burçlarla ilgili az bilinenler
teraziler dengesizdir fakat dengesizlikten kastedilen aslında en doğrusunu seçmek için yaptığımız kararsızlıktır.
yüzyüzeyken konuşuruz-uykusuz ve dengesiz
yüzyüzeyken konuşuruz-uykusuz ve dengesiz
devamını gör...
asch deneyi
modern ve zamana uygun görünme baskısı bizi uyum göstermeye zorlar. belki de farkında olmadan sizi sarıp sarmalayan kurallardan kurtulmanın ve istediğiniz kararları verebileceğinizi fark etmenin zamanı gelmiştir. başkalarına benzer kıyafetler giyeriz, sevmesek de kahve içmeden duramayacağımızı düşünürüz, arkadaşlarımızın çalma listelerine benzer müzikler dinleriz.sadece başkaları bizimle ilgili iyi düşünsün diye.
deneyde katılımcılardan birinin bildirdiği bir husus var. herkesin bir şeyi söylemesi bize genellikle yanlış olabileceğimizi hissettiriyor. bu da kendimizden şüphe duymamıza neden oluyor ve hissettiğimiz baskıyı artırıyor.kendimize haklı olduğumuza inanacak kadar güvenmiyoruz.
deneyde katılımcılardan birinin bildirdiği bir husus var. herkesin bir şeyi söylemesi bize genellikle yanlış olabileceğimizi hissettiriyor. bu da kendimizden şüphe duymamıza neden oluyor ve hissettiğimiz baskıyı artırıyor.kendimize haklı olduğumuza inanacak kadar güvenmiyoruz.
devamını gör...
müslümanların en büyük hataları
- inandıkları dinin kitabını yani kuran’ı okumak yerine hacı, hoca, sarıklı şarlatanların sözlerine inanmaları en büyük sorunları bence.
- bir de fark ettiğim büyük sorunlardan birisi hadislere, sünnetlere ve rivayetlere sahip çıktıkları kadar ayetlere sahip çıkmamaları. mesela “cuma namazına giderken camiye sağ ayak ile giriniz” tarzı bir hadisi ya da rivayeti ya da sünneti canla başla yaşatmaya devam ederlerken, “kul hakkı yemeyiniz” konulu ayet pek de umurlarında olmuyor çoğunun.
- hoşgörü dini olan islamiyete mensup bireyler olarak çok fazla hoşgörüsüz davranmaları. bencil olmaları.
- ikiyüzlü olmaları konusu kişiye göre değişir fakat bir çok konuda karşı çıktıkları durumları “kendi cemaatlerinden, tarikatlarından biri yapınca” yapan bizdense sorun yok diyerek doğru saymaları büyük sorunlardan biri.
- bir de en büyük sorun var ki o da kula kulluk etmek mevzusu. birilerini çok yüksek ve yüce görmek durumu. bu durum da beraberinde “islamda yeri olmayan” tarikatlari ve cemaatleri getiriyor.
- bir de fark ettiğim büyük sorunlardan birisi hadislere, sünnetlere ve rivayetlere sahip çıktıkları kadar ayetlere sahip çıkmamaları. mesela “cuma namazına giderken camiye sağ ayak ile giriniz” tarzı bir hadisi ya da rivayeti ya da sünneti canla başla yaşatmaya devam ederlerken, “kul hakkı yemeyiniz” konulu ayet pek de umurlarında olmuyor çoğunun.
- hoşgörü dini olan islamiyete mensup bireyler olarak çok fazla hoşgörüsüz davranmaları. bencil olmaları.
- ikiyüzlü olmaları konusu kişiye göre değişir fakat bir çok konuda karşı çıktıkları durumları “kendi cemaatlerinden, tarikatlarından biri yapınca” yapan bizdense sorun yok diyerek doğru saymaları büyük sorunlardan biri.
- bir de en büyük sorun var ki o da kula kulluk etmek mevzusu. birilerini çok yüksek ve yüce görmek durumu. bu durum da beraberinde “islamda yeri olmayan” tarikatlari ve cemaatleri getiriyor.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
yeşil
dinliyor, büyüyor
bana gölge
sana engel
saklıyor
sakladığını zannediyor
ince
uzun
aheste
görsen
nasıl salınıyor
kelimeler dans ediyor
yazamıyorum
seni bulunca
gözlerim kamaşıyor...
dinliyor, büyüyor
bana gölge
sana engel
saklıyor
sakladığını zannediyor
ince
uzun
aheste
görsen
nasıl salınıyor
kelimeler dans ediyor
yazamıyorum
seni bulunca
gözlerim kamaşıyor...
devamını gör...
bal yerine reçel yapan arı (yazar)
en sevimli mahlaslardan birine sahip yazar.hoş tanımlara imza atmıştır.
devamını gör...
cayuse
eskiden a.b.d'nin oregon eyaletinin kuzey doğusu ve washington eyaletinin güney doğusunda yaşayan, cayuse dili konuşan bir kızılderili kabilesidir.
birçok kızılderili kabilesi, aslında aynı dil ailesinin değişik boylarıdır. ama cayuse kabilesi istisnadır, çünkü konuştukları dil hiçbir kabile diline benzemiyor.
kendilerine liksiyu derler ama fransız'lar onlara cailloux demişler ve kelime döne dolaşa cayuse diye kaydedilmiş. beyazlarla ilk tanıştıkları sıralarda ele geçirdikleri atları yetiştirerek büyük sürüler sahibi olmuşlar ve etraftaki kabilelere karşı üstünlük sağlamışlardı.
beyazlar topraklarına geldiklerinde, ticaret yapmışlar iyi ilişkiler kurmuşlardı. ama bir misyoner grubunun ilgilendiği cayuse'ler salgın hastalıktan ölmeye başlayınca, misyonerlerin onları zehirlediğini düşündüler. misyoner binalarına saldırıp 13 kişiyi öldürüp, 54 kişiyide esir ettiler. olayın duyulması üzerine a.b.d ordusu ve sivil yerleşimciler cayuse'lere saldırmaya başladı. bu arada başka kabilelerde olaylarla ilgisi olmamasına rağmen saldırıya uğradı. sonunda cayuse'ler teslim oldu ama bu olayı bahane eden a.b.d hükümeti tarafından topraklarını satmaya zorlandılar.
1855'te, topraklarına el koyan ve rezervasyonda yaşamaya zorlayan antlaşmayı mecburen kabul ettiler. bugün oregon'da bulunan o rezervasyonda yaşıyorlar.
birçok kızılderili kabilesi, aslında aynı dil ailesinin değişik boylarıdır. ama cayuse kabilesi istisnadır, çünkü konuştukları dil hiçbir kabile diline benzemiyor.
kendilerine liksiyu derler ama fransız'lar onlara cailloux demişler ve kelime döne dolaşa cayuse diye kaydedilmiş. beyazlarla ilk tanıştıkları sıralarda ele geçirdikleri atları yetiştirerek büyük sürüler sahibi olmuşlar ve etraftaki kabilelere karşı üstünlük sağlamışlardı.
beyazlar topraklarına geldiklerinde, ticaret yapmışlar iyi ilişkiler kurmuşlardı. ama bir misyoner grubunun ilgilendiği cayuse'ler salgın hastalıktan ölmeye başlayınca, misyonerlerin onları zehirlediğini düşündüler. misyoner binalarına saldırıp 13 kişiyi öldürüp, 54 kişiyide esir ettiler. olayın duyulması üzerine a.b.d ordusu ve sivil yerleşimciler cayuse'lere saldırmaya başladı. bu arada başka kabilelerde olaylarla ilgisi olmamasına rağmen saldırıya uğradı. sonunda cayuse'ler teslim oldu ama bu olayı bahane eden a.b.d hükümeti tarafından topraklarını satmaya zorlandılar.
1855'te, topraklarına el koyan ve rezervasyonda yaşamaya zorlayan antlaşmayı mecburen kabul ettiler. bugün oregon'da bulunan o rezervasyonda yaşıyorlar.
devamını gör...
wilson ilkeleri
amerikalı tarihçi edward hallett carr tarafından yerden yere vurulan ilkeler. carr, the twenty years' crisis isimli eserinde bu ilkelerin, bu ilkelerin altında yatan amaçların ve woodrow wilson'ın düşünce sisteminin eleştirisini sert bir biçimde yapıyor. aberystwyth üniversitesi’nde wilson'u onurlandırmak için kurulmuş olan wilson kürsüsünü elde eden carr'ın düşüncelerini bu denli katılaştıran bir kaç ufak detaya değinmeden geçmek olmaz.
carr’ın liberalizme karşı eleştirel bir tutum benimsemesine sebep olan olayların ilk tohumu paris barış konferansı sırasında atıldı. konferansa katılan ingiliz heyetinde yer alan carr, bu vasıtayla amerikalılarla temaslarda bulundu. amerikalıların ve abd başkanı wilson’un liberal ve ahlaki bir söylemle gerçek
niyetlerini, yani rakiplerini kontrol altında tutmayı arzularını, saklamaya çalıştıklarını düşündü (cox, 1999: 646). birinci dünya savaşı sonrası sistemin üzerine inşa edildiği ütopyacı ilkelerin bir diğer sorunu ise uluslararası ahlak teorileri ile birlikte belirli bir grup devletin üstünlüğünü ebedi hale getirmek üzere
araçsallaştırılmış olmalarıydı. dolayısıyla mutlak ve evrensel olarak görünen ilkeler aslında ulusal çıkarların belirli bir şekilde yorumlanmasından başka bir amaca hizmet edememişlerdir (carr, 1946: 79, 87).
carr, birinci dünya savaşı sonrası düzenin yıkılmasına sebep olan şey insanların aptallıkla ve kötülükle davranmayı tercih ederek doğru ilkeleri uygulamayı reddetmesi değil de belki de
ilkelerin uygulanamaz ve yanlış olması tespitinde bulunur. 19. yüzyılda üretilen çözümlerin, temelde ütopyacılık olarak
adlandırdığı liberalizmin, birinci dünya savaşı sonrası siyasette temel düzenleyici ilke olarak kabul edilmesine itiraz etmiştir. carr tarafından kullanım ömrünü tamamlayan bir ilke olarak
tanımlanan liberalizmin, içinde bulunulan dönemdeki sorunlara çözüm olabilmesi imkânsızdı. dolayısıyla yeni bir denge oluşturmak adına geçmiş geleneklerden kurtulmak ve yeni gelenekler üretmek gerekliydi. bunun için de dönemde baskın olan sosyal ve ekonomik koşulların iyi bir şekilde
analiz edilmesi gerekiyordu (cemgil, 2015: 23, 47).
aydın iktisat fakültesi dergisi - e.h. carr’ın “yirmi yıl krizi 1919-1939” kitabında birinci dünya savaşı ve sonrası düzen
carr’ın liberalizme karşı eleştirel bir tutum benimsemesine sebep olan olayların ilk tohumu paris barış konferansı sırasında atıldı. konferansa katılan ingiliz heyetinde yer alan carr, bu vasıtayla amerikalılarla temaslarda bulundu. amerikalıların ve abd başkanı wilson’un liberal ve ahlaki bir söylemle gerçek
niyetlerini, yani rakiplerini kontrol altında tutmayı arzularını, saklamaya çalıştıklarını düşündü (cox, 1999: 646). birinci dünya savaşı sonrası sistemin üzerine inşa edildiği ütopyacı ilkelerin bir diğer sorunu ise uluslararası ahlak teorileri ile birlikte belirli bir grup devletin üstünlüğünü ebedi hale getirmek üzere
araçsallaştırılmış olmalarıydı. dolayısıyla mutlak ve evrensel olarak görünen ilkeler aslında ulusal çıkarların belirli bir şekilde yorumlanmasından başka bir amaca hizmet edememişlerdir (carr, 1946: 79, 87).
carr, birinci dünya savaşı sonrası düzenin yıkılmasına sebep olan şey insanların aptallıkla ve kötülükle davranmayı tercih ederek doğru ilkeleri uygulamayı reddetmesi değil de belki de
ilkelerin uygulanamaz ve yanlış olması tespitinde bulunur. 19. yüzyılda üretilen çözümlerin, temelde ütopyacılık olarak
adlandırdığı liberalizmin, birinci dünya savaşı sonrası siyasette temel düzenleyici ilke olarak kabul edilmesine itiraz etmiştir. carr tarafından kullanım ömrünü tamamlayan bir ilke olarak
tanımlanan liberalizmin, içinde bulunulan dönemdeki sorunlara çözüm olabilmesi imkânsızdı. dolayısıyla yeni bir denge oluşturmak adına geçmiş geleneklerden kurtulmak ve yeni gelenekler üretmek gerekliydi. bunun için de dönemde baskın olan sosyal ve ekonomik koşulların iyi bir şekilde
analiz edilmesi gerekiyordu (cemgil, 2015: 23, 47).
aydın iktisat fakültesi dergisi - e.h. carr’ın “yirmi yıl krizi 1919-1939” kitabında birinci dünya savaşı ve sonrası düzen
devamını gör...
lila
renk, adını leylak* çiçeğinden -uçlarında hafif pembemsi bir renk tonu olan açık mor çiçek- alır.

on dokuzuncu yüzyılda avrupa'da, yasın son aşamalarını belirtmek için giysilerde soluk lila kullanılırdı. yasın başlangıç aşamaları elbette siyah renkle belirtiliyordu. bir yıl sonra, beyaz, lila ve lavanta rengi elbiseler, yas tutanlar için kabul edilebilir kıyafetler haline geldi.
aşk dilinde leylaklar, sevginin ilk heyecanlarını simgeler ve genelde flörtün başında verilir. leylakların çiçek açması genellikle ilkbaharı başlattığından, sevgilinize leylak çiçekleri vermek, duygularınızın da adeta çiçekler gibi filizlendiğini gösterir.
lila, açık bir mor tonu olarak kategorize edilir. ancak farklı tonları bulunmaktadır.
zengin, soluk ve derin, lila renginin üç alt kategorisidir. soluk lila neredeyse beyazdır, derin lila ise saf mora daha yakındır.
lila genellikle şefkat, duygusallık ve besleyici olmak gibi kadınsı niteliklerle güçlü bağlantılara sahiptir. bu kadınlık, başkalarının ihtiyaçlarını kendilerinin önüne koyma, yardımseverlik ve çatışmalardan kaçınma şeklinde kendini gösterir.
leylakların uçlarındaki hafif pembemsi renk, olgunlaşmamışlığı ve kararsızlığı temsil eder.
ters bir bakımdan ise, rengin benzersizliği, öne çıkma ve kalabalığa karşı çıkma isteği anlamına gelir. duyguların veya kişiliğin ifadesi insanların fikirlerinden daha önemlidir.
kişinin duygularını ön plana çıkarması bazen duygusal kontrol kaybına neden olabilir ve bu da olgunlaşmamışlığa kadar uzanır.
renk psikolojisine göre, lila rengi genellikle dostluk, açık fikirlilik, olgunlaşmamışlık ve dışa dönüklük gibi niteliklerle ilişkilendirilir. rengin, duygusal ifadeyi teşvik ederek antisosyal davranışı ve saldırganlığı azaltmaya yardımcı olduğu söylenmektedir.
lila rengi, anı yaşamak, girişken olmak ve farklı düşünme biçimlerine açık olmak anlamına gelir. pek çok farklı bakış açısına ve öneriye açık olmak bazen kararsızlığa yol açabilir.
en sevdiğiniz renk lila ise:
* duygusal
* dışa dönük
* alışılmadık
* olgunlaşmamış ve
* dışa yönelik düşünen birisi olabilirsiniz.
mavi ve kırmızıların olduğu bir dünyada lila nadirdir ve zor bulunur. belki de bu, yılda sadece bir kez kısa bir süre çiçek açan leylak ağaçlarına olan hayranlığımızın nedeninin ta kendisidir.
kaynak

on dokuzuncu yüzyılda avrupa'da, yasın son aşamalarını belirtmek için giysilerde soluk lila kullanılırdı. yasın başlangıç aşamaları elbette siyah renkle belirtiliyordu. bir yıl sonra, beyaz, lila ve lavanta rengi elbiseler, yas tutanlar için kabul edilebilir kıyafetler haline geldi.
aşk dilinde leylaklar, sevginin ilk heyecanlarını simgeler ve genelde flörtün başında verilir. leylakların çiçek açması genellikle ilkbaharı başlattığından, sevgilinize leylak çiçekleri vermek, duygularınızın da adeta çiçekler gibi filizlendiğini gösterir.
lila, açık bir mor tonu olarak kategorize edilir. ancak farklı tonları bulunmaktadır.
zengin, soluk ve derin, lila renginin üç alt kategorisidir. soluk lila neredeyse beyazdır, derin lila ise saf mora daha yakındır.
lila genellikle şefkat, duygusallık ve besleyici olmak gibi kadınsı niteliklerle güçlü bağlantılara sahiptir. bu kadınlık, başkalarının ihtiyaçlarını kendilerinin önüne koyma, yardımseverlik ve çatışmalardan kaçınma şeklinde kendini gösterir.
leylakların uçlarındaki hafif pembemsi renk, olgunlaşmamışlığı ve kararsızlığı temsil eder.
ters bir bakımdan ise, rengin benzersizliği, öne çıkma ve kalabalığa karşı çıkma isteği anlamına gelir. duyguların veya kişiliğin ifadesi insanların fikirlerinden daha önemlidir.
kişinin duygularını ön plana çıkarması bazen duygusal kontrol kaybına neden olabilir ve bu da olgunlaşmamışlığa kadar uzanır.
renk psikolojisine göre, lila rengi genellikle dostluk, açık fikirlilik, olgunlaşmamışlık ve dışa dönüklük gibi niteliklerle ilişkilendirilir. rengin, duygusal ifadeyi teşvik ederek antisosyal davranışı ve saldırganlığı azaltmaya yardımcı olduğu söylenmektedir.
lila rengi, anı yaşamak, girişken olmak ve farklı düşünme biçimlerine açık olmak anlamına gelir. pek çok farklı bakış açısına ve öneriye açık olmak bazen kararsızlığa yol açabilir.
en sevdiğiniz renk lila ise:
* duygusal
* dışa dönük
* alışılmadık
* olgunlaşmamış ve
* dışa yönelik düşünen birisi olabilirsiniz.
mavi ve kırmızıların olduğu bir dünyada lila nadirdir ve zor bulunur. belki de bu, yılda sadece bir kez kısa bir süre çiçek açan leylak ağaçlarına olan hayranlığımızın nedeninin ta kendisidir.
kaynak
devamını gör...
dünyanın en yakışıklı erkeği olduğu düşünülen erkekler
henry cavill denen herif acayip yakışıklı bir adam kesinlikle odur demek istediğim başlık.
devamını gör...
islam barış dinidir
hem etimolojik olarak hem yaşayış olarak doğru olan bir önerme başlığı.
islam arapça barış anlamına gelen selm kelimesine dayanır.
müslüman ise allah'a teslim olan demektir.
abdest alıp 5 vakit namaz kılmaya üşenen
ramazan'da kim aç duracak deyip dine çamur atmayla işin kolayına kaçanlar
bırakın bu işleri.
sizin dininiz size benim dinim banadır
kafirun suresi 6.ayet
japon 35 abime ve kabul eden herkese hayırlı cumalar .
islam arapça barış anlamına gelen selm kelimesine dayanır.
müslüman ise allah'a teslim olan demektir.
abdest alıp 5 vakit namaz kılmaya üşenen
ramazan'da kim aç duracak deyip dine çamur atmayla işin kolayına kaçanlar
bırakın bu işleri.
sizin dininiz size benim dinim banadır
kafirun suresi 6.ayet
japon 35 abime ve kabul eden herkese hayırlı cumalar .
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük.

bu saatte ne kadar güzel oluyor buralar.
çok az insan çok çok kedi...
sakin bir deniz havası, çiçekler böcekler.
doğa uyanıyor hadi doğa uyanıyor uyanmış ben niye telaş etmişim de erkenden yollara düşmüşüm.
çok sıcak çok acayip sıcak.
bugün yine çok işim var şaşılmayacak bir durum bunların hiç birini yapasım yok.
ölü mölü toprağı mı serpilmiş acep üzerime?
bu ara gereksiz bir durgunluk var üzerimde.
'bu durgun halin mi?' dediğinizi duyar gibiyim.
evet, bayağı hem de.
neyse gidemde az daha yatam.
güzel günlere...

bu saatte ne kadar güzel oluyor buralar.
çok az insan çok çok kedi...
sakin bir deniz havası, çiçekler böcekler.
doğa uyanıyor hadi doğa uyanıyor uyanmış ben niye telaş etmişim de erkenden yollara düşmüşüm.
çok sıcak çok acayip sıcak.
bugün yine çok işim var şaşılmayacak bir durum bunların hiç birini yapasım yok.
ölü mölü toprağı mı serpilmiş acep üzerime?
bu ara gereksiz bir durgunluk var üzerimde.
'bu durgun halin mi?' dediğinizi duyar gibiyim.
evet, bayağı hem de.
neyse gidemde az daha yatam.
güzel günlere...
devamını gör...
whatsapp'ta kimi başa sabitlediysen ona aitsin
sanırım hiç kimseye
devamını gör...
behiç ak
1956 doğumlu türk karikatürist, yazar ve belgesel film yönetmeni. behiç ak, yıldız üniversitesi ve itü'de mimarlık öğrenimi gördü. 1982’den beri karikatür çizmekte olan behiç ak, cumhuriyet gazetesi’nde “kim kime dum duma adlı çizgi bandı çizmistir. türkiye ve değişik ülkelerinde sergilenmiş tiyatro oyunları yazmıştır. çocuk kitapları odtü japonya, kore, almanya'da yayınlanmaktadır. ülkemizde çocuk kitaplari odtü ve günışığı yayınları tarafından yayımlanmaktadır.
galata'nin tembel martisi, bizim tombiş,ruzgar'in üstündeki şehir favori kitaplarındandır.
galata'nin tembel martisi, bizim tombiş,ruzgar'in üstündeki şehir favori kitaplarındandır.
devamını gör...
hangi winx perisisin sorusu
eskiden beri en sevdiğim çizgi filmlerdendir. ben bir müzik ve mor, lacivert renklerinin aşığı olduğum için ve kendimi hep ona daha yakın hissettiğim için musa'yım. bu arada evet musa diye yazılır, miusa diye okunur*.
devamını gör...
bay meraklı
italyan karikatürist osvaldo cavandoli tarafından yaratılan çizgi adamdır.

aslında bir reklam filmi için la linea’yı yaratan osvaldo cavandoli müthiş ilginin neticesinde la linea’yı bir çizgi film serisine dönüştürmeye karar verir.
bir anda ünü dünyanın dört bir yanına yayılan çizgi adam yayınlandığı her ülkede benzer adlarla anılırken türkiye’ye geldiğinde ismi bay meraklı olur ve türk halkı tarafından da çok sevilir.

bay meraklı, adıyla müsemma bir çizgi adamdır. her şeye burnunu sokan, her şeyi merak eden, durmadan bir aksiyon içinde yaşayan bir karakterdir. ikonik kahkahası her bölümde çınlasa da aslında çok sinirli de bir adamdır. tipik bir italyan olan la linea çizeriyle sürekli olarak kavga eder ve bağırıp çağırmaktan da geri durmaz.
tam üç sezon devam eden la linea hala hafızalarda yerini korurken bir dönem türkiye’de reklam filmlerinde de kullanılarak ününü hala koruduğunu ve türk halkı tarafından unutulmadığını göstermiştir.

la linea ölümsüzlüğe erişmiş olsa da çizeri osvaldo cavandoli 2007 yılında milano’da hayatını kaybetmiştir.

aslında bir reklam filmi için la linea’yı yaratan osvaldo cavandoli müthiş ilginin neticesinde la linea’yı bir çizgi film serisine dönüştürmeye karar verir.
bir anda ünü dünyanın dört bir yanına yayılan çizgi adam yayınlandığı her ülkede benzer adlarla anılırken türkiye’ye geldiğinde ismi bay meraklı olur ve türk halkı tarafından da çok sevilir.

bay meraklı, adıyla müsemma bir çizgi adamdır. her şeye burnunu sokan, her şeyi merak eden, durmadan bir aksiyon içinde yaşayan bir karakterdir. ikonik kahkahası her bölümde çınlasa da aslında çok sinirli de bir adamdır. tipik bir italyan olan la linea çizeriyle sürekli olarak kavga eder ve bağırıp çağırmaktan da geri durmaz.
tam üç sezon devam eden la linea hala hafızalarda yerini korurken bir dönem türkiye’de reklam filmlerinde de kullanılarak ününü hala koruduğunu ve türk halkı tarafından unutulmadığını göstermiştir.

la linea ölümsüzlüğe erişmiş olsa da çizeri osvaldo cavandoli 2007 yılında milano’da hayatını kaybetmiştir.
devamını gör...
z kuşağı bir kanser türüdür
her nesilde olduğu gibi z kuşağında da iyi ve kötü kitleler var. bunu inkar edemeyiz ama bunu sadece z kuşağına indirgemek de doğru olmaz dostlar. her kuşağın, her dönemin kendine göre zorlukları, iyi yönleri, kötü yönleri vardi. bütün suçu z kuşağına yüklemeyelim zira daha önümüzde yeni kuşaklar da var.*
devamını gör...



