beni başkalarıyla kıyaslaması.
sadece işi düşünce araması.
iyi niyetimi suistimal etmesi.
nezaketimi zayıflık sanması.
başarımı takdir etmek yerine kıskanması.
kesin dille reddettiğim konu ve kişilerde ısrar etmesi.
duygu sömürüsü yapması.
her şeyi benden beklemesi.benim aramam,mesaj atmam vs...
bunlardan birini yapması yeter de artar. soğuma değil,doğrudan ipini çekerim kim olursa olsun.
devamını gör...

yaparım.
karşımdaki kişi, karşıma gelene kadar olmadıysa bundan sonra da olmaz.
kimsenin terbiyesizliğini, hadsizliğini, aptallığını çekecek durumum yok.
tek sorumluluğum; her sabah aynada gördüğüm yüze karşıdır.
o yüzü de ekşitenleri silerim net.
tavsiye ediyorum silin gitsin.
devamını gör...

tüm üretim sürecinin içerisinde bulunmaktan kıvanç duyduğum muhteşem likör. aslında ortaya çıkmasında büyük emeğim var lakin curt mast denen kuzu postundaki kurt, beni bu mevzuda fena kazıkladı. bazı arkadaşlar belirtmiş bunun babasının bir sirke fabrikası vardı. işler kötüye gidince, fabrikanın yönetimi bu hergeleye geçti anında fabrikayı şarap fabrikasına çevirdi. laf aramızda şaraptan da iyi anlıyordu. yani özetle işi kıvırdı. tabi sonrasında doğal olarak eli biraz para gördü. parayı bulunca da başladı uçuk kaçık fikirler üretmeye. neymiş efendim dünyanın en güzel likörünü yapacakmış. e yap dedim, seni tutan mı var? ''yapacağım elbette ama yaptığım karışımları ilk sen deneyeceksin dostum!'' diye tutturdu. eh konu bedava içki olunca, tosbağa da olsan hayır diyemiyorsun. kabuğumun en yumuşak yerinden vurdu beni allahsız.

1930'ların başında karışımları yapmaya başladı bizim curt. yapıyor, getiriyor, içiyoruz. her seferinde ''ıhh olmamış, şurası eksik, burası eksik.'' diye geri gönderiyorum bunu. dile kolay 4 senemiz böyle geçti. 4 sene bilfiil içkiyi bedavaya getirdim. yalnız bazı karışımlar rezildi onunda altını çizmem lazım. aslında kendimi insanlığın mükemmel içkiye ulaşması için feda ettim ama kıymetim bilinmedi. bak işte bu değersizlik hissi çok fena. içki bütün kötülüklerin anasıdır diyorlar ama bence bütün kötülüklerin anası değersizlik hissi. adama her şeyi yaptırır. hayatı insana zehir eder. neyse konumuz bu değil. 1934 yılının baharında bu yine çıktı geldi yanıma; ''al bakalım bu sefer beğenecek misin? '' diye meraklı gözlerle hazırladığı karışımı bana uzattı. şişeyi kafama dikmemle birlikte resmen boğazımda havai fişekler patladı. allahım o nasıl bir tat. içtikçe içesim geliyor. yahu dedim ne ettin? olmuş mu diyor hala bana, şişe bitmiş adamın sorduğu soruya bakar mısınız? orada anlamalıydım zaten bundan adam olmayacağını ama içkinin güzelliğinin de etkisi ile; ''budur abicim!'' deyivermişim. muhteşem olmuş cidden. aldığı müspet yanıt sonrası bayağı bir mutlu oldu bu. ne koydun bunun içine? diye sordum. 56 farklı bitki özünü birbirine karıştırmış manyak. say bakayım şunları dedim. kaldı öyle afalladı resmen. 10-12 tanesini ancak saymıştır. meğer adam sırrını güvende tutuyormuş da haberimiz yokmuş. ben de hafızası zayıf bu hergelenin diye düşünüyorum.

eee dedim bu karışıma ne isim vereceksin? ne bileyim sen söyle dedi. kafam güzel tabi, ego da tavan yapmış, ''muhteşem tosbağa'' koy deyiverdim. patlattı bu kahkahayı. tamam bakarız dedi ve çekti gitti. bir daha heriften haber alamadık iyi mi? sonra öğrendim ki karışıma ''usta avcı'' ismini koymuş. şişeye de tosbağa resmi basmak yerine geyik resmi basmış. adam akıllı. benim gibi allahsız tosbağayı böyle bir karışımın alameti farikası edecek değil ya! işin içine dini de sokup, mevzuyu mis gibi pazarlamış. aziz hibertus denen sözde azize ithaf etmiş içkiyi. avcıyı koruyan azizden dünyaya hayır mı gelir? gelmez ama kasaya ciddi gelir getiriyor. adam da bir yönde haklı.

şimdi demem o ki; siz, siz olun bunun 70'liğini ya da 100'lüğünü tak diye içmeyin. sağlıklıdır, zindelik verir, insana iyi gelir, avcı içkisi, aziz içkisi falan diye güvenmeyin. sonra sapıtırsınız ve alternatif bir tarih bile yazabilirsiniz. ben öyle yapıyorum misal. bu arada 70'liği asgari 240 tl oldu. 100'lüğü de 340 tl. allah'tan ekonomi iyi herkes alıp içebiliyor. yoksa halimiz nice olurdu değil mi ama?
devamını gör...

charles west cope - gece alarmı:ileri
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

boğaz ile birlikte istanbul'u istanbul yapan iki sebepten biri. altın boynuz ve mitolojik olanı da sığır geçidi , diğer isimleri arasındadır. boğaz'dan farklı tarafı ise daha bir çıkmaz, uzun ve dar bir körfez olmasıdır. zaten haliç sözcüğünün arapça karşılığı da körfez oluyor. kağıthane ve alibeyköy derelerinin döküldüğü bir yer. bunun yanında çalkantılı olmayan, sakin suyu sebebiyle de tarih boyunca demirleyen, iskele ve rıhtımlara yanaşan, yükleme yapan gemilerin doğal bir limanı olmuştur. daha üste doğru gidildikçe de suların sığlaşması üzerine de gemi yapımı ve onarımı için çok elverişli olmuş, bundan dolayı da tersaneler kurulmuş.

haliç, osmanlı'nın son dönemleri ile cumhuriyetin ilk dönemleri endüstri merkezi olmuştur. kıyılarında bugün bile başka amaçla kullanılan endüstriyel yapılar görülebilir. bugün ismi sıkça duyulan haliç kongre merkezi binası daha önce eski bir salhane binası, bir zaman sütlüce mıntıkasındaki eski bina bugün çağdaş bir kongre salonuna dönüştürülmüş. sütlüce'de kasap ve uylukçular ile bilinen bir yer. tabi burada kesilen o kadar koyunun dışkısı da haliç'e dökülüyor, pis kokudan da geçilmiyor. postlar da karşıdaki eyüp'e gider, yünler burada kırpılır, geriye kalan deriler de tabakhaneye yollanırmış.
devamını gör...

26.02.1992'de hocalı kasabasında 83 çocuk, 106 kadın ve 70'den fazla yaşlı dahil olmak üzere toplam 613 azerbaycan türk'ü ermeniler tarafından katledildi.
karınları deşilmiş hamile kadınlar, gözleri oyulmuş insanlar...
insanlık tarihinin kara lekesi hocalı katliamının üzerinden tam 29 sene geçmesine rağmen acımız hep taze. kinimiz hep diri.

unutma! unutturma!
devamını gör...

bana kısaca kak diyebilirsiniz diyen kakılmış, yumurtayı kabuğuyla yiyen itilmiş ve su diye votka içen sürahi hanımın oynadığı nostaljik komedi dizisi.
devamını gör...

sokaktaki bir kediyi sevmek ve beslemek.
devamını gör...

bildirim kutusu ve mesaj kutusu dolup taşmış, art arda bildirimler gelirken ben yengenizin profilinde kafa izni yazısıyla bakışıyorum. sözlük o yokken bomboş. akış akarken ben nehir de boğulmuş gibiyim.

t: her şey akıp giderken,sizin olduğunuz yerde çakılı kalmanız durumu.
devamını gör...

ayla.
pulp fiction
matrix.
devamını gör...

bence mükemmel bir yazardır.
devamını gör...

düşündüğünüz kadar değerli değilsiniz. ya da üzüldüğünüz kadar değersiz değilsiniz.

değeri belirleyen sizsiniz.
devamını gör...

bizlerin onu mustafa kemal ’in eşi olarak tanıdığımız, 1898 yılında doğan, devrin ünlü iş adamı uşakizade muhammer bey’in ve adevi’ye hanımın kızı latife uşaki’nin ipek çalışlar tarafından yazılan biyografi niteliğinde kitabıdır.

ipek çalışlar, kafasında oluşan sorulara cevap bulmak için girişir bu kitabı yazmaya. bulduğu bilgileri latife’nin yaşayan yakınlarına doğrulatarak yazar bu kitabı.

latife devrin alınabilecek en iyi eğitimini almış bir kadındır. mustafa kemal ile iki buçuk yıl kadar evli kalmıştır. evlilik mustafa kemal’in rızası üzerine gerçekleşmiştir. çünkü latife; donanımlı, hoş, etkileyici bir kadındır.

kitapta çok iyi yabancı dil bildiği ve çok iyi muhakeme kabiliyeti olduğu için, yabancı eserleri çevirip mustafa kemal’e aktardığından bahsediliyor. aslında başı açık olan bir kadın olan latife’nin mustafa kemal'in isteği üzerine başı örtülü resimler verdiğinden bahsediyor.

donanımından etkilen mustafa kemal, onu bu günün moda tabiriyle yaşam koçu gibi görüyor. hayatına çeki düzen vermesi, okunacak önemli şeyleri çevirmesi hatta annesi ile ilgilenmesinden çok memnun oluyor.hatta yoğun olan mustafa kemal'in yerine, hasta olan annesine bakıyor. zübeyde hanım latife’nin ellerinde veriyor son nefesini. mustafa kemal annesinin cenazesine de katılamıyor.

berthe georges-gaulis milli mücadeleyi izleyen bir gazetecidir.
latife ile ilgili,

hem çok kadın, hem çok yoldaş, çalışma, yolculuk, iş arkadaşı, sevgili, becerikli bir arkadaş. mustafa kemal’in önüne geçilmez enerjisine şiddetle karşı durmayan, onu kendi enerjisini kabullenmeye iten bir arkadaş
, diye niteler gördüğü latife’yi.

evlilikleri köşkteki sofralar yüzünden biter.
mustafa kemal’in o sofraları latife’ye anlamsız gelir. bir liderin alkol ile ve alkol alan insanlar ile bu kadar zaman geçirmesine katlanamaz ve bunu da gizlemez. her sofra kurulduğunda topukları ile mesaj vermeye çalışır. eşini ona zarar verecek arkadaşlardan kurtarmaya çalışır.

bu kitabı okuduktan sonra, acaba latife ile evli kalsaydı siroz olur muydu diye çok düşündüm. boşanan yalnız erkeklerin ömürlerinin kalanını kalitesiz bir şekilde yaşadıkları ve erken yaşta öldüklerine dair pek çok araştırma var. ne yazık ki boşanma, kadınlardan çok erkeklere zarar veren bir kurum.

benim doğduğum sene olan, aynı zamanda dünya kadın yılı olan 1975 yılında ölüyor latife. mustafa kemal ile yaşadığı iki buçuk yılı kimseye anlatmıyor. bun konuda ona verilen üstü kapalı bir talimat var çünkü.

ben sadece bir talimattan ötürü latife’nin sustuğunu sanmıyorum. o ruhla böyle bir kuru bir itaat yan yana durmuyor.
latife belki de, kendini daha iyi olabilecekken, bunu başaramadı diye susturdu. bir liderin eşi olmayı yeterince iyi yapamadı diye susturdu. 1938 yılında, ondan çok daha önce ölen bir liderin, yaşaması için gerekli sabrı gösteremedi diye susturdu.
çoğu donanımlı kadının, gördüğü mantıksızlıklara karşı tahammülsüz olmasının, onda ki haline karşı olan bir tepsiydi belki de bu susma.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kendi nickaltını kendi açan, tanımları beğenilmeyen ya da hakkında nickaltı açılmamış yazarlar yalakalık diye nitelendirmişler. her şeye bu kadar olumsuz yaklaşmayın.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
sanki sürekli birileri gülüyor.
sağa bakıyorum yok, sola bakıyorum yok. nedir bu arkadaş?

siz mi gülüyorsunuz hıh?
devamını gör...

valve firmasının 1998 yılında çıkan oyun olayında çığır açan, bildiklerimizi değiştiren, internet kafelerde landan (local area network) oyun oynamaya bizi alıştıran (quake ııı arena da vardı) muhteşem oyunu. gordon freeman hiç gözünü kırpmadan manyak uzaylı böcükleri öldürürken haritanın karmaşık bulmacalarını çözdüğü single kısmıda feci sarar. 2004 yılında çıkan half-life 2 ile hikaye devam eder.
devamını gör...

ben akademik zeka da seviyorum arkadaşlar ama en önemlisi eq.
halden anlayan, empati kuran erkekler ilişki başlatma ve sürdürme konusunda daha başarılılar.
bunlara ek düzgün bir diksiyon ve kulağa hoş gelen bir ses konu, kendini dinletebilme becerilerinin gelişmiş olması benim için tercih etme sebebi.
devamını gör...

şiii sessiz olun. hazır yokken kraliyet armasını üçer beşer toplayalım. nasılsa geri döndüğünde hiçbirimizi yar olmayacak. aldığım ilk karaliyet armasını sayesinde, 2. likten 1. olarak aldım. çokk kırgınım kendisine. şaka bir yana da, sabah farkettim uzaklaştığını ve çok üzüldüm. şu an sözlüğün en çok karma puanına sahip olan yazarı ve emeği çok fazla ayrıca sıcak kanlı ve arkadaş canlısı biri. en kısa sürede geri gelmesini bekliyoruz yoksa elden gidiyor 1. lik heee!!!
devamını gör...

almancada biçim, şekil anlamına gelen gestalt kelimesi psikologların oluşturduğu akımın ismi olmuştur. gestalt akımına göre, bir deneyimin bütünü onun parçalarının toplamıyla aynı değildir. bilinci anlamanın yolu, parçaları değil, tüm deneyimi bir bütün olarak çalışmaktan geçmektedir.italyan ressam arcimboldo’unun bu resmi gestalt’ın “bütün, parçaların toplamından fazladır” prensibine örnek olarak gösterilmektedir. resimin bütünü bir insan yüzünü göstermesine rağmen, tek tek bakıldığında meyvelerden oluşmaktadır.
devamını gör...

neresinden başlamalı bilmiyorum. bu filmi izlemeyi devamlı erteliyordum bu akşama kadar. nedeni malum. filmin en kötü yeri sanırım bir kurgu olmaması. kurgu değil çünkü çocuklar hala ölüyor, kimliksiz ve hayatsız yaşıyor, aç kalıyor, sürünüyorlar. bu film adaletsiz bir dünyanın konu alındığı film işte. birilerinin çocukları ağzında gümüş kaşıkla doğarken, diğerleri hayatta kalabilmek için savaş veriyor. bulunduğu ortamdan suça bulaşmadan çıkabilmesi zaten mümkün değil.

yok edilmiş hayaller, yitip giden hayatlar ve bunlarla birlikte küçük bir bedenin içindeki öfke, ağzından tek bir cümleyle çıkıyor. "ailemi dava etmek istiyorum çünkü beni hayata getirdiler."
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim