141.
142.
bence korkunç soruların başladığı nokta: "baban ne iş yapıyor?" sınıflandırmayı şaaak diye öğrettik çocuğa. alkışlar. (!)
bir de "kocan ne iş yapıyor?" var.
hello kocama göre mi not biçiyorsun tamam "işsiz!" diyorum, misss gibi yanıt.
ama en favori sorum şu, üç günlük taze.
doktora gittim.
- kaç yaşındasın?
+35
- adam var mı?
+!!!... pardon?
-evli misin, evli?
bir de "kocan ne iş yapıyor?" var.
hello kocama göre mi not biçiyorsun tamam "işsiz!" diyorum, misss gibi yanıt.
ama en favori sorum şu, üç günlük taze.
doktora gittim.
- kaç yaşındasın?
+35
- adam var mı?
+!!!... pardon?
-evli misin, evli?
devamını gör...
143.
bayılıyorum bu ikiliye ve bu radyo yayınına!
sorulmayacak sorularmış bu haftaki konumuz. o halde bi olay da benden gelsin.
uzun süredir gelmediğim memlekete kısa süreliğine geldim ve pek sevgili anneciğimle merkeze indik. küçük bi yerde yaşadığımdan olsa gerek neredeyse her sokak başı tanıdık biriyle karşılaştık. ayak üstü, sosyal mesafeye uygun, tamamen yapmacık bi samimiyet üzerine kurulu 1 2 çift kelam edilip herkesin yoluna devam ettiği karşılaşmalar yaşandı. yine böyle bi karşılaşmada liseden arkadaşın biri bana dönerek bir soru sordu ve devamında bence harika bi sohbet gelişti. olduğu gibi aktarıyorum efenim:
+benim arkadaş, ayşe -isim uydurma-
- merdumkaptan
×merdum'un annesi
+eee merdum, sen ne zaman evleniyorsun, bulamadın mı birini? bizim liseden xxx geçen ay evlendi; yyy de nişanlandı. zzz'nin de çocuğu 2 yaşını doldurmuş diyollaaa. (aferin onlara, iyi halt ediyollaaaa diyemedim...)
-!&+€÷/ (kısık gözlerle, ne diyon bacım sen, bakışı atan merdum düşünün burada lütfen.)
+hayır bulamadıysan haber ver de biz bakalım birilerine, ondan soruyorum.
-annecim biz ayşe'yi davet etmemiş miydik?
× nereye merdum?
-e benim düğüne.
+ nasıl senin düğüne?
-aaa senin haberin yok mu? evlendim ben. annemler vermiyordu beni, kaçarım diye tehdit ettim. vermek zorunda kaldılar. apar topar evlendik. tüh sana davetiye vermeyi unutmuşuz. merak etme yakında boşanırım, bi sonraki düğünüme çağırırım seni.
+ aaa delinin zoruna bak. ne diyon kız sen?
× aman ayşe ne bakıyorsun sen ona. okuyor o daha. evlilik falan da yok. hadi sana iyi günleeeer.
ve devamında kahkaha atan kızının kolunu çekiştirme suretiyle götüren annem. hatırladıkça gülüyorum.
ama yani cidden size ne, kimin, kimle, nerde, ne zaman evleneceğinden! hayır bi de soruş şekline bakar mısınız; bulamadın mı? lan ben senin gibi kendime erkek mi arıyorum da bulayım. sanki bana bayrama kurbanlık alıyor, te alllaaam yaa. neyse sakinim.
ay çok konuştum ben yine. normalde hep cenk'in arka bahçesi ve robnaja'nın yayınlarına denk geliyordu valiz hazırlamam. bu sefer size denk geldi. buradan onlara da seslenmiş olayım, tülaaaay geriiii döööön, arada bari olsun yayın yapın yav, özledik sizi...
sorulmayacak sorularmış bu haftaki konumuz. o halde bi olay da benden gelsin.
uzun süredir gelmediğim memlekete kısa süreliğine geldim ve pek sevgili anneciğimle merkeze indik. küçük bi yerde yaşadığımdan olsa gerek neredeyse her sokak başı tanıdık biriyle karşılaştık. ayak üstü, sosyal mesafeye uygun, tamamen yapmacık bi samimiyet üzerine kurulu 1 2 çift kelam edilip herkesin yoluna devam ettiği karşılaşmalar yaşandı. yine böyle bi karşılaşmada liseden arkadaşın biri bana dönerek bir soru sordu ve devamında bence harika bi sohbet gelişti. olduğu gibi aktarıyorum efenim:
+benim arkadaş, ayşe -isim uydurma-
- merdumkaptan
×merdum'un annesi
+eee merdum, sen ne zaman evleniyorsun, bulamadın mı birini? bizim liseden xxx geçen ay evlendi; yyy de nişanlandı. zzz'nin de çocuğu 2 yaşını doldurmuş diyollaaa. (aferin onlara, iyi halt ediyollaaaa diyemedim...)
-!&+€÷/ (kısık gözlerle, ne diyon bacım sen, bakışı atan merdum düşünün burada lütfen.)
+hayır bulamadıysan haber ver de biz bakalım birilerine, ondan soruyorum.
-annecim biz ayşe'yi davet etmemiş miydik?
× nereye merdum?
-e benim düğüne.
+ nasıl senin düğüne?
-aaa senin haberin yok mu? evlendim ben. annemler vermiyordu beni, kaçarım diye tehdit ettim. vermek zorunda kaldılar. apar topar evlendik. tüh sana davetiye vermeyi unutmuşuz. merak etme yakında boşanırım, bi sonraki düğünüme çağırırım seni.
+ aaa delinin zoruna bak. ne diyon kız sen?
× aman ayşe ne bakıyorsun sen ona. okuyor o daha. evlilik falan da yok. hadi sana iyi günleeeer.
ve devamında kahkaha atan kızının kolunu çekiştirme suretiyle götüren annem. hatırladıkça gülüyorum.
ama yani cidden size ne, kimin, kimle, nerde, ne zaman evleneceğinden! hayır bi de soruş şekline bakar mısınız; bulamadın mı? lan ben senin gibi kendime erkek mi arıyorum da bulayım. sanki bana bayrama kurbanlık alıyor, te alllaaam yaa. neyse sakinim.
ay çok konuştum ben yine. normalde hep cenk'in arka bahçesi ve robnaja'nın yayınlarına denk geliyordu valiz hazırlamam. bu sefer size denk geldi. buradan onlara da seslenmiş olayım, tülaaaay geriiii döööön, arada bari olsun yayın yapın yav, özledik sizi...
devamını gör...
144.
"kendini beş yıl sonra nerede görüyorsun?"
var mı böyle bir şey ya... bu ülkede beş yılını öngörebilen var mı gerçekten? neyin kafası?
var mı böyle bir şey ya... bu ülkede beş yılını öngörebilen var mı gerçekten? neyin kafası?
devamını gör...
145.
lise 1'de densiz bir öğretmenim konya şivesi ile güya ingilizce öğretecek bize. velhasıl örnek veriyor falan derken sınıfta ailesinin arabası olanlar gibi bi konu açıldı. arabası olmayan iki aile çocuğu vardı, biri ben biri de gariban bi çocuktu. öğretmen bana sordu, ingilizce olarak, sizin niye arabanız yok diye? kendisi de külüstür bir arabaya biniyordu allah'ın konyalısı.. (konyalıları tenzih ederim, sinirim hocaya yani üstünüze alınmayın lütfen.)
devamını gör...
146.
ayıplanmayacaksam ben de star wars izlemedim.
devamını gör...
147.
mevzu nedir? ne yapıyoruz şimdi?
devamını gör...
148.
ahahahahah. dışınızdaki irlandalı'nin o müthiş sesiyle okuduğu ha ri ka bi metin ve şarkıyla sonlanmış bir yayındır. siz hep gülün, güzelliklerle karşılaşın güzel insanlar. emeklerinize sağlık. toptan cemi cümleye huzurlu geceler ler leeer.
unutmadan,
ellere var da bize yoğğğh miiii?
unutmadan,
ellere var da bize yoğğğh miiii?
devamını gör...
149.
açılın! bir rüyam var!
geçenlerde bir rüya gördük miko'yla -hayra çıksın- içi seni dışı bizi buruşturur sözlük!
söğüt dalına yuva yapan manda mı dersin su balesi yapan yaban domuzları mı? paralel evrenler, zombiler, gezegen istilaları ve daha pek çokları! suya anlat dediler fakat kısmet olmadı ki yollara düşüp de ırmaklara denizlere varalım.
yüceler yücesi bilinçüstücü, bilinçaltlarımızın metafor üstadı, göklerin hakimi jung'a anlatalım soralım dedik, o da telefonu kapamış ya da çekmeyen bi' yerlerde inzivaya çekilmiş olacak, ulaşamadık kendisine. lacan tutturmuş ben aslında yoğum diye, sıkıldı zaar. freud desen zaten yarattığı küçük dağların tepesinden küme düşmüşlerin ligini izler gibi bakıyor insanlığa, o ukalanın bizim gibi farelerle işi olmaz.
biz de sana açılalım istedik sözlük.
sen de kimseye anlatamadığın rüyalarını getir, takas edelim, yoruma açalım, evirelim çevirelim.
artık akarı kokarı yayında toplar kendini.
çıkın çıkın gelin. buralara yazın çizin.
yer : o ağacın altı
kalkış saati : 21:00

bu görseli de yine taşerona yaptırdık, cenk'in arka bahçesi ellerine sağlık.
geçenlerde bir rüya gördük miko'yla -hayra çıksın- içi seni dışı bizi buruşturur sözlük!
söğüt dalına yuva yapan manda mı dersin su balesi yapan yaban domuzları mı? paralel evrenler, zombiler, gezegen istilaları ve daha pek çokları! suya anlat dediler fakat kısmet olmadı ki yollara düşüp de ırmaklara denizlere varalım.
yüceler yücesi bilinçüstücü, bilinçaltlarımızın metafor üstadı, göklerin hakimi jung'a anlatalım soralım dedik, o da telefonu kapamış ya da çekmeyen bi' yerlerde inzivaya çekilmiş olacak, ulaşamadık kendisine. lacan tutturmuş ben aslında yoğum diye, sıkıldı zaar. freud desen zaten yarattığı küçük dağların tepesinden küme düşmüşlerin ligini izler gibi bakıyor insanlığa, o ukalanın bizim gibi farelerle işi olmaz.
biz de sana açılalım istedik sözlük.
sen de kimseye anlatamadığın rüyalarını getir, takas edelim, yoruma açalım, evirelim çevirelim.
artık akarı kokarı yayında toplar kendini.
çıkın çıkın gelin. buralara yazın çizin.
yer : o ağacın altı
kalkış saati : 21:00

bu görseli de yine taşerona yaptırdık, cenk'in arka bahçesi ellerine sağlık.
devamını gör...
150.
benim rüyalarım 18 oscarlık saçmalıklar ve alakasızlıklarla doludur.
bazen renklidirler bazen de kapkaranlık.
3 bin kere uyandığımda “ya keşke hazreti yusuf yaşıyor olsaydı da gidip ona yorumlatsaydım” demişliğim vardır.
bilinçaltım lunapark mı desem; hayır, disneyland mı desem; hayır, melih gökçek’in güzel ankara’mızda milli değerimiz olan türktraktör ünde içinde bulunduğu atatürk orman çiftliğine tecavüz ederek kurdurduğu wonderland euroasia* gibidir bilinçaltım.
çünki çin’den ikişer adet alınmış her bir oyun aletinin maliyeti çok yüksekti, ve kimseyi tatmin etmedi. açılışta hız treni bozulmuştu, melih ve ekibi en tepeden yürüyerek inmişti.*
işte benim çoğu rüyamda böyle, bana hiç bir faydası yok ve alakasız. son zamanlarda gördüğüm en absürd rüyam,
özcan deniz ile nikah masasında olmamdı. üzerimde mor bir elbise ve ilkokulumun gösteri salonunda resmî bir tören ama ben nasıl ağlıyorum, nikah memuruna bakarken aklımdan şunlar geçiyordu: aramızda çok yaş farkı var ve bu adam 90lı yıllarda tek kaştı. ya rüyanın saçmalığına mı üzüleyim yoksa rüya içinde girdiğim tribe mi üzüleyim?
bu akşam fazlaca güleceğimiz bir yayın olacak gibi….
bazen renklidirler bazen de kapkaranlık.
3 bin kere uyandığımda “ya keşke hazreti yusuf yaşıyor olsaydı da gidip ona yorumlatsaydım” demişliğim vardır.
bilinçaltım lunapark mı desem; hayır, disneyland mı desem; hayır, melih gökçek’in güzel ankara’mızda milli değerimiz olan türktraktör ünde içinde bulunduğu atatürk orman çiftliğine tecavüz ederek kurdurduğu wonderland euroasia* gibidir bilinçaltım.
çünki çin’den ikişer adet alınmış her bir oyun aletinin maliyeti çok yüksekti, ve kimseyi tatmin etmedi. açılışta hız treni bozulmuştu, melih ve ekibi en tepeden yürüyerek inmişti.*
işte benim çoğu rüyamda böyle, bana hiç bir faydası yok ve alakasız. son zamanlarda gördüğüm en absürd rüyam,
özcan deniz ile nikah masasında olmamdı. üzerimde mor bir elbise ve ilkokulumun gösteri salonunda resmî bir tören ama ben nasıl ağlıyorum, nikah memuruna bakarken aklımdan şunlar geçiyordu: aramızda çok yaş farkı var ve bu adam 90lı yıllarda tek kaştı. ya rüyanın saçmalığına mı üzüleyim yoksa rüya içinde girdiğim tribe mi üzüleyim?
bu akşam fazlaca güleceğimiz bir yayın olacak gibi….
devamını gör...
151.
rüyamda scarlett johansonn ile kırmızı şarap içiyorduk restaurantta. uzunca bir süre beni süzdükten sonra "ne kadar yakışıklıymışsın" dedi. bir-iki saniye durakladım, sonra utancımdan masadan kalkıp gittim. işte rüyada bile böyle bir vizyon.
devamını gör...
152.
rüya görme engellisi bir birey olarak merakla dinleyeceğim yayın olacaktır. belki vizyonum genişler?
devamını gör...
153.
rüyamda arkadaşım, sevgilimden ayrılmam için yüz milyon dolar teklif ediyodu ama bu teklifini whatsapp üzerinden yaptığı için pek ciddiye alamadım. şimdi düşündüm de 100 milyon dolar güzel paraymış bu zamana kadar hep beleşe ayrıldık üzerine bi de alkolüydü depresyonuydu bir sürü para harcadık, iyi teklifmiş.
devamını gör...
154.
irlandalının, uyguladığım takdirde kendi kendime yükseleceğim şekilde lucid dream olayını tanımladığı yayın.
devamını gör...
155.
daha haftanın başlarında yüzümüzü güldürecek, bize “ooh pamuk gibi olduk yine” dedirtecek radyo programıdır.
kimselere anlatamayacağım bir rüyam olmadı maalesef. zaten ben ne görürsem göreyim hemen yetiştiririm birilerine. hatta; #1002508 no’lu entride çok saçma bir rüyamı paylaşmıştım da… hatta şuraya alıntı olarak iliştireyim de, farenizin işaretçisini üstüne sürükleyeceğiniz yetmezmiş gibi, bi’de üstüne sağ tıkla tıklamakla beraber, en az devlet meselesi kadar külfet olacak bir zahmetten kurtarayım sizleri:
gördüğüm en ilginç rüyalardandır... çocukluğumun geçtiği ümraniye sokaklarında mahalle maçı yapar gibi çatışma çıkmış, her sokaktan silah sesleri geliyor. binaların çatılarından kara dumanlar yükseliyor, helikopter ve bomba sesleri yankılanıyor kulağımda... savaştığımız kim peki? fenerbahçeli futbolcular... evet, fenerbahçeli futbolcular... bir an, etrafımın sarılarak abluka altına alınmak üzere olduğumu hissedip bir kömürlüğe sığınıyorum. tüfeğimde mermi yok, üstümde başka silah, bıçak yok...karanlık bir köşede, bir odun yığının yanına sinerek beklemeye başlıyorum... hemen ardımdan bir gıcırtıyla kapı açılıyor. önce, parlak bir ışık içinde bir insan silüeti görüyorum. kıvırcık saçlı... sonra tüfeğini bana doğrultup ‘ayağa kalk! yavaşça bana doğru yürü!’ diye emir veriyor. ürkek adımlarla yavaş yavaş yaklaşıyorum ve yüzünü seçmeye başlıyorum... elinde tüfeği ve üstünde çubuklu formasıyla deniz barış’ı (bilmeyenler için; eski bir fenerbahçeli futbolcu) karşımda görüyorum. hiçbir şey söylememe fırsat vermeden tetiğe asılıyor, silah patlamıyor... hırsla tüfeği atıp yerden kocaman bir kaldırım taşı alıyor deniz barış... o kaldırım taşını tam suratımın ortasına geçirecekken; “dur! konuşarak anlaşabiliriz!” diye haykırıyorum. kaldırım taşının kafamla buluştuğu an, uyandım... bu da böyle bir rüyamdı işte...
taleple gelen edit: galatasaraylıyım. ama şey galatasaraylı, şampiyon olacağı sezon son 4 hafta maçları izleyip sevinen galatasaraylılardanım. dürüst bir galatasaraylıyım*
kimselere anlatamayacağım bir rüyam olmadı maalesef. zaten ben ne görürsem göreyim hemen yetiştiririm birilerine. hatta; #1002508 no’lu entride çok saçma bir rüyamı paylaşmıştım da… hatta şuraya alıntı olarak iliştireyim de, farenizin işaretçisini üstüne sürükleyeceğiniz yetmezmiş gibi, bi’de üstüne sağ tıkla tıklamakla beraber, en az devlet meselesi kadar külfet olacak bir zahmetten kurtarayım sizleri:
gördüğüm en ilginç rüyalardandır... çocukluğumun geçtiği ümraniye sokaklarında mahalle maçı yapar gibi çatışma çıkmış, her sokaktan silah sesleri geliyor. binaların çatılarından kara dumanlar yükseliyor, helikopter ve bomba sesleri yankılanıyor kulağımda... savaştığımız kim peki? fenerbahçeli futbolcular... evet, fenerbahçeli futbolcular... bir an, etrafımın sarılarak abluka altına alınmak üzere olduğumu hissedip bir kömürlüğe sığınıyorum. tüfeğimde mermi yok, üstümde başka silah, bıçak yok...karanlık bir köşede, bir odun yığının yanına sinerek beklemeye başlıyorum... hemen ardımdan bir gıcırtıyla kapı açılıyor. önce, parlak bir ışık içinde bir insan silüeti görüyorum. kıvırcık saçlı... sonra tüfeğini bana doğrultup ‘ayağa kalk! yavaşça bana doğru yürü!’ diye emir veriyor. ürkek adımlarla yavaş yavaş yaklaşıyorum ve yüzünü seçmeye başlıyorum... elinde tüfeği ve üstünde çubuklu formasıyla deniz barış’ı (bilmeyenler için; eski bir fenerbahçeli futbolcu) karşımda görüyorum. hiçbir şey söylememe fırsat vermeden tetiğe asılıyor, silah patlamıyor... hırsla tüfeği atıp yerden kocaman bir kaldırım taşı alıyor deniz barış... o kaldırım taşını tam suratımın ortasına geçirecekken; “dur! konuşarak anlaşabiliriz!” diye haykırıyorum. kaldırım taşının kafamla buluştuğu an, uyandım... bu da böyle bir rüyamdı işte...
taleple gelen edit: galatasaraylıyım. ama şey galatasaraylı, şampiyon olacağı sezon son 4 hafta maçları izleyip sevinen galatasaraylılardanım. dürüst bir galatasaraylıyım*
devamını gör...
156.
evliliğimin ilk senelerinde ağlayarak uyandığım bir rüyamı da paylaşayım madem komikli rüyamdan sonra…
koridorları beyaz sabun kokan, tüylerimi diken diken edecek kadar serin bir hastanenin geniş bir alanında eş, dostla birlikte, bir doğumhanenin önünde telaşla ve korkuyla bekliyorum. eşim içeride doğuma alınmış. stresli bir şekilde yerimde duramıyor, sürekli bir o yana bir bu yana tüm hastane koridorunu adımlarımla arşınlıyorum. derken; arkadaşlarım bir anda koluma girip beni hastaneden dışarı çıkartıyorlar. yakınlarda bir otel odasına götürüyorlar beni. oda servisi ayarlanmış, odaya çıkar çıkmaz şampanyalar falan (hiç sevmem) bir sürü alkollü içki ile bana kutlama yapıyorlar. işte baba oluyorsun bilmem ne vari böyle sırtımı sıvazlıyorlar, gönlümü eğliyorlar falan… sanki demin doğumhane önünde tedirginlikle beklemiyormuşum gibi olanı biteni unutmuş gibiyim, mutluyum. daha sonrasında, ışınlanmış gibi bir anda aynı doğumhane önünde buluyorum kendimi. hala endişeyle beklerken acı bir fren sesi geliyor hastane dışından. etrafımda doktorlar, hemşireler dışarı doğru koşuşturup duruyorlar. bir kalabalıkla birlikte bir sedye sokuyorlar kapıdan içeri. bir hemşire gelip, zorlu bir doğum gerçekleştiğini, bir kızım olduğunu, birazdan odaya alınacağımızı, bebeği de o zaman görebileceğimi söylüyor bana. tam eşim nasıl diye sormak ve mutluluktan ağlamak üzereyken önümden geçen sedyeye takılıyor gözlerim. sedyede yatan babamı görüyorum… sedye üstünde kalp masajı falan yapıyorlar. o anı resmen böyle geniş plan ağır çekim bir sahne gibi izledim rüyamda. kucağıma bebeğimi almayı beklediğim hastane koridorunda babamın ölüm haberini verdiler… en yakın arkadaşımın omzuna yığılıp, ağlarken; eşimin beni sarsarak uyandırmasıyla son buldu. gözlerimi araladığımda eşim gözyaşlarımı falan siliyordu. bugüne kadar yaşadığım en b*ktan geceydi…
koridorları beyaz sabun kokan, tüylerimi diken diken edecek kadar serin bir hastanenin geniş bir alanında eş, dostla birlikte, bir doğumhanenin önünde telaşla ve korkuyla bekliyorum. eşim içeride doğuma alınmış. stresli bir şekilde yerimde duramıyor, sürekli bir o yana bir bu yana tüm hastane koridorunu adımlarımla arşınlıyorum. derken; arkadaşlarım bir anda koluma girip beni hastaneden dışarı çıkartıyorlar. yakınlarda bir otel odasına götürüyorlar beni. oda servisi ayarlanmış, odaya çıkar çıkmaz şampanyalar falan (hiç sevmem) bir sürü alkollü içki ile bana kutlama yapıyorlar. işte baba oluyorsun bilmem ne vari böyle sırtımı sıvazlıyorlar, gönlümü eğliyorlar falan… sanki demin doğumhane önünde tedirginlikle beklemiyormuşum gibi olanı biteni unutmuş gibiyim, mutluyum. daha sonrasında, ışınlanmış gibi bir anda aynı doğumhane önünde buluyorum kendimi. hala endişeyle beklerken acı bir fren sesi geliyor hastane dışından. etrafımda doktorlar, hemşireler dışarı doğru koşuşturup duruyorlar. bir kalabalıkla birlikte bir sedye sokuyorlar kapıdan içeri. bir hemşire gelip, zorlu bir doğum gerçekleştiğini, bir kızım olduğunu, birazdan odaya alınacağımızı, bebeği de o zaman görebileceğimi söylüyor bana. tam eşim nasıl diye sormak ve mutluluktan ağlamak üzereyken önümden geçen sedyeye takılıyor gözlerim. sedyede yatan babamı görüyorum… sedye üstünde kalp masajı falan yapıyorlar. o anı resmen böyle geniş plan ağır çekim bir sahne gibi izledim rüyamda. kucağıma bebeğimi almayı beklediğim hastane koridorunda babamın ölüm haberini verdiler… en yakın arkadaşımın omzuna yığılıp, ağlarken; eşimin beni sarsarak uyandırmasıyla son buldu. gözlerimi araladığımda eşim gözyaşlarımı falan siliyordu. bugüne kadar yaşadığım en b*ktan geceydi…
devamını gör...
157.
devamını gör...
158.
devamını gör...
159.
çözülemeyen? düğüm? bir beni mi çağırdı * bende bir rüyamsı kabus paylaşayım;
tuvalet kabinlerinin önündeyim. yalnızım. her taraf ayna ile kaplı, duvarlar, kabinler ayırt edilemiyor. etrafımda 360 derece dönüyorum, ortamı gözetiyorum, hala yalnızım ve tam tur dönüşüm bittiğinde karşımda aniden “bir şey” evet “bir şey” beliriyor ve yüzüme okkalı bir tokat atıyor ve dünyam dönmeye devam ediyor. bu sarsıcı rüyayı yıllar önce görmeme rağmen bugünümde bile hatırlıyorum.
tuvalet kabinlerinin önündeyim. yalnızım. her taraf ayna ile kaplı, duvarlar, kabinler ayırt edilemiyor. etrafımda 360 derece dönüyorum, ortamı gözetiyorum, hala yalnızım ve tam tur dönüşüm bittiğinde karşımda aniden “bir şey” evet “bir şey” beliriyor ve yüzüme okkalı bir tokat atıyor ve dünyam dönmeye devam ediyor. bu sarsıcı rüyayı yıllar önce görmeme rağmen bugünümde bile hatırlıyorum.
devamını gör...
160.
rüyalar ne kadar fantastik olursa olsun, en güzel ve aynı zamanda en kötü rüya gerçekle rüyayı ayırt edemediğim rüyalar oluyor. haftada 1 kez eski sevgilimi görürüm rüyamda. kimi zaman kavgalar ederiz, kimi zamanda eskisi gibi mutlu olduğumuzu görürüm. uyandıktan sonra kendime gelmem 5 saniyemi alır hep. ancak her zaman en çok zoru, rüyada bir insana sarılabilmeyi, onun vücut ısısını hissedebildikten sonra uyandığınızda kucağınızda sadece yün yastık oluyorsa, bazen bu koyabiliyor.
devamını gör...
161.
bu hafta için ''arkadaş siz de mi ya?''
dediğim radyo programıdır.
nedir mavra mı var, yayın mı yok, internet mi gitti nedir?
biri çıksın bir açıklama yapsın?
ne dinleyeceğiz biz bu hafta?
yan komşunun elektrik süpürgesini mi?
sonradan gelen edit: kendi kendime yanılsamalı bir sanma eylemine girmişim. panik yok... sıcaktan bunlar hep... durduk yere paranoya yaptım... sıcak da değil de şey, nem nem...
(bkz: klişe)
dediğim radyo programıdır.
nedir mavra mı var, yayın mı yok, internet mi gitti nedir?
biri çıksın bir açıklama yapsın?
ne dinleyeceğiz biz bu hafta?
yan komşunun elektrik süpürgesini mi?
sonradan gelen edit: kendi kendime yanılsamalı bir sanma eylemine girmişim. panik yok... sıcaktan bunlar hep... durduk yere paranoya yaptım... sıcak da değil de şey, nem nem...
(bkz: klişe)
devamını gör...


