bilinmeyen bir kadının mektubu
stefan zweig'in yazdığı, 1922 yılında yayınlanan ve sevmenin ağızdan çıkan birkaç kelimeden çok daha öte olduğunu bize gösteren ince bir kitap.
orijinal adı: brief einer unbekannten
eğer isminden dolayı kitaba ön yargı duyuyorsanız kesinlikle bu yargıyı yıkıp okumaya başlamalısınız. kitap adından da anlaşılacağı üzere bir kadının, kendisini bilmeyen birine yazmış olduğu mektuptan oluşuyor. ismini dahi bilmediğimiz bir kadının acılarına, umutlarına, hayal kırıklıklarına, sevinçlerine ve en masum hayallerine eşlik ediyoruz. zweig şu noktada zor bir işi başarmış bence, bir erkek olarak, karşı cinsiyetin duygu ve düşüncelerini gerçekten empati yaparak yazıya aktarmış. gerçi psikoloji bilgi birikimini bilmeyen yoktur. eserlerinde başarıyla kullanır.
kitap bittiğinde böyle güzel bir hikayeye eşlik ettiğim için büyük bir hüzün duymuştum. tabii sonlara doğru yeşilçam'a da bağlamadı değil fakat hoş bir acı his* bırakıyor okuduktan sonra.
fark ettim de kitabı tekrar okusam belki de basit bir platonik aşk hikayesi olarak görürüm. bu yüzden sanırım asla tekrar okumayacağım, okuduğum ilk zamandaki ilk hislerimi ve düşüncelerimi kaybetmemek için.
kendisine ''iyi olan şey unutulmaz, seni unutmayacağım'' denmesine rağmen hiç tanınmamış ve hiç hatırlanmamış bir kadının mektubuna bir şans vermenizi öneririm.
orijinal adı: brief einer unbekannten
eğer isminden dolayı kitaba ön yargı duyuyorsanız kesinlikle bu yargıyı yıkıp okumaya başlamalısınız. kitap adından da anlaşılacağı üzere bir kadının, kendisini bilmeyen birine yazmış olduğu mektuptan oluşuyor. ismini dahi bilmediğimiz bir kadının acılarına, umutlarına, hayal kırıklıklarına, sevinçlerine ve en masum hayallerine eşlik ediyoruz. zweig şu noktada zor bir işi başarmış bence, bir erkek olarak, karşı cinsiyetin duygu ve düşüncelerini gerçekten empati yaparak yazıya aktarmış. gerçi psikoloji bilgi birikimini bilmeyen yoktur. eserlerinde başarıyla kullanır.
kitap bittiğinde böyle güzel bir hikayeye eşlik ettiğim için büyük bir hüzün duymuştum. tabii sonlara doğru yeşilçam'a da bağlamadı değil fakat hoş bir acı his* bırakıyor okuduktan sonra.
fark ettim de kitabı tekrar okusam belki de basit bir platonik aşk hikayesi olarak görürüm. bu yüzden sanırım asla tekrar okumayacağım, okuduğum ilk zamandaki ilk hislerimi ve düşüncelerimi kaybetmemek için.
kendisine ''iyi olan şey unutulmaz, seni unutmayacağım'' denmesine rağmen hiç tanınmamış ve hiç hatırlanmamış bir kadının mektubuna bir şans vermenizi öneririm.
devamını gör...
müzik dinlerken gelen klip çekiyormuş hissi
uzun ve bir o kadar ilginç bir başlık ismi oldu ama bir tek bende mi oluşuyor bu hissiyat merak içerisindeyim. radyoda ya da başka bir yerden müzik dinlerken beğendiğiniz şarkıya bir yandan da mırıldanarak eşlik edersiniz. tabi bu sırada şarkının sözlerinin ya da bestesinin sizin haleti ruhiyenizde yarattığı etkilerle yavaş yavaş bahsettiğim moda sürüklenmeye başlarsınız. uzun uzun iç geçirmeler, ufuk çizgisine doğru kısık gözle bakış fırlatmalar, arabadaysanız direksiyona hafifçe vurup sağı solu kesmeler, kısacası kliplerde oyuncularda gördüğümüz hareketlerin benzerlerini biz de farkında olmadan yapmaya başlarız. o an orada bir kamera olsa da sizi çekse sonradan izleyip ulan ben napıyorum diyebilirsiniz. ilginç bir durumdur.
devamını gör...
ilkokulda dışlanmak
babamın iflası ile istanbul' a geldik.
ıstanbul bana mersin'den sonra vahşi hayvanlarla dolu bir orman gibiydi...
mersin'deki kolejden, başka bir şehirin fakir semtindeki ilköğretim okuluna gelmek ayrı travmayken; o varlıklı hayattan bu görülmemiş yokluğa düşmenin ağırlığı daha da zordu. beslenmeme koyacak ekmeği zor bulduğumuz zamanlardı.
8 yaşındaydım, ilk gün okula üstümde kolej üniformasıyla gittim. öğretmen 'yarın önlükle gel' dedi.
annemler o akşam bir komşumuzun çocuğunun eskimiş önlüğünü yakası olmadan, başka başka düğmeler dikerek bana uydurdular. tabi yeni olduğum yetmiyormuş gibi bir de fakir olunca dikkatler üstüme yöneldi. zaten yaşca hepsinden iki yaş küçüktüm. doktor raporu ile ıq'su yüksek denilerek 5,5 yaşında birinci sınıfa başlamıştım.
sınıfta her beslenme saati, beslenmemi alıp çöpe ya da yere atan bir çocuk vardı. teneffüste "önümüze gelene bin tekme" ayağına bahçede duvara sıkıştırıp döverlerdi. hatta okulun merdivenlerinden ikinci kattan attıkları bile oldu. olaydan sonra aylarca kaburgalarım ağrıdı. gece yatağımda sessizce ağlardım. annem dayak yediğimi duyarsa buna kızıp döver korkusuyla, bu ağrılı süreci kendi başıma yaşadım. çünkü annem, dayak yedim diye dayak atardı.
okulda dövenlere ek bir de komşumzun 11 yaşındaki kızı döverdi beni. onlar 4 kardeşti en küçüğü benimle yaşıttı. ona gelinceye kadar, yolüstü 14-15 yaşlarında bir oğlan çocuğu önüme geçer bana sarılmaya çalışırdı. o sapık olan çocuğu babam fark edip ağız burun dağıttı ama diğerlerini bertaraf edemedim.
ıki sene boyunca okuldakiler, komsunun kızı, üstüne bir de annem döverdi cift dikiş olurdu dayaklarım.
bu sebeple okul yıllarında yaşananlar kaç yıl olursa olsun insanın benliğinde iz bırakıyor. *
ıstanbul bana mersin'den sonra vahşi hayvanlarla dolu bir orman gibiydi...
mersin'deki kolejden, başka bir şehirin fakir semtindeki ilköğretim okuluna gelmek ayrı travmayken; o varlıklı hayattan bu görülmemiş yokluğa düşmenin ağırlığı daha da zordu. beslenmeme koyacak ekmeği zor bulduğumuz zamanlardı.
8 yaşındaydım, ilk gün okula üstümde kolej üniformasıyla gittim. öğretmen 'yarın önlükle gel' dedi.
annemler o akşam bir komşumuzun çocuğunun eskimiş önlüğünü yakası olmadan, başka başka düğmeler dikerek bana uydurdular. tabi yeni olduğum yetmiyormuş gibi bir de fakir olunca dikkatler üstüme yöneldi. zaten yaşca hepsinden iki yaş küçüktüm. doktor raporu ile ıq'su yüksek denilerek 5,5 yaşında birinci sınıfa başlamıştım.
sınıfta her beslenme saati, beslenmemi alıp çöpe ya da yere atan bir çocuk vardı. teneffüste "önümüze gelene bin tekme" ayağına bahçede duvara sıkıştırıp döverlerdi. hatta okulun merdivenlerinden ikinci kattan attıkları bile oldu. olaydan sonra aylarca kaburgalarım ağrıdı. gece yatağımda sessizce ağlardım. annem dayak yediğimi duyarsa buna kızıp döver korkusuyla, bu ağrılı süreci kendi başıma yaşadım. çünkü annem, dayak yedim diye dayak atardı.
okulda dövenlere ek bir de komşumzun 11 yaşındaki kızı döverdi beni. onlar 4 kardeşti en küçüğü benimle yaşıttı. ona gelinceye kadar, yolüstü 14-15 yaşlarında bir oğlan çocuğu önüme geçer bana sarılmaya çalışırdı. o sapık olan çocuğu babam fark edip ağız burun dağıttı ama diğerlerini bertaraf edemedim.
ıki sene boyunca okuldakiler, komsunun kızı, üstüne bir de annem döverdi cift dikiş olurdu dayaklarım.
bu sebeple okul yıllarında yaşananlar kaç yıl olursa olsun insanın benliğinde iz bırakıyor. *
devamını gör...
uzun entrylerin okunmaması
zaman sıkıntısı olan, odaklanamama sorunu olan ve 140 karakterden fazlasını okuyamayanlardan kaynaklıdır.
ben okurum. hatta; ilgimi çeken bir girdinin yazarının bütün yazılarını okurum*. beğendiğimi favlarım, hiç çekinmem*. yazmayı okumayı sevdiğim için buradayım.
ben okurum. hatta; ilgimi çeken bir girdinin yazarının bütün yazılarını okurum*. beğendiğimi favlarım, hiç çekinmem*. yazmayı okumayı sevdiğim için buradayım.
devamını gör...
sözlüğün düz yazarları
diğerleri yamuk mu oluyor o halde.
devamını gör...
yazarların mini dizi önerileri
the lost room
devamını gör...
hızlı konuşan insan
mıymıy, çok ağır,yaya yaya konuşmaktan iyidir.
bazen dinlerken sıkılırım öyle insanları eeee,eee ee demekten yorulur insan, artık sonuca gel dersin.
o yüzden hızlı konuşanları severim. kendimde hızlı konuşurum, bazen anlamadım bir daha anlatır mısın diyorlar ya deli oluyorum.
hızlı konuşan hızlı düşünüyor bu net.
bazen dinlerken sıkılırım öyle insanları eeee,eee ee demekten yorulur insan, artık sonuca gel dersin.
o yüzden hızlı konuşanları severim. kendimde hızlı konuşurum, bazen anlamadım bir daha anlatır mısın diyorlar ya deli oluyorum.
hızlı konuşan hızlı düşünüyor bu net.
devamını gör...
nika ayaklanması
nerden başlasak...
vı. asır başlarında konstantinopolis,
ahlaksızlık, fuhuş, cinayetlerin uluorta yapıldığı bir yer... kumar oynanır ve servetler bir günde el değiştirirdi.
ayaklanmanın başlangıcı hipodrom idi... bu hipodromda yarışan kimseler, o gün yarışı kazandımıydı kraldan daha üst bir noktada olurdu...
bu yarışçılar elbiselerinin renklerine göre birbirinden ayrılırdı. kırmızı beyaz mavi ve yeşil...fanatikler başlangıçta dört renk şeklinde örgütlenmişti. ancak daha sonra beyazlar mavilere, kırmızılar da yeşillere katılınca ortada maviler ve yeşilller kalıyor efem...
bizans halkındaki holiganlık, güçlenerek çok çok ileri bir noktaya gitmiştir. hatta daha sonraları siyasi bir organizasyona evrilmiştir. hipodromun sağ tarafı mavilere sol tarafı yeşillere ayrılmıştı...
kendi içlerinde büyük bir taraftar klüpleri oluşturuyor, bu klüplerin başkanları bu klüplerdeki holiganlar aracılığı ile güçlü milis gruplarıda bünyesinde bulunduruyordu. iş çığrından çıkmıştı. bu adamlar birini ipten alacak, birini ipe gönderecek bir nüfuza sahiptiler. bu milisler istanbul'un güvenliğinin hem de istanbul'un güvensizliğinin sebebiydiler.
hipodrom holiganları , geceleri konstantinopolis sokaklarında dolaşır, adam soyar, hatta öldürürlerdi.maviler bunu yapınca yeşillerde kendilerini korumak için çeteler kurdular.
532 yılında bir pazar günü gene bir yarış var imparator 1.justinianos da bu yarışta hazır bulunuyor efem...1.justinianos'a yeşillerden büyük bir tepki var. sürekli haksızlığa uğradıklarını söylüyor ve bunu şikayet ediyorlar. 1.justinianos onlara susun!!! diye emredince hatta ve hatta mavileri desteklediğini açıkça ilan edince, yeşiller hipodromu terk ettiler.
hal böyle olunca imparator saraya döndü ve çağırın bana bu yeşillerin başkanını dedi.maviler yeşiller mandator diye şikeci olduğu iddia edilen bir kişinin aralarında tartışma çıkıyor. bu seferde mavilerde yeşillere hak veriyor.
iş daha fazla büyüyerek yeşiller mavilere, maviler yeşillere , sonra hepsi birden imparatora...
maviler ve yeşiller zamanla siyasal, sosyal ve dinsel nitelik almaya ve güçlenmeye başlayan maviler ve yeşiller nefret ettikleri 1.justinianos'a akrşı gelip isyan ettiler.
nika! nika! nika! diye solaganlarla yürüdükleri için nika isyanı olarak anılır bu iş...
bu isyanda bizansın dörtte birinin halk tarafından yakıldığı söyleniyor.
isyanın bastırılma hikayesi bana ikinci mahmut'un yeniçerileri öldürmek amacıyla topçulara topların yönünü şu noktaya çevirin demesini hatırlatıyor. aynı şekilde bakmışlar, olacak gibi değil, durmuyor, uslanmıyorlar.
komutan belisarius hipadroma geliyor. kapatın kapıları diyor. zaten bizansın dörttebiri yanmış, birde hipodrom yancak, çok mu? deyip veriyor ateşe...
bir rivayete göre 35 bin , bir rivayete göre 50 bin kişi ölüyor.
isyanı bastırmak için theodora'nın çok etkili olduğu yazılıp, çiziliyor efem..
vı. asır başlarında konstantinopolis,
ahlaksızlık, fuhuş, cinayetlerin uluorta yapıldığı bir yer... kumar oynanır ve servetler bir günde el değiştirirdi.
ayaklanmanın başlangıcı hipodrom idi... bu hipodromda yarışan kimseler, o gün yarışı kazandımıydı kraldan daha üst bir noktada olurdu...
bu yarışçılar elbiselerinin renklerine göre birbirinden ayrılırdı. kırmızı beyaz mavi ve yeşil...fanatikler başlangıçta dört renk şeklinde örgütlenmişti. ancak daha sonra beyazlar mavilere, kırmızılar da yeşillere katılınca ortada maviler ve yeşilller kalıyor efem...
bizans halkındaki holiganlık, güçlenerek çok çok ileri bir noktaya gitmiştir. hatta daha sonraları siyasi bir organizasyona evrilmiştir. hipodromun sağ tarafı mavilere sol tarafı yeşillere ayrılmıştı...
kendi içlerinde büyük bir taraftar klüpleri oluşturuyor, bu klüplerin başkanları bu klüplerdeki holiganlar aracılığı ile güçlü milis gruplarıda bünyesinde bulunduruyordu. iş çığrından çıkmıştı. bu adamlar birini ipten alacak, birini ipe gönderecek bir nüfuza sahiptiler. bu milisler istanbul'un güvenliğinin hem de istanbul'un güvensizliğinin sebebiydiler.
hipodrom holiganları , geceleri konstantinopolis sokaklarında dolaşır, adam soyar, hatta öldürürlerdi.maviler bunu yapınca yeşillerde kendilerini korumak için çeteler kurdular.
532 yılında bir pazar günü gene bir yarış var imparator 1.justinianos da bu yarışta hazır bulunuyor efem...1.justinianos'a yeşillerden büyük bir tepki var. sürekli haksızlığa uğradıklarını söylüyor ve bunu şikayet ediyorlar. 1.justinianos onlara susun!!! diye emredince hatta ve hatta mavileri desteklediğini açıkça ilan edince, yeşiller hipodromu terk ettiler.
hal böyle olunca imparator saraya döndü ve çağırın bana bu yeşillerin başkanını dedi.maviler yeşiller mandator diye şikeci olduğu iddia edilen bir kişinin aralarında tartışma çıkıyor. bu seferde mavilerde yeşillere hak veriyor.
iş daha fazla büyüyerek yeşiller mavilere, maviler yeşillere , sonra hepsi birden imparatora...
maviler ve yeşiller zamanla siyasal, sosyal ve dinsel nitelik almaya ve güçlenmeye başlayan maviler ve yeşiller nefret ettikleri 1.justinianos'a akrşı gelip isyan ettiler.
nika! nika! nika! diye solaganlarla yürüdükleri için nika isyanı olarak anılır bu iş...
bu isyanda bizansın dörtte birinin halk tarafından yakıldığı söyleniyor.
isyanın bastırılma hikayesi bana ikinci mahmut'un yeniçerileri öldürmek amacıyla topçulara topların yönünü şu noktaya çevirin demesini hatırlatıyor. aynı şekilde bakmışlar, olacak gibi değil, durmuyor, uslanmıyorlar.
komutan belisarius hipadroma geliyor. kapatın kapıları diyor. zaten bizansın dörttebiri yanmış, birde hipodrom yancak, çok mu? deyip veriyor ateşe...
bir rivayete göre 35 bin , bir rivayete göre 50 bin kişi ölüyor.
isyanı bastırmak için theodora'nın çok etkili olduğu yazılıp, çiziliyor efem..
devamını gör...
16 yaşındaki çocuğa pitbulların saldırması
"köpekler rehabilite merkezine götürüldü."
insanların aklıyla alay edilen bir başka olayı konu alan başlık.
bu canavarları "rehabilite" falan edemezsiniz kardeşim. pitbull denen bu labaratuvar ucubelerinin doğasında var bu saldırganlık. bu cinse mensup bütün köpeklerin toplanıp itlaf edilmesi gerekiyor; hem de acilen. üretimleri ve beslenmeleri de bir an önce yasaklanıp ısrarla insan hayatını hiçe sayarak bu yasağı delenlere ağır cezai yaptırımlar uygulanmalı. cinayet amacıyla silah bulundurmaktan farkı yok çünkü bu şeyleri beslemenin.
ülkedeki iki ayaklı psikopat popülasyonu yetmiyormuş gibi bir de yine bu türden insanların beslediği bu yaratıklar ile uğraşıyoruz.
vice city'de yaşasam, can güvenliğimden daha emin olurdum herhalde. hatta orada bile başıboş köpek yok ya neyse.
"rehabilite" edilmesi gereken ise, bu ölüm makinelerini besleyen ruh hastalarıdır.
edit: ulan hâlâ şuraya gelip "diğiyi kirlitiyirsiniz, yişim ilinlirini yik idiyirsiniz." diye öten bir güruh var... neresi lan pitbull'un "doğal yaşam alanı"? söyleyin biz de bilelim. canavarımsı yapsı için kasten ve doğal olmayan yollarla üretilmiş bir canlıdan bahsediyoruz. bilmiyorsanız gidin araştırın ormana bırakılan o köpeklerin ekosistem için nasıl zararlar doğurduğunu.
bir de bu, sözde hayvan haklarını savunan tipler çıkıp diğer insanları aşağılıyor ya, ölüyorum cidden.
ayrıca, gerçek anlamda "gelişmiş" ve insan hayatına değer veren ülkelerde, başıboş ve tehlikeli köpekler için ne tür önlemlerin alındığı da artık herkesin bildiği bir şey.
sadece köpek dediğime de bakmayın, genel olarak sokakta başıboş hayvan göremezsiniz bu ülkelerde.
sonuç olarak bir pitbull bile ne dereceye kadar eğitilebilir bilmiyorum ama şundan eminim ki akıl tutulması yaşayan bu insan topluluğunu eğitmek kesinlikle mümkün değil.
olan da yine, köpek saldırısına uğrayan ve hiçbir suçu olmayan masum insanlara oluyor.
insanların aklıyla alay edilen bir başka olayı konu alan başlık.
bu canavarları "rehabilite" falan edemezsiniz kardeşim. pitbull denen bu labaratuvar ucubelerinin doğasında var bu saldırganlık. bu cinse mensup bütün köpeklerin toplanıp itlaf edilmesi gerekiyor; hem de acilen. üretimleri ve beslenmeleri de bir an önce yasaklanıp ısrarla insan hayatını hiçe sayarak bu yasağı delenlere ağır cezai yaptırımlar uygulanmalı. cinayet amacıyla silah bulundurmaktan farkı yok çünkü bu şeyleri beslemenin.
ülkedeki iki ayaklı psikopat popülasyonu yetmiyormuş gibi bir de yine bu türden insanların beslediği bu yaratıklar ile uğraşıyoruz.
vice city'de yaşasam, can güvenliğimden daha emin olurdum herhalde. hatta orada bile başıboş köpek yok ya neyse.
"rehabilite" edilmesi gereken ise, bu ölüm makinelerini besleyen ruh hastalarıdır.
edit: ulan hâlâ şuraya gelip "diğiyi kirlitiyirsiniz, yişim ilinlirini yik idiyirsiniz." diye öten bir güruh var... neresi lan pitbull'un "doğal yaşam alanı"? söyleyin biz de bilelim. canavarımsı yapsı için kasten ve doğal olmayan yollarla üretilmiş bir canlıdan bahsediyoruz. bilmiyorsanız gidin araştırın ormana bırakılan o köpeklerin ekosistem için nasıl zararlar doğurduğunu.
bir de bu, sözde hayvan haklarını savunan tipler çıkıp diğer insanları aşağılıyor ya, ölüyorum cidden.
ayrıca, gerçek anlamda "gelişmiş" ve insan hayatına değer veren ülkelerde, başıboş ve tehlikeli köpekler için ne tür önlemlerin alındığı da artık herkesin bildiği bir şey.
sadece köpek dediğime de bakmayın, genel olarak sokakta başıboş hayvan göremezsiniz bu ülkelerde.
sonuç olarak bir pitbull bile ne dereceye kadar eğitilebilir bilmiyorum ama şundan eminim ki akıl tutulması yaşayan bu insan topluluğunu eğitmek kesinlikle mümkün değil.
olan da yine, köpek saldırısına uğrayan ve hiçbir suçu olmayan masum insanlara oluyor.
devamını gör...
sözlüğün ekşimeye başlaması
(bkz: karısı dururken ev işi yapan erkeğe söylenebilecek şeyler) türevi başlıklar çoğalmaya devam ettiği taktirde karşımıza çıkacak durum.
devamını gör...
seni seviyorum sözüne karşılık verilebilecek cevaplar
eyvallah.*
devamını gör...
normal sözlük diktatörlüğü
iyi olmuş dedirten diktatörlüktür. sevişmeye nereden başlanacağını forumlarda tartışabilirsiniz. bu konu hakkında sözlük'e bir şeyler yazmak istiyorsanız da size şöyle rehberlik edeyim:
(bkz: seks)
(bkz: ön sevişme)
(bkz: aramaya inanmak)
(bkz: seks)
(bkz: ön sevişme)
(bkz: aramaya inanmak)
devamını gör...
15 tl olan ürünü devlete 1000 tl'ye satmak
paralel evrenler.
devamını gör...
bobby sands
ingiliz yönetiminin, irlanda katoliklerine uyguladığı baskı ve eziyetlerin iyice arttığı 70’ li yıllarda, ira safında mücadele veren irlanda direnişinin tüm dünyaca tanınan sembollerinden biridir.
kuzey irlanda’ dan bağımsız milletvekili olarak ingiltere parlamentosu’na seçilmesine rağmen tutukluydu ve ölüm orucundaydı. papa bile ölüm orucunu sonlandırmasını istedi. fakat dönemin ingiltere başbakanı, işçi hakları ve dış siyasette uyguladığı çok cevval politikalarla hatırladığımız (!) margaret thatcher “suç, suçtur” dedi ve geri adım atmadı.
sands, 66 günlük açlık grevinin sonunda, 5 mayıs 1981 yılında, 27 yaşındayken hayata gözlerini yumdu.
ölümünün ardından belfast’ ta tabutunun arkasından binlerce insan yürüdü. dünyanın çeşitli yerlerinde eylemler yapıldı. bence en manidarı iran’ ın yaptığıydı. tahran’ da ingiliz elçiliğinin bulunduğu sokağa, bobby sands’ in adını verdi.
...ki neden vermesindi ? 1900’ lerin başında kurulan, “anglo-persian oil company” (apoc) adlı ingiliz petrol şirketi, iran petrolünü yıllarca neredeyse gasp etmişti. petrolünü millileştirmek isteyen muhammed musaddık ’ ı devirmişti. yani iran, ingiliz emperyalizmine olan öfkesini bir anlamda bobby sands’ in ismiyle de somutlaştırdı.
hapisanede yazmış olduğu şiirinden bir alıntıyla;
“ve rüzgar barut kokusunu götürür, kar kan izlerini temizler elbet,
ama özgürlük ruhu ölmez, ne de çürüyüp gider.”
bobby sands
kuzey irlanda’ dan bağımsız milletvekili olarak ingiltere parlamentosu’na seçilmesine rağmen tutukluydu ve ölüm orucundaydı. papa bile ölüm orucunu sonlandırmasını istedi. fakat dönemin ingiltere başbakanı, işçi hakları ve dış siyasette uyguladığı çok cevval politikalarla hatırladığımız (!) margaret thatcher “suç, suçtur” dedi ve geri adım atmadı.
sands, 66 günlük açlık grevinin sonunda, 5 mayıs 1981 yılında, 27 yaşındayken hayata gözlerini yumdu.
ölümünün ardından belfast’ ta tabutunun arkasından binlerce insan yürüdü. dünyanın çeşitli yerlerinde eylemler yapıldı. bence en manidarı iran’ ın yaptığıydı. tahran’ da ingiliz elçiliğinin bulunduğu sokağa, bobby sands’ in adını verdi.
...ki neden vermesindi ? 1900’ lerin başında kurulan, “anglo-persian oil company” (apoc) adlı ingiliz petrol şirketi, iran petrolünü yıllarca neredeyse gasp etmişti. petrolünü millileştirmek isteyen muhammed musaddık ’ ı devirmişti. yani iran, ingiliz emperyalizmine olan öfkesini bir anlamda bobby sands’ in ismiyle de somutlaştırdı.
hapisanede yazmış olduğu şiirinden bir alıntıyla;
“ve rüzgar barut kokusunu götürür, kar kan izlerini temizler elbet,
ama özgürlük ruhu ölmez, ne de çürüyüp gider.”
bobby sands
devamını gör...
örnek vatandaş (yazar)
gerçekten güzel yazan ve örnek bir yazardır. artısı boldur, teşekkür ediyorum efendim. *
devamını gör...
avangard
bunun müzik olanında deneysellik ile arasında çok ince bir çizgi vardır, hatta bazen bu çizgi görmezden bile gelinebilir. bu ilericiliğin yeni şeyler denemeden sağlanamayacağından ötürü gelişen bir durumdur bana göre.
akla kraftwerk'i getirir.
akla kraftwerk'i getirir.
devamını gör...
sözlük yazarlarının en zararlı alışkanlıkları
tatlı yemek.*
devamını gör...

