2 ağustos 2021 halkın trt muhabirlerini dövmesi
yangınla tek başına mücadele etmeye çalışan halkın, hükümetin propagandasını yapan ve hükümeti aklamak-yalamak adına "hisarönü yangını söndürüldü" diye yalan haber yapan muhabirin "hisarönü'ne kurtuldu demişsiniz dün, yalan haber veriyorsunuz gidin buradan" denilerek dövülmesi ve kovulması durumudur. yapanların ellerine sağlık. en azından kalemlerini ve kendilerini satmamayı, yarın bir gün iktidar el değiştirdiğinde neler olacağını görmüş olurlar.
buradan
buradan
devamını gör...
fikir ve sanat eserleri kanunu
kısaca "fsek" olarak geçen, 1951 yılında kabul edilmiş kanun.
kapsam olarak fikir, sanat ile ilgili; bilişim, bilim, müzik, edebiyat, sinema, güzel sanatlar gibi her konuyu barındırıp, güvence altına almıştır.
kaynak
kapsam olarak fikir, sanat ile ilgili; bilişim, bilim, müzik, edebiyat, sinema, güzel sanatlar gibi her konuyu barındırıp, güvence altına almıştır.
kaynak
devamını gör...
kahvaltı sonrası içilen sigara
kamu spotu: sigara içmemek sağlığa yararlıdır.
anlık yapıtığimdır. çayla balkonda otururken karşı apartmandaki komşumuz beni yicek gibi arada bakmasa daha harika olucak.
anlık yapıtığimdır. çayla balkonda otururken karşı apartmandaki komşumuz beni yicek gibi arada bakmasa daha harika olucak.
devamını gör...
teselli kılığına girmiş boş laflar
"bak benim amca oğlunun kolu bacağı yok şükret sen, allah sana kol vermiş bacak vermiş. atlatılır bunlar boş ver."
artık insanları teselli etmek için diğer kötü durumda olan insanları örnek göstermeyi bırakın, bu durum zaten kişi üzgünken onun bencilmiş gibi hissetmesine sebep olur ve daha kötü bir duruma gelir. ayrıca diğer insanlar daha mutsuz diye benim dertlerim azalmaz. teşekkürler.
artık insanları teselli etmek için diğer kötü durumda olan insanları örnek göstermeyi bırakın, bu durum zaten kişi üzgünken onun bencilmiş gibi hissetmesine sebep olur ve daha kötü bir duruma gelir. ayrıca diğer insanlar daha mutsuz diye benim dertlerim azalmaz. teşekkürler.
devamını gör...
hayatınıza çekidüzen vermeniz için gerekli olan para miktarı
sadece bir benzin istasyonu açacak kadar.
rakam veremiyorum her an yükseliyor.
rakam veremiyorum her an yükseliyor.
devamını gör...
öldüğümüzde arkamızdan en çok kim ağlar sorunsalı
kimde iz bıraktıysan o.
devamını gör...
numberpi
namaz kılan cumhurbaşkanı var diye kudurduğumu düşünen cihatçı. sizin sorununuz, anlamakta sıkıntı yaşadığınız da bu: dine karşı değiliz, dinciye karşıyız.
edit: ciddi sorunlu lan.
edit: ciddi sorunlu lan.
devamını gör...
sevgiyi bir cümleyle tanımla
önsemektir. insan önemsediği şeylere değer verir, hayatında üst sıraya koyar, ona emek verir, merak eder, düşünür ve saygı duyar.
devamını gör...
hücre 211
bir daniel monzon filmidir.

filmin senaryosunu fransisco perez gandul’un romanından daniel monzon ile jorge guerricaechevarria uyarlamıştır. başrol oyuncuları ise benim çok beğendiğim bir aktör olan luis tosar ve alberto ammann’dır.
aslında filmin konusu daha önce defalarca rastladığımız türden. bir suç örgütünün içine karışan kanun adamı. bu kanun adamı kendini suçlulardan biri olarak gösterip hayatta kalmaya çalışır. daha önce defalarca izledik bu tür filmleri. ama bu filmi farklı kılan şey oyunculuklar ve asla azalmayan gerilim unsuru oldu benim için.
gardiyan olarak işe başladığı hapishanede oryantasyon turu esnasında bir talihsizlik eseri bilincini yitiren genç gardiyan kendine geldiğinde 211 numaralı hücrede bulur kendini ve tam da çığ gibi büyümekte olan bir hapishane isyanının kalbindedir.
tek çaresi bir mahkum gibi davranıp hayatta kalmayı ummaktır ve o da tam olarak bunu yapar. isyanın lideri olan mahkumla arkadaşlığı ilerler ve isyanın liderinin en güvendiği insanlardan biri olan saatler içinde. ve olaylar kimsenin ummadığı şekilde gelişmeye, isyan büyüyüp başka hapishaneler sıçramaya, siyasi olaylar neden olmaya başlar.
gerilim dozunu düşmemesi ve insan psikolojisine dair çözümlemelerle izlenmeye değer bir film. stockholm olmasa biz ne yapardık!

filmin senaryosunu fransisco perez gandul’un romanından daniel monzon ile jorge guerricaechevarria uyarlamıştır. başrol oyuncuları ise benim çok beğendiğim bir aktör olan luis tosar ve alberto ammann’dır.
aslında filmin konusu daha önce defalarca rastladığımız türden. bir suç örgütünün içine karışan kanun adamı. bu kanun adamı kendini suçlulardan biri olarak gösterip hayatta kalmaya çalışır. daha önce defalarca izledik bu tür filmleri. ama bu filmi farklı kılan şey oyunculuklar ve asla azalmayan gerilim unsuru oldu benim için.
gardiyan olarak işe başladığı hapishanede oryantasyon turu esnasında bir talihsizlik eseri bilincini yitiren genç gardiyan kendine geldiğinde 211 numaralı hücrede bulur kendini ve tam da çığ gibi büyümekte olan bir hapishane isyanının kalbindedir.
tek çaresi bir mahkum gibi davranıp hayatta kalmayı ummaktır ve o da tam olarak bunu yapar. isyanın lideri olan mahkumla arkadaşlığı ilerler ve isyanın liderinin en güvendiği insanlardan biri olan saatler içinde. ve olaylar kimsenin ummadığı şekilde gelişmeye, isyan büyüyüp başka hapishaneler sıçramaya, siyasi olaylar neden olmaya başlar.
gerilim dozunu düşmemesi ve insan psikolojisine dair çözümlemelerle izlenmeye değer bir film. stockholm olmasa biz ne yapardık!
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının edinmek istediği kitaplar
agatha christie'nin bütün kitapları.*
kütüphanemden bana el sallasınlar istiyorum.
kütüphanemden bana el sallasınlar istiyorum.
devamını gör...
hangi yazar gözünde nasıl canlanıyor sorusu
devamını gör...
sözlük yazarlarının gittikleri ilk yabancı ülke
devamını gör...
2 mayıs 2021 sedat peker açıklamaları
devamını gör...
tarihin en büyük dolandırıcısı
kim olduğunu değil ama dolandırıcılığın türünü kolaylıkla bulabileceğimiz başlık.
(bkz: din tüccarlığı)
tarihsel süreç içerisinde bu kadar kısa bir zamanda bu kadar çok insanı aynı anda silkmenin yolunu bulan başka kimse yoktur zannediyorum.
(bkz: din tüccarlığı)
tarihsel süreç içerisinde bu kadar kısa bir zamanda bu kadar çok insanı aynı anda silkmenin yolunu bulan başka kimse yoktur zannediyorum.
devamını gör...
non legor non legar
alman filozof friedrich wilhelm nietzsche‘nin yine kendisi gibi alman bir filozof olan arthur schopenhauer’ın legor legar sözünü tersine çevirdiği halidir. non legor non legar, okumuyorum, okumayacağım anlamına gelir.
bu yazıda nietzsche bambaşka bir bağlamda kullanmış olsa da sözün benim üzerimdeki etkisi farklı oldu elbette.
bu, türkiye’de yaşayan insanların inatla söylediği bir cümle olarak yankılandı beynimde. ben hiç kitap okumadım ama iktidardakiler çok süper diyen bir kadın izlemiştim bir röportajda. bu röportajın gerçek ya da kurgu olması çok da mühim değil. çünkü sokaktaki adam tabirinin içini dolduran insanların çoğu böyle düşünüyor. temelde bir partiyi destekleme fikrine kökünden karşı olduğum için kimin kimi desteklediği ile ilgilenmiyorum, beni ilgilendiren kitap okuma kısmı.
sadece kitap da değil aslında, genel anlamıyla okumak. radikal şıkların sayımı isimli müthiş kitapta da bu okumuyorum ben isyanının sonraki aşamalarında neler olabileceği anlatılmıştı.
okumayan insanların sahip olmadıkları bilgiler üzerinden üzerimize savurdukları fikirlerin enkazı altında sesimi duyan var mı diye bağırmaktan bir hal olduk.
herkes biz hayatı kitaplardan öğrenmedik yaşayarak öğreniyoruz demek için birbiri ile yarışıyor da yaşayarak öğrendiği şeyler ona her konuda fikir beyan etme hakkını vermediğinin farkında bile değil.
ben yaşayarak öğrendim her şeyi, o yüzden dünya dönmüyor demek mantıklı mı?
ben yaşayarak öğrendim, öyle heykel olmaz, hemen yıkılması lazım demek akıllıca mı?
ben yaşayarak öğrendim, pi sayısı o kadar da sonsuz değil diyebilir mi insan?
bunlar sadece bana mı manasız geliyor diye düşünmeden edemiyorum bazen.
türkiye’nin küçük bir minyatürü olan sözlükte de benzer durumlara rastlıyorum çoğu zaman. çok da tartışmaya girmek isteyen bir insan değilim. yazarım, okurum yeter bana ama sürekli bir isyana denk geliyorum. bir tanımda şöyle bir cümle vardı: uzun yazmayın, okumuyoruz. temelde birkaç soru geliyor aklıma bu konuda?
1. siz tam olarak kimsiniz?
2. uzun tanımlarını sizi hedef aldığını neden düşündünüz?
3. siz okumuyorsunuz diye biz neden yazmayalım?
4. kendinizi bu kadar ciddiye almanızın nedeni nedir?
bir de bir başka grup var okumamakla kalmayıp isyanlar içinde kendini yerden yere atan. iki sözcükle anlatılan şeyleri uzun uzun yazmak yanlışmış onlara göre. fikirlerine saygı duyarım ama o fikri aptalca bulmama bir engel değildir bu. haydi bir deneme yapalım. uzun yazıları kısaltmak için:
1. raskolnikov rehinci kadını öldürdü ve sonra pişman oldu.
2. alice tavşanın peşine düştü, bir sürü şey yaşadı, geri döndü.
3. zebercet otel işletirken öldü gitti.
4. dante cehenneme, araf’a, cennete gitti.
oldu mu? olmadı. siz kısa yazsanız, biz uzun yazsak. okumak isteyen okusa, okumak istemeyen işine baksa daha güzel değil mi? yazdığı tanımlarda çocukluğundan beri konuştuğu dili bile doğru düzgün kullanmayan insanların iki cümle ile hayatın özünü açıklama çabalarını takdir ediyorum ama bize de karışmasanız mı acaba?
velhasılı; okumuyorum, okumayacağım isyanını haklı bulabilirim ama bu okumayın, okumayacaksınız isyanına dönerse o zaman uzun bir tanım yazmak zorunda kalırım böyle.
bu yazıda nietzsche bambaşka bir bağlamda kullanmış olsa da sözün benim üzerimdeki etkisi farklı oldu elbette.
bu, türkiye’de yaşayan insanların inatla söylediği bir cümle olarak yankılandı beynimde. ben hiç kitap okumadım ama iktidardakiler çok süper diyen bir kadın izlemiştim bir röportajda. bu röportajın gerçek ya da kurgu olması çok da mühim değil. çünkü sokaktaki adam tabirinin içini dolduran insanların çoğu böyle düşünüyor. temelde bir partiyi destekleme fikrine kökünden karşı olduğum için kimin kimi desteklediği ile ilgilenmiyorum, beni ilgilendiren kitap okuma kısmı.
sadece kitap da değil aslında, genel anlamıyla okumak. radikal şıkların sayımı isimli müthiş kitapta da bu okumuyorum ben isyanının sonraki aşamalarında neler olabileceği anlatılmıştı.
okumayan insanların sahip olmadıkları bilgiler üzerinden üzerimize savurdukları fikirlerin enkazı altında sesimi duyan var mı diye bağırmaktan bir hal olduk.
herkes biz hayatı kitaplardan öğrenmedik yaşayarak öğreniyoruz demek için birbiri ile yarışıyor da yaşayarak öğrendiği şeyler ona her konuda fikir beyan etme hakkını vermediğinin farkında bile değil.
ben yaşayarak öğrendim her şeyi, o yüzden dünya dönmüyor demek mantıklı mı?
ben yaşayarak öğrendim, öyle heykel olmaz, hemen yıkılması lazım demek akıllıca mı?
ben yaşayarak öğrendim, pi sayısı o kadar da sonsuz değil diyebilir mi insan?
bunlar sadece bana mı manasız geliyor diye düşünmeden edemiyorum bazen.
türkiye’nin küçük bir minyatürü olan sözlükte de benzer durumlara rastlıyorum çoğu zaman. çok da tartışmaya girmek isteyen bir insan değilim. yazarım, okurum yeter bana ama sürekli bir isyana denk geliyorum. bir tanımda şöyle bir cümle vardı: uzun yazmayın, okumuyoruz. temelde birkaç soru geliyor aklıma bu konuda?
1. siz tam olarak kimsiniz?
2. uzun tanımlarını sizi hedef aldığını neden düşündünüz?
3. siz okumuyorsunuz diye biz neden yazmayalım?
4. kendinizi bu kadar ciddiye almanızın nedeni nedir?
bir de bir başka grup var okumamakla kalmayıp isyanlar içinde kendini yerden yere atan. iki sözcükle anlatılan şeyleri uzun uzun yazmak yanlışmış onlara göre. fikirlerine saygı duyarım ama o fikri aptalca bulmama bir engel değildir bu. haydi bir deneme yapalım. uzun yazıları kısaltmak için:
1. raskolnikov rehinci kadını öldürdü ve sonra pişman oldu.
2. alice tavşanın peşine düştü, bir sürü şey yaşadı, geri döndü.
3. zebercet otel işletirken öldü gitti.
4. dante cehenneme, araf’a, cennete gitti.
oldu mu? olmadı. siz kısa yazsanız, biz uzun yazsak. okumak isteyen okusa, okumak istemeyen işine baksa daha güzel değil mi? yazdığı tanımlarda çocukluğundan beri konuştuğu dili bile doğru düzgün kullanmayan insanların iki cümle ile hayatın özünü açıklama çabalarını takdir ediyorum ama bize de karışmasanız mı acaba?
velhasılı; okumuyorum, okumayacağım isyanını haklı bulabilirim ama bu okumayın, okumayacaksınız isyanına dönerse o zaman uzun bir tanım yazmak zorunda kalırım böyle.
devamını gör...
az bilinen görgü kuralları
bir keresinde babam; "gerçek görgülü insan karanlıkta esnerken ağzını kapatan insandır." demişti.
şu an düşünüyorum da öyle haklı ki... bana göre en az bilinen görgü kuralı, görgünün bir gösteriş malzemesi olmadığı, insanın etrafı için değil kendisi için görgülü olması gerektiğidir. görgü kurallarına uygunluk; desinler diye değil, kişinin kalitesinden meydana gelmelidir. ancak o zaman anlam kazanabiliyor çünkü...
şu an düşünüyorum da öyle haklı ki... bana göre en az bilinen görgü kuralı, görgünün bir gösteriş malzemesi olmadığı, insanın etrafı için değil kendisi için görgülü olması gerektiğidir. görgü kurallarına uygunluk; desinler diye değil, kişinin kalitesinden meydana gelmelidir. ancak o zaman anlam kazanabiliyor çünkü...
devamını gör...
ateist kaplumbağa
o nasıl ses diyorum? abartma diyor. asıl bu ses abartılmalı. bayıldımmmm! ayrıca tosbişim sen konuş biz dinleyelim ya, susalım. tosbişim mikrofon sende!
devamını gör...




