dünya dışı yaşam dendiğinde akıllara insan formu gibi evrimin son halkası hayal edilse de aslında ufacık minicik bir bakteri bile yeterlidir dünya dışı yaşamın ispatına.
devamını gör...

müstehak, namütenahi, nevi şahsına münhasır
devamını gör...

bir deyim.

efsaneye göre, nuh’un torunları, gökyüzüne tırmanmak için birçok kattan meydana gelen ve son katı tapınak olarak düzenlenen bir kule yapmışlar. gökyüzünü hâkimiyeti altına almak isteyen insanın kendisini beğenmişlik ve nefsine güvenini simgeleyen bu kule hakkında, tevrat ve incil ile yunan mitolojisinde de değişik varyantlar vardır.

babil kulesi yapılırken allahu tealâ, kendisini şirk koşmak üzere yapılan bu binada çalışanların dillerini değiştirmiş (insanlığın dağılması) ve hiç kimse diğerinin dilini anlamaz olmuş. onun için kimsenin birbirini anlamadığı konuşmalara “muhavere-i tebabüliye (babillilerin konuşmaları)” denilir ve bu söz eskiden beri, halk arasında bir deyim olarak kullanılır. her kafadan bir sesin çıktığı, kalabalık bir mekânda, meclis adabını çiğneyerek, ikişer kişinin birbiriyle lafladığı ve seslerin bir uğultuya dönüştüğü durumlar, tam da muhavere-i tebabüliye sayılır.

(bu deyimin hikayesini, iskender pala’nın iki dirhem bir çekirdek eserini açarak yazdım.)
devamını gör...

basit ama derin anlamlı dizelerdir.


bedava yaşıyoruz,
bedava.
hava bedava, bulut bedava.
dere tepe bedava, yağmur çamur bedava.
otomobillerin dışı,
sinemaların kapısı,
camekanlar bedava.
peynir ekmek değil ama,
acı su bedava.
kelle fiyatına hürriyet,
esirlik bedava.

bedava yaşıyoruz, bedava.
devamını gör...

yönetimin kararına saygı duymakla birlikte sözlükten uzaklaştırılışını anlamlandıramadığım yazardır.

bir şeyler olmuş, bir şeyler yaşanmış içeriğine vâkıf olamayacağımız.

bazen böyle oluyor anlayamıyorsun, bir şey de diyemiyorsun ama.
arada kalıyorsun.
ne diyelim, klişe tabirle hayırlısı olsun.
devamını gör...

çok sağlam taktik veriyorum uygulayın. sana bir şiir okuyacağım diyin sonra adını söyleyin. daha da nazım kalksa mezarından hava cıva.
devamını gör...

(bkz: o ses kafa sözlük)
devamını gör...

birine yağmur yürekli demek çok hoş değil mi ya
devamını gör...

halit hüseyni tarafından yazılan, 2003 yılında yayınlanan ilk romanıdır. 2007 yılı yapımı aynı isimli filmi de mevcuttur. romancımız aslen afganistanlı olsa da kitabı ingilizce yazmıştır. the new york times listesinde birinciliği vardır. dilimize de ingilizce aslından çevrilmiştir. everest yayınları tarafından okuyucuya sunulmaktadır.

kitap benim liseli çağımda okuduğum kitaplardan. yeni yeni okuma alışkanlığı kazanmak için edindiğim zamanın popüler kitaplarından biriydi o dönemler.

kitap; 2 çocuğun aynı evde başlayan fakat farklı sosyoekonomik statüde olan bu çocukların, hayatlarının ülkenin siyasi politası ile şekillenen hayatlarını konu alıyor.


yazarın diğer romanları;
(bkz: bin muhteşem güneş)
(bkz: ve dağlar yankılandı)
devamını gör...

ilk banda inişinin üzerinden tam 20 yılını geride bırakmış bugün fiat türkiye olan dönemin tofaş a. ş. fabrikasının kapanmasına engel olmuş, beş defa restyling görmüş, sayesinde yüzlerce ar-ge mühendisi deyim yerindeyse araba yapmayı öğrenmiş, on binlerce kişinin sayesinde evine ekmek götürdüğü, motor üretimi hariç üzerindeki parçaların neredeyse tamamının yerlileştiği avrupa ın tartışmasız en iyi hafif ticari aracı.
devamını gör...

sene 2002 o zamanlar mavi önlükle okula gidiyoruz giyim kuşam serbest değil. sınıfça pikniğe gitme kararı alındı. tabi okula giderken mavi önlük giydiğimiz için kıyafetimin olmadığı da anlaşılmıyordu. pikniğe gidilecek iyi hoş da giyecek tek bir pantolonum ya da eşofmanım yok. olanları da dilenciye versen giymez öyle kötü. mecburen pikniğe etek giyip gitmek zorunda kalmıştım. etek de öyle güzel bir şey değil fakir eteği diye bağırıyor resmen. dizlerimin altında. herkes neden etekle geldiğimi sorguladı haliyle bir şey diyememiştim. top oynayamıyordum ip atlayamıyordum. üzerine bir de düşüp külotlu çorabımı yırtmıştım. yakın arkadaşım sonra beni kenara çekip durumu anlamış olacak ki neden benden pantolon istemedin demesiyle göz yaşlarımı bırakıvermiştim oracığa. şimdi dolabım yer kalmayacak kadar kıyafet dolu ve ne zaman giymeyeceğime karar verdiğim kıyafetlerim olsa hepsini ayırıp yardıma muhtaç insanlara götürürüm. o kot eteği de hiç bir zaman atmadım. hala gözümün önünde durur. göreyim ki insanlığımı kaybetmeyeyim eski zamanlarımı hatırlayıp şimdiki halime şükredeyim diye. velhasıl kelam insan nerden geldiğini, isteklerine sahip olduktan sonra şükretmeyi unutmamalı.
devamını gör...

tanimlara bak dünyanın en güzel hissi yazan mi dersin, içim kıpır kıpır oluyor yazan mi dersin, feriha'yı görünce içinde mahluk kelebeklerin uçtuğu halil gibi oluyorum diyen mi dersin... hazzı doruklarda,soluğu nickalti giren yazarın profilinde alıyorum yazan mi dersin , 1 saat aç kalmış somer şef gibi mutluluğun tadını damağımda hissediyorum diyen mi dersin, numarasını yazıp ayni nickaltini bir de sms'le yazar mısın diyen mi dersin... dersin de dersin.

öylesine içten yazmışsınız ki o mutluluğu ben bile hissettim şuan.

t: düşmanı olana korku, dostu olana mutluluk veren hadise.benim ise hiç yaşamadığım mutluluk. lan yoksa?
devamını gör...

gökyüzünden gözyaşıma karışan bir yağmur damlasıydın...
devamını gör...

-"berlin'de yalnızsınız değil mi?" dedi
-"ne gibi?"
-"yani... yalnız işte... kimsesiz... ruhen yalnız... nasıl söyleyeyim... öyle bir haliniz var ki..."
-"anlıyorum, anlıyorum... tamamen yalnızım. ama berlin'de değil... bütün dünyada yalnızım... küçüklüğümden beri..."

raif efendi'nin haleti ruhiyesidir, kürk mantolu madonna'da.

bunu okuyunca dünyadaki bir başınalığım bana mahsus değilmiş demiştim. gecenin bir saati ya da sabahın ilk ışıklarında uyku ile uyanıklık arasında bir yerde içimi kocaman bir boşluk kaplıyor. soğuk bir ürperme ile şu hayattan geçiyorum ama sanırım hep kendimle olacağım, beni gerçekten anlayan ya da gerçekten anlayabildiğim bir ruh olmayacak diye düşünüyorum. derin bir sis kaplıyor. bazen yönümü buluyorum. farkındalığını yaşamayan bir insan gibi gündelik hayatıma dönüyor ve devam edebiliyorum. ama bazen kaybolup gidiyorum. derinlik artıyor. hissiz bir huzursuzluk kaplıyor her yanımı. çabalamaktan vazgeçiyorum. bırakıyorum hüzün, damarlarımda dolaşsın özgürce.
devamını gör...

çok işim var şimdi, ben sana dönerim.
devamını gör...

*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

her şeyimizi paylaşır olmamızdan mütevellit normal karşılanması gereken durum. ayıp, kötü bir tarafı yok ama umuma ilan etmenin de mantığı yok.

allah'tan anavatan kan ağlıyor diye de eklememiş.
devamını gör...

yaşıtlarım da evde tıkılı neyini kıskanıcam. tükendik albayım.
devamını gör...


italyan sanatçı salvatore garau fiziksel varlığı olmayan görünmez bir heykel yaptı. "ben" adlı çalışma, açık artırmada 15 bin euroya (yaklaşık 150 bin tl) satıldı.
eserin ne basılı ne de dijital formatta herhangi bir fiziksel temsili yok. varlığını doğrulamanın tek yolu, alıcının elindeki orijinallik sertifikasıyla mümkün.


tanım: kral çıplak dedirten sanat olayıdır.

bundle.app/FvfVWkyL
devamını gör...

feminizm kavramı, 1870 yılında fransa'da louise michel'in kadınlar birliğini'ni kurmasının ardından ilk kez 1872'de fransız yazar alexander dumas fils tarafından kullanıldı. feminizmin ilk aşamasında cinsiyet rollerindeki eşitsizliğe değinilirken erkeklerin ekonomik alandaki üstünlüğünden çekinildiği için cinsiyetler arası ekonomik eşitsizliklerden bahsedilmedi. fakat ironiktir ki feminist akım, ilk ivmesini dünya savaşları'nda erkeklerin silah altına alınmasından ötürü onlardan boşalan ekonomik alana kadınların yerleşmesi ile kazanmıştır.

o dönemlerde "aman bütün kızlar toplanıp feminist olduk" gibi birleştirici bir tutum izlendiğini düşünmek, maalesef fazla romantik olacaktır. zira işçi kadınlar, cahil ve yetersiz oldukları gerekçesi ile orta sınıf feminist kadınlar tarafından dışlandı. ne de olsa feminizmin de bir vizyonu, gururu olmalıydı. türkiye'de cumhuriyetin kuruluşundan sonra devlet feminizmi oluşturuldu ki buradaki amaç da türk kadınını kayırmak filan değil, gelişmiş ülkelere kendini beğendirme çabasıydı.

feminist hareketin 2. dalgası 1960larda yükselince türkiye'de biraz gecikmeli de olsa 1982 yılında istanbul'da yazar ve çevirmenler yayın üretim kooperatifi (yazko) tarafından feminizm, ilk kez kamuoyu önünde bir sempozyum ile savunuldu. eşitlik istenen konular sırası ile beden, kimlik, emek, tarih ve gelecek idi.

1990larda başlayan 3. dalga feminizmde kadın erkek eşitliği ekseninden kopuldu ve artık bireysel istek ve farklılıklar üzerinde durulmaya başlandı. buradaki amaç, güya 2. dalga feminizmde çizilen "beyaz, orta sınıf kadınların feminizmi"nin daha geniş kitlelere yayılmasını sağlayabilmekti. türkiye'de de 3. dalga feminizm ile artık ev içi şiddet, bekaret, cinsel taciz gibi önceki dönemlerde tabu olarak kabul edilen konular konuşulmaya başlandı. şu an ise özellikle son 10 yıldır dijital feminizm olarak da adlandırılan 4. dalga gündemde. feministler bana kızar belki ama x dalga y dalga derken feminizm, en çok kadınların maddi manevi sırtına binmeye yer arayan erkeklerin işlerine yaradı.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim