ayakkabıyı aynı sıkılıkta bağlamalıyım yoksa yürüyemiyorum. kapıları kilitlemeden uyuyamam. evdekilerin başına kötü bir şey gelmiş olabileceğini düşününce uykuya dalmak üzere bile olsam kalkıp kontrol ederim. kalkıp bakmazsam sabaha çok büyük pişmanlıklar yaşayacakmışım gibi geliyor. kimseden bir şey isteyemiyorum, gerçekten seve seve de yapsalar hayır diyemedikleri için yapıyorlarmış gibi hissediyorum. çok saçma ama buna engel olamıyorum. son olarak takıntı mı bilmiyorum ama vücuduma dokunulmasını sevmiyorum. (sarılma veya normal el kol temaslarını saymıyorum.) aslında tam olarak dokunmak değil de el kol şakası desem daha doğru olur. mesela çok mutlu bir zamanımda birisi yanağımı sıksa (pitbull misali iki parmağı birbirine değecek kadar) * o günün sonuna kadar sinir küpü olarak gezerim. kolumun mıncıklanması, belime veya sırtıma konulan ellerde parmakların hareket etmesi falan da rahatsız hissettirir.
devamını gör...

jam shot da denilen basketbol terimidir. basketbolda oyuncunun top sürmeyi durdurup olduğu yerde yukarıya doğru zıplayarak ulaştığı en yüksek noktada çektiği şuttur.basketbol oynadığım zamanlarda turnikeden daha zor gelirdi bana. *
devamını gör...

jr. mastor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yünlü bi kuş yuvası buldum.
devamını gör...

gece boyunca sokaklarda, caddelerde sahilde boş boş gezerim. taciz korkusu olmadan nasıl bir duygu merak ediyorum.
devamını gör...

neden olmasındır ki. bu; seni görüyoruz, senin farkındayız demektir.
devamını gör...

artık paranoyak olmuş yazar beyanı.
silinmesin inşallah.
moderatörler salın artık bu yazarı.
açıklıyorum artık,
hamiline kart yakinim olur *.
herkes ayağını denk alsın. *
devamını gör...

-----------spoiler-----------------

ahlat ağacı, yalnız, ayrı bir yerde kendi başına duran, kara kuru şekilsiz bir ağaç. sinan ve babası idris ahlat ağacına benziyorlar. içinde yaşadıkları taşra toplumundan ayrı bir yerdeler. onunla uyum sağlayamıyorlar. kendilerini, o toplumun ortalamasından daha üstün, daha yetenekli, daha bilgili görüyorlar. ancak bu hor gördükleri toplum onları başarısız, işe yaramaz kişiler olarak görüyor. üstelik gerçekte de yapmak istediklerini başaramamış, hayal kırıklıkları içinde yaşayan kişiler.

idris köyde kurmak istediği örnek çiftliği, tüm o cahil köylülere hayvancılık nasıl yapılır gösterecek olan o çiftliği bir türlü kuramıyor. sinan, kitabını bir türlü bastıramıyor, kimseye bu konuda derdini anlatamıyor, ahlaksız bir şekilde bir yolunu bulup bastırsa dahi, kitabını kimse okumuyor. taşra gerçekliğinden sıyrılmak isteyen idealist ve romantik tiplerin, gerçeklik duvarına toslamasının örneklerini görüyoruz.

ceylan realizm ve idealizmi karşı karşıya getirip, romantik hayallerin, hayatın acımasız gerçekleri karşısında çaresizliğini mi vurgulamak istiyor? yaşamın sertliği ve acımasızlığı karşısında realistleşmiş, hayat okulundan mezun taşra toplumu karşısında bu gerçekliğe ayak uyduramayan, ahlat ağacı gibi ayrı bir yerde duran tipleri izliyoruz. bu realizmi aşmaya yönelik her çabaları realizmin duvarına çarpar. gerçekçi babanın tüm acı tecrübesi ile aksini iddia etmesine rağmen bahçede su olduğunu iddia edersin, kuyuyu kazdıkça kazarsın, onları cahillik ve bilmemezlik ile suçlarsın, savını bir takım bilimsel argümanlar ile desteklersin ancak haklı çıkan baban olur, bahçede su çıkmaz. kitabın çıktığında, yazdıklarının büyük bir olay olacağına, toplumda infial yaratacağına inanırsın. belki yazdıklarını kaldıramayıp seni mahkemeye vereceklerdir. ancak kitap çıktığında okuyan bir allahın kulu dahi olmaz.

bu realizm, idealizm çatışmasının sinan’ın annesi asuman ve hatice’de de cisimleştiğini görüyoruz. hatice’nin sinan’a olan meylini hissediyoruz. yanyanalarken söylediği şu sözler: “aslında arzu ettiklerimiz (sinan yani), çok yakınımızda, ancak bir o kadar da onlardan uzağız.” sonrasında ışıl ışıl caddelerden, yağmurda ıslanmaktan bahsetmesi, hatice’nin gerçekliğe boyun eğmiş bir romantik olduğunu gösteriyor. o yaşamak zorunda kaldığı kahredici taşra hayatının dışında gördüğü sinan ile o hayatın dışında olduğunu hayal ettiği şeyleri yaşamak istiyor. buna ulaştığında hayatının ne olabileceğini ise asumanda görüyoruz. asuman bu romantik hayallere bağlı benzer sebepler ile idris’i tercih etmiş ve ona kaçmıştır. ancak gerçeklik yine galip gelmiş ve kendisini bulduğu yer, mutsuz bir aile hayatı olmuştur. hatice’nin ise bu hayallerine rağmen zengin kocaya varması, gerçekliğin acımasız üstünlüğünü bir kez de kanıtlamaktadır.

bunlar göz önüne alındığında ceylan’ın hayata bakışının çok karamsar olduğu söylenebilir. gerçeklik acıdır, karanlıktır. orada yaşanan hayatlar berbat ve mutsuzdur. romantik idealler ise bu gerçekliği yıkmaya yetmez. kitabını bastıramazsın, kimse düşüncelerinle ilgilenmez. öğretmenlik sınavını kazanamaz, çevik kuvvet olmak zorunda kalırsın. bahçenden su çıkmaz. meralar hayal ettiğin gibi verimli değildir ve hayal ettiğin gibi koyunlarını beslemeye yeterli olmazlar, kışın saman almak zorunda kalırsın. kaldığın yer bakımsız, pis, soğuk ve rutubetlidir. çekilmez hayatının dışında olduğunu düşündüğün hayalindeki adam ile evlenemezsin. o seni görmez. zengin ve yaşlı kuyumcu ile evlenmek zorunda kalırsın. ıstediğin kişi ile evlendiğinde ise yine hayatın gerçekleri dönüp dolaşıp seni bulur. gerçek hayat yaşanamayacak kadar kötü, ruhsuz ve acımasızdır, romantik idealizm ise çözüm olmaktan uzaktır. bu durumda tek çözüm ya herkes gibi gerçeği kabullenmek ya da kendini bu gerçekliği kabul edemeyecek kadar önemsediğin durumda ise intihar etmek midir? sinan’ın kuyuda intihar ettiğini hayal etmesi, babasını, ahlat ağacının altında uyuyup kaldığını gördüğünde intihar ettiğini zannetmesi, böyle bir çıkış yolunu aklından geçirdiğini gösteriyor.

ancak ahlat ağacı metaforu ile özdeşleştirilen karakterlerin davranışlarına daha yakından baktığımızda başka bir nüans ile karşılaşıyoruz. aslında onların hiç de idealist olmadıklarını, sıradan gördükleri insanlardaki kusurlara pekala sahip olduklarını görüyoruz. sinan mesela, insan durumunun gerçekliğine inmek gibi bir derdi olduğunu söylemesine rağmen, yazma sebebinin bu olduğunu iddia etmesine rağmen, çevresindekiler ile gerçekten ilgilenen, onları anlamaya çalışan birisi değildir. kendisini seven kızı, hatice’yi fark etmez. parmağındaki nişan yüzüğünü fark etmez. ağlamasına anlam veremez. babası ile ilişkisi mesafelidir. onunla samimi bir diyaloğa girdiğini söyleyemeyiz. kardeşi ile ilgilendiğine hiç tanık olmayız. annesini sürekli yargılar. oluşturduğu peşin hükümler haricinde çevresindekilerden bir fikir edinme derdi yoktur. kitapçıda konuştuğu yazarı “stratejik” olarak takip eder. onunla konuşmaya başlamasının amacı kitabını bastırmaktır, aslında yazar da sinan için yayınevleri ile konuşabileceğini ima eder ancak amacını unutup yazarı eleştirmeye başlar. nezaketen sorduğu soruların cevabını dinlemez bile. kendi oluşturduğu yargıları üzerine boca etmek ile meşgüldür. atom bombası ile yok etmeyi tahayyül ettiği bir yerin yazdıklarına neden değer vereceğini düşünmez bile. kitabını bastırmak için evdeki değerli eşyaları satmayı mübah görür. hatta babasının ölümüne sevdiği av köpeğini dahi satar. babasının, köpeğini kaybettikten sonraki ruh halini ise şaşkınlıkla karşılaması, babasını dahi, kendi gibi bir ahlat ağacını dahi anlayamadığını gösterir. aslında bu yaptıkları ile kendi cehennemini kendisi yaratıyordur. bunun güzel bir örneğini satılan av köpeğinin yerine babasının aldığı çoban köpeğinin sinan’a davranışında görüyoruz. sattığı av köpeği, sinan’a yakınlık gösterdiğinde onu tekmeleyecekmiş gibi korkutuyor. babasının av köpeğinin yerine aldığı çoban köpeği ise bağlı olmasa sinan’ı parçalayacaktı.

babası için de benzer şeyler söylenebilir. oğlunun sınavı ile gerçekten ilgilenmemesi. ona sınava giderken yolda eşlik etmek bahanesi ile, asuman’ın komşundan ödünç alıp sinan’a verdiği para ile at yarışı oynamayı düşünmesi. hayalllerine ulaşmak, ya da hayatına bir anlam katmak için başvurduğu yolun at yarışı oynamak olması. bunu, karısı ve çocuklarının hayatını mahvetme pahasına yapması.

görülüyor ki idealist/romantik tipler gerçek anlamda böyle değiller. taşra gerçekliğini oluşturan cahiller olarak gördükleri kişilerin onlarda eleştirdikleri şeyleri kendileri de yapıyorlar. en önemlisi birbirlerini anlamıyorlar ancak aşağı gördükleri kişilerin kendilerini anlamamalarını kızgınlıkla karşılıyorlar.

ceylan, gerçekliğin aşılmasını hemen hemen imkansız gibi görse de, yine de elimizdeki tek çarenin mücadele olduğunu, ancak ikircikli ve içten pazarlıklı, bencil ve kendine yontan değil, tam anlamıyla idealist ve fedakar bir mücadele olduğunu söylüyor gibi.

bunu, filmin son bölümünde baba ile oğulun, yani iki ahlat ağacının birbirlerini anlamaya başlayıp, yaklaşmalarında görüyoruz. babası oğlu ile gerçekten ilgilenmeye başlayıp kitabını okuyor hatta bazı yerleri tekrar okuyor, oğlunun kitabı en iyi arkadaşı olmuş durumda. sinan da askerden dönüşünde, babasının kaldığı yere onu görmeye geliyor. babasının cüzdanında kendisi hakkında bir gazete küpürünü sakladığını gördüğünde, onunla gerçekten ilgilenen tek kişinin babası olduğunu fark ediyor. bu kez tereddütsüz ve içinden gelerek babasına yardım etmeye başlıyor. birbirlerini gerçekten dinleyerek ve anlayarak sohbet etmeye başlıyorlar. sinan bir ara babasının su bulmak umudu ile kazdığı kuyuda, kendini asarak intihar ettiğini hayal ediyor. bu kuyu acımasız gerçekliğin, hayallere galip gelmesini temsil ediyor filmde. taşra toplumunun gerçekliğini temsil eden dedenin söylediği gibi su çıkmıyor kuyudan. anca son sahnede sinan’ın büyük bir arzu ile kuyuyu kazmaya devam ettiğini görüyoruz. her şeye rağmen, tüm umutsuzluğa rağmen, mücadele devam ediyor. değişim umudu korunmuş oluyor.

hamiş: sinan’ın klasik ve reformist islamın temsilcileri olarak filmde zuhur eden imam ile köyü bir baştan başa kat ederken yaptığı uzun muhabbet var bir de. bu sahnenin uzunluğu ve dış çekim olarak, zor kareler ile kurgulanması ceylan’ın bu bölüme özel bir önem atfettiğini düşündürüyor. ancak burada sinema dilinin sınırları biraz fazla zorlanmış gibi. sinema burada yapılanı ve böyle bir anlatım tekniğini roman gibi kaldırmıyor sanki. uzun ve adeta bir metinden okurcusuna hazır diyaloglar, biraz yapmacık durmuş. bu iki imam karekteri, dinde reform, gerçekçi ve idealist din anlayışı gerilimi, inançsızlık problemi, teknolojinin din ve toplum üzerindeki etkisine de değinilecek bir ortam yaratmak için gökten zembille inmişler gibi.

-----------spoiler-----------------
devamını gör...

nezuko chaaann kavramını hayatımıza sokan animedir. mangası, lost dizisinden beter bir son ile bitmiştir. upper- lower ranked demons listesi derken güzel bir güncelleme gerekmektedir.
devamını gör...

mahmut'a mart kedileri gibi bir şey olmuş. soğuk su döken komşu da şimdi camda belirdi...
üşütme mahmut.*
devamını gör...

yalnızken çoğu şey daha güzel geliyor gözüme.
tek başına sinemaya gitmek, tek başına saatlerce masadan kalkamamalı kahvaltı etmek ,dizi-film izlemek, tek başına gezmek.. “kendinizi, kendinizle zaman geçirmeyi yalnızlık sanmayacağınız şekilde yetiştirin." demiş tarkovski.
devamını gör...

"sana ihtiyacım yok ki benim. insan yalnız da mutsuz olabilir çünkü."
sabahattin ali'nin de dediği gibi onunlayken mutlu değilseniz onsuz da mutsuz olabilirsiniz. en azından kötü ilişkide her gün daha fazla yıpranmaktansa tek başıma mutsuz olurum daha iyi.
devamını gör...

ve ardından burnum kırıldı mı diye kontrol etmek.
devamını gör...

2001’liyim liseliler kenarı ayrılsın bakalım.
devamını gör...

<3
devamını gör...

içinde marul, roka, maydanoz olan su dolu kapların su içmesi için değil salata yapmak için mutfakta bulunduğu gerçeği..
devamını gör...

eğer işveren türkiyeli ise, yurtdışında bile kurtuluş yok, işçiyi öper.
güney afrika cumhuriyeti'nin bayram tatili olunca "siz afrikalımısınız" derler ve kimse gelmesede türkler işe gelirdi.
türkiye'nin bayram tatili olunca ise "siz türkiye'demisiniz, burası afrika" derlerdi ve işe giderdik.
devamını gör...

dünyalara bedel insandır. olduğundan daha güzel/yakışıklı, daha zeki, daha sevilesi, daha fantastik, çok garip, bir acayip ve vazgeçilmez görünür. büyülüdür adeta. hayatınız bir hamursa, o kişinin toz olmasını ve onu hamurunuza karıştırmayı isterken bulursunuz kendinizi. evet. daha korkunç örnekler vermeden tanımı sonlandırıyorum.
devamını gör...

bence mümkün değildir. insanın ya çıkarı vardır ya da kendini kandırmıştır. her iki taraf için de geçerli..
devamını gör...

piercingler içinde delimi bana göre en zor ve zahmetli olandır. dilinizi birkaç dakika boyunca köpek misali dışarıda tutmak ve delimin acısına katlanmak hiç kolay değildir. bakımı kolay olsa da ilk 1 hafta bitkisel hayat moduna geçersiniz. konuşmanız peltekleşir, en sevdiğiniz yiyeceklere hüsranla bakarsınız. estetik açıdan güzel durmaktadır. yemek yemeyi seven bir insansanız benim gibi 6 saatin sonunda 'eeehhh yeter be, yemek istiyorum!' nidalarıyla çıkarmak zorunda kalırsınız.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim