bir tür iyi dilek. 'canın yansa canım yanar' gibi bir anlamı var.
devamını gör...

bir başlık bulursun ve işte bu başlığa tanım girmeliyim dersin. sonra tanımını yazarken bir anda aydınlanma* gelir ve yazacağın her şeyi unutursun. yavaş yavaş yazdıklarını silip başlığı terk edersin.
devamını gör...

çok severek takip ettiğim bir mod ve yazardır. kendilerine fevkalade bir kapak fotoğrafı bulmam lazım. bunu kendime görev edindim, çok önemli benim için. *
devamını gör...

kusura bakmaaa seni unutamadım bu benim hataamm ne yapsam olduramadım alevv aleev yanıyor can kafesiiim kesiliir nefesim seni unutamadııım
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

t: seviyeli bir tartışmanın yaşanacağını umduğum başlık.

tartışma kültürü olmayanlar için; https://www.google.com/url?...

bu soru sorulduğunda genelde herkesin aklına belli noktalar gelir. hırsızlık, cinayet, gasp vb.. durumlarda herkes tarafından bunlar suç işleyenin de suçlu kabul edildiği düşünülür. bunların ahlaka aykırı olmayacağını düşünen insanların sayısı az değildir. hırsızlık suçu işleyen birinin bu suçu neden işlediğine dair sosyolojik temeline inildiğinde türlü travmalar, toplum tarafından dışlanma, işsizlik gibi nedenler ortaya çıkar. bir düşünür der ki toplum kişiyi hırsızlığa mecbur bırakıyorsa suç hırsızın ahlaksızlık toplumundur.

bunun dışında toplum içerisinde çok fazla görüş ayrılığının olduğu örnekler de vereceğim.

ensest ilişki denildiğinde burada bunu ahlaka aykırı olarak tanımlamayacak kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmez mesela toplum bunu ahlaka aykırı kabul eder.

dindar birine göre tanrı inancı olmayan da ahlaksızdır. adama, "inanmıyorum," dediğinde dehşete düşüyor ne ahlakın kalıyor ne başka bir şeyin.

bir başka örnek ki bence en güzel örnek askerlik. askerlik çok kutsal sayıldığından bir erkeğin askere gitmek istemiyorum demesi onu korkak yaptığı gibi kutsal bir görevi reddettiğinden dolayı toplumun ahlak yasasına da aykırı davranmış oluyor. ancak bir anarşist için ise eline silah alıp dağa çıkmak ahlaka aykırıdır. örnekler artırılır neticeye gelelim.

kimi insan ahlakın direkt kendisini de yok sayar. genel bir baktığımda dahi evrensel bir ahlakın mümkün olamayacağını düşünüyorum.
devamını gör...

bu salt yönetimin sorumluluğunda olan bir durum değil. moderasyonun bu konularda hatalı adımları olabilir. bunu kabul ederim. lakin bunlar üzerine çözüm üretilmesi talep edildiğinde ziyadesiyle olumlu yaklaşım sergiliyorlar bu konuda haklarını yiyemem. bakın bu tarz başlıklar sözlük kurulduğu günden beri açılıyor. ve genelde bu başlıkları açan arkadaşların profillerini gezdiğinizde dişe dokunur herhangi bir tanım ya da başlık bulamıyorsunuz. yani bu başlıklar genel olarak, elini taşın altına sokmak istemeyen zevat tarafından açılıyor. (bu başlığı açan arkadaşı tenzih ederim zira onun profilini inceleyecek zamanım olmadı.) yani meselenin özü şu; talep var ama o talebe dair eylemsellik yok. evvela herkes kendi profilinin önünü temizleyecek. siz sadece şikayet ederseniz, kaliteli içerik üretmezseniz elbette sözlüğün seviyesi günden güne düşer. eleştirdiğiniz kadar içerik üretseniz, bu işler daha güzel olacak ama işte tembellik hakkını eleştirme hakkıyla birlikte kullanıyorsunuz ve bunun sözlük için olumlu hiçbir etkisinin olmadığı açık.

bilenler bilir. burada çözüme yönelik eleştirileri yapanların başında geliyorum. zira eleştirmezseniz iyiyi bulamazsınız. lakin ben bu eleştirileri yaparken bugüne kadar yan gelip yatmadım. kendime göre fırsat buldukça elimden geleni yaptım. yani içim rahat * yüce ülgen sağ olsun eleştirilerimizin altını doldurabiliyoruz.* milyonuncu kez, bu sözlük nasıl daha kaliteli hale getirilebilir konusunu konuşmanın artık sözlüğe faydası yok! çünkü insanlar o kadar konuşmadan, o kadar tespitten sonra aynı yolda gidiyorlarsa, sizin yapacağınız tek şey kaliteli içerik üreterek sözlüğü aşağı çekenlere cevap vermektir. bunun haricinde yapacağınız bir şey yok. bakın bundan iki ay önce sözlüğün tabiri caizse içinden geçen bir kitle vardı. artık yoklar. biz hala buradayız. şu anda da sözlüğün içinden geçen bir kitle var. ama onlarda bir süre sonra olmayacak, biz yine burada olacağız. çünkü kendi adıma söyleyeyim ben sözlük kullanıcısıyım. benim işim sözlükle. beni canım, cicim, tatlım. balım, kaymağım kısmı ilgilendirmiyor. bu kitleler de hiç merak etmeyin bir süre sonra ellerini ayaklarını sözlükten çeker, zira sözlük onlar için direkt iletişim fırsatını kurduklarında yok olan, ikinci plana düşen bir mecra haline geliyor. biz bunları daha önce de gördük. ha sonra yenileri gelir. onlar da yine istediklerini aldıklarında arazi olurlar.

yeri gelmişken süngerbob çorabı giyen yiğit'in temas ettiği kulüp mevzusu hakkında da bir kaç kelam edeyim ; aslında bu kulüp işleri bir nebze iyi oldu. millet geyiğini, sosyalleşme ihtiyacını sözlüğün ırzına geçmeden icra etmeye başladı. zaten akışın yavaşlamasından bunu anlıyorsunuz. bu kulüplerin açılması ile birlikte insanların sözlük kullanıcısı olup olmadığı da ortaya çıkıyor. bir turnusol oldu yani bu durum. gruplarda aktivitenin dibine vuran bir çok insanın sözlüğe iki satır yazı yazmaktan erindiğini görüyorsunuz. bu sebeple de, bu kulüp işleri sözlüğün sakinleşmesi anlamında etki icra etmiş oldu. ha eksileri yok mu? var tabi; sözlüğe içerik üretirken oralarda geyiğin dibine vurmaya başlayan yazarlar varsa bir tek bu durum sözlük için zararlı olur ama onun da çok önemli olduğunu düşünmüyorum.

evet sözlükten pek çok kaliteli yazar gitti ama onların mahlaslarını hepimiz bir kalemde sayabiliriz . çünkü zaten azdılar ve gidişleri göze battı. buna mukabil bahsettiğim beklentilerle sözlüğün içinden geçen yığınla insan da sözlükte yok artık. ki onların sayısı kaybettiğimiz değerli arkadaşlarımızın 10 15 katıdır. demem o ki, bu bir sirkülasyon. siz yazın, içerik üretin, okumak isteyenlere nefes olun. yıkama yağlama isteyenler kendi mecralarında takılsın, içerik üretirken onları çok da umursamayın, umurunuzda olması gereken şey yazdığınız şeyleri okuyacak insanlar olsun. bir kişi bile olsa, okumayı seven bir insana ulaşıyorsanız gerisi lafügüzaf... misal benim severek okuduğum yığınla yazar var hala bu mecrada. fırsat buldukça da hepsini okumaya devam ediyorum. siz okudukça, onlar okunduklarını bildikçe sıkıntı çıkmaz. ha derdiniz başka ve sürekli görünür olmaksa, o zaman sizi başka bir köşeye almak lazım. o köşe de pastane köşesi. canım, tatlım, ballı lokmam vesaire diyerek, altın günü düzenleyebilir, okunmadan beğeni toplayabilir ve mahlasınızdan söz ettirebilirsiniz. ama bütün bunlar matrix be cancağazım! hangi hapı yutacağınız sizin elinizde. tercihe bağlı yani...
devamını gör...

tezin son 29 sayfasını kaydetmeyi unutmak.. tüm yazdıklarımın puff olması.. ağır gelir bünyeye.. o beğendiğin 29 sayfaya bir daha sahip olunamayacaktir artık..
devamını gör...

insanları karamsarlığa sürükleyen olay. türkiye'de hobi sahibi olmak hiçbir zaman kolay olmadı zaten ama artık sinemaya ve konsere gitmek, dışarıda arkadaşlarınla zaman geçirmek gibi çok basit 'hobi' sayılabilecek olaylar bile büyük çoğunluk için imkansız oldu. elimizden gelen tek şey hayatta kalmak için çalışmak. insan kafasını bir şekilde dağıtamayınca da haklı olarak karamsarlığa kapılıyor.

bizden daha 'fakir' ülkelerde bile hobi edinme olayı çok daha kolay. doğal olarak da oranın insanları bile bizden çok daha mutlu. nitekim hobi de edinmeyin, dişinizi sıkın deyip geçmemek lazım. böyle basit olaylar yüzünden gençlerimizi, çocuklarımızı kaybediyoruz.
devamını gör...

(bkz: oraya gelirsem kırarım belini antilop)
şakası bir yana, elitiz demeyelim de, belirli bir seviyedeyiz çok şükür diyelim *
devamını gör...

geçtiğimiz hafta yaşama veda eden, yeşilçam'ın altın döneminin en büyük yıldızlarından birisi. 1950'li yıllardan başlayarak 2000'li yıllara uzanan sinema yaşantısında oynadığı hayat verdiği rollerle hepimizde ayrı bir vizyon bırakmıştır. 79 yaşında vefat eden sanatçı, sinemaya 14 yaşındayken figüran olarak başlamıştır. figüran olarak başladığı filmde tanıştığı yönetmen memduh ün ile başlayan beraberliği, yönetmenin 2015 yılında 95 yaşında ölümüne kadar hiç ayrılmadan devam etmiştir.

türk sinemasına büyük emeği geçen, ciddi, sanatçıya yakışır özelliklere sahip, her kesimin severek seyrettiği ve saygı duyduğu bir isim. toplumda farklı düşünceye sahip kişilerin de sanatçısı olmayı başarmıştır. farklı konuları olan filmlerinde kırsal yaşamdan ve kent yaşamından konular odaklı roller ile karşımıza çıkmıştır. film olmasının yanında önemli bir doküman, yani belgeseller olarak da kayıtlara geçmiştir. gözlerinin rengi çok konuşulmuş, ama esas olan, sanatçının bu renkleri kullanabilmesi, bu renkleri adeta konuşturması başarısıdır.

bir de sanatçılık dışında tertemiz, başarılı, şaibesiz, ağır bir eleştiriye uğramaksızın yürüttüğü şişli belediye başkanlığı geçmişi bırakmıştır. hiç kuşkusuz bu milletin hatıralarında ve hafızasında canlanacak bir sanatçı portesine sahip olmuştur.
devamını gör...

bazı başlıklar fikir beyan etmeye değmez duruyor.
devamını gör...

"sevmek lazımdı sevemedik, ölmek lazımdı ölemedik. kendi gölgemizi oynattığımız bir karagöz oyununda yaşadık. ben daha sevmeyi neyleyeyim, binlercesi can çekişirken içimde. "

demişti adını unutan adam, yarınsız adam, yıkılmayan adam.

ahlakı, yeteneği, erdemi, nezaketi, tevazuu üzerine söz söylemekten hicap duyarım. biraz da âdet olmuş belki ölen şöhretli bir insanın arkasından duygu yüklü yazılar yazmak. ancak ben bu yüzden yazmıyorum. belki yalnızca bu güne bir not düşmek, kahramanına veda eden bir çocuğun yüreğini dolduran onca temenniden sadece bir tanesini paylaşmak adına.

toprak seni incitmesin. özlem, minnet ve saygıyla...
devamını gör...

fakirlik kesinlikle. nereden mi biliyorum?
devamını gör...

ana yüreği işte efendim.
devamını gör...

devamını gör...

kekinizi fırından çıkartır çıkartmaz kalıp altına 5 dakikacık ıslak bir bez koyarsanız hiç uğraşmadan kek kalıptan fık diye çıkacaktır.
devamını gör...

bir zafer doruk kitabıdır.

kitap on bir bağımsız öyküden oluşsa da öyküler kendi aralarında bir düzen oluşturuyor.

sanki bir mahallede yürümek gibi bu kitabı okumak. ama tanıdık bildik bir mahalle. belki çocukluğunuzun, belki ergenliğinizin geçtiği o mahalleye geri dönmek ve zayıflamaya yüz tutmuş hafızanızı taptaze bir hale getirmek gibi.

çiftetellisi ile kadınları çıldırtacak kadar çok etkileyen berber kemal’in dükkanına uğrayıp aslında berber kemal’e biçtiğimiz hikaye ile ters köşe olmak mesela. elli yıllık evlilikten sonra ilk başarısızlıkta yatakları ayıran eşine küsen tahir amca ile horoz dövüşlerine gitmek gibi. süslü yakup ile düztaban zöhre’nin aşk nefret ilişkilisinin kurbanı güvercinleri izlemek gibi. ayışığının bilirkişiliği ile kendini bambaşka alemlerde bulmak gibi. bir genelevde tarihin en güzel destanını gün yüzüne çıkarmak gibi. arkadaşının babasının varlığına inanmak için gece nöbetleşe beklemek ve bulduğu şeyden utanmak gibi.

zafer doruk okumak çocukluğunuzun elinden tutmak gibi. yeni hikayeler uydurup uydurduğunuz hikayelere inanmak gibi. her kurgunun gerçekten daha gerçekçi olması gibi. kurguya inanıp gerçeği unutmak gibi.
devamını gör...

saki olarak da tanınan ingiliz yazar h.h.munro’nun kısa öyküsünden yönetmen james rogan tarafından senaryolaştırılıp çekilen bir kısa filmdir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

korku çok şeyden kaynaklanabilir. korkuya neden olan olaylar saymakla bitmez daha doğrusu. mesela batıl inançlar korkuya neden olur çoğu zaman. geceleri su kenarında dolaşmak, gece vakit açık alanda işemek, kurbağaya basmak, gece sakız çiğnemek, gece ıslık çalmak... bunların hepsi üç harflilerin hücumuna uğramamıza neden olabilir ve bu da doğal olarak korkuya neden olur. annem tarafından bu konuda defalarca uyarıldığım için iyi biliyorum.

bilinmeyen şeyler de insanda korku yaratır. sakin sakin otururken nereden geldiğini anlamadığımızı kuvvetli bir gürültü irkilmemize neden olur mutlaka, daha önce hiç karşılaşmadığımız bir böcek karşımıza çıkarsa korkarız, nerden çıktığını anlamadığımız bir gölge yolda yürürken bizi stephen king romanlarına daldırıp çıkartabilir ya da.

oyunbaz bir insanın manasızca ve nedensizce koşulladığı zihnimiz de korku koridorlarında dolaşabilir tir tir titreyerek. zihnimiz bir konuya sistematik bir şekilde başka bir insan tarafından takıntılı hale getirilirse sonuç; her yerden çıkan samaralar görmek olabilir ve bu da çok korkutucudur.

saki müthiş bir yazar ve çok oyunbaz. zihninizle oynamasına müsade etmeyin.


open window
devamını gör...

çünkü biz buna değeriz.

l'oreal paris markasının, slogan kalıplarını da aşıp, dünyadaki bütün kadınlara hitap eden bir güzellik misyonu.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim