instagram’ın kullanım amaçları
yazılarımı, aforizmalarımı, kitabımdan şiirleri kendi çektiğim resimlerle paylaşmak; *
fotoğraf, psikoloji, meditasyon, egzersiz, edebiyat, ingilizce konuşma, yemek, bilgi, burç, giysi, hobi, müzik, sinema, komedi, tatil sayfalarını takip etmek, sevdiğim-beğendiğim ünlü insanları takip etmek, arkadaşlarımı, yakınlarımı takip etmek, arada kendi resimlerimi paylaşmak*, komik reels videoları seyretmek, hikaye paylaşmak, çocuklarımı onlar izin verdikleri müddetçe takip etmek.
ezcümle, instagram beni hem eğlendiriyor hem bana ekliyor.* çok seviyoruz birbirimizi. bizi kimse ayıramaz.
fotoğraf, psikoloji, meditasyon, egzersiz, edebiyat, ingilizce konuşma, yemek, bilgi, burç, giysi, hobi, müzik, sinema, komedi, tatil sayfalarını takip etmek, sevdiğim-beğendiğim ünlü insanları takip etmek, arkadaşlarımı, yakınlarımı takip etmek, arada kendi resimlerimi paylaşmak*, komik reels videoları seyretmek, hikaye paylaşmak, çocuklarımı onlar izin verdikleri müddetçe takip etmek.
ezcümle, instagram beni hem eğlendiriyor hem bana ekliyor.* çok seviyoruz birbirimizi. bizi kimse ayıramaz.
devamını gör...
yeni gelin terörü
kendilerini dirseğe kadar bilezikleri, aşırı karbonhidrat içeren sofraları, binbir çeşit kahve sunumları ve varaklı ev dekorasyonları ile ilk görüşte tanıyabilirsiniz.
devamını gör...
dorian gray'in portresi
tek kelimeyle bir şaheser...
aslında ilk okumaya başladığımda 10.sayfadan sonra kitabın kapağını kapatmıştım fakat 2 ay sonra elime aldığımda çok farklı şeyler hissettim. ingiliz edebiyatı okuduğumda niyeyse hep böyle oluyor.kitabın konusu hakkında da bir şey bilmiyordum.
sizce bir insanın ruhundaki tüm sevgisini verdiği bir portre nasıl olur?
basil bunun tam anlamını bilmese de tabloya kendinden çok fazla şey kattığını hissetmişti.
lord henry ise dorian gray'ı bu olaylara sürükleyen kişidir yalnız eminim ki henry ona bu gençlik aforizmalarını yaparken böyle şeyler olacağını bilmiyordu.
dorian ise hala kafamda suçlu mu kurban mı olarak adlandıramadığım kişidir. büyük yeminden hatta tiyatrodaki geceden önceki dorian gray benim gözümde ikinci bir werther'di fakat o geceden sonra tablodaki ifadeyi gördüğü andan itibaren konuşması ve tavırları çok değişti.
kendi ruhunun kirlenmesinden zevk aldı ve çevresindekileri önemsemedi. günahlarını yansıtan tabloya baktıkça kendi gençliğini görüp bundan zevk aldı ama bir yere kadar.
en son sahne kitabın climax noktasıdır.dorian bir vane'nin daha ölümüne şahit olur ve bu hayatı geride bırakmak ister.artık günah işlemek istemiyordur ve bu günahlarını da görmek istemiyordur. tabloyu yok etmeye karar verir ama gerçekte kendisi kimdir?güzel bir surat mı yoksa günahlarla dolu bir insan mı? dorian kendisi olarak ölür...
oscar wilde bu romanda bize simgeleme yöntemiyle insan ruhunu açık ve en vahşi şekilde anlatmış. viktorya döneminde atılabilecek çok cesur bir adım.
aslında ilk okumaya başladığımda 10.sayfadan sonra kitabın kapağını kapatmıştım fakat 2 ay sonra elime aldığımda çok farklı şeyler hissettim. ingiliz edebiyatı okuduğumda niyeyse hep böyle oluyor.kitabın konusu hakkında da bir şey bilmiyordum.
sizce bir insanın ruhundaki tüm sevgisini verdiği bir portre nasıl olur?
basil bunun tam anlamını bilmese de tabloya kendinden çok fazla şey kattığını hissetmişti.
lord henry ise dorian gray'ı bu olaylara sürükleyen kişidir yalnız eminim ki henry ona bu gençlik aforizmalarını yaparken böyle şeyler olacağını bilmiyordu.
dorian ise hala kafamda suçlu mu kurban mı olarak adlandıramadığım kişidir. büyük yeminden hatta tiyatrodaki geceden önceki dorian gray benim gözümde ikinci bir werther'di fakat o geceden sonra tablodaki ifadeyi gördüğü andan itibaren konuşması ve tavırları çok değişti.
kendi ruhunun kirlenmesinden zevk aldı ve çevresindekileri önemsemedi. günahlarını yansıtan tabloya baktıkça kendi gençliğini görüp bundan zevk aldı ama bir yere kadar.
en son sahne kitabın climax noktasıdır.dorian bir vane'nin daha ölümüne şahit olur ve bu hayatı geride bırakmak ister.artık günah işlemek istemiyordur ve bu günahlarını da görmek istemiyordur. tabloyu yok etmeye karar verir ama gerçekte kendisi kimdir?güzel bir surat mı yoksa günahlarla dolu bir insan mı? dorian kendisi olarak ölür...
oscar wilde bu romanda bize simgeleme yöntemiyle insan ruhunu açık ve en vahşi şekilde anlatmış. viktorya döneminde atılabilecek çok cesur bir adım.
devamını gör...
trileçe
1930'larda meksika'da yaygınlaşıp daha sonra tüm dünyaya yayılan bir tatlıdır. trileçe ismi ispanyolca'da "üç" ve "süt" anlamına gelen "tres" ve "leches" kelimelerinden türemiştir. hazırlanışı esnasında üç farklı süt ürünü kullanıldığı için bu adı almıştır.
devamını gör...
üst komşuya söylemek istenen şeyler
terlikle yürümeyin.
bir de şu tadilat bitsin ya 3 yıldır matkapla komşuluk yapıyoruz.
bir de şu tadilat bitsin ya 3 yıldır matkapla komşuluk yapıyoruz.
devamını gör...
friends
antidepresanım, hep moralimi düzelten yegane dizim. yormaz, kafa ağrıtmaz, salak saçma entrikalar ya da himym balonu gibi sırf bir azmadoymazının one night stand öykülerine dayanmaz. uzun süre izlemediğim hiç olmamıştır. öyle ki bazı bazı kafamda chandler “oh my god!” diye isyan eder kendi sesiyle
devamını gör...
dil bilmeyenlerin üniversitede hoca yapılması rezalet
akademinin içi boşaltıldı zaten. liyakat yerine ne yazık ki sadakat var...
devamını gör...
travian
bundan sekiz-dokuz sene önce deli gibi oynadığım, şimdiyse tek başına oynaması içimden gelmediği browser oyun.
beraber başlayalım diyen yazar olursa mesajını bekliyor olacağım.
beraber başlayalım diyen yazar olursa mesajını bekliyor olacağım.
devamını gör...
thales
thales, milattan önce 7. yüzyılda yaşamış bir filozoftur. thales aydın ili çevresinde olan miletos okulunun kurucusudur. ve tarihte ilk filozof olarak bilinir. kendisi filozof, matematikçi, denizci ve tüccardır. matematik, astronomi, ticaret ve geometri üzerine çalışmalar yapmıştır.
yukarıda özet olarak bir çok özelliğin bahsettim. bahsetmediğim thalesin arke nedir sorusuna verdiği cevaptır. bunu uzun bir şekilde aşağıda anlatacağım. kısaca söylemek gerekirse thales arkhe nedir* sorusuna "su" cevabını vermiştir.
thales, yunan filozofu olan sokrates öncesi filozofların ilkidir. miletos okulunun kurucusu olduğundan bahsetmiştim. bu okuldan çıkan 3 önemli filozof daha vardır. bunlar thalesin öğrencisi olan anaksimandros, ve anaksimandros'un öğrencisi olan anaksimenes'dir. bu iki filozofun ise arkhe problemine farklı cevapları vardır.
thales neden ilk filozof olarak biliniyor. bunu basitçe şöyle anlatabilirim. yazıyı ilk bulan uygarlık hangisiydi. evet sümerlerdi. peki başka uygarlıklar yazıyı bulmamış mıydı. belki diğer kıtalarda kilometrelerce uzaktaki diğer uygarlıklar da yazıyla ilgili gelişmeler yapmıştı. ama bizim en eski bulduğumuz yazı sümerlere ait olduğu için yazıyı bulan uygarlığın sümerler olduğunu biliyoruz.* thalesin ilk filozof olarak seçilmesi de böyledir. thalesten daha eski felsefik kaynakları bulamadığımız için en eski felsefik görüşe sahip olan kişiyi yani thalesi ilk filozof olarak kabul ediyoruz.
thales döneminde bulunan diğer bilginlere göre çok farklıydı. thalesi farklı yapan ise felsefik soruları doğayı inceleyerek cevaplamaya çalışmasıydı. hatta şöyle anlatılır. thales bir gün yolda yürürken kuyuya düşmüş. bir köle kadın thalese "sürekli göklere bakmaktan ayağının altındaki görmüyorsun" diyerek çıkışmış. ne de olsa o dönemdeki bilginler asosyal, dünyayla bağlantısını koparmış sürekli kağıtlara bakmaktan gözlerine karalar inmiş kişiler olarak bilinirdi. ama thales farklıydı.
thales sürekli denizde yolculuk eder mesleği olan ticaret işiyle uğraşırdı. ve gittiği her yerdeki bilgileri öğrenir toplar ve kendi memleketine getirirdi. diğer uygarlıklar bilgileri toplaması uğraş verici ve önemli bir şeydi. yaptığı yolculuklarda mısırdan, babilden ve fenikeden önemli bilgiler elde etmişti. işte bu noktada arkhe problemine geçiş yapmanın zamanı geldiğini düşünüyorum.
thales mısır'a yaptığı yolculuklarda mısır kahinlerinin öğrencisi olmuştu. mısır'daki öğrencilik yıllarında öğrendiği şeylerden birisi mısırlıların dünyayı ve ayı yaratan şeyin güneş olduğuna inanmasıydı. yani mısır uygarlığı güneşi tanrı (yaratıcı) olarak görmekteydi. thales bu bilgiyi kendi süzgecinden geçirerek, güneşin bir yaratıcı olmadığını ve güneşinde dünyayı oluşturan maddelerden oluştuğunu öne sürmüştü. hatta ayda dünyanın maddeleri ile oluşmuştu. thalesin düşünme şekli böyleydi. "kim" yerine "ne" sorusuna odaklanıyordu. dünyayı kim oluşturdu değil dünyayı ne oluşturdu, dünyayı oluşturan madde neydi gibi sorulara odaklanıyordu.
babile yaptığı yolculuklarında öğrendiği şeylerden birisi ise babil halkının dünyayı oluşturanın tiamat ana olduğuna inanmalarıydı. thales sular tanrısı tiamatın dünyayı yaratmadığını düşünüyordu. ama buradan etkilenmiş olmalı ki her şeyi oluşturan maddenin su olduğunu düşünmüştü. çünkü su yaşamın kaynağıydı. su girdiği kabın şeklini alabiliyordu, o zaman her şekle girebilen bir madde dünyadaki her şeyi de oluşturabilirdi. hem su olmayan yerde yaşamda olmazdı. işte bu yüzden thales arkhe problemine su cevabını vermişti. ve daha uygun başka bir madde bulamamıştı.
thales her maddenin sudan oluştuğunu ve maddelerin yoktan var olmadığını, vardan da yok olmadığını söylüyordu. su hem katı hem sıvı hemde gaz halinde bulunabilir. bunu değişim geçirerek yaptığını öne atmıştı.fark ettiyseniz günümüz biliminde hiçbir maddenin yoktan var olmadığı ve vardan yok olmadığı söylenir. felsefe bir şekilde bilimin gelişimine de katkı sağlıyordu.
miletos okulunda yer alan diğer filozoflara gelecek olursak onları uzun uzun anlatmayacağım.* ama kısa bir şekilde arkhe problemine verdiği cevapları söylemek gerekirse; thalesin öğrencisi anaksimandros arkhenin apeiron yani sonsuzluk olduğunu söylemişti. bunun nedeni o zamanlar bilim hızla gelişiyordu ve insanlar yeryüzünü aşıp gökyüzünü öğrenmeye başlamıştı. gökyüzünde sonsuz bir evren vardı. anaksimandros ancak her şeyi oluşturan maddenin sonsuz olacağını düşünmüştü. su olamazdı çünkü suların oluşturduğu denizlerin ve okyanusların bile bir kıyısı, sınırı vardı.
anaksimenes ise hocası anaksimandros'un bile anlatamadığı sonsuzluğu kabul etmemişti. anaksimenes ise arkhenin hava olacağını söylemişti. çünkü hava dünyayı dolduruyordu. bulutlar, yağmur, kar, dolu hepsi havadan oluşuyordu. su buharlaşıp hava oluyordu yine ağaç yanıp duman yani hava oluyordu. anaksimenes hava taneciklerinin birbirine yaklaşarak ve uzaklaşarak diğer maddeleri oluşturduğu söylemişti. o günlerde en küçük taneciğin kum olduğu sanılırdı. anaksimenes kumdan küçük taneciklerin olduğunu sezmiş olmalı.
yukarıda özet olarak bir çok özelliğin bahsettim. bahsetmediğim thalesin arke nedir sorusuna verdiği cevaptır. bunu uzun bir şekilde aşağıda anlatacağım. kısaca söylemek gerekirse thales arkhe nedir* sorusuna "su" cevabını vermiştir.
thales, yunan filozofu olan sokrates öncesi filozofların ilkidir. miletos okulunun kurucusu olduğundan bahsetmiştim. bu okuldan çıkan 3 önemli filozof daha vardır. bunlar thalesin öğrencisi olan anaksimandros, ve anaksimandros'un öğrencisi olan anaksimenes'dir. bu iki filozofun ise arkhe problemine farklı cevapları vardır.
thales neden ilk filozof olarak biliniyor. bunu basitçe şöyle anlatabilirim. yazıyı ilk bulan uygarlık hangisiydi. evet sümerlerdi. peki başka uygarlıklar yazıyı bulmamış mıydı. belki diğer kıtalarda kilometrelerce uzaktaki diğer uygarlıklar da yazıyla ilgili gelişmeler yapmıştı. ama bizim en eski bulduğumuz yazı sümerlere ait olduğu için yazıyı bulan uygarlığın sümerler olduğunu biliyoruz.* thalesin ilk filozof olarak seçilmesi de böyledir. thalesten daha eski felsefik kaynakları bulamadığımız için en eski felsefik görüşe sahip olan kişiyi yani thalesi ilk filozof olarak kabul ediyoruz.
thales döneminde bulunan diğer bilginlere göre çok farklıydı. thalesi farklı yapan ise felsefik soruları doğayı inceleyerek cevaplamaya çalışmasıydı. hatta şöyle anlatılır. thales bir gün yolda yürürken kuyuya düşmüş. bir köle kadın thalese "sürekli göklere bakmaktan ayağının altındaki görmüyorsun" diyerek çıkışmış. ne de olsa o dönemdeki bilginler asosyal, dünyayla bağlantısını koparmış sürekli kağıtlara bakmaktan gözlerine karalar inmiş kişiler olarak bilinirdi. ama thales farklıydı.
thales sürekli denizde yolculuk eder mesleği olan ticaret işiyle uğraşırdı. ve gittiği her yerdeki bilgileri öğrenir toplar ve kendi memleketine getirirdi. diğer uygarlıklar bilgileri toplaması uğraş verici ve önemli bir şeydi. yaptığı yolculuklarda mısırdan, babilden ve fenikeden önemli bilgiler elde etmişti. işte bu noktada arkhe problemine geçiş yapmanın zamanı geldiğini düşünüyorum.
thales mısır'a yaptığı yolculuklarda mısır kahinlerinin öğrencisi olmuştu. mısır'daki öğrencilik yıllarında öğrendiği şeylerden birisi mısırlıların dünyayı ve ayı yaratan şeyin güneş olduğuna inanmasıydı. yani mısır uygarlığı güneşi tanrı (yaratıcı) olarak görmekteydi. thales bu bilgiyi kendi süzgecinden geçirerek, güneşin bir yaratıcı olmadığını ve güneşinde dünyayı oluşturan maddelerden oluştuğunu öne sürmüştü. hatta ayda dünyanın maddeleri ile oluşmuştu. thalesin düşünme şekli böyleydi. "kim" yerine "ne" sorusuna odaklanıyordu. dünyayı kim oluşturdu değil dünyayı ne oluşturdu, dünyayı oluşturan madde neydi gibi sorulara odaklanıyordu.
babile yaptığı yolculuklarında öğrendiği şeylerden birisi ise babil halkının dünyayı oluşturanın tiamat ana olduğuna inanmalarıydı. thales sular tanrısı tiamatın dünyayı yaratmadığını düşünüyordu. ama buradan etkilenmiş olmalı ki her şeyi oluşturan maddenin su olduğunu düşünmüştü. çünkü su yaşamın kaynağıydı. su girdiği kabın şeklini alabiliyordu, o zaman her şekle girebilen bir madde dünyadaki her şeyi de oluşturabilirdi. hem su olmayan yerde yaşamda olmazdı. işte bu yüzden thales arkhe problemine su cevabını vermişti. ve daha uygun başka bir madde bulamamıştı.
thales her maddenin sudan oluştuğunu ve maddelerin yoktan var olmadığını, vardan da yok olmadığını söylüyordu. su hem katı hem sıvı hemde gaz halinde bulunabilir. bunu değişim geçirerek yaptığını öne atmıştı.fark ettiyseniz günümüz biliminde hiçbir maddenin yoktan var olmadığı ve vardan yok olmadığı söylenir. felsefe bir şekilde bilimin gelişimine de katkı sağlıyordu.
miletos okulunda yer alan diğer filozoflara gelecek olursak onları uzun uzun anlatmayacağım.* ama kısa bir şekilde arkhe problemine verdiği cevapları söylemek gerekirse; thalesin öğrencisi anaksimandros arkhenin apeiron yani sonsuzluk olduğunu söylemişti. bunun nedeni o zamanlar bilim hızla gelişiyordu ve insanlar yeryüzünü aşıp gökyüzünü öğrenmeye başlamıştı. gökyüzünde sonsuz bir evren vardı. anaksimandros ancak her şeyi oluşturan maddenin sonsuz olacağını düşünmüştü. su olamazdı çünkü suların oluşturduğu denizlerin ve okyanusların bile bir kıyısı, sınırı vardı.
anaksimenes ise hocası anaksimandros'un bile anlatamadığı sonsuzluğu kabul etmemişti. anaksimenes ise arkhenin hava olacağını söylemişti. çünkü hava dünyayı dolduruyordu. bulutlar, yağmur, kar, dolu hepsi havadan oluşuyordu. su buharlaşıp hava oluyordu yine ağaç yanıp duman yani hava oluyordu. anaksimenes hava taneciklerinin birbirine yaklaşarak ve uzaklaşarak diğer maddeleri oluşturduğu söylemişti. o günlerde en küçük taneciğin kum olduğu sanılırdı. anaksimenes kumdan küçük taneciklerin olduğunu sezmiş olmalı.
devamını gör...
seri şekilde artı oylayan yazar
birini sevindireyim diyerek ara ara yaptığım eylemdir . çünkü seri artı oylandıgımda ben de çok sevinirim .
devamını gör...
yazarlardan kaliteli film tavsiyesi
müzikal film olarak:
-la la land

-the greatest showman

kitaplardan uyarlanan filmler:
-the great gatsby

-the book thief

-little women

-heidi

-the boy in the striped pajamas

- cruella (101 dalmaçyalı'dan)

düşündürücü filmler:
-tenet

-inception

-the help

eğlenceli, sıradan filmler:
-speed

-pretty woman

-crazy, stupid love

-easy "a"

türk filmleri:
-iki dil bir bavul

-ayla

-müslüm

biyografi ya da gerçekçi filmler:
-the theory of everything (stephen hawking'in hayatı)

-marriage story

-the ıntouchables

edit: film seçiminde afişlerin de etkileri olduğu için afişlerle bu tanım desteklenmiştir.
-la la land

-the greatest showman

kitaplardan uyarlanan filmler:
-the great gatsby

-the book thief

-little women

-heidi

-the boy in the striped pajamas

- cruella (101 dalmaçyalı'dan)

düşündürücü filmler:
-tenet

-inception

-the help

eğlenceli, sıradan filmler:
-speed

-pretty woman

-crazy, stupid love

-easy "a"

türk filmleri:
-iki dil bir bavul

-ayla

-müslüm

biyografi ya da gerçekçi filmler:
-the theory of everything (stephen hawking'in hayatı)

-marriage story

-the ıntouchables

edit: film seçiminde afişlerin de etkileri olduğu için afişlerle bu tanım desteklenmiştir.
devamını gör...
kendime saygım var davranışları
yediği yiyeceğin ambalajını yere atmamak için cebinde taşımak. ben elma çöplerini dahi taşıyorum cebimde.
devamını gör...
dünyanın en mutlu ülkeleri listesi'nde türkiye'nin gerilemesi
bu listede olduğumuza bile şaşırılması gereken durum.
olaya bir de şu taraftan bakalım, dünyanın en üzgün ülkeleri listesi'nde ilerlemiş olduk.*
olaya bir de şu taraftan bakalım, dünyanın en üzgün ülkeleri listesi'nde ilerlemiş olduk.*
devamını gör...
perde asmak
eskiden nefret ederdim. büyüdükçe annem uğraşmasın yorulmasın diye keyifle asıyorum. ayrıca perde yıkandıktan sonra o odada sigara içmiyorum. (bkz: hayırlı evlat)
devamını gör...
yazarların yakın gelecekteki hayali
kendi sahnemi açmak. kadıköy’deki oyun atölyesi gibi bir yer olsun istiyorum.
devamını gör...
gish gallop
ismini duane gish’ten alan bir tartışma tekniğidir.
türkiye’de bolca kullanılmasına rağmen ismi ile anılmayan ve zekice bir tartışma tekniği zannedilen bir yöntem olan gish gallop aslında “ saçmalık savunması” olarak adlandırılabilir.
bu terimle ilk kez o zamanlar çok severek izlediğim cnbc-e kanalında yayınlanan the new adventures of old christine dizisinde karşılaştım. christine terapist olan erkek kardeşi matthew ile yaşadığı bir tartışmada o kadar tutarsız, konuyla alakasız, saçmasapan bir savunma yapıyordu ki matthew’un bu tartışmadan galip çıkması mümkün olmuyordu ve matthew o esnada christine’i bu terimi kullanarak suçluyordu.

bu terimi duyunca ister istemez bir aydınlanma yaşadım ve hala gözlemlerim ki türkiye’de tartışma programlarında belli bir görüşe bağlı olan insanlar hep bu savunma ile kendilerini halkın önünde haklı çıkarmakla meşguller. ve tabii ki halkımız bilimsel olana değil saçmalık savunmasına daha meyilli.
bu savunmanın daha göz önünde bir örneği için güldür güldür şov’da bir zamanlar yapılan seri skeçlerde “ ben seni dinledim” başlığı ile geçenlere bakmakta fayda olabilir.
ben seni dinledim
türkiye’de bolca kullanılmasına rağmen ismi ile anılmayan ve zekice bir tartışma tekniği zannedilen bir yöntem olan gish gallop aslında “ saçmalık savunması” olarak adlandırılabilir.
bu terimle ilk kez o zamanlar çok severek izlediğim cnbc-e kanalında yayınlanan the new adventures of old christine dizisinde karşılaştım. christine terapist olan erkek kardeşi matthew ile yaşadığı bir tartışmada o kadar tutarsız, konuyla alakasız, saçmasapan bir savunma yapıyordu ki matthew’un bu tartışmadan galip çıkması mümkün olmuyordu ve matthew o esnada christine’i bu terimi kullanarak suçluyordu.

bu terimi duyunca ister istemez bir aydınlanma yaşadım ve hala gözlemlerim ki türkiye’de tartışma programlarında belli bir görüşe bağlı olan insanlar hep bu savunma ile kendilerini halkın önünde haklı çıkarmakla meşguller. ve tabii ki halkımız bilimsel olana değil saçmalık savunmasına daha meyilli.
bu savunmanın daha göz önünde bir örneği için güldür güldür şov’da bir zamanlar yapılan seri skeçlerde “ ben seni dinledim” başlığı ile geçenlere bakmakta fayda olabilir.
ben seni dinledim
devamını gör...
herkesin sevdiği sizin sevmediğiniz şey
popüler kültüre ait her şey *
devamını gör...
unutmak
--! spoiler !--
unutmak kelimesi undan çıkmış. bildiğimiz un yani, hamur işi, öyleymiş. unutmak için un ufak etmek gerekiyomuş. birini bütün olarak unutamazmışsın zaten, öyle pat diye unutamazmışsın. öyle yavaş yavaş gidermiş, yavaş yavaş unuturmuşsun. gözleri, kaşı, burnu ile kulağı, sesini yavaş yavaş. unuttuğun zaman da o kişi olmazmış. hatırlamazmış. sonra unuttuğunu unuturmuş.
(bkz: behzat ç. (dizi))
--! spoiler !--
unutmak kelimesi undan çıkmış. bildiğimiz un yani, hamur işi, öyleymiş. unutmak için un ufak etmek gerekiyomuş. birini bütün olarak unutamazmışsın zaten, öyle pat diye unutamazmışsın. öyle yavaş yavaş gidermiş, yavaş yavaş unuturmuşsun. gözleri, kaşı, burnu ile kulağı, sesini yavaş yavaş. unuttuğun zaman da o kişi olmazmış. hatırlamazmış. sonra unuttuğunu unuturmuş.
(bkz: behzat ç. (dizi))
--! spoiler !--
devamını gör...
mariana çukuru
dünya üzerinde bilinen en derin nokta.
her ne kadar birçok insan henüz oraya inilemediğini sansa da, 1960'lı yıllarda don walsh ve bir batiskafla jacques piccard tarafından ziyaret edilmiş, daha sonra ise james cameron ve victor vescovo gibi isimler de daha derin noktalarına inmeyi başarmıştır.
bir de küçük uyarıda bulunayım. bu fotoğraf mariana çukuru'na ait değil. genellikle internette arama yapıldığında karşınıza ilk çıkan budur ama burası farklı bir yer. mariana çukuru şu bölgede...
her ne kadar birçok insan henüz oraya inilemediğini sansa da, 1960'lı yıllarda don walsh ve bir batiskafla jacques piccard tarafından ziyaret edilmiş, daha sonra ise james cameron ve victor vescovo gibi isimler de daha derin noktalarına inmeyi başarmıştır.
bir de küçük uyarıda bulunayım. bu fotoğraf mariana çukuru'na ait değil. genellikle internette arama yapıldığında karşınıza ilk çıkan budur ama burası farklı bir yer. mariana çukuru şu bölgede...
devamını gör...