dünyada en çok içilen içecektir. dünyada petrolden sonra en çok ihracat yapan üründür. evet, bir çekirdeğin tozu dünyada en çok ihraç edilen üründür.

benim enerjimi ihtiyacımı sağlayan fosil yakıtımdır. yorgun geçen gününün ödülü, gecelerin ertesi gün hapıdır.
devamını gör...

uzunlar şarkısı pek bir güzel olan grup.
devamını gör...

kısa süreliğine de olsa dışarı salınması gereken kedidir.
devamını gör...

uçmağa varan yazarı inatla paçasından çekiştirmek.

ilk günlerim bir yazarımızın bir tanımını beğendim. huyumdur başlıklarda bir tanımı beğendiysem bir de profiline bakarım. bir baktım 'kalbimiz seninle' ay nasıl üzüldüm. takibe aldım son tanımlarını okumaya başladım falan. ama boğazım düğüm düğüm...

ben zannediyorum yazar ölmüş meğer yazar gömçürülmüş.*
lütfen yalnız olmayayım bu konuda lütfen.
devamını gör...

muhtaç birisine yardım ettiğinde insanın mutlu olmasının ardındaki sebebin ne olduğunun sorgulandığı başlıktır.

bir çok insan güzel, romantize edilmiş şeyler söyleyebilir bu konuda.

tam hatırlamıyorum hangisinde okuduğumu ama ya nietzsche ya sa schopenhauer bu mutluluğun altında yatan esas gerçeğin ego tatmini olduğunu ifade ediyordu. ona göre* insanın kendisinin bir başkasına yardım edecek kadar güçlü ve üstün olduğunu hissetmesiydi, yardım eden insanın yaşadığı mutluluğun sebebi.
devamını gör...

tam adı joseph raymond mccarthy dir. 1908-1957 yılları arasında yaşamış, abd tarihinin en nefret edilen politik karakterlerindendir. 1947–57 yılları arasında senatoda cumhuriyetçi partiden wisconsin senatörü olarak görev yapmış , politikada mccarthyizm terimine adını veren kişi olmuştur.

1950'lerin başlarından itibaren abd'de nice bilim adamı, sinemacı, entellektüel ve yazarı komünist olmakla suçlamış ve zamanında abd siyasi iklimine egemen olmuştur.

1947 de ilk kez senatoya girdiğinde sessiz sakin, pek etliye sütlüye karışmayan bir senatör olarak takılmaya başlamış ama daha sonra şubat 1950 de abd dışişleri bakanlığına 205 komünistin sızdığı beyanatı ile dikkatleri çekmeye başlamıştır. devir ikinci dünya savaşı sonrası soğuk savaş dönemidir ve dünya artık ikiye bölünmüştür. bu iddaları karşısında senato dış ilişkiler komisyonunda ifade verir ve ispatla dendiğinde tabii ki kem küm eder ama dünya savaşından yeni çıkmış, devam eden kore savaşı'ndan bıkmış ve doğu avrupa ile çin'deki komünist ilerlemeler karşısında dehşete düşmüş bir ülkenin korkularındanda yararlanarak suçlama kampanyasına artan bir halk desteği ile devam etmiştir. mccarthy, artık ülke çapında anti-komünist “haçlı seferi” başlatmıştır.

mccarthy'nin 1952'de yeniden seçilmesinden sonra, senato'nun hükümet operasyonları komitesi'nin ve onun daimi soruşturma alt komitesinin başkanlığına seçilir. sonraki iki yıl boyunca, çeşitli devlet dairelerindeki komünist bağlantıları
(iddaları) nedeniyle sayısız tanığı sorgular, kimseye karşı makul bir suçlamada bulunamamasına rağmen, yaptığı şov ve kurnazca hamlelerle pek çok kişiyi işinden ettirir, kimisi çareyi ülkeden ayrılmakta (kaçmakta) bulur.

bu namussuzun kariyerinin düşüşü 1954 yılında televizyondada yayınlanan abd ordusu içindeki komünist subayların sorgulandığı oturumlarla başlar. televizyonda günlerce tefrika halinde yayınlanan bu oturumlarda halk mccarthy'nin gerçek yüzünü görmeye başlar. aynı zamanda avukat olan joseph n. welch, mccarthy'e tarihe geçecek aşağıdaki sözleri söyleyerek kapağı mccarthy'e monte eder:


“have you no sense of decency, sir, at long last? have you left no sense of decency?” sözleri; sen de hiç terbiyenin kırıntısı yok mu be adam, hiç mi kalmadı sende? mealindedir.


bu tarihi anın görüntüleri aşağıdan seyredilebilir:


kasım ayında yapılan ara seçimlerde cumhuriyetçiler senato'nun kontrolünü kaybeder. abd tarihinde pek eşi benzeri olmayan bir durum olarak aralık 1954'te , “senato geleneklerine aykırı” davranışı nedeniyle senatoda ezici bir çoğunlukla sert bir şekilde kınanır, böylece adını verdiği mccarthyizm dönemi sona erer, çanlar artık mccarthy için çalmaktadır, meslektaşları ve daha sonra medya tarafından görmezden gelinir ve ikinci görev süresini tamamlayamadan arkasında binlerce kişinin ahı ile ölür.

tarihe epey meraklıyımdır, bu adam ile ilgili epey belgesel seyrettim epey kitap okudum. bu ve eski fbi başkanı j. edgar hoover gibi adamlar abd tarihinde nasıl yer alabilmiş, anlayamıyorum. abd de de o dönem aralarında albert einstein gibi meşhur bilim adamları, orson welles, charlie chaplin, joseph losey gibi aktör ve yönetmenler, bertolt brecht, artur miller gibi yazarlar hep bu adamın tezgahından geçmiş, çareyi ülkeden kaçmakta bulmuşlardır.

bir de türkiye doğumlu ünlü abdli yönetmen elia kazan gibi olanlar var. 1947 de gentleman's agreement ve 1954 de on the waterfront filmleri ile en iyi yönetmen akademi ödülünü alan bu yönetmen, işini kaybetmemek için hollywoodda olan pek çok kişiyi komünist diye gammazlar. bu hareketi onun laneti olur, devir değişince 2003 yılındaki ölümü ne kadar yaptıkları peşini bırakmaz, eski saygınlığını hiçbir zaman geri kazanamaz.

bu dönemde bir de bu adama kafa tutanlar vardır ki takdir edilesi adamlardır. 1951 yılında ray bradbury "fireman=itfaiyeci" adıyla bir kitap yayınlar, bu 1953 yılında fahrenheit 451 adıyla yayınlanacak olan ünlü eserinin temelini oluşturur. daha sonra bradbury, mccarthy döneminde amerika birleşik devletleri'nde işin kitap yakmaya kadar varacağı endişesi nedeniyle bu kitabı yazdığını söyler.

1953'te oyun yazarı arthur miller, the crucible (cadı kazanı) isimli kitabını yayınlar, aslında salem kasabasında cadı avını anlatsada bu kitap birebir yazıldığı o döneme bir göndermedir. yukarıda "haçlı seferi" demiştim ama "cadı avı" belki daha doğru bir tabir olur.

aklıma gelen bu dönem ile ilgili daha önce yazdığım tanımlarım ise aşağıda, belki o atmosfer kafanızda daha iyi canlanacaktır:
#329023
#208444
devamını gör...

büyük tembellik yaratan durumdur aynı zamanda. emeği değersizleştirerek bilgiyi de değersizleştirir. soruyorum, bir ingilizce kelimeyi google translate sayesinde 3 saniyede öğrenirseniz mi daha kalıcı olur yoksa bir sözlüğü kurcalayıp bulup anlamını okuyarak mı? cevabı hepimiz biliyoruz.
devamını gör...

türban mağduriyeti en sevdiğim.
devamını gör...

her yere gelmek istiyorsun. ben şimdi seni nasıl pazara götüreyim, abi şuradan iki kadıköy uzatır mısın derken hangi kolunu kullanacağını şaşırırsın ponçik.
devamını gör...

insanın kendi anneliği hakkında konuşması zordur ama bir arkadaşım, bu karikatürü gösterip "kız sen çok yufka yüreklisin, bu karikatürdeki anne, aynı sen." demesi üzerine bu karikatürün anneliğimi anlattığına karar verdim.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

2006 doğumlu 15 yaşındaki ali insan almanya'da yaşayan türk bir ailenin çocuğudur. anaokulunda müzikal yönünün güçlü olduğu keşfedilince tavsiye üzerine bir müzik okuluna gitmiştir. yaklaşık 8 yıldır keman çalan ali insan almanya'da birçok başarıya imza atmıştır. 54. jugend muzisiert yarışmasında birincilik elde etmiş ve mozart'ın "voi che sapete" adlı eserini seslendirmesiyle "wolfgang amadeus mozart" ödülüne layık görülen almanyadaki ilk yabancı olmuştur.

kargalar arasında ak bir güvercin gibisin ali. o huzurlu sesinle ve kemanınla kulaklarımızı ve ruhumuzu beslemeye devam etmeni dilerim, başarıların daim olsun.

zülfü livaneli'nin 'güneş topla benim için' şarkısını sevdalım hayat ekibi ile seslendirdiği konserine de buradan gidebilirsiniz.
devamını gör...

bir stephen crane kitabıdır.

iki öyküden oluşan kitabın ilk öyküsü kitaba da adını veren mavi otel, diğer öyküyse çok daha kısa olan yeni eldivenler. öncelikle şunu belirtmeliyim ki bu kitabı okuyacaksanız eğer sakın zeplin yayınlarından okumayın. bu kadar fazla yazım yanlışı ve baskı hatasıyla okuyunca kitabın etkisi de ister istemez azalıyor çünkü.

mavi otel çok basit bir öykü olarak başlayıp daha sonra anlamsız bir şekilde gerilimin yükseldiği bir kitap. bir otelde kalan kovboy, isveçli ve doğulu ve onlarla zaman geçiren otelin sahibi ve oğlunun arasında en başından beri var olduğunu hissettiren gerginliğin öykü boyunca devam ettiği bir öykü. sadece yaptıklarımız değil yapmadıklarımız da bizi suçlu biri haline getirebilir sanki bu öyküye göre.

ikinci öykü olan yeni eldivenler ise küçük bir çocuğun yeni alınan eldivenleri sanki eldivenin başka işlevi varmış gibi karla oynayarak ıslatmamasını tembih eden annesinin sözünü dinlememesi üzerine kurulmuş. bu gerginlik de bir çocuğun kalbinin nasıl taşlaşabileceğini anlatan olaylar dizisinin her noktasında okuru takip ediyor.
devamını gör...

61 yazar arkadaşıma da ayrı ayrı saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

osmanlı ve daha eski tarihi birliktelikler in yanısıra, cumhuriyet döneminde gerçekleşen nüfus mübadelesi sırasında da bir milyonun üzerinde anadolu kökenli rum yunanistan'a gönderilmiş, beşyüzbin civarı türk ise oradan buraya gelmiştir. benzememiz gayet doğaldır. bu kadar benzerken, bölgede barış içinde yaşamamız gerekirken neden bu kadar düşmanız anlayamıyorum.

türkiyeden göçen 2. nesil rumlara ait bir video, özellikle 5.40 sn dikkat hala türkçe şarkı söylüyorlar. video
devamını gör...

tam adı agatha mary clarissa miller christie mallowan olan agatha christie, polisiye edebiyatın en önemli isimlerinden biri ve dedektif hercule poirot ve birkaç karakteri ortaya çıkartan kişidir.

mary westmacott takma adıyla aşk romanları da yazmıştır.

15 eylül 1890-12 ocak 1976 birleşik krallıkta doğup vefat etmiştir.

eşi: max mallowan'dır(öncesinde bir evlilik daha yapmış 14 sene sürmüş) ve bir çocuğu vardır.

ününü 80 dedektif romanına bağlıdır (muhteşem değil mi,hepsini istiyorum kütüphanemde)

agatha küçükken babası vefat ediyor.annesi ile yalnız bir çocukluk geçiriyor. küçük yaşta öykü yazmaya başlıyor.16 yaşında eğitim için kısa bir paris macerası oluyor.
1914'te pilot albay archilbald christie ile evlenip fransa'ya gidiyor.dislektik* olmasına rağmen okumayı çok seven agatha the mysterous affair at styles’ı (styles’daki esrarengiz olay) adlı ilk polisiye romanını yazıyor.bazı sebeplerden dolayı 1920 de basılıyor.

1926'da 11 gün boyunca kaybolur.arabası göl kenarında bir ağaca çarpmış vaziyette bulunur.kaza senaryoları üretilir.kimisi hafıza kaybı der,kimi de kocasının sevgilisini öldürme planı yaptığını ileri sürer.

1928 yılında kocasından boşanan agatha 2.kocasıyla evlenir, birçok ülke gezer ve 30'lar da kitapları genelde uluslararsı yerlerde geçer.

1971 yılında ingiltere'nin en yüksek unvanı olan
"britanya imparatorluğu kadın komutanı" ünvanını almıştır.

erdal kalın poe ukdesi
devamını gör...

nasıl bir distopik ülkeye geldik ya
bu ülkede yaşayacağıma isveç’in köyünde elma veren ağaç olaydım
devamını gör...

siyah beyaz tuşlarında piyanomun
seni çalıyorum şimdi
çaldıkça çoğalıyorsun odada
sen arttıkça ben kayboluyorum

seni doğuruyorum geceye
adını koyuyorum aya bakarak
her şey sen oluyor her yer sen
ben ölüyorum

sesini duyuyorum rüyalarımda
gözlerimi kamaştırıyor ışığın
rüzgar sen gibi dokunuyor bana
ben doğuyorum

duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç
dokunmuyorsun bana
sen gibi bir şimşek çakıyor
tam kalbime düşüyor yıldırımı
ben gidiyorum... * *
devamını gör...

derdi dünya olanın, dünya kadar derdi vardır. (bkz: yunus emre)
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim