makinist ile son istasyon radyo yayını
(bkz: run makinist run)
iç sesimin "oo, makinist'in yayını, alalım bir dal" şeklinde tepki verdiği yayın. iyi yayınlar olsun efendim, konu eksiği çektiğiniz yerde ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. *
iç sesimin "oo, makinist'in yayını, alalım bir dal" şeklinde tepki verdiği yayın. iyi yayınlar olsun efendim, konu eksiği çektiğiniz yerde ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. *
devamını gör...
şırıngayla vücuda enjekte edilebilen çip geliştirilmesi
çipime c2 seviye ingilizce eklenirse benim için sorun yok.
devamını gör...
yalnızlığın en çok dokunduğu an
istediğin kadar ben kendime yeterim bu hayatta desen de, mutluluğu ya da mutsuzluğu paylaşamadığın an, yalnızlık bir ufaktan vuruyor. aciziz aslında.
devamını gör...
mitokondriyal havva
en sevdiğim bilimsel terimlerden biridir. tanımını elimden geldiğince yapacağım. hatam olursa affola. uyarılarla elbette ekleme, çıkarma yapılır, gerekirse tanım silinir.
mitokondrilerimizin içinde bulunan bir genetik dnadır. mtdna* olarak da bilinir. zaten bu, bahsi geçen terimin kısaltılmış hali gibi bir şeydir. bu dna, anneden çocuğa geçer, erkekten aktarılmaz. erkek için de buna benzer y kromozomu ademi vardır. bahsettiğim şey ikisi için de geçerlidir. biri sadece babadan çocuğa, diğeri ise sadece anneden çocuğa geçmektedir.
bu dna takip edilerek en eski anne- havva- tespit edilebilir. elbette buradan kasıt dini bir şahsiyet olan havva değildir. bilimsel olarak bunu savunmak da abesle iştigaldir. yine de çok güzel bir bilimsel espri olduğunu düşünüyorum, çok tatlı değil mi :)
bu dna takip edilerek geçmişe doğru gidilerek tam olarak bilinmese de ilk annenin 99.000 ile 234.000 yıl önce yaşamış olduğu düşünülüyor. bakın; bu, ilk insandır demiyorum. sonuçta bilinen bu dnadan önce de muhakkak başka anneler vardı, bir şekilde soyu yok oldu, evrim aşamasında elendi, bize kadar gelmedi.
mitokondrilerimizin içinde bulunan bir genetik dnadır. mtdna* olarak da bilinir. zaten bu, bahsi geçen terimin kısaltılmış hali gibi bir şeydir. bu dna, anneden çocuğa geçer, erkekten aktarılmaz. erkek için de buna benzer y kromozomu ademi vardır. bahsettiğim şey ikisi için de geçerlidir. biri sadece babadan çocuğa, diğeri ise sadece anneden çocuğa geçmektedir.
bu dna takip edilerek en eski anne- havva- tespit edilebilir. elbette buradan kasıt dini bir şahsiyet olan havva değildir. bilimsel olarak bunu savunmak da abesle iştigaldir. yine de çok güzel bir bilimsel espri olduğunu düşünüyorum, çok tatlı değil mi :)
bu dna takip edilerek geçmişe doğru gidilerek tam olarak bilinmese de ilk annenin 99.000 ile 234.000 yıl önce yaşamış olduğu düşünülüyor. bakın; bu, ilk insandır demiyorum. sonuçta bilinen bu dnadan önce de muhakkak başka anneler vardı, bir şekilde soyu yok oldu, evrim aşamasında elendi, bize kadar gelmedi.
devamını gör...
tatava yapma
öncelikle tatava nedir?
tdk tanımı: çok fazla söz.
argoda ise boş lakırdı, saçma sapan sözler kalabalığı.
bazı insanlara bunu ağız dolusu söylemek istiyorum ama işte kibar ve minnoş bir kız olduğum için söyleyemiyorum ama söylerim he beni sinir etmeyin.*
tdk tanımı: çok fazla söz.
argoda ise boş lakırdı, saçma sapan sözler kalabalığı.
bazı insanlara bunu ağız dolusu söylemek istiyorum ama işte kibar ve minnoş bir kız olduğum için söyleyemiyorum ama söylerim he beni sinir etmeyin.*
devamını gör...
pavlov'un göbeği
ya yazarların tanımlarını noktasına virgülüne dokunmadan kopyalayıp intihal yapan,
veya daha kötüsü yan hesabı olup onunla yaptığı tanımı unutan “kafa sözlük yöneticisi”.
konu ile ilgili açıklamasını merakla bekliyoruz.
başlık için (bkz: natalie portman)
veya daha kötüsü yan hesabı olup onunla yaptığı tanımı unutan “kafa sözlük yöneticisi”.
konu ile ilgili açıklamasını merakla bekliyoruz.
başlık için (bkz: natalie portman)
devamını gör...
bim sözlük olsa alınabilecek nickler
bim poşeti olurdum. herkesin kullanmaktan çekinmediği ama değer vermediği bir poşet. hikayenin sonunda da kaderim bir çöplük olurdu muhtemelen.
devamını gör...
sözlükçülerin bugünkü yorgunluk sebebi
her gün sabahın erken saatlerinde içmem gereken ilacımı bugün saat 16 civarında içtim.
sabah yorgun bir savaşçı iken şimdi bomba gibiyim, bakalım nasıl uyuyacağım bu gece.
sabah yorgun bir savaşçı iken şimdi bomba gibiyim, bakalım nasıl uyuyacağım bu gece.
devamını gör...
değeri bilinmeyen anlar
başlığı görünce aklıma ilk gelen şeyi yazmak istiyorum ben bu sefer.
“hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi? evet, bunun hayatımın en mutlu anı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu. derin bir huzurla her yerimi saran o harika altın an belki birkaç saniye sürmüştü, ama mutluluk bana saatlerce, yıllarca gibi gelmişti.”
orhan pamuk-masumiyet müzesi
“hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi? evet, bunun hayatımın en mutlu anı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu. derin bir huzurla her yerimi saran o harika altın an belki birkaç saniye sürmüştü, ama mutluluk bana saatlerce, yıllarca gibi gelmişti.”
orhan pamuk-masumiyet müzesi
devamını gör...
karanliktakimum
hakkında yazdığı konular ve o konuları yazma şekliyle takibe değer bulduğum yazarlardan biri.
sözlüğün geleceğine dair umutsuzluğa düşüldüğünde böyle yazarların da var olduğunu düşünmek, görmek iyi geliyor insana.
sözlüğün geleceğine dair umutsuzluğa düşüldüğünde böyle yazarların da var olduğunu düşünmek, görmek iyi geliyor insana.
devamını gör...
edinilmiş en kıymetli hayat tecrübesi
bundan daha kötüsü olamaz deme. özellikle iş hayatında.
yoksa hayat pis pis sırıtıp hadi ya öyleyse bir de bunu deneyelim diyor.
yoksa hayat pis pis sırıtıp hadi ya öyleyse bir de bunu deneyelim diyor.
devamını gör...
bilal erdoğan'dan yoksulluğa çözüm
çaldıklarının pardon kazandıklarının zekatını verse ülkede aç kalmayacak bir ailenin en zeki üyesinin açıklamasıdır.
devamını gör...
üzüntüden uyumak
mümkün değildir.
üzüntü duyan insan uyuyamaz stres üzüntü uykunun önüne geçen faktörlerdir.
uykusuzluktan bayılacağın vakit uykuya dalabilirsin ancak.
uyuyamamak ile üzüntü sevgilidir.
inanmıyorsanız uyku uzmanlarına sorun.
üzüntü duyan insan uyuyamaz stres üzüntü uykunun önüne geçen faktörlerdir.
uykusuzluktan bayılacağın vakit uykuya dalabilirsin ancak.
uyuyamamak ile üzüntü sevgilidir.
inanmıyorsanız uyku uzmanlarına sorun.
devamını gör...
misanthrope
sözcük olarak insanlardan korkma, nefret et me anlamına gelir.ayrıca death metal grubu death'in (bkz: death) (bkz: chuck schuldiner) efsane şarkısıdır.
devamını gör...
serebral palsi
beynin ilerleyici olmayan lezyonudur. doğum öncesi, doğum sırasında veya doğum sonrasında birçok nedenden dolayı görülebilir. serebral palsili her bireyin tipleri aynı olsa bile kendine özgü bir seyri vardır. örneğin spastik diparetik iki birey aynı tanıda olsa bile mevcut durumları birbirinden farklılık gösterir. bir bireyin hamstring kas grubunun spastisitesi aşırı iken diğerinde daha hafif olabilir. bu nedenle vücut mekaniğinden tutun ayakta durma hatta yürüme şekline kadar her iki bireyde de farklılıklar gözlenir. bu yüzden tedavi programını planlarken kişiye özgü olması çok önemlilik arz eder. çok ağır tutulumlar olduğu gibi hafif seyreden bireyler de vardır. bu hastalığın tedavisinde multidisipliner bir yaklaşım gerekmektedir. buradan tavsiyem şu olacaktır. fizik tedavi ve rehabilitasyonun asla ihmal edilmemesi lazım. ailelerin biz bir ilerleme kaydedemiyoruz deyip bırakmamaları gerekmektedir. eğer fizik tedavi ve rehabilitasyon almazlar ise bireylerin mevcut durumundan daha geri gideceği unutulmamalıdır.
devamını gör...
6 kelimelik hikayeler
sen kimsin dedim kendime, baktı tanıyamadı.
devamını gör...
çöpte olduğu halde fırlamayan kedi
devamını gör...
16 nisan 2021 erkan oğur'un açıklamaları
cumhurbaşkanlığı ödülünü kabul etmeyen adam bile saray yandaşı ilan edildi ya, daha diyecek bir söz yok. yine aynı haberden erkan oğur cevap versin bu tepkilere:
"... benim için bağlama çalıp, halk müziği seven ibrahimsiniz. tabii ki çalarım' dedim"
edit: sanıyorum ki tepkiler sonucu yaptığı eylemi yanlış görüp "benim hatam." demiş.
t: ferasetin sözlük tanımı olan erkan oğur beyanatı.
"... benim için bağlama çalıp, halk müziği seven ibrahimsiniz. tabii ki çalarım' dedim"
edit: sanıyorum ki tepkiler sonucu yaptığı eylemi yanlış görüp "benim hatam." demiş.
t: ferasetin sözlük tanımı olan erkan oğur beyanatı.
devamını gör...
yalnızlık
uzun zamandır içinden çıkamadığım, artık beni yoran şey. yok, ben öyle etrafında gayet iş bitiren insanlar olduğu halde sevgilisi olmadığı için yalnızlık edebiyatı yapanlardan değilim. gerçekten yalnızlar anlar bunu.
hayatım boyunca çok sosyal biri oldum lakin bugün geldiğimiz noktada, inanılmaz bir yalnızlığın içine düşmüş vaziyetteyim. üniversite bittikten sonra hangi kapıyı çaldıysam bir nevi yüzüme kapandı. iş bulamadım ve sosyal çevremden yavaş yavaş koptum. her şeyin ilacı olan zaman, beni zehirledi. ilk zamanlardaki boşluk hissi, yerini depresyona bıraktı. depresyon, bende kendi kabuğuma çekilmek olarak tezahür ediyor.
hayatımın belirli dönemlerinde, özellikle babamın hastalandığı süreçte yine benzer şeyler yaşamıştım ancak hayatta bir amacımın olması, beni tekrar kendime getiriyordu. son kabuğuma çekilişim çevreme yıkım getirdi. resmen "kendine yazık ediyorsun, neden aramıyorsun, telefonlarımızı açmıyorsun" cümleleri arasında kayboldum. moral vermek isteyenlere de kapattım kapılarımı. ilacım kendimde dedim, çözerim dedim. ben hep kendi bacağımı kendim kesmiştim; "kimseye ihtiyacım yok" demiştim. ne büyüklenmişim öyle, ne kibir doluymuşum. ben ki yalnızlığı çok sever, her işi kendim yapardım. yalnız sinemaya gider, yalnız yemek yer, kitap okur, hayal kurardım.
ailevi sorunlarım aşılamaz noktaya geldi. babasızlık benim hayatıma ağır bir darbe vurdu. çünkü benim babam, hayatta bana her zaman yardımcı olmuş tek insandı. sorunlu bir ailem vardı ve reis gittikten sonra tüm yük bana kaldı. ne zormuş baba olmak, ne zormuş seni dinlemeyenleri yönetmeye çalışmak. her kafadan bir sesin çıktığı bir kaos ortamında, kalp kırmanın vicdani yükleriyle yüzleşmek ne zormuş. bugün hayatım öyle bir noktaya geldi ki beni bu kıskaçtan kurtaracak birilerini arıyorum adeta. rest çekip gidecek olsam, aylardır arayıp sormadığım dostlarımın kapısına gidecek yüzü bulamıyorum.
uyumamamak değil de uyuyamamak çok kötü bir şeydir. ben 4 senedir adam gibi uyuyamıyorum. bugün kaygılarım azalmadı, aksine arttı. üç sene önce "ya şunlar olursa nolur" diye düşünmekten uyuyamadığım ne varsa hepsi oldu. şimdi, ileride olabileceklere olan kaygımdan uyuyamıyorum. onlar da olacak gibime geliyor çünkü hayat bu, okumayı bilirseniz size yolu da yordamı da gösterir.
hayattaki en değerli şeyim, çalışma azmimi kaybettim. ortamların en zeki çocuğu, en fişek adamının bugün düştüğü duruma üzülüyorum. kendimi uzaktan seyrediyorum ve "bu adama bakıp içilir kardeşim" diyorum. bir kere şuradan uzaklaşıp, içip kafamı dinlesem motivasyonumu biraz olsun toparlayacakmışım gibi geliyor. tabii içmeye bile param yok. artık yanına sokulup "baba bana bir yüz lira ateşlesene" diyecek kimsenizin olmaması çok kötü bir şey. şimdi babadan kalan parayla evi ben geçindiriyorum ve kendime ayda 4 5 paket sigara alacak paradan başka bir şey ayıramıyorum.
koskoca bandini, arturo dominic bandini, öyle bir hale geldi ki büsbütün yaşamın kendisine kırgın. bir insan nasıl harcanabilir, göz göre göre nasıl yolunu kaybedebilir, nasıl boktan bir hayatın hikayesini yazabilir etine kemiğine bürünmüş haldeyim. bu entryi okuyan olursa; ben ki hiç tanımadığım insanların yazdıklarıma, konuştuklarıma hayranlık belirtip davetler ettiği insandım. ben ki birilerinin nüfuz sahibi olmak için yanında görmek istediği bir insandım. ben, öyle bir düşüşün her aşamasına şahit oldum ki hayatta hiçbir şeyin garantisi olmadığını size garani edebilirim.
ne varsa elinizde sizi mutlu eden, hayatınızı kolaylaştırmak için, sizin için çabalayan kim varsa adamakıllı değerini bilin. sadece sevginin, kan bağının, bilmem ne zaman içilmiş kahvenin, temelinde mecburiyet olmuş ilişkilerin arkasına sığınıp da yanınızda olanların, işler zorlaştığında uzaklaşacaklarını, uzaklaşmasalar da sadece derdinizi dinleyip geçeceklerini iyi bilin. ben kimsenin uzaklaşmasını beklemedim, kendim uzaklaştım. ancak insan bir zaman geçtiğinde daha iyi anlıyor neyin ne olduğunu.
önceleri az çok bahanelerin arkasına sığınıyor, her türlü rezilliğin, kepazeliğin bir özrünü icat edebiliyorduk. ne zaman ki yaşam iyi kötü hayatta kalabilmek için bizden neler alabileceğini ortaya koyduğunda daha iyi anlıyor insan; bir yaşamın özetini çıkarıyor, ayakları yere sağlam basıyor. bugünlerin kırgınlığı, kızgınlığı, elimizden kayıp giden gençliğin bir daha geri gelmeyeceğinin bilinci yıkımı daha da artırıyor. çözüm yok, çözüm ararsak yolumuz stefan zweig'e çıkar, aşık imami'ye çıkar.
yaşıyoruz bir şekilde ama kızgınız. celine'in dediği gibi şiirimizi tüketiyoruz, sıfıra sıfır elde var sıfır, işte yaşam!
hayatım boyunca çok sosyal biri oldum lakin bugün geldiğimiz noktada, inanılmaz bir yalnızlığın içine düşmüş vaziyetteyim. üniversite bittikten sonra hangi kapıyı çaldıysam bir nevi yüzüme kapandı. iş bulamadım ve sosyal çevremden yavaş yavaş koptum. her şeyin ilacı olan zaman, beni zehirledi. ilk zamanlardaki boşluk hissi, yerini depresyona bıraktı. depresyon, bende kendi kabuğuma çekilmek olarak tezahür ediyor.
hayatımın belirli dönemlerinde, özellikle babamın hastalandığı süreçte yine benzer şeyler yaşamıştım ancak hayatta bir amacımın olması, beni tekrar kendime getiriyordu. son kabuğuma çekilişim çevreme yıkım getirdi. resmen "kendine yazık ediyorsun, neden aramıyorsun, telefonlarımızı açmıyorsun" cümleleri arasında kayboldum. moral vermek isteyenlere de kapattım kapılarımı. ilacım kendimde dedim, çözerim dedim. ben hep kendi bacağımı kendim kesmiştim; "kimseye ihtiyacım yok" demiştim. ne büyüklenmişim öyle, ne kibir doluymuşum. ben ki yalnızlığı çok sever, her işi kendim yapardım. yalnız sinemaya gider, yalnız yemek yer, kitap okur, hayal kurardım.
ailevi sorunlarım aşılamaz noktaya geldi. babasızlık benim hayatıma ağır bir darbe vurdu. çünkü benim babam, hayatta bana her zaman yardımcı olmuş tek insandı. sorunlu bir ailem vardı ve reis gittikten sonra tüm yük bana kaldı. ne zormuş baba olmak, ne zormuş seni dinlemeyenleri yönetmeye çalışmak. her kafadan bir sesin çıktığı bir kaos ortamında, kalp kırmanın vicdani yükleriyle yüzleşmek ne zormuş. bugün hayatım öyle bir noktaya geldi ki beni bu kıskaçtan kurtaracak birilerini arıyorum adeta. rest çekip gidecek olsam, aylardır arayıp sormadığım dostlarımın kapısına gidecek yüzü bulamıyorum.
uyumamamak değil de uyuyamamak çok kötü bir şeydir. ben 4 senedir adam gibi uyuyamıyorum. bugün kaygılarım azalmadı, aksine arttı. üç sene önce "ya şunlar olursa nolur" diye düşünmekten uyuyamadığım ne varsa hepsi oldu. şimdi, ileride olabileceklere olan kaygımdan uyuyamıyorum. onlar da olacak gibime geliyor çünkü hayat bu, okumayı bilirseniz size yolu da yordamı da gösterir.
hayattaki en değerli şeyim, çalışma azmimi kaybettim. ortamların en zeki çocuğu, en fişek adamının bugün düştüğü duruma üzülüyorum. kendimi uzaktan seyrediyorum ve "bu adama bakıp içilir kardeşim" diyorum. bir kere şuradan uzaklaşıp, içip kafamı dinlesem motivasyonumu biraz olsun toparlayacakmışım gibi geliyor. tabii içmeye bile param yok. artık yanına sokulup "baba bana bir yüz lira ateşlesene" diyecek kimsenizin olmaması çok kötü bir şey. şimdi babadan kalan parayla evi ben geçindiriyorum ve kendime ayda 4 5 paket sigara alacak paradan başka bir şey ayıramıyorum.
koskoca bandini, arturo dominic bandini, öyle bir hale geldi ki büsbütün yaşamın kendisine kırgın. bir insan nasıl harcanabilir, göz göre göre nasıl yolunu kaybedebilir, nasıl boktan bir hayatın hikayesini yazabilir etine kemiğine bürünmüş haldeyim. bu entryi okuyan olursa; ben ki hiç tanımadığım insanların yazdıklarıma, konuştuklarıma hayranlık belirtip davetler ettiği insandım. ben ki birilerinin nüfuz sahibi olmak için yanında görmek istediği bir insandım. ben, öyle bir düşüşün her aşamasına şahit oldum ki hayatta hiçbir şeyin garantisi olmadığını size garani edebilirim.
ne varsa elinizde sizi mutlu eden, hayatınızı kolaylaştırmak için, sizin için çabalayan kim varsa adamakıllı değerini bilin. sadece sevginin, kan bağının, bilmem ne zaman içilmiş kahvenin, temelinde mecburiyet olmuş ilişkilerin arkasına sığınıp da yanınızda olanların, işler zorlaştığında uzaklaşacaklarını, uzaklaşmasalar da sadece derdinizi dinleyip geçeceklerini iyi bilin. ben kimsenin uzaklaşmasını beklemedim, kendim uzaklaştım. ancak insan bir zaman geçtiğinde daha iyi anlıyor neyin ne olduğunu.
önceleri az çok bahanelerin arkasına sığınıyor, her türlü rezilliğin, kepazeliğin bir özrünü icat edebiliyorduk. ne zaman ki yaşam iyi kötü hayatta kalabilmek için bizden neler alabileceğini ortaya koyduğunda daha iyi anlıyor insan; bir yaşamın özetini çıkarıyor, ayakları yere sağlam basıyor. bugünlerin kırgınlığı, kızgınlığı, elimizden kayıp giden gençliğin bir daha geri gelmeyeceğinin bilinci yıkımı daha da artırıyor. çözüm yok, çözüm ararsak yolumuz stefan zweig'e çıkar, aşık imami'ye çıkar.
yaşıyoruz bir şekilde ama kızgınız. celine'in dediği gibi şiirimizi tüketiyoruz, sıfıra sıfır elde var sıfır, işte yaşam!
devamını gör...