinden kabaca bir hesap yapmanın mümkün olduğunu gördüm. buna göre bu ayın hiperaktifleri listesinde sıralanan 200 yazarın yazdığı toplam tanım sayısı 42830. bu ay sözlüğe girilen toplam tanım sayısı 70414. aradaki fark 27584. bu ayın hiperaktifleri listesindeki 200. yazarın tanım sayısı 80. diğer yazarların tanım sayılarının ortalamasını bunun yarısı kabul etsek aradaki 27584 tanımı yaklaşık 690 farklı yazar girmiş diyebiliriz.
buradan hareketle bu ay girilen 70414 tanımı farklı 890 yazar girmiş diyebiliriz. yanılma payı vs. diye düşünürsek 1000 farklı yazar diyelim. yani aktif yazar sayısı olan 3000'in üçte biri oranında bir katılım sağlanmış. fena bir rakam değil.
(bkz: kocaman alkış)
ekleme: şimdi bu dediğim veriye erişilmese bile bu ay girilen tanım sayısı ve bu ayın hiperaktifleri listesinden kabaca bir hesap yapmanın mümkün olduğunu gördüm. buna göre bu ayın hiperaktifleri listesinde sıralanan 200 yazarın yazdığı toplam tanım sayısı 42830. bu ay sözlüğe girilen toplam tanım sayısı 70414. aradaki fark 27584. bu ayın hiperaktifleri listesindeki 200. yazarın tanım sayısı 80. diğer yazarların tanım sayılarının ortalamasını bunun yarısı kabul etsek aradaki 27584 tanımı yaklaşık 690 farklı yazar girmiş diyebiliriz.
buradan hareketle bu ay girilen 70414 tanımı farklı 890 yazar girmiş diyebiliriz. yanılma payı vs. diye düşünürsek 1000 farklı yazar diyelim. yani aktif yazar sayısı olan 3000'in üçte biri oranında bir katılım sağlanmış. fena bir rakam değil.
devamını gör...
meditasyon
meditasyon, temelde tüm varlığımızla içinde olduğumuz anda var olabilmeyi sağlamak suretiyle zihnin dalgalanmalarını yatıştırmak, aşırı aktif zihinsel işlevler üzerinde kontrol sağlamak için çeşitli yöntemler kullanarak yaptığımız, farklı şuur hâlleri deneyimleye de olanak veren bir anda kalma pratiğidir.
çok basit gibi görünse de layığıyla icrası bir hayli zordur. durmaksızın faaliyet halinde olan zihninizdir baş etmeniz gereken. zihnin gevezeliği ile savaşmayı bırakıp nefese odaklanmaktır temeli. bir kere alfadan tetaya geçtiğinizde ve orada kalmayı başardığınızda muazzam bir yolculuğa gark olabilirsiniz. (30 saniye sürmüş fakat evreni dolaşıp gelmiş olabilirsiniz) bu nadiren gerçekleşen uç bir örnek olsa da daha standart hâller için alfa yeterlidir. teknikler, şekilsel detaylar sadece teferruattır ve herkes kendi dilini çözmelidir. yol sizindir. yürüyüş de size özgü olmalıdır.
çabalamak en yanlış hâldir. "olmak"tır " aslolan.
çok basit gibi görünse de layığıyla icrası bir hayli zordur. durmaksızın faaliyet halinde olan zihninizdir baş etmeniz gereken. zihnin gevezeliği ile savaşmayı bırakıp nefese odaklanmaktır temeli. bir kere alfadan tetaya geçtiğinizde ve orada kalmayı başardığınızda muazzam bir yolculuğa gark olabilirsiniz. (30 saniye sürmüş fakat evreni dolaşıp gelmiş olabilirsiniz) bu nadiren gerçekleşen uç bir örnek olsa da daha standart hâller için alfa yeterlidir. teknikler, şekilsel detaylar sadece teferruattır ve herkes kendi dilini çözmelidir. yol sizindir. yürüyüş de size özgü olmalıdır.
çabalamak en yanlış hâldir. "olmak"tır " aslolan.
devamını gör...
mübareze
seçilen kişiler genellikle ordunun en yetkili isimlerinden olurlardı.
tanım: arapların bir savaş geleneği.
tanım: arapların bir savaş geleneği.
devamını gör...
seni sevmiyorum demenin farklı şekilleri
vaktim yok, yoğunum?
devamını gör...
jabuticaba
dünyada 'gövdesinden meyve veren ağaç' olarak tanınan jabuticaba ağacı en çok brezilya'nın sulak alanlarında yetiştiriliyor. brezilya'dan sonra en çok yetiştirildiği ülkeler arasında paraguay ve arjantin bulunuyor.görüntüsüyle şaşırtan bu ağacın çiçekleri ve meyveleri ağacın hem dallarından hem de gövdesinden çıkıyor.
aglomerat büyüme' olarak anılan bu büyüme şekli nedeniyle ağaç, diğer birçok ağaç türüne göre çok daha fazla meyve veriyor.
aglomerat büyüme' olarak anılan bu büyüme şekli nedeniyle ağaç, diğer birçok ağaç türüne göre çok daha fazla meyve veriyor.
devamını gör...
eşin ailesi tarafından küçümser bakışlara maruz kalmak
saygısız, edepsiz ve ahlaksız kişilerin yapacağı ve hiç çekinmeyeceği bir harekettir. ayıptır yahu. hiç yakışık kalmaz sevmeseniz de açık sözlü olun, kırmadan anlatmaya çalışın ve o ortamda birlikte bulunmayın.
devamını gör...
dünyanın en güzel kokusu
portakalı soyarken elinize de bulaşan o şahane koku.
bir film izlemiştim. epey eski bir film. şimdi adını hatırlamıyorum, arasam bulurum. bulduğumda buraya eklerim.
işte o filmde, dünya, atılan nükleer bombalar nedeniyle sona ermişti ve geriye bir tek avustralya kalmıştı. ama avustralya'nın da günleri sayılıydı. radyasyon bulutları gelmek üzereydi. yani insanlığın son günleri. aslında ne kadar acıklı bir konu. filmde son günlerini yaşayan bir aile ve bir son akşam yemeği sahnesi de vardı. (don't look up'taki gibi) ve sofrada portakal. soyulan o tek portakal ve hepsinin sırayla koklaması. işte o koku yaşayan dünyanın ta kendisiydi. eşsiz ve kutsal, tıpkı hayat gibi.
(not: kafamda aynı konulu iki filmi birleştirmiş olabilirim. eğer öyleyse ikisini de bulup buraya iliştirmek farz oldu. yardımlara açığım, eğer okuyan ve bu filmleri bilen birileri varsa.)
bir film izlemiştim. epey eski bir film. şimdi adını hatırlamıyorum, arasam bulurum. bulduğumda buraya eklerim.
işte o filmde, dünya, atılan nükleer bombalar nedeniyle sona ermişti ve geriye bir tek avustralya kalmıştı. ama avustralya'nın da günleri sayılıydı. radyasyon bulutları gelmek üzereydi. yani insanlığın son günleri. aslında ne kadar acıklı bir konu. filmde son günlerini yaşayan bir aile ve bir son akşam yemeği sahnesi de vardı. (don't look up'taki gibi) ve sofrada portakal. soyulan o tek portakal ve hepsinin sırayla koklaması. işte o koku yaşayan dünyanın ta kendisiydi. eşsiz ve kutsal, tıpkı hayat gibi.
(not: kafamda aynı konulu iki filmi birleştirmiş olabilirim. eğer öyleyse ikisini de bulup buraya iliştirmek farz oldu. yardımlara açığım, eğer okuyan ve bu filmleri bilen birileri varsa.)
devamını gör...
birini günden güne mi kaybetmek daha zor aniden mi sorusu
günden güne kaybetmenin acısı daha katlanılmaz olur. tamamen yok olduğunda, hatırladığınız şey kopan parçalardır. çünkü artık bir bütün olarak görme yetisini de kaybetmiş olursunuz.
işin en acı tarafı da günden güne erimesini görmek istemeyecek kıvama geldiğinizde, kendinizden tiksinebileceğiniz bir bencillik duygusuna kapılıp, yok olmasını istemenizdir.
işin en acı tarafı da günden güne erimesini görmek istemeyecek kıvama geldiğinizde, kendinizden tiksinebileceğiniz bir bencillik duygusuna kapılıp, yok olmasını istemenizdir.
devamını gör...
sarıyer
bir dönem birinci ligde* iddialı ve sağlam olan, rıdvan dilmen'in de o kadrodan çıkıp fenerbahçe'ye transfer olduğu futbol kulübü, istanbul ilçesi.
hatta rıdvan bir röpörtajında, balık yemeyi "sarıyer" sayesinde adet edindiğini ve sevdiğini söylemiştir.
hatta rıdvan bir röpörtajında, balık yemeyi "sarıyer" sayesinde adet edindiğini ve sevdiğini söylemiştir.
devamını gör...
