ayrılık acısı geçer mi sorunsalı
başlık "morumsugibi" tarafından 24.12.2020 20:30 tarihinde açılmıştır.
181.
yağlı bir şey sürün üstüne geçer. süt de olur ama yağlı süt olması şart.
devamını gör...
182.
(bkz: neler geçmedi ki)
devamını gör...
183.
geçer ama önce içinden geçer.
dik dur.
dik dur.
devamını gör...
184.
ayrılık acısı diye bir şey yoktur arkadaşlar çünkü seven insan gidemez. kırar, küser, incinir ama terk etmeyi seçmez aksine bulunduğu yerde kalarak düzeltmeye ve tamir etmeye çalışır. nefes aldığımız sürece, her ilişki böyle yürür. insan doğası karmaşıktır, yeri geliyor kendi annemize ve babamıza dahi tahammül edemiyoruz ama onları terk etmek yerine, onlarla kalıp; bağımızı onarmayı seçiyoruz. her canımızı sıkan insanı terk etseydik, dünya nasıl bir yer olurdu?
bu noktada karşınızdaki insanın size ifade ettiği duyguların gerçekliğini test etmek adına alan bulmuş oluyorsunuz. gerçekten seven insan çok büyük hatalar yapılmadığı sürece( aldatmak, şiddet uygulamak, birini öldürmek/ öldürmeye teşebbüs etmek vb gibi) terk etmez ve sevdiği insanı bırakmaz. sevdiği bıraktı sansa dahi, günün sonunda anlar ki aslında hiç bırakılmamış. sevginin olduğu yerde " terk etme" terimi var olamaz. sevgi, doğası gereği, terk etme eylemine düşmandır. sizi gerçekten seven/ kalbinde sevginizi taşıyan kimse de, " gitme" eylemi gerçekten var olamaz.
ben annemle özel hayatımı çok konuşmam, bu cocukluğumdan beri böyledir. geçen gün dışarıda kahve içerken bir anda bana şöyle bir cümle kullandı;
" gerçek sevginin sınırları yoktur, baban ve benim evlenmememiz için çok fazla geçerli neden ve karşımızda duran çok insan vardı ama hepsini yok sayacak kadar birbirimizle sevgiliydik. gerçek sevgi varsa, kimse ayrılamaz; kırgınlıklar/ kızgınlıklar illa ki olur ama insanın yolu yine sevdiğinin kalbine geri düşer." dedi.
annemden belki de su ana kadar duydugum ve kişisel hayatımda bana motto olacak ilk söz buydu ve kahvem bittiğin de anneme sunu söyledim ;
" babamla evliliğine bakıyorum da, onca kırılmışlığa ve dökülmüşlüğe rağmen hala buradasınız. çok haklısın."
yarın evlilik yıl dönümleri, 32. yıllarını kutlayacaklar.
bu noktada karşınızdaki insanın size ifade ettiği duyguların gerçekliğini test etmek adına alan bulmuş oluyorsunuz. gerçekten seven insan çok büyük hatalar yapılmadığı sürece( aldatmak, şiddet uygulamak, birini öldürmek/ öldürmeye teşebbüs etmek vb gibi) terk etmez ve sevdiği insanı bırakmaz. sevdiği bıraktı sansa dahi, günün sonunda anlar ki aslında hiç bırakılmamış. sevginin olduğu yerde " terk etme" terimi var olamaz. sevgi, doğası gereği, terk etme eylemine düşmandır. sizi gerçekten seven/ kalbinde sevginizi taşıyan kimse de, " gitme" eylemi gerçekten var olamaz.
ben annemle özel hayatımı çok konuşmam, bu cocukluğumdan beri böyledir. geçen gün dışarıda kahve içerken bir anda bana şöyle bir cümle kullandı;
" gerçek sevginin sınırları yoktur, baban ve benim evlenmememiz için çok fazla geçerli neden ve karşımızda duran çok insan vardı ama hepsini yok sayacak kadar birbirimizle sevgiliydik. gerçek sevgi varsa, kimse ayrılamaz; kırgınlıklar/ kızgınlıklar illa ki olur ama insanın yolu yine sevdiğinin kalbine geri düşer." dedi.
annemden belki de su ana kadar duydugum ve kişisel hayatımda bana motto olacak ilk söz buydu ve kahvem bittiğin de anneme sunu söyledim ;
" babamla evliliğine bakıyorum da, onca kırılmışlığa ve dökülmüşlüğe rağmen hala buradasınız. çok haklısın."
yarın evlilik yıl dönümleri, 32. yıllarını kutlayacaklar.
devamını gör...
185.
.
devamını gör...
186.

yo. niye geçsin? niye acılarımızı unutmağa çalışıyoruz ben bunu anlamıyorum.
eş, sevgili, anne, baba, kedi-köpek, güng gelir biz hayattayken bunlar giderler. ya giderler, ya ölürler. ölümler de bir ayrılıktır ve acısı, kalbe mıh gibi işler.
geçmez acısı. geçmesin de. gidenleri unuttuğum gün, allah alsın canımı.
ben böyle mutluyum.
geçmez. geçmesin.
devamını gör...
187.
bilen aydınlatsın guzum, geçiyor mu bu acı?
ve her şeyden önemlisi ne yapmalı?
özelden sövmeyin, takatim yok.
ve her şeyden önemlisi ne yapmalı?
özelden sövmeyin, takatim yok.
devamını gör...
188.
ayrılık acısına en iyi gelen şey kelle paçadır. göğüs kafesinizde oluşan kırılma hissiyatını, kemiklerinizi güçlendirerek iyileştirir. biraz sarımsak kokusu olur ama o da olsun. her güzelin bir kusuru var.
devamını gör...
189.
geçer tabii, ama sen illa acıyı tutmak istersen o ayrı mesele. biten bitmiştir, alışkanlık gereği bir müddet yokluğunu hissedersin o kadar. zaman denilen olgu sağolsun, 3 güne bir şeyciğiniz kalmaz.
devamını gör...
190.
o acının da hakkını verince geçiyor. önemli olan neye ihtiyacın olduğunu ve ne hissettiğini farkında olmak. merhem elimizde.
devamını gör...
191.
geçmez!..
o yüzden;
"umut belki de gelecek sayfadadır. kapatma kitabı." *
o yüzden;
"umut belki de gelecek sayfadadır. kapatma kitabı." *
devamını gör...
192.
geçer ama önce bı güzel o acıyı çekeceksin. tüm kemiklerin kırılmış gibi hissedip, yerle bir olucaksın. yani önce o acı senin içinden geçecek sonra da sen onun.
devamını gör...
193.
7 yıl sonra geçti benimki. az daha sabredin.
devamını gör...
194.
hemen hesaplayalım. 16 yıl olmuş, geçmedi. çünkü ben geçmesini istemedim. yani kişiden kişiye göre değişir.
devamını gör...
195.
196.
gecmez diyen bilim falan bilmiyordur
dostlar biz primatiz, tabiki gecer.
kedilerin bikac gun veya ayda sizi unutmasi gibi, hafiza dinamik bi yapidir.
ne kadar medenilesirseniz medenilesin, ozunde hayvansiniz.
dostlar biz primatiz, tabiki gecer.
kedilerin bikac gun veya ayda sizi unutmasi gibi, hafiza dinamik bi yapidir.
ne kadar medenilesirseniz medenilesin, ozunde hayvansiniz.
devamını gör...
197.
neler neler geçmiyor ki ayrılık acısı geçmesin.
devamını gör...
198.
ayrılık acısı suni bir şeydir, elbette geçer. en atlatamam diyen bile atlatabilir
devamını gör...
199.
geçer geçer. kendi canınız kadar sevdiğiniz kişilerin yokluğu geçmiyor. onun dışında her şey geçer. iki dondurma bir iki gezip tozma bol sosyalleşme ve öz eleştiriyle geçmeyen çok nadir şeyler vardır.
devamını gör...
200.
sağlam bir dana kavurma ile geçer elbette....
şerruh... adı bile bir iç geçirttiğine göre, kalanını siz düşünün. saçlarını yıllar önce terk etmişti, tıpkı geçen ay yeliz’in onu terk ettiği gibi. göbeği, sanki bir ayrılık yastığıydı, her hıçkırıkta bir parmak daha genişliyordu.
yeliz gitmişti. gitmeden önce mutfakta bıraktığı tek şey bir kavanoz zeytin ve içi boş bir dana kavurma kabıydı. kabın kenarında hala bir parmak izi duruyordu, muhtemelen son kaşığı onun yediğini anlatıyordu. şerruh, o an fark etti. yeliz’in onu değil, aslında onun kavurmasını terk ettiğini anladı. şerruh ile kavurma arasında derin bir bağ vardı.
bir cuma akşamıydı işten yorun argın dönmüştü içinde atamadığı ayrılık acısı ve her zaman olduğu gibi karnı açtı. o an, ayrılığın en keskin haliyle yüzleşti buzdolabı bomboştu, içinde sadece yeliz’in bıraktığı bir kavanoz zeytin ve boş kavurma kabı ve de kavurma ile bir can yakan anı vardı.
açlık krizine giren şerruh, battaniyeye sarınıp, telefon ekranına yazdı:
yarım kilo dana kuşbaşı
ama nereye? kime?
ne anne vardı hemen yapıp getirecek arada vardı 650 kilometre , ne de bir kasapla duygusal bağı kalmıştı. zaten yeni kasapla barışmamıştı yıldızı, o an karar verdi. kalbinde açtığı boşluğu dana kavurmayla dolduracaktı. hem de yarım kilo kuşbaşı değil, iki kilo alacaktı....
kısa süre içinde pijamasının üzerine mont geçirdi, çorapsız ayaklarına terliklerini giydi. akşamın karanlığında yürüyen bir hüzün topuydu enine boyuna bir... her adımıyla göbeği titriyordu. kasabın
camı buğuluydu, ama şerruh’un gözleri daha buğulu.
abi... dana kuşbaşı var mı?
vardı, ama bitti.
işte tam o an, şerruh anladı . gerçek yalnızlık, sevdiğin kadının değil, sevdiğin yemeğin de seni terk etmesiydi.
ama yılmadı. eve dönerken içinden bir şarkı mırıldanmaya başladı bestakar yönünü ortaya çıkarırcasına:
ayrılık son nokta koy,
dana kavurma gelsin doy,
göbeğim oynasın oy oy,
ben ayrılığa değil açlığa alışamadım....
sabaha kadar uyuyamadı. karnı açtı ama ruhu daha açtı. sonunda içinden bir ses yükseldi:
kalk şerruh, koş kasaba al etini yap kavurmanı.....
kuşbaşını alıp geldi şerruh içersinde yeliz'in terk etmesinden daha çok koyan açlık ile
sabahın ilk ışıklarıyla mutfağa girdi. google’a yazdı:
dana kavurma nasıl yapılır, terk edilmiş biri versiyonu.
tavaya attığı ilk et parçası cızırdadı, sanki geçmişin tüm acıları orada yanıyordu. şerruh, o sabah sadece bir yemek değil, bir hayat inşa etti. ilk lokmayı yediğinde göbeği bir teşekkür eder gibi hopladı.
ayrılık bitmişti. kavurma başlamıştı.
şerruh... adı bile bir iç geçirttiğine göre, kalanını siz düşünün. saçlarını yıllar önce terk etmişti, tıpkı geçen ay yeliz’in onu terk ettiği gibi. göbeği, sanki bir ayrılık yastığıydı, her hıçkırıkta bir parmak daha genişliyordu.
yeliz gitmişti. gitmeden önce mutfakta bıraktığı tek şey bir kavanoz zeytin ve içi boş bir dana kavurma kabıydı. kabın kenarında hala bir parmak izi duruyordu, muhtemelen son kaşığı onun yediğini anlatıyordu. şerruh, o an fark etti. yeliz’in onu değil, aslında onun kavurmasını terk ettiğini anladı. şerruh ile kavurma arasında derin bir bağ vardı.
bir cuma akşamıydı işten yorun argın dönmüştü içinde atamadığı ayrılık acısı ve her zaman olduğu gibi karnı açtı. o an, ayrılığın en keskin haliyle yüzleşti buzdolabı bomboştu, içinde sadece yeliz’in bıraktığı bir kavanoz zeytin ve boş kavurma kabı ve de kavurma ile bir can yakan anı vardı.
açlık krizine giren şerruh, battaniyeye sarınıp, telefon ekranına yazdı:
yarım kilo dana kuşbaşı
ama nereye? kime?
ne anne vardı hemen yapıp getirecek arada vardı 650 kilometre , ne de bir kasapla duygusal bağı kalmıştı. zaten yeni kasapla barışmamıştı yıldızı, o an karar verdi. kalbinde açtığı boşluğu dana kavurmayla dolduracaktı. hem de yarım kilo kuşbaşı değil, iki kilo alacaktı....
kısa süre içinde pijamasının üzerine mont geçirdi, çorapsız ayaklarına terliklerini giydi. akşamın karanlığında yürüyen bir hüzün topuydu enine boyuna bir... her adımıyla göbeği titriyordu. kasabın
camı buğuluydu, ama şerruh’un gözleri daha buğulu.
abi... dana kuşbaşı var mı?
vardı, ama bitti.
işte tam o an, şerruh anladı . gerçek yalnızlık, sevdiğin kadının değil, sevdiğin yemeğin de seni terk etmesiydi.
ama yılmadı. eve dönerken içinden bir şarkı mırıldanmaya başladı bestakar yönünü ortaya çıkarırcasına:
ayrılık son nokta koy,
dana kavurma gelsin doy,
göbeğim oynasın oy oy,
ben ayrılığa değil açlığa alışamadım....
sabaha kadar uyuyamadı. karnı açtı ama ruhu daha açtı. sonunda içinden bir ses yükseldi:
kalk şerruh, koş kasaba al etini yap kavurmanı.....
kuşbaşını alıp geldi şerruh içersinde yeliz'in terk etmesinden daha çok koyan açlık ile
sabahın ilk ışıklarıyla mutfağa girdi. google’a yazdı:
dana kavurma nasıl yapılır, terk edilmiş biri versiyonu.
tavaya attığı ilk et parçası cızırdadı, sanki geçmişin tüm acıları orada yanıyordu. şerruh, o sabah sadece bir yemek değil, bir hayat inşa etti. ilk lokmayı yediğinde göbeği bir teşekkür eder gibi hopladı.
ayrılık bitmişti. kavurma başlamıştı.
devamını gör...
