belki de gökyüzü insanlara uzak olduğu için güzeldir
bir rahatsız buhranı.
insanların elinin altında olan her şey incinmiş, güzelliğini kaybetmiş oluyor aslında.gökyüzünün güzelliği ona ulaşamayacağımız için cezbediyordur belki de bizi, tıpkı ulaşılmaz sevgili gibi...
neyse biz göğe bakalım..
pazar bunalımı
insanların elinin altında olan her şey incinmiş, güzelliğini kaybetmiş oluyor aslında.gökyüzünün güzelliği ona ulaşamayacağımız için cezbediyordur belki de bizi, tıpkı ulaşılmaz sevgili gibi...
neyse biz göğe bakalım..
pazar bunalımı
devamını gör...
yazarların en türk özelliği
ıslak mendille önce yüzümü sonra elimi son olarakta ayakkabılarımı silmek.
yemek tabağını ekmekle sıyırmak.
salatanın suyuna ekmek banmak.
yemek tabağını ekmekle sıyırmak.
salatanın suyuna ekmek banmak.
devamını gör...
franz kafka
almanca yazan çek asıllı yahudi yazardır.
aslında hangi ırka mensup olduğu beni hiç ilgilendirmez ama tanımda bunu belirttim çünkü son paragrafta bu ilk cümleye dönüş yapacağım.
deli gibi kitap okuyarak geçen bir çocukluk ve ergenlikten sonra lise son sınıfta hocamlarımın kitap okuma biraz test çöz isimli pedagojik faşizmlerine maruz kaldığım için bir senelik bir ara vermek zorunda kalmıştım kitap okumaya. üniversiteyi kazandığım zaman dünyanın en güzel şehri olan ankara’ya gider gitmez imge kitabevine gidip kendime taksitli hesap açtırdım. sonra da rafların arasında dolaşmaya başladım. taşradan gelmiş genç bir adam için burası borges’in cennetinden bile güzel bir yerdi.
sonra gözüme raflarda sisli gibi duran cem yayınevinden çıkan ve çevirilerini kamuran şipal’in yaptığı gri kapaklı franz kafka ciltleri takıldı. en hacimsiz olan kitabı dönüşümü alarak, yanına başka yazarlardan birkaç kitap daha ekleyerek eve döndüm.
dönüşümü okumaya başladım. bitirdim. tekrar okudum. sonra tekrar. ve bir kez daha. o gün içinde dönüşümü en az on kere okudum. odadan çıkmadım elzem olan durumlar dışında. sadece dönüşümü okudum ve sigara içtim. sürekli gregor samsa’yı düşündüm. ve babasını. yani benim babama benzeyen babasını.
birkaç gün sonra tekrar imge kitabevine gittim. londra’nın bütün sisini yüklenmiş bir charles dickens karakteri gibi perperişan halimle elimde imge kitabevinin üzerine kedi resmi olan kağıt torbası, torbanın içinde taşrada düğün hazırlıkları, şato, dava, amerika, hikayeler, öbür dava, kafka ile söyleşiler ile eve gidecek sabrım olmadığı için hemen üst katta bulunan kitapçaya çıktım ve iştahla okumaya başladım.
franz kafka ruhumu böyle ele geçirdi. yirmi seneden fazla bir zamandır. mefisto ve faust gibiyiz. sürekli beni bir yerlere götürüyor ve ben her seferinde dur ey zaman ne güzelsin diyorum.
kendini asla tam olarak anlatamadı kafka. çünkü kendi felsefesinin içine hapsolmuş bir filozof idi o. hermann kafka’nın gölgesinden çıkmaya çalıştıkça battı. ama asıl sorunu bu değildi. o nazilerin gelişini görmüş ve bunun acısını hissetmişti. belki ottla’yı ondan alacaklarını biliyordu önceden. cezalılar kolonisinde bize bunun işaretlerini de vermişti zaten.
bir de aşk hayatı var ki çingene düğünü gibi. ayran gönüllü bir insandı kafka. öyle herkesin sandığı gibi milena ile saf ve temiz bir aşk yaşamadı. evli bir kadındı milena kafka ise ebedi nişanlı.
asla evlenmedi ama nişanlanmayı bir hobi haline getirmişti. durmadan nişanlandı felice bauer’le iki kere hem de. olmadı, yapamadı kafka. kendisiyle fazla ilgili bir adamdı. ona gereken onu sevecek ama çok da yakınına olmayacak bir kadındı belki de.
bu söylediğimden cinsellikten uzak bir aziz olduğu anlamı çıkmasın. pornoya düşkün bir adamdı kafka. pek yayımlanmaz ama çizimleri arasında birçok porno figür vardı. ve kafka bu konuda da çok yaratıcı idi.
max brod ona ihanet etti çünkü kafka öyle istedi. kafka kendinden sonra bir efsane yaratma peşinde idi ve bunu da başardı. hayatı bile muhteşem bir kurguydu kafka’nın. babası her baba kadar sertti ama dönüşümde onu elmayla öldüren bir canavara dönüştü. ilk günahı kafka idi çünkü babasının.
iyi ki okudum dediğim yol göstericimdir kafka. hala okurum, hakkında çıkan bütün kitapları okudum ve yazıldıkça da okumaya devam edeceğim.
gelelim ilk paragrafta söz verdiğim geri dönüşe. kafka yaşarken almanlar tarafından yahudi olduğu, çekler ve yahudiler tarafından da almanca yazdığı için dışlandı. öldüğü zaman ise üç tarafta onu kendi edebiyatlarında saymak için yarışa girdi. bu bile kafka’nın büyüklüğünün bir göstergesidir.
aslında hangi ırka mensup olduğu beni hiç ilgilendirmez ama tanımda bunu belirttim çünkü son paragrafta bu ilk cümleye dönüş yapacağım.
deli gibi kitap okuyarak geçen bir çocukluk ve ergenlikten sonra lise son sınıfta hocamlarımın kitap okuma biraz test çöz isimli pedagojik faşizmlerine maruz kaldığım için bir senelik bir ara vermek zorunda kalmıştım kitap okumaya. üniversiteyi kazandığım zaman dünyanın en güzel şehri olan ankara’ya gider gitmez imge kitabevine gidip kendime taksitli hesap açtırdım. sonra da rafların arasında dolaşmaya başladım. taşradan gelmiş genç bir adam için burası borges’in cennetinden bile güzel bir yerdi.
sonra gözüme raflarda sisli gibi duran cem yayınevinden çıkan ve çevirilerini kamuran şipal’in yaptığı gri kapaklı franz kafka ciltleri takıldı. en hacimsiz olan kitabı dönüşümü alarak, yanına başka yazarlardan birkaç kitap daha ekleyerek eve döndüm.
dönüşümü okumaya başladım. bitirdim. tekrar okudum. sonra tekrar. ve bir kez daha. o gün içinde dönüşümü en az on kere okudum. odadan çıkmadım elzem olan durumlar dışında. sadece dönüşümü okudum ve sigara içtim. sürekli gregor samsa’yı düşündüm. ve babasını. yani benim babama benzeyen babasını.
birkaç gün sonra tekrar imge kitabevine gittim. londra’nın bütün sisini yüklenmiş bir charles dickens karakteri gibi perperişan halimle elimde imge kitabevinin üzerine kedi resmi olan kağıt torbası, torbanın içinde taşrada düğün hazırlıkları, şato, dava, amerika, hikayeler, öbür dava, kafka ile söyleşiler ile eve gidecek sabrım olmadığı için hemen üst katta bulunan kitapçaya çıktım ve iştahla okumaya başladım.
franz kafka ruhumu böyle ele geçirdi. yirmi seneden fazla bir zamandır. mefisto ve faust gibiyiz. sürekli beni bir yerlere götürüyor ve ben her seferinde dur ey zaman ne güzelsin diyorum.
kendini asla tam olarak anlatamadı kafka. çünkü kendi felsefesinin içine hapsolmuş bir filozof idi o. hermann kafka’nın gölgesinden çıkmaya çalıştıkça battı. ama asıl sorunu bu değildi. o nazilerin gelişini görmüş ve bunun acısını hissetmişti. belki ottla’yı ondan alacaklarını biliyordu önceden. cezalılar kolonisinde bize bunun işaretlerini de vermişti zaten.
bir de aşk hayatı var ki çingene düğünü gibi. ayran gönüllü bir insandı kafka. öyle herkesin sandığı gibi milena ile saf ve temiz bir aşk yaşamadı. evli bir kadındı milena kafka ise ebedi nişanlı.
asla evlenmedi ama nişanlanmayı bir hobi haline getirmişti. durmadan nişanlandı felice bauer’le iki kere hem de. olmadı, yapamadı kafka. kendisiyle fazla ilgili bir adamdı. ona gereken onu sevecek ama çok da yakınına olmayacak bir kadındı belki de.
bu söylediğimden cinsellikten uzak bir aziz olduğu anlamı çıkmasın. pornoya düşkün bir adamdı kafka. pek yayımlanmaz ama çizimleri arasında birçok porno figür vardı. ve kafka bu konuda da çok yaratıcı idi.
max brod ona ihanet etti çünkü kafka öyle istedi. kafka kendinden sonra bir efsane yaratma peşinde idi ve bunu da başardı. hayatı bile muhteşem bir kurguydu kafka’nın. babası her baba kadar sertti ama dönüşümde onu elmayla öldüren bir canavara dönüştü. ilk günahı kafka idi çünkü babasının.
iyi ki okudum dediğim yol göstericimdir kafka. hala okurum, hakkında çıkan bütün kitapları okudum ve yazıldıkça da okumaya devam edeceğim.
gelelim ilk paragrafta söz verdiğim geri dönüşe. kafka yaşarken almanlar tarafından yahudi olduğu, çekler ve yahudiler tarafından da almanca yazdığı için dışlandı. öldüğü zaman ise üç tarafta onu kendi edebiyatlarında saymak için yarışa girdi. bu bile kafka’nın büyüklüğünün bir göstergesidir.
devamını gör...
online yazarlar
kimsenin renkli olmadığı yazarlar listesi.
hepimizin mi içi çürük be!
kimsenin mi yaşama sevinci ve ayrıca sebebi yok!?
herkes mi fakir? hem de fakfakir!?*
çok duygusalım, neyse.*
hepimizin mi içi çürük be!
kimsenin mi yaşama sevinci ve ayrıca sebebi yok!?
herkes mi fakir? hem de fakfakir!?*
çok duygusalım, neyse.*
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ruh halleri
üzülmeye nerden başlayacağımı bilmediğim zamanlardayım.
devamını gör...
denizdeki poşeti alıp çöpe atmak isterken kolunu kaybetmek
fethiye'de denizde gördüğü poşeti alıp çöpe atmak isteyen adam, siyah poşedi açtığında patlamanın meydana gelmesiyle dirsekten itibaren kolunu kaybetti. jandarma ekipleri poşedin içindeki patlayıcının ne olduğunu öğrenmeye çalışıyor. allahın belası türkiye simülasyonunda çevreci olmakta artık ölmenize ya da sakat kalmanıza sebep olabiliyor. haberin linki
devamını gör...
kitap yazmış yazarlar
yazmadım ama yazsam adı kesin "bi kulağımızın arkası kaldı" olurdu..
devamını gör...
salahana
bizim oralarda serseri, işe yarama hevesi olmayan, başı boş olan anlamındaki kelimedir.*
hatta bu işi abartan kişiye salahana köpek denir.
hatta bu işi abartan kişiye salahana köpek denir.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
başım dağ, saçlarım kardır
deli rüzgarlarım vardır
ovalar bana çok dardır
benim meskenim dağlardır.
bir sabahattin ali şiiridir. bestesi ali kocatepe’ye ait. zeynep bakşi karatağ ile ahmet aslan birlikte yorumu bir başkadır.
yarimi ellere verin
sevdamı yellere verin
yelleri bana gönderin
benim meskenim dağlardır.
deli rüzgarlarım vardır
ovalar bana çok dardır
benim meskenim dağlardır.
bir sabahattin ali şiiridir. bestesi ali kocatepe’ye ait. zeynep bakşi karatağ ile ahmet aslan birlikte yorumu bir başkadır.
yarimi ellere verin
sevdamı yellere verin
yelleri bana gönderin
benim meskenim dağlardır.
devamını gör...
az bilinen görgü kuralları
kırmızı kalemle resmi not ya da mektup yazılmaz.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının meslekleri
şuanlık kariyerime özlem tekin'in rastaları olarak devam ediyorum.
devamını gör...
güvende hissetmek için hiç kimseye güvenmemek
insanı çok yoran ve zorlayan, bazı durumlarda içinden çıkılamaz raddelere gelebilen ruh hali. gerçekten bu konuda psikolojik desteğin şart olduğu anlar olabiliyor. paranoyaklık noktasına ulaşmadan o desteğe ulaşmak en iyisi olacaktır. lakin yine de insanlara güven eşiğinin düşük olmasından yanayım. en benim diyen insanlar bile beklemediğiniz ya da ona yakıştıramadığınız hatalar yapar, yapmıştır ve yapacaktır da; çünkü hepimiz insanız ve her zaman, her koşulda doğru olduğunu bilsek bile doğru olanı yapmıyoruz ya da yapamıyoruz. tanıdıklarımıza bile güven konusunda temkinli yaklaşmamız gereken şu zamanda, tanımadığımız insanlara güveni, hiç güvenmemek noktasında tutmak bana göre doğrudur; lakin insan sosyal bir varlık ve bazen gülümsemek bile asgari derecede güven istiyor.
devamını gör...
intihar notu
eğer intihar notu bıraktığınız biri varsa aslında yaşamak ümidi biraz bile olsa kalmıştır içinizde. anlaşılmak isteyen, neden sunan veya neden soran bir mektup veda mektubu değildir. tümüyle vazgeçen insan hoşçakal demez, konuşmaz. eğer böyle bir not bırakmayı düşünüyorsanız, intihar etmeden bırakın. elinizden tutmalarına izin verin insanların.
devamını gör...
lilium (yazar)
iyisin ya, geri kalan hiçbir şeyin önemi yok. hoş geldin tekrar. *
devamını gör...
korku reaksiyonu
bir durum veya nesne veya olay karşısında kişinin verdiği aşırı tepkileri oluşturan ve strese sokan reaksiyon.
kişi korkusunun nedenini bilir. panik atak ile aralarındaki en büyük fark da budur. panik atak da korkacak gerçek bir nesne veya obje yoktur ancak korku reaksiyonunda korkacağı gerçek bir obje vardır. köpekten korkan birinin köpekle karşılaştığında verdiği aşırı tepkiler bu reaksiyona girer.
kişi korkusunun nedenini bilir. panik atak ile aralarındaki en büyük fark da budur. panik atak da korkacak gerçek bir nesne veya obje yoktur ancak korku reaksiyonunda korkacağı gerçek bir obje vardır. köpekten korkan birinin köpekle karşılaştığında verdiği aşırı tepkiler bu reaksiyona girer.
devamını gör...
malt
cenk durmazel, barış ertunç, güray gürsoy ve cenk turanlı'dan oluşan müzik grubu. cenk turanlı bas gitar nedir ve nasıl çalınır dersi vermiştir. deprem isimli şarkıları ankara'nın canlı müzik yapılan mekanlarından sokaklara taşardı. değerleri pek bilinmedi ve dağılıp gittiler zaten.
--- alıntı ---
çatlak olabilirim belki, hafiften
sallanıyorsam işte bu yüzden
senden bir açıklama gelmeden
kırılmam biliyorum
--- alıntı ---
--- alıntı ---
çatlak olabilirim belki, hafiften
sallanıyorsam işte bu yüzden
senden bir açıklama gelmeden
kırılmam biliyorum
--- alıntı ---
devamını gör...
nasılsın diye sorulunca yanıtını ciddi ciddi düşünen kişi
iyiyim dersen yalan olucak değilim dersen detaylarla boğucak.iyiden hallice de çık işin içinden sonra seni anlamayan biri çıkıp bekleme yapma aloo diye bağırırsa üzülür minnoş kalbin.
devamını gör...
çayır köpeği
sincabımsı koca kuyruklu,tatlı mı tatlı hayvancık.çıkardıkları sesler bir köpeğinkine benzediğinden bu adı almışlar.anavatanları kuzey amerika.
son derece iştahla yemek yemelerini defalarca izlemişliğim var.

biz insanlara benzemiyor gibi gözükseler de yapılan araştırmalar birçok ortak yanımız olduğunu açığa çıkarmış:hem de hayret verici bir şekilde.
bilim insanları bu hayvanların birbirlerini ziyarete gittiklerini ve sarılıp öpüşmeye benzer davranışlar sergilediklerini gözlemlemiş.

evleri bölümlere ayrılmış, bir emzirme odaları bile var üstelik.olur da konutlarını su basarsa kolayca çıkabilecekleri bir dehliz de oluşturmuşlar kendilerine.

aralarında bulunan gözcüler ortama hakim bir yerde iki ayak üzerinde durur ve çığlıklarıyla neyin yaklaşmakta olduğunu sürüye bildirirmiş.gelen uyarının niteliğine göre klan üyeleri uygun davranışta bulunurmuş .

günlük ‘konuşmalarında’ kelimeler hatta cümleler mevcutmuş,iletişim kurarken bu seslenmeleri kullanıyor ve yeni ‘sözcüklerle’ de anlaşabiliyorlarmış.

aslan yatağından belli olur sözü çayır köpekleri için de söylenebilir: etrafı toplayıp düzenliyor, yaşadıkları yerlerin sınırlarını belirlemek için de bitkileri de kullanıyorlar.
dişiler ortamlarını korumak için boyu boyuna uygun rakiplerle çatışmaya girer, eğer gücünün yetmeyeceğini anlarsa erkeği çağırıp onu dövüşe sokar.pençeler ve ısırık oldukça can yakıcıdır.
buradan
buradan dille ilgili ayrıntı
son derece iştahla yemek yemelerini defalarca izlemişliğim var.

biz insanlara benzemiyor gibi gözükseler de yapılan araştırmalar birçok ortak yanımız olduğunu açığa çıkarmış:hem de hayret verici bir şekilde.
bilim insanları bu hayvanların birbirlerini ziyarete gittiklerini ve sarılıp öpüşmeye benzer davranışlar sergilediklerini gözlemlemiş.

evleri bölümlere ayrılmış, bir emzirme odaları bile var üstelik.olur da konutlarını su basarsa kolayca çıkabilecekleri bir dehliz de oluşturmuşlar kendilerine.

aralarında bulunan gözcüler ortama hakim bir yerde iki ayak üzerinde durur ve çığlıklarıyla neyin yaklaşmakta olduğunu sürüye bildirirmiş.gelen uyarının niteliğine göre klan üyeleri uygun davranışta bulunurmuş .

günlük ‘konuşmalarında’ kelimeler hatta cümleler mevcutmuş,iletişim kurarken bu seslenmeleri kullanıyor ve yeni ‘sözcüklerle’ de anlaşabiliyorlarmış.

aslan yatağından belli olur sözü çayır köpekleri için de söylenebilir: etrafı toplayıp düzenliyor, yaşadıkları yerlerin sınırlarını belirlemek için de bitkileri de kullanıyorlar.
dişiler ortamlarını korumak için boyu boyuna uygun rakiplerle çatışmaya girer, eğer gücünün yetmeyeceğini anlarsa erkeği çağırıp onu dövüşe sokar.pençeler ve ısırık oldukça can yakıcıdır.
buradan
buradan dille ilgili ayrıntı
devamını gör...
büyük telegram göçü
herkesin kafasının iyice karıştığını belli eden bir durum. yerli olsun yabancı olsun farklı mesajlaşma uygulamalarının hepsinde verilerimize ulaşma imkanı var zaten. hangimiz kullanım koşulları vb. yazıların tamamını okuyarak anladım diye işaretliyoruz? oradaki bir cümlenin bizim aleyhimize kullanabileceğini bilerek onaylıyoruz zaten. yarın birgün telegram vb. nin de gerçek yüzünü kullanarak öğreniriz. teknoloji ve sosyal medya her geçen gün tehlikesinin dozunu arttırarak devam ediyor. eskiden az teknoloji az dert vardı. daha masum kullanıyorduk teknolojiyi de. şu anda her ortamı kötüye kullanmak için elimizden geleni yapıyoruz. o yüzden hangi uygulamayı kullanmışız umursamıyorum, her şeyi zararlı hale getiriyoruz çünkü...
devamını gör...
