modlar uyurken sözlükte parti yapmak
moderatörlerin uyuduğunu düşünen yazar beyanıdır. su uyur moderatörler uyumaz sevgili yazar. ayrıca bizsiz parti mi olurmuş? çok ayıp.
t; moderatörlerin uyumasını bekleyip haince parti yapma eylemi.
t; moderatörlerin uyumasını bekleyip haince parti yapma eylemi.
devamını gör...
kemal sunal
filmlerini izleyerek büyüdük güldük eğlendik. huzur içinde uyu güzel insan.
devamını gör...
ölümden daha beter olan şeyler
ölmeyi istemektir, içinde bulunduğunuz ruh hâlini, olduğunuz kişiyi sevmemektir.
aynada gördüğünüz kişiyle aranızın limoni olmasıdır.
of çok fena, yazarken öldüm.
aynada gördüğünüz kişiyle aranızın limoni olmasıdır.
of çok fena, yazarken öldüm.
devamını gör...
erkekler ağlamaz
bunu kim uydurduysa gerçekten empati duygusu yok olmuştur.
ağlamak gerçekten zor başarabildiğim bir olaydır ama yüreği hafifletir, sanki gönülden kopardıklarını gözlerinden damla damla atmak gibi hissettirir.
yalnızken sığındığım bir liman gibidir ağlamak, keşke kimse ağlamasa ama olmuyor işte. dolayısıyla ağlamanın cinsiyeti olamaz.
ağlamayı becerebilen erkeğe de selam olsun benden.
ağlamak gerçekten zor başarabildiğim bir olaydır ama yüreği hafifletir, sanki gönülden kopardıklarını gözlerinden damla damla atmak gibi hissettirir.
yalnızken sığındığım bir liman gibidir ağlamak, keşke kimse ağlamasa ama olmuyor işte. dolayısıyla ağlamanın cinsiyeti olamaz.
ağlamayı becerebilen erkeğe de selam olsun benden.
devamını gör...
tamirat tadilat ve tesisat bilgisi olan insan
mecbur kalınca annem ve ben.
babam döneminin iyi kazanan mimarlarından biriydi ama elinden hiçbir iş gelmezdi. parası neyse vereyim de yapsınlar kafasında bir adamdı daha çok. ona ver gezmeyi, ver tozmayı, ver alkolü eğlenceyi... tamirat falan hak getire! beceremezdi.
oysa dedem, ilkokula bile gitmediği halde elektrikli aletlere karşı olan merakı sayesinde kendince ufak icatlar yapan biriydi. bayılırdım onun olmadık yerlere monte ettiği lambalara, yattığı yerden kalkmadan radyoyu açıp kapatabilmek için yaptığı bir çeşit uzaktan kumanda olan düğmeye...
babam vefat edince bütün iş annemin başına düştü tabii. sağlığında yiyip içip eğlenmekten dolayı yapmadığı yatırımlar, almadığı evler gibi birtakım eksiklerimiz ve hatta son yıllarda ettiği iflas nedeniyle maddi durumumuz pek parlak değildi. o yüzden "parası neyse vereyim de yapsınlar" mottosu bizlik bir şey olamadı hiçbir zaman.
annem yeri geldi, aldı eline tornavidayı çamaşır makinesini, kombiyi tamir etti. yeri geldi banyonun, tuvaletin menfezini kendisi değiştirdi. yeri geldi duvarlara köşebent çekti. ben de anneme çektim o konuda. ihtiyaç oldu mu aldım elime fırçayı, ruloyu, tüm evi, mutfak dolaplarını boyadım, tamir ettim. yeri geldi testereyle dolapları kesip biçip istediğim ebata soktum, yeri geldi bilgisayarların formatını, fan temizliğini ben yaptım.
hani şu meşhur kutu vardır ya; erkeklerin ömür boyu sakladığı kutu... hah işte o kutudan bende de var. içi matkap, kablolar, havya, tornavida seti ve bağırsakları tarafımdan sökülerek dışarıya dökülmüş bir sürü elektronik aletle dolu. neden? çünkü kendi başının çaresine bakabilmek bunu gerektirir.
var tabii bilgimizin, gücümüzün yetmediği yerler ama bir şekilde üstesinden geliyoruz işte tamirciyle falan. arada olur o kadar, değil mi?
babam döneminin iyi kazanan mimarlarından biriydi ama elinden hiçbir iş gelmezdi. parası neyse vereyim de yapsınlar kafasında bir adamdı daha çok. ona ver gezmeyi, ver tozmayı, ver alkolü eğlenceyi... tamirat falan hak getire! beceremezdi.
oysa dedem, ilkokula bile gitmediği halde elektrikli aletlere karşı olan merakı sayesinde kendince ufak icatlar yapan biriydi. bayılırdım onun olmadık yerlere monte ettiği lambalara, yattığı yerden kalkmadan radyoyu açıp kapatabilmek için yaptığı bir çeşit uzaktan kumanda olan düğmeye...
babam vefat edince bütün iş annemin başına düştü tabii. sağlığında yiyip içip eğlenmekten dolayı yapmadığı yatırımlar, almadığı evler gibi birtakım eksiklerimiz ve hatta son yıllarda ettiği iflas nedeniyle maddi durumumuz pek parlak değildi. o yüzden "parası neyse vereyim de yapsınlar" mottosu bizlik bir şey olamadı hiçbir zaman.
annem yeri geldi, aldı eline tornavidayı çamaşır makinesini, kombiyi tamir etti. yeri geldi banyonun, tuvaletin menfezini kendisi değiştirdi. yeri geldi duvarlara köşebent çekti. ben de anneme çektim o konuda. ihtiyaç oldu mu aldım elime fırçayı, ruloyu, tüm evi, mutfak dolaplarını boyadım, tamir ettim. yeri geldi testereyle dolapları kesip biçip istediğim ebata soktum, yeri geldi bilgisayarların formatını, fan temizliğini ben yaptım.
hani şu meşhur kutu vardır ya; erkeklerin ömür boyu sakladığı kutu... hah işte o kutudan bende de var. içi matkap, kablolar, havya, tornavida seti ve bağırsakları tarafımdan sökülerek dışarıya dökülmüş bir sürü elektronik aletle dolu. neden? çünkü kendi başının çaresine bakabilmek bunu gerektirir.
var tabii bilgimizin, gücümüzün yetmediği yerler ama bir şekilde üstesinden geliyoruz işte tamirciyle falan. arada olur o kadar, değil mi?
devamını gör...
kiraz ayı
karadeniz bölgesinde halk arasında haziran ayına verilen isim. gerçekte de haziran ayı kiraz ayıdır. kiraz, ismini giresun ilinden almıştır. giresun, helen dilinde keraisun demektir. yani kirazlar kenti anlamına gelir. kirazın ana yurdu tam olarak burasıdır.
devamını gör...
idealist olmak
ıdealist insan mukemmeliyetcidir ve çok üzülür hayat onun istedigi gibi olmaz her zaman hatta hicbir zaman. en küçük işte bile idealistligi belirlediği için defalarca yapıp memnun olmaz. maalesef benim de içinde olduğum durumdur.
devamını gör...
ateistlerin vatan haini olduğu gerçeği
hatta, her ne kadar saklansa da ateistlere bağlı olduğu bilinen vakıflarda erkek çocuklarına tecavüz edildi. hatta geçtiğimiz yaz ateist bir şeyh, küçük kız çocuğunu zorla öpmüştü. sonunda gerçekleri konuşan birileri.
(bkz: ünlem)
(bkz: ünlem)
devamını gör...
kötü iş hayatı
bir süre sonra kötü aşk hayatı, kötü ev hayatı, kötü aile hayatı olmasına sebep olacak durumdur.
devamını gör...
en sevilen kıraç şarkısı
endamın yeter
üzerine alınıp, aynaya bakarak söyle.
tam bir olumlama.
üzerine alınıp, aynaya bakarak söyle.
tam bir olumlama.
devamını gör...
gece yemek yemek
(bkz: makarna perileri)
devamını gör...
olgunluk belirtileri
dur.. diyebilen.. hem kendine hem de bir baskasina..
olgunluğun anasıdır..
olgunluğun anasıdır..
devamını gör...
peekay
filmi yeni izleme fırsatım oldu ve daha önce izlemediğim için kendime kızdım. aamir khan'ın nasıl bir usta olduğunu bir kez daha anladım gerçekten büyük bir hayranlık duydum kendisine bu filmi izledikten sonra. filmde inanç sistemi ve din üzerinden çıkar sağlamaya çalışan tabiri caizse din pazarlayan insanlar eleştirilmiştir. uzaylının gelişi yani dünyaya anadan üryan şekilde gelip insanları anlaması onların inançlarını benimsemesi, dillerini öğrenmesi bir şekilde bir insan yavrusunun dünyaya gelişine selam çakmaktır diye düşünüyorum. filmin tüm ayrıntıları çok zekice işlenmiş. filmin başı ve sonu o kadar güzel birbirine bağlanmış ki açık vermemiş tezgahta yani başlangıçta hangi malzeme varsa yemeğe yani sonuca da onu eklemiş diyebiliriz. ay bir dee... onlar nasıl güzel danslardı ya. hint dizilerinden bu yana hint filmlerinde dönen danslara inanılmaz bir antipatim vardı ama bir hoşuma gitti bir hoşuma gitti ki utanmasam dansları öğrenip yapacağım.
ayrıca dikkat ettiğim en önemli ayrıntılardan biri p.k'in jaggu'yu sevmesine rağmen onu bırakmasıdır. bunu jaggu'yu çok sevdiği ve onun mutlu olmasını istediği için yapmıştır. bu kısmı izlerken içimden sevgi her zaman can almaz gerçek sevgi gerektiğinde bırakıp gidebilmektir diye geçirirken filmde de bu mesajın çok güzel verildiğini düşünüyorum.
ayrıca dikkat ettiğim en önemli ayrıntılardan biri p.k'in jaggu'yu sevmesine rağmen onu bırakmasıdır. bunu jaggu'yu çok sevdiği ve onun mutlu olmasını istediği için yapmıştır. bu kısmı izlerken içimden sevgi her zaman can almaz gerçek sevgi gerektiğinde bırakıp gidebilmektir diye geçirirken filmde de bu mesajın çok güzel verildiğini düşünüyorum.
devamını gör...
radyoyu dinlerken hissedilenler
tam şarkıların etkisine girip büyüleneyip duygusala bağlayacağım reklaamm diye bir ses işitiyorum. tüm ortamın büyüsü bozuluyor. sonra bi gülme geliyor. kahkaha atıyorum. güldürürken ağlatan, ağlatırken güldüren radyo yapmışlar.
aradığınız radyo kafanıza geldi
aradığınız radyo kafanıza geldi
devamını gör...
bilinmeyen bir kadının mektubu
bilinmeyen bir sebepten tam da yeni okuyup bitirdiğim stefan zweig kitabıdır.
sanırım 2 yıl kadar önce de okumuştum ama ben okuduğum kitapları okur ve unuturum genelde. okuduğum kitaplar kötü olduğundan değil ya da onları önemsemediğimden, dikkatli okumadığımdan değil, tam tersi bazen konsantre olamadığım için bırakıp sonra başladığım kitaplar vardır. sanırım hayata ve insana dair o kadar fazla şey geziniyor ki beynimin kıvrımlarında kitapları tek tek hatırlamaya yer kalmıyor. ya da tüm sevdiğimiz şeyler gibi unutulmaya mahkum oluyor kitaplardaki sevdiğimiz öyküler, konular ya da kahramanlar da.
kitaba gelecek olursak;
konusundan zaten ziyadesiyle bahsedilmiştir.
daha küçük bir kızken aşık olduğu adama bir ömür -bedenen değil belki ama ruhen- sadık kalan ama hiçbir zaman adamın hatırlamadığı, kitapta bile adı bilinmeyen bir kadının bu büyük aşkını ölürken birkaç sayfalık mektupla anlatışının öyküsüdür.
çok acıdır ki bazen bazı insanlar bizim hayatlarımıza iznimiz olmadan, öylece pat diye girerler. sonra her şey olurlar. devleşirler. her yaptıkları ya da yapmadıkları bizde hayranlık ya da üzüntü uyandırır. bu insanlar genelde sadece bizim değil bir çok insanın her şeyidir. dünyaya geliş amaçları budur çünkü. herkesi bir parça mutlu etmek ama en çok kendi mutlu olmak.
benim okuduğum sanırım çok iyi bir çeviri değildi ama benim en etkilendiğim bölüm; kadının belki bir gün yeniden onu çağırır diye kimseye bağlanmaması, o çağırdığında gidebilmek için hep özgür olmayı seçmesiydi aslında kendini neye ve nasıl da hapsettiğini bilmeden...tanıdık gelmesi muhtemel bazılarımıza. hatta geçenlerde bir başlık vardı (bkz: ayrılmayı bilmeyen insan)
çok sevmek, bir ömür beklemek, geleceğini ummak, fark edilmeyi beklemek.
biz sanırım vazgeçmeyi bilmiyoruz, gitmeyi, geride bırakmayı bilmiyoruz...
bence şebnem ferah'a kulak vermeliyiz burada;
sil baştan başlamak gerek bazen,
hayatı sıfırlamak.
sil baştan sevmek gerek bazen,
her şeyi unutmak...
hayat bize oyun oynuyor olabilir mi?
sanırım 2 yıl kadar önce de okumuştum ama ben okuduğum kitapları okur ve unuturum genelde. okuduğum kitaplar kötü olduğundan değil ya da onları önemsemediğimden, dikkatli okumadığımdan değil, tam tersi bazen konsantre olamadığım için bırakıp sonra başladığım kitaplar vardır. sanırım hayata ve insana dair o kadar fazla şey geziniyor ki beynimin kıvrımlarında kitapları tek tek hatırlamaya yer kalmıyor. ya da tüm sevdiğimiz şeyler gibi unutulmaya mahkum oluyor kitaplardaki sevdiğimiz öyküler, konular ya da kahramanlar da.
kitaba gelecek olursak;
konusundan zaten ziyadesiyle bahsedilmiştir.
daha küçük bir kızken aşık olduğu adama bir ömür -bedenen değil belki ama ruhen- sadık kalan ama hiçbir zaman adamın hatırlamadığı, kitapta bile adı bilinmeyen bir kadının bu büyük aşkını ölürken birkaç sayfalık mektupla anlatışının öyküsüdür.
çok acıdır ki bazen bazı insanlar bizim hayatlarımıza iznimiz olmadan, öylece pat diye girerler. sonra her şey olurlar. devleşirler. her yaptıkları ya da yapmadıkları bizde hayranlık ya da üzüntü uyandırır. bu insanlar genelde sadece bizim değil bir çok insanın her şeyidir. dünyaya geliş amaçları budur çünkü. herkesi bir parça mutlu etmek ama en çok kendi mutlu olmak.
benim okuduğum sanırım çok iyi bir çeviri değildi ama benim en etkilendiğim bölüm; kadının belki bir gün yeniden onu çağırır diye kimseye bağlanmaması, o çağırdığında gidebilmek için hep özgür olmayı seçmesiydi aslında kendini neye ve nasıl da hapsettiğini bilmeden...tanıdık gelmesi muhtemel bazılarımıza. hatta geçenlerde bir başlık vardı (bkz: ayrılmayı bilmeyen insan)
çok sevmek, bir ömür beklemek, geleceğini ummak, fark edilmeyi beklemek.
biz sanırım vazgeçmeyi bilmiyoruz, gitmeyi, geride bırakmayı bilmiyoruz...
bence şebnem ferah'a kulak vermeliyiz burada;
sil baştan başlamak gerek bazen,
hayatı sıfırlamak.
sil baştan sevmek gerek bazen,
her şeyi unutmak...
hayat bize oyun oynuyor olabilir mi?
devamını gör...
gereğinden fazla abartılan kitaplar
sözlük yazarlarının özgüvenleri gerçekten şaşılacak boyutta. saramagolar, sabahattin aliler, orhan pamuklar, dosteyevskiler, marquezler havada uçuşuyor. bu özgüvene sebep olabilecek şeyler neler olabilir? sözlük yazarlarının edebi bilgi birikimleri yüksek olabilir. edebiyat ile ilgili fikirleri hiç olmayabilir. bu başlıktaki “abartmak” eyleminin kimler tarafından yapıldığının ayırdında olamayabilirler. ilk şıkka pek ihtimal veremiyorum. edebiyatın biraz da tevazu oluşturmasını bekliyorum.
edebiyat ile fazlasıyla haşır neşir olmuş kişiler ortaya bir fikir atacağı zaman oturup biraz düşünürler. mesela şunu kolay kolay yazmazlar, “bence ‘körlük’ çok abartılmış bir kitap. elli sayfadan fazla okuyamadım”. yani senin okuyamamanın bu kitabın abartılması ile nasıl bir bağı olabilir. hayır okuyamamışsın ki, abartıldığını nasıl anladın.
kim abartıyor peki bu kitapları. instagram’da takip ettiğiniz kahveli fenomenler abartıyorsa bilin ki o bir abartma değil, içini boşaltmadır. bir kitabın abartıldığını düşünüyorsanız eğer kimlerin abarttığına bakmak gerekir.
mükemmel bir metin dahi çok fazla karşınıza çıktığında, aşırı maruz kalmanın bıkkınlığını yaşayacaksınız. fakat bu o metnin iyi olmasını değiştirmeyecek. bir kitabın sizin için gerçekten nasıl olduğunu anlamanın yolu onu ön yargısız okumaktır. sizi aldatan referans aldığınız kahveliler ve market raflarıdır.
bir genç bir rehinciyi öldürmek istemiş ama istemeden başka bir kadını da baltayla öldürmüş. sonra vicdan azabı çekmiş. suçun cezası vicdan azabıymış. ee ne var bunda bu kadar abartılacak.
bu mudur yani?
edebiyat ile fazlasıyla haşır neşir olmuş kişiler ortaya bir fikir atacağı zaman oturup biraz düşünürler. mesela şunu kolay kolay yazmazlar, “bence ‘körlük’ çok abartılmış bir kitap. elli sayfadan fazla okuyamadım”. yani senin okuyamamanın bu kitabın abartılması ile nasıl bir bağı olabilir. hayır okuyamamışsın ki, abartıldığını nasıl anladın.
kim abartıyor peki bu kitapları. instagram’da takip ettiğiniz kahveli fenomenler abartıyorsa bilin ki o bir abartma değil, içini boşaltmadır. bir kitabın abartıldığını düşünüyorsanız eğer kimlerin abarttığına bakmak gerekir.
mükemmel bir metin dahi çok fazla karşınıza çıktığında, aşırı maruz kalmanın bıkkınlığını yaşayacaksınız. fakat bu o metnin iyi olmasını değiştirmeyecek. bir kitabın sizin için gerçekten nasıl olduğunu anlamanın yolu onu ön yargısız okumaktır. sizi aldatan referans aldığınız kahveliler ve market raflarıdır.
bir genç bir rehinciyi öldürmek istemiş ama istemeden başka bir kadını da baltayla öldürmüş. sonra vicdan azabı çekmiş. suçun cezası vicdan azabıymış. ee ne var bunda bu kadar abartılacak.
bu mudur yani?
devamını gör...


