radyo yayınlarının tanıtımında yapılan çifte standart
evet ülkece içinde bulunduğumuz linç kültürü burada da cereyan etti sonunda. başlık haklı bile olsa uslup yanlıştır arkadaşım. bu sözlük daha yeni elbette herşey dört dörtlük olmayacak deneme yanılma ile düzen oturacaktır fakat önemli olan eleştiriyi ne düzeyde ve ne amaçla yaptığınız. eleştirirken yıkıcı değil yapıcı olmak gerekli ki söz konusu henüz yayına başlamış bir sözlük ve onun radyosu ise. sorumlu arkadaşların konu ile ilgilenecek metinden şüphem yok ama keşke başlık sahibi arkadaş biraz duyarlı olup hemen eline sopasını almasaydı. memnuniyetsizliğinizi farklı sözcüklerle de ifade edebilirdiniz.
devamını gör...
sözlük yazarlarının ölüme bakış açısı
ölüm beni korkutuyor ya. ölüm değil de sonrasındaki belirsizlik... ama ne kadar korksam da çok yaşamayı planlamıyorum. 35-40 yaşlarımı görmesem de olur. hayat çok güzel diye ortalıkta gezinsem de yaşanmaya değer bir yanı da yok hani. hayırlısı..
devamını gör...
ağlayan pasta
bunun layıkı ile yapılmış olanını bulduğunuzda, bünyenizdeki doyma reseptörleri devre dışı kalacaktır.
devamını gör...
11 eylül 2021 önemli sözlük duyurusu
sözlüğün adının benim için ehemmiyeti yok. sözlük aynı sözlük. sıkma canını yoldaş…. ayrıca bence yoldaş benjamin franklin olan ismini, söz konusu olan, illüstrasyonlu kapaklı, aylık edebiyatımsı dergimsi şeyin sahibine gönderme olsun diye bir süreliğine yoldaş olga ışık yahut yandaş tolga ışık olarak da değiştirebilirsin, o da beni bozmaz…
ayrıca isim olarak; bi’kafa sözlük de güzel olurdu ha…
ayrıca isim olarak; bi’kafa sözlük de güzel olurdu ha…
devamını gör...
türkiye'de psikolojisi bozuk insanlar
ne yazık ki bizim insanımız asla bir sorunu olduğunu kabul etmiyor. gelişmekte olan bir ülkede yaşıyoruz, 21. yüzyıldayız, böyle şeyler normal karşılanmalı artık. bana kalırsa bir hastalığı olmayan insan da psikoloğa gitmeli. insanların konuşmaya, anlatmaya, dinlenmeye ve dinlenilmeye ihtiyaçları var.
devamını gör...
cape yağmur kurbağası
ismini güney afrika cumhuriyeti'nin başkentinen alan tuhaf görünümlü bir kurbağa türü. cape yağmur kurbağası, brevicipitidae familyasına aittir. bu kurbağalar 45mm uzunluğa kadar ulaşabilir. puslu ve nemli koşullarda görülür.
bu hayvanlar solucanlarla ve küçük böceklerle beslenir. kalın ve güçlü bacakları vardır. bu sayede toprağı kazar ve kendisini gömer. ancak yüzemezler ve suya konulunca boğulurlar.
ınternational union for conservation of nature(dünya doğa ve doğal kaynakları koruma birliği) tarafından tehlikeli türler arasında alınan bu hayvanlar, kentsel yayılma ve tarımı da tehdit eder.
kaynak
bu hayvanlar solucanlarla ve küçük böceklerle beslenir. kalın ve güçlü bacakları vardır. bu sayede toprağı kazar ve kendisini gömer. ancak yüzemezler ve suya konulunca boğulurlar.
ınternational union for conservation of nature(dünya doğa ve doğal kaynakları koruma birliği) tarafından tehlikeli türler arasında alınan bu hayvanlar, kentsel yayılma ve tarımı da tehdit eder.
kaynak
devamını gör...
kendisine verilen tableti satan öğrenci
açıkcası cocugu değil, ona bunu yaptıran zorunluluğu sorgulamak lazım.
bununda altından mutlaka ‘’maddi ihtiyaç ‘’ çıkacaktır.
düşünün ülkenin ekonomisi ne durumda ki cocuk kendisine verilmiş tableti satarak, gelir elde etmeye çalışıyor.
lord helps us.
bununda altından mutlaka ‘’maddi ihtiyaç ‘’ çıkacaktır.
düşünün ülkenin ekonomisi ne durumda ki cocuk kendisine verilmiş tableti satarak, gelir elde etmeye çalışıyor.
lord helps us.
devamını gör...
efsane kopya anıları
6. sınıftaydım. ortaokulun ilk yılı. ilk defa sınıf öğretmenini terk etmiş, ders ders değişen branş öğretmenlerine terfi etmiştik.
ilk sınav. tabii tanımıyoruz öğretmenleri bu konularda.
sosyal bilgiler öğretmenimiz "macır hayrullah" aynı zamanda trafik dersimize de giriyordu. trafik sınavında çantadaki defterden baka baka 80'i doğrultmuştuk.
nereden bilebilirim ki adamın asıl branşında külyutmaz kesileceğini.
geldi çattı sosyal bilgiler sınavı. tabi ben döşedim kopyaları. kağıda, silgiye, kaleme, kalemliğe, sıraya.. kafaya koydum bu adam mal, her türlü kopya çeker 100'ü yapıştırırım.
daha sınavın ilk dakikalarında ben malı; çıkarmışım koca a4 kağıdını, katlarını açıyorum haşır huşur sesler çıkıyor dizimin üstüne koyuyorum. neymiş efenim dizime baka baka dolduracakmışım sınav kağıdını! bok doldurursun, daha ilk cümleyi geçirirken bir el uzandı gözümle dizimin arasına. kafayı kaldırmamla hayrullah'ın kulağıma asılıp marsa doğru çekiştirmesi bir oldu. kulağımın kafamdan ayrılmasına engel olmak için çekiştirilen yere doğru koşar adım gitmek zorunda kalmıştım, kendimi tahtanın önünde buldum.
- eyyllahım baa çücuk, sen naa kopya çekarsın baa. (sol yanağa şamar)
- eyyllahım baa bu naasıl şey baa (sağ yanağa şamar-kulakla karışık)
- sen utanmaz mısın baa (sol yanağa ters şamar)
- sen, sen sen nassıı bi çücuksun baa büüle (kulağımdan çekerek kafamı iki kere tahtaya vurdu ibine)
- git yerina baa, git göözümün önünden.
(koşar adım yerime doğru gidiyorum ama dünya dönüyor, yediğim sopanın beynimdeki etkisi hala devam ediyor)
neyse efenim yerime geçtikten sonra, diğer kopya bölgelerime başvurup kağıdı yine dolduruyorum.
böyle bir anı işte.
ilk sınav. tabii tanımıyoruz öğretmenleri bu konularda.
sosyal bilgiler öğretmenimiz "macır hayrullah" aynı zamanda trafik dersimize de giriyordu. trafik sınavında çantadaki defterden baka baka 80'i doğrultmuştuk.
nereden bilebilirim ki adamın asıl branşında külyutmaz kesileceğini.
geldi çattı sosyal bilgiler sınavı. tabi ben döşedim kopyaları. kağıda, silgiye, kaleme, kalemliğe, sıraya.. kafaya koydum bu adam mal, her türlü kopya çeker 100'ü yapıştırırım.
daha sınavın ilk dakikalarında ben malı; çıkarmışım koca a4 kağıdını, katlarını açıyorum haşır huşur sesler çıkıyor dizimin üstüne koyuyorum. neymiş efenim dizime baka baka dolduracakmışım sınav kağıdını! bok doldurursun, daha ilk cümleyi geçirirken bir el uzandı gözümle dizimin arasına. kafayı kaldırmamla hayrullah'ın kulağıma asılıp marsa doğru çekiştirmesi bir oldu. kulağımın kafamdan ayrılmasına engel olmak için çekiştirilen yere doğru koşar adım gitmek zorunda kalmıştım, kendimi tahtanın önünde buldum.
- eyyllahım baa çücuk, sen naa kopya çekarsın baa. (sol yanağa şamar)
- eyyllahım baa bu naasıl şey baa (sağ yanağa şamar-kulakla karışık)
- sen utanmaz mısın baa (sol yanağa ters şamar)
- sen, sen sen nassıı bi çücuksun baa büüle (kulağımdan çekerek kafamı iki kere tahtaya vurdu ibine)
- git yerina baa, git göözümün önünden.
(koşar adım yerime doğru gidiyorum ama dünya dönüyor, yediğim sopanın beynimdeki etkisi hala devam ediyor)
neyse efenim yerime geçtikten sonra, diğer kopya bölgelerime başvurup kağıdı yine dolduruyorum.
böyle bir anı işte.
devamını gör...
cinsiyetçi başlık ve abazan troller sorunsalı
bu sözlüğe giriş yapma nedenim tamamı ile formatının çok daha entelektüel bir guruhun bulunduğuna inanmamdı. ama malesef ki sözlüğü cinsiyetçi başlıklarla kirleten bir güruh var. oldukça rahatsız edici bir durum. bu tarz entrylerin moderatörler tarafından kapatılması gerekli diye düşünüyorum. bir de abaza troller var ki siteyi mahvediyorlar. bu trollere prim vermemeli diye düşünüyrum. sitenin kalitesini düşürüyorlar.
(bkz: sözlüğün ekşi sözlük'e dönüşmesinden korkmak)
(bkz: sözlüğün ekşi sözlük'e dönüşmesinden korkmak)
devamını gör...
crysknife
dune evreninden bir nesne. yaklaşık 20 cm uzunluğunda bir bıçak olarak tasvir edilir. elde ediliş biçimi ise hayli ilginçtir. bu bıçaklar sadece arrakis gezegeninde yaşayan kum solucanlarının dişlerinden yapılır. yerel halk olan fremenler, ölü solucanın dişlerini söküp şekillendirerek üretir bu bıçakları. genelde beyaz renkte olan bu bıçakların, yapısı itibariyle hafifçe parladığı da bilinir. bir görsel;

genelde ucunda bir zehir olacak şekilde kullanılır. kullanılan zehirlerin çok etkili olduğu bilinmekte.
türkçeye çevirisi; hançer-ül figân veya billurbıçak çeklinde yapılmış. şahsen iki çeviri de hoş olmuş. yine de billurbıçak, aslına daha uygun bir çeviri gibi.
söz konusu bu bıçaklar, fremenler için kutsal sayılırlar. çok az sayıda olması ve şeyh hulud’dan geliyor olması nedeni ile değeri daha da artıyor. bir fremen ve billurbıçak birbirinden ayrı düşünülemez derler. pek tabii bu kutsal nesne, yabancılara gösterilmemektedir. bir fremen değilseniz, bu bıçağa sahip olmak bir yana, göremiyorsunuz bile. gördüğünüz durumlarda ise ölüme çok yakınsınız demektir.
bir diğer husus, bu bıçaklar çekildiğinde, kan akıtılmadan kınına sokulmaz. ki bu kural çok sıkı denetlenir.
billurbıçaklar iki çeşittir. mühürlü ve mühürsüz. mühürlü bıçaklar, sahibinin elektriksel alanından dışarı çıkarılamayacak şekilde üretilmiştir. bu durum, bu bıçakların başkalarının elinde kullanışsız olması ve depolanamaması demektir. bu elektriksel alandan çıkan bıçaklar çabucak deforme olurlar.
mühürsüz bıçaklar ise bir kullanıcıya bağlı olmayan bıçaklardır. depolanabilirler.
peki neden bıçak?
dune evreninin en yaygın teknolojilerinden olan holtzman kalkanı teknolojisinden ötürü, bıçak kullanımı elzemdir. kalkanı aktif olan kişiye karşı lazer silah yahut benzeri patlayıcı nesneler kullanılamaz zira kullanıldığı takdirde atom bombası etkisi gösterir. böyle bir patlamayı ise kimse göze alamaz.
hal böyle olunca, en etkili ve kullanışlı alet olarak bu bıçaklar öne çıkıyor.
söz konusu kalkanlar gelen tüm darbeleri emecek ya da geri püskürtecek bir yapıdadır. tek zayıflığı ise bıçak gibi yavaş kullanılan nesneler, doğal hareketler statüsünde olduğu için, kalkanaktive olmadan delip geçebiliyor.
hem çölde holtzman kalkanının tetiklenmesi demek, tüm solucanlar için açık davetiye gibidir. çünkü solucanlar bu kalkan aktif olunca çıkan sesten fazlasıyla etkilenirler ve direkt sesin kaynağına gidip yoketmeye çalışırlar.
minik bi spoiler’lı kısım;
dune evreninde zaman geçtikçe bu bıçakların sayısı azalmıştır. hatta öyle bir an gelir ki, sahteleri üretilmeye başlanır. bu sahte bıçaklar bile sadece üst düzey kişilerde bulunur. fakat ikinci leto’nun gerçek bir billurbıçağı olduğu bilinmekte.

genelde ucunda bir zehir olacak şekilde kullanılır. kullanılan zehirlerin çok etkili olduğu bilinmekte.
türkçeye çevirisi; hançer-ül figân veya billurbıçak çeklinde yapılmış. şahsen iki çeviri de hoş olmuş. yine de billurbıçak, aslına daha uygun bir çeviri gibi.
söz konusu bu bıçaklar, fremenler için kutsal sayılırlar. çok az sayıda olması ve şeyh hulud’dan geliyor olması nedeni ile değeri daha da artıyor. bir fremen ve billurbıçak birbirinden ayrı düşünülemez derler. pek tabii bu kutsal nesne, yabancılara gösterilmemektedir. bir fremen değilseniz, bu bıçağa sahip olmak bir yana, göremiyorsunuz bile. gördüğünüz durumlarda ise ölüme çok yakınsınız demektir.
bir diğer husus, bu bıçaklar çekildiğinde, kan akıtılmadan kınına sokulmaz. ki bu kural çok sıkı denetlenir.
billurbıçaklar iki çeşittir. mühürlü ve mühürsüz. mühürlü bıçaklar, sahibinin elektriksel alanından dışarı çıkarılamayacak şekilde üretilmiştir. bu durum, bu bıçakların başkalarının elinde kullanışsız olması ve depolanamaması demektir. bu elektriksel alandan çıkan bıçaklar çabucak deforme olurlar.
mühürsüz bıçaklar ise bir kullanıcıya bağlı olmayan bıçaklardır. depolanabilirler.
peki neden bıçak?
dune evreninin en yaygın teknolojilerinden olan holtzman kalkanı teknolojisinden ötürü, bıçak kullanımı elzemdir. kalkanı aktif olan kişiye karşı lazer silah yahut benzeri patlayıcı nesneler kullanılamaz zira kullanıldığı takdirde atom bombası etkisi gösterir. böyle bir patlamayı ise kimse göze alamaz.
hal böyle olunca, en etkili ve kullanışlı alet olarak bu bıçaklar öne çıkıyor.
söz konusu kalkanlar gelen tüm darbeleri emecek ya da geri püskürtecek bir yapıdadır. tek zayıflığı ise bıçak gibi yavaş kullanılan nesneler, doğal hareketler statüsünde olduğu için, kalkanaktive olmadan delip geçebiliyor.
hem çölde holtzman kalkanının tetiklenmesi demek, tüm solucanlar için açık davetiye gibidir. çünkü solucanlar bu kalkan aktif olunca çıkan sesten fazlasıyla etkilenirler ve direkt sesin kaynağına gidip yoketmeye çalışırlar.
minik bi spoiler’lı kısım;
dune evreninde zaman geçtikçe bu bıçakların sayısı azalmıştır. hatta öyle bir an gelir ki, sahteleri üretilmeye başlanır. bu sahte bıçaklar bile sadece üst düzey kişilerde bulunur. fakat ikinci leto’nun gerçek bir billurbıçağı olduğu bilinmekte.
devamını gör...
yazarların unutamadıkları dizi replikleri
" bütün aldığı eğitim kendisini deşifre etmemek üzerine. o bizi bulmak istemedikten sonra biz onu bulamayız" doğu eşrefoğlu
devamını gör...
bal porsuğu (yazar)
üzüldüm, çok sevdiğim bir yazardı. arada iki kelam ederdik, bir tanım hakkında birkaç kelime edip sonra birbirimize naifçe iyi dileklerde bulunduğumuz kısa sohbetlerimiz dışında bir zararını görmedim. uzuuuun emek dolu tanımlarını severdim ve o da devamlı benim üşengeç hazır cevap kısa tanımlarımı beğenirdi. ağa belli paşa belli, uzaklaştırmış yönetim karar almış saygı duyarım. ama naçizane fikrim olarak yani burada yazarlar ne kadar anonimliği tercih ediyor ise bunu özgürlük olarak görüyor ise sözlük de az anonimleşmeli. yani bireysel çatışmalar konular bu kadar göze sokulmamalı. sözlük bir bireyselleşmekten ziyade daha yapısal bir oluşum imajına sahip olmalı. sevgili yazar bir şeye kızmış, milleti galeyana getirmiş onlarda uzaklaşmış falan bana saçma geliyor. yahu zaten birinin organize olmasıyla buradan uzaklaşacak insan gitsin zaten alüminyum! burası birey olma lüksümüzün reel dünyada dışa vuramadığımız safra kısmı, bu yüzden keyifli. özleyeceğim kendisini...
devamını gör...
en gurur duyulan yazarlık ilkesi
çoğu kişinin okumadığını bildiğim konuları, az kişi bile olsa okuyan var diyerek yazmaya devam etmekteki ısrarım ve kalan zamanlarda da ölçülü şekilde boş yapmak...
devamını gör...
koronavirüs aşısı ücretsiz mi yapılacak sorunsalı
aşı sağlam olsun da ücretli olsun dedirten sorunsal.
devamını gör...
büyük ev ablukada
son zamanlarda ününe ün katmayı başarabilen alternatif indie rock grubu. hatta indie rock grupları içerisinde en başarılı ve en popülerleri demek yanlış olmaz sanırım.
2012 çıkışlı ful faça albümleri ve 2017 çıkışlı fırtınayt albümlerinin yanı sıra, bir de ay şuram hala ağrıyor isimlerinde bir albümleri bulunmaktadır ki, konser kaydıdır.
2012 çıkışlı ful faça albümleri ve 2017 çıkışlı fırtınayt albümlerinin yanı sıra, bir de ay şuram hala ağrıyor isimlerinde bir albümleri bulunmaktadır ki, konser kaydıdır.
devamını gör...
şimdi sevişme vakti
bir (bkz: sait faik abasıyanık) şiiri.
çıplak heykeller yapmalıyım.
çırılçıplak heykeller
nefis rüyalarınız için
ey önünden geçen ak sakallı
kasketli,
yırtık mintanından adaleleri
gözüken
dilenci
sana önce
şiirlerin tadını
aşkların tadını
kitaplardan tattırmalıyım
resimlerden duyurmalıyım,
resimlerden...
şu oğlan çocuğuna bak
fırça sallıyor
kokmuş manifaturacının ayağına
dörtyüzbin tekliğinden
on kuruş verecek.
seni satmam çocuğum
dörtyüzbin tekliğe.
ne güzel kaşların var
ne güzel bileklerin
hele ne ellerin var, ne ellerin
söylemeliyim
yok
yok... meydanlarda
bağırmalıyım,
bu küçük
güllerin buram buram tüttüğü
anadolu şehri kahvesinde
kiraz mevsiminin
sevişme vakti olduğunu.
resimler seyrettirmeli, şiirler
okutturmalıyım.
baygınlık getiren şiirler.
kiraz mevsimi, kiraz
küfelerle dolu pazar.
zambaklar geçiriyor bir kadın.
bir kadın bir bakraç yoğurt
götürüyor
sallıyor boyacı çocuğu fırçasını
belediye kahvesinde hakla o eski,
o yalancı
o biçimsiz bizans şarkısı.
sana nasıl bulsam, nasıl bilsem
nasıl etsem, nasıl yapsam da
meydanlarda bağırsam
sokak başlarında sazımı çalsam
anlatsam şu kiraz mevsiminin
para kazanmak mevsimi değil
sevişme vakti olduğunu...
bir kere duyursam hele
güzelliğini, tadını,
sonra oturup hüngür hüngür
ağlasam
boş geçirdiğim bağırmadığım
sustuğum günlere
mezarımda bu güzel, uzun kaşlı
boyacı çocuğunun
oğlu bir şiir okusa
karacaoğlan'dan
orhan veli'den
yunus'tan, yunus'tan...
çıplak heykeller yapmalıyım.
çırılçıplak heykeller
nefis rüyalarınız için
ey önünden geçen ak sakallı
kasketli,
yırtık mintanından adaleleri
gözüken
dilenci
sana önce
şiirlerin tadını
aşkların tadını
kitaplardan tattırmalıyım
resimlerden duyurmalıyım,
resimlerden...
şu oğlan çocuğuna bak
fırça sallıyor
kokmuş manifaturacının ayağına
dörtyüzbin tekliğinden
on kuruş verecek.
seni satmam çocuğum
dörtyüzbin tekliğe.
ne güzel kaşların var
ne güzel bileklerin
hele ne ellerin var, ne ellerin
söylemeliyim
yok
yok... meydanlarda
bağırmalıyım,
bu küçük
güllerin buram buram tüttüğü
anadolu şehri kahvesinde
kiraz mevsiminin
sevişme vakti olduğunu.
resimler seyrettirmeli, şiirler
okutturmalıyım.
baygınlık getiren şiirler.
kiraz mevsimi, kiraz
küfelerle dolu pazar.
zambaklar geçiriyor bir kadın.
bir kadın bir bakraç yoğurt
götürüyor
sallıyor boyacı çocuğu fırçasını
belediye kahvesinde hakla o eski,
o yalancı
o biçimsiz bizans şarkısı.
sana nasıl bulsam, nasıl bilsem
nasıl etsem, nasıl yapsam da
meydanlarda bağırsam
sokak başlarında sazımı çalsam
anlatsam şu kiraz mevsiminin
para kazanmak mevsimi değil
sevişme vakti olduğunu...
bir kere duyursam hele
güzelliğini, tadını,
sonra oturup hüngür hüngür
ağlasam
boş geçirdiğim bağırmadığım
sustuğum günlere
mezarımda bu güzel, uzun kaşlı
boyacı çocuğunun
oğlu bir şiir okusa
karacaoğlan'dan
orhan veli'den
yunus'tan, yunus'tan...
devamını gör...
kaplumbağalar da uçar
savaşın, yokluğun, biz gözü dönmüş iğrenç insanların hırslarının çocukları nasıl etkilediğini kalplerimize gösteren bir film. izlenilmesi gereken ve fakat izlendikten sonra insanın aklından uzun süre çıkmayacak olan bir film. ben mesela kolları olmayan çocuğun gözyaşlarını silmeye çalışması anında kahrolmuştum. ya da gencecik kızın intiharında..
devamını gör...
hayatı güzelleştiren ufak detaylar
sabah uyandığında kulağa gelen kuş cıvıltısı.
devamını gör...
beğeni alınca mutlu olan yazar
aha bu ben işte
devamını gör...
