1.
normalsozluk.com/entry/4049907
yüz seksen metre aşağıda, kulaklar farklı çalışır. sesleri değil, baskıyı duyarsınız; dalgalanmayı, suyun omuzlarınıza yaslanma biçimini, gövdenizin içindeki o sessiz ezilmeyi. mirna voss bunu ikinci haftanın sonunda fark etmişti; şimdi yirmi üçüncü gündeydi ve artık bunu fark etmeyi de bırakmıştı.
istasyonun adı resmi kayıtlarda pelaj-9'du. herkes derinlik 9 derdi. okyanus tabanına ankrajlanmış, titanyum-polimer çerçeveli, dört modülden oluşan bir yapı; ısı kaynaklarının yakınında kurulmuş, sülfür bakterilerini incelemek için. mirna'nın burada olma gerekçesi buydu en azından: chemosynthetic ecozones projesi, kısaltmasıyla cep-4. yedinci aydaki veri seti. altı ay önce buraya inerken bunu kafasında net tutabiliyordu; şimdi notlarına bakınca kendi el yazısını tanıyordu, ama içeriğini sanki başkası yazmış gibi okuyordu.
sabah yoklamasını yaptı. numune tepsilerini kontrol etti, karbondioksit sensörlerini sıfırladı, hidrotermal kanal 3-b'nin ağzındaki kameraya yeni bir hafıza kartı taktı. rutin. istasyonun diğer iki sakini, mühendis tomas ve jeofizyolog selin, uyku modüllerinde hâlâ uyuyordu. ya da öyle görünüyordu. kimse burada tam uyuyamıyordu; mirna bunu da biliyordu. uyku monitörleri bunu kaydediyordu: parçalı, kırık döngüler, üst üste yığılmış kısa uykular. beyin derinliği sevmiyordu, tomas bir gün öyle demişti. beyin yüzeyi arıyordu, hep.
öğleden sonra numune alma seansı için dış kıyafeti giyerken sol elinin serçe parmağına baktı. iki hafta önce bir conta kenarına çarpmıştı, tırnağın altı morarmıştı. morluk henüz gitmemişti, rengi biraz değişmişti; koyu erikten kirli sarıya dönmüştü. normal iyileşme. ama tırnak dibindeki küçük yara kapanmıştı, tamam, yalnız deri dokusu biraz kalınlaşmıştı. parmağını büktü, açtı. baktı.
sonra bıraktı. dışarı çıkacaktı.
hidrotermal kanalın çevresindeki bakteri yamaları bu ay beklenmedik bir biçimde genişlemişti; üçüncü yamanın sınırı on altı santimetre doğuya kaymıştı. mirna bu kaymayı video çıktısına not etti, koordinatları işaretledi. suyun ısısı sırtında hissedilir gibiydi, kıyafet aracılığıyla bile. termal gradyan burada tuhaf bir eşik yaratıyordu: bir adım ileri, üç derece fark. bakteriler bu farkı yaşıyordu. içinde bulundukları sıvı ile dışındaki sıvı arasında, bir zarın geçirgenliği meselesiydi her şey.
mirna bunu neden düşündü, bilmedi. zar. geçirgenlik.
istasyona döndüğünde selin mutfak modülündeydi, soya sütünü ısıtıyordu. mirna dış kıyafeti çıkarırken selin bardağını masaya koydu ve yüzüne bakmaktan kaçınır gibi yana doğru bir bakış attı.
«yüzey paketini gördün mü?»
«hayır, ne zaman geldi?»
«sabahın erkeninde. tomas açtı.»
mirna çantasını askıya taktı. «içinde ne vardı?»
selin bir süre cevap vermedi. bardağını tuttu, ama içmedi.
«bir bildirim var sana. resmi.»
mirna döndü. selin hâlâ bardağa bakıyordu.
«cep-4 fon uzantısı reddedilmiş» dedi selin. «proje sekizinci ayda sona erecekmiş. yani senden önce. yani...» durdu. «yüzey koordinasyon ekibinden birisi, dr. asaf mı ne, bir not düşmüş. 'dr. voss'un pozisyonu yeniden değerlendirme sürecine alındı' diyor. benim çevirim bu.»
mutfak modülü küçüktü, iki kişi yan yana durduğunda kollar değerdi. mirna'nın arkasındaki duvar titanyumdu, soğuktu; içinden geçen soğutma hattı nedeniyle. bunu şimdi hissediyordu, sırtında.
«tomas nerede?»
«kontrol modülünde. seni bekliyor, sanırım.»
tomas'ı bulmak için yürümesi gerekmiyordu; istasyon o kadar küçüktü ki her ses geçiyordu. «mirna, görüntülü bağlantıya girmeni istiyorlar» diye seslendi tomas içeriden. «bugün içinde.»
oturdu. ekranı açtı. yüzey koordinasyon merkezinin logosu geldi; sonra bir yüz, ellili yaşlarda, kısa kırpılmış gri saçlı bir kadın. dr. asaf değil. tanımadığı biri.
«dr. voss. ben proje denetim birimi'nden hulya ersen. bilgilendirildiniz mi?»
«kısmen.»
«cep-4'ün sekizinci ay sonu itibarıyla kapatılması kararlaştırıldı. bütçe değerlendirme sürecinde...»
mirna dinledi. ersen konuşurken ekrana değil, ekranın hemen yanındaki cıvata başına baktı, küçük pas lekesine. ersen'in sesi tünel etkisiyle biraz düzleşiyordu; hece aralarındaki dip sesler kayboluyordu. insan sesi derinlikte böyle geliyordu, hep. yüzey insanlarının sesi yüzeydi: düz, hafif, fazla açık.
«...pozisyonunuz için yeni bir çerçeve önerisi hazırlıyoruz, tabii ki. siz değerli bir...»
«benden önce kim geliyor?» dedi mirna.
ersen durdu. «efendim?»
«sekizinci ayda proje bitiyor ama ben daha yedincideyim. çıkış prosedürü en az on iki günlük dekompresyon süreci gerektiriyor. yani şu an çıkış takvimi işliyorsa, ben sekizinci ay gelmeden önce çıkmış olmam lazım. kimse yerime gelecek mi?»
kısa bir duraklama. «hayır, dr. voss. istasyon kapatılıyor.»
«anlıyorum.» bir şey daha söylemek istedi, bir şey vardı söylemek istediği, ama tam olarak ne olduğunu bulamadı. «takvimi bana gönderin.»
bağlantıyı kapattı.
tomas kapıya yaslanmış, kollarını kavuşturmuş bekliyordu. selin de arkasından gelmişti, mutfak modülünün girişinde duruyordu.
«proje için üzgünüm» dedi tomas. içten söylüyordu, bu belliydi. «yedi aylık veri çöpe gitmez, değil mi? başka bir proje çerçevesine aktarılır.»
«veri çöpe gitmez» dedi mirna. doğruydu.
o gece yatmadan önce günlüğüne yazdı. yazmak alışkanlıktı; mesleki değil, kişisel. notlar değil, gözlemler. günlüğe şunu yazdı: "sol serçe parmağımdaki deri, normal iyileşme sürecinin iki katı hız gösterdi. kontrol edeceğim." sonra kalem durdu. bir süre havada bekledi, sonra ekledi: "istasyon beni değiştiriyor. ya da ben istasyonu değiştiriyorum. ikisi aynı şey olabilir."
uyumadan önce parmağına tekrar baktı. torç ışığında, küçük bir büyüteçle. deri, evet, kalınlaşmıştı. kılcal damarlar yüzeye çok yakındı, pembemsi bir ağ çiziyordu. ama baskı altında böyle olurdu; baskı deriyi sıkıştırırdı, doku yoğunlaşırdı. normal. bunu biliyordu.
yine de büyüteci hemen bırakmadı.
dekompresyon takvimi on dört günlük bir süreç öngörüyordu. depresürizasyon odasına geçiş, kademeli basınç düşüşü, fizyolojik takip. mirna bunu altı ay önce inerken tersinden yaşamıştı; o zaman basıncın artışını günlüğe kaydetmişti. ellerin şişmesi, kulaklarda dolgunluk, nefes almanın mekanikleşmesi. şimdi ters gidecekti. basınç azalacaktı. vücut genişleyecekti. her şey geri gidecekti.
geri mi?
bunu selin'e sormak istedi bir sabah, akşam yemeğinde değil, sabahın ilk saatinde, kahve makinesinin yanında dururken. ama sormadı. bunun yerine başka bir şey sordu.
«selin, ilk çıkışında nasıl hissetmiştin?»
selin makinenin düğmesine basıyor, sesini duymak için biraz öne eğiliyordu. «hangi çıkışta?»
«ilk görevin. derinlikten yüzeye.»
selin düşündü. «hafif hissettim. çok hafif. sanki kollarım boşaltılmış gibiydi. iki gün sürdü, sonra geçti.» sonra ekledi: «neden?»
«merak ettim.»
hafiflik. mirna bunu kafasında tuttu gün boyunca.
son numune seansı, ayrılmadan iki gün önce. mirna dışarı çıktığında kanal ağzında yeni bir bakteri yaması oluşmuştu; küçük, ama orada, üçüncü yamanın tam doğusunda. dördüncü yama. dört. işaretledi, fotoğrafladı, koordinatlarını aldı. projenin kendisi bitmişti aslında, bu veriyi işleyecek kimse olmayacaktı belki, ama yine de aldı. elleri alışkanlıkla çalışıyordu.
eldivenin içinde, sol serçe parmağını büküp açtı.
depresürizasyon odasına girişi vedasızdı, hemen hemen. tomas elini sıktı. selin bir süre kapıda durdu, sonra «iyi şanslar» demedi, başka bir şey de demedi, yalnızca elini kaldırdı, küçük bir dalga gibi.
on dört gün. mirna kitap okudu, verilerini düzenledi, uyudu. basınç günde küçük adımlarla düşüyordu; her gün biraz daha az yük, biraz daha az. vücut genişliyordu, evet. ama bunu beklediği gibi hissetmedi. beklediği hafiflik, o kolların boşalması duygusu gelmedi. bunun yerine tersine bir şey vardı: sanki içi doluyordu, sanki derinliğin içine aldığı şeyler dışarı çıkmak için yer arıyordu. sol parmağına baktığında deri hâlâ kalındı. azalmıyordu.
dördüncü günde bir fizyoloji raporu doldurdu. "anormal belirti yok" kutusunu işaretledi. sonra bir süre o kutunun üstünde durdu, kalem havada. sonra geçti.
yüzey. rıhtım. soğuk hava.
karşılama ekibinden bir teknisyen koşarak geldi, elindeki tabletle. «dr. voss? randevunuz var mı? yani, sizi beklememiz için...»
«hayır» dedi mirna. «beni beklemiyordunuz.»
«koordinasyon merkezi...»
«biliyorum.» çantasını omzuna aldı. rıhtımın ucunda deniz vardı; düz, gri, ışığı yüzeyden yansıtıyordu. o kadar yüzeyseldi ki, o kadar inceydi o ışık.
teknisyen hâlâ bir şeyler söylüyordu: prosedür, kayıt, oryantasyon. mirna dinliyordu; yüzde bir. gözleri suda.
yüz seksen metre aşağısında, şu an, dördüncü yama büyümeye devam ediyordu. kimsenin kamerası yoktu orada artık; hafıza kartı dolacaktı, sonra dolacak yer kalmayacaktı, sonra üzerine yazacaktı. bakteriler bunu bilmeden, basıncın altında, ısı farkının kenarında genişleyecekti.
mirna sol elini kaldırdı, torç ışığı yoktu ama öğle güneşinde serçe parmağının ucuna baktı. deri hâlâ kalındı. belki hep kalın kalacaktı.
teknisyen susmuştu. mirna'nın ne demesini bekliyordu.
«oryantasyon formu nerede?» dedi mirna.
adam tableti uzattı. mirna kalemi aldı, parmağı çelik yüzeye değdi: soğuk ve düz ve yüzeyde, her şeyin yüzeyinde olduğu gibi. imzaladı.
formun altında küçük bir onay kutusu daha vardı: "kurul kararlarına uymayı kabul ediyorum." işaretlemedi. teknisyen bir şey söyledi mi, söylemedi mi, mirna duyduğunu saymadı.
koridora çıktığında ayakkabılarının plastik tabanlığı mermere yapışıp çıkıyordu, tık tık, düzensiz. asansör tamamen şeffaf camdan yapılmıştı, dışarıdaki pasifik görünüyordu. bulutlar yoktu, rüzgar yoktu, su dümdüz yatıyordu orada, metalize bir levha gibi. aşağıya bakınca midesinin bir yeri kasıldı, kasılmaya devam etti, durmadı.
asansör indi.
dokuz yıl önce mirna, bir tezin dipnotunda şu cümleyi yazmıştı: "bakteri kolonilerinin özerk adaptasyon eşiği, bilinçli müdahalenin yerini almaya başladığında değil, müdahale fark edilmediğinde başlar." danışmanı o cümlenin altını kırmızıyla çizmişti. "kanıtlanabilir değil." mirna silmişti.
derinlik istasyonunun alt katı her zaman hafif bir klor kokusu taşırdı. buradaki insanlar bunu artık duymuyordu muhtemelen; mirna her gelişinde duyuyordu. burnu bu yüzden iyi bir araçtı, alışmıyordu.
laboratuvar kapısı açıktı. içeride seval, iki monitörün önünde oturuyordu, sırtı dönük, saçlarının sol yanı çökmüş, sanki saatlerce o tarafa yaslanmıştı.
«dördüncü yamayı gördün mü?» dedi mirna, kapıdan girmeden.
«görmedim ama okumak istemiyorum zaten.» seval dönmedi. «raporun son grafiği yeterli.»
«hangi grafik?»
«difüzyon hızı. hesaplanandan yüzde on yedi fazla.»
mirna masaya geldi. monitörün köşesinde açık bir pencere: kahve fincanının altında birikmekte olan kahverengi bir halka. fincan soğumuştu, belli ki uzun süredir oradaydı. seval'in ellerini gördü, klavyeye koyulmuş, tıklamıyor, yalnızca tuşların üzerinde duruyor.
«kapatacaklar» dedi seval. bu sefer kısa. soru gibi değil.
«bilmiyorum.»
«biliyorsun.»
pencereden dışarısı görünmüyordu, bu katta pencere yoktu, yalnızca ekranlar vardı. ekranların her biri gerçek zamanlı okuma yapıyordu; sıcaklık grafiği, oksijen konsantrasyonu, akım desenleri. hepsi son iki saatte az da olsa yukarı kaymıştı. küçük bir kayma; dikkat etmeyenin atlayacağı türden. mirna dikkatliydi ve atlamıyordu.
seval nihayet döndü. gözlerinin altı mordu, cildi o morluğun içinde yorgundu, ama bakışı değildi.
«yüzde on yedi» dedi tekrar.
«evet.»
«bir sistemin kendi hızını aşması için ne gerekir?»
mirna cevaplamadı. seval'in bunu bilmediğinden sormadığını, başka bir şey söylemek istediğini biliyordu.
«dışarıdan bir şey almıyor olması gerekir» dedi seval. «kendi içinde üretiyor olması gerekir.»
laboratuvar sessizdi, klor kokusu sabitti, ekranlar hafifçe titriyordu. mirna oturdu.
dokuz yılda sekiz alan çalışması, on dört rapor, iki yayın, bir ret, bir davet, sonra bu istasyon, bu derinlik, bu bakteri kolonisi. ilk bulduklarında küçücük bir şeydi; deniz tabanının volkanik çatlağına tutunmuş, termal akıntıyla besleniyordu. hidrograf onu "endemik, lokal, önemsiz" olarak sınıflandırmıştı. mirna o gece uyuyamamıştı. sabah raporu yeniden okumuştu: "önemsiz" kelimesi kendiliğinden aklına gelmişti, bir çekim gibi.
şimdi birinci yamadan dördüncüye dört yıl sürmüştü. dördüncü en büyüktü. büyümesi de en hızlıydı.
«protokol ne diyor?» dedi seval.
«karantina, izolasyon, durdurma.»
«durdurma nasıl olacak?»
mirna cevap vermedi. ikisi de biliyordu: durdurma şu an teorikti. fiziksel müdahale için sıcaklık toleransları hesaplanmamıştı, kimyasal inhibisyon için taşıyıcı sistemler test edilmemişti, biyolojik kontrol ajanı yoktu. protokol belgesi üç yıl önce yazılmıştı; o yıl dördüncü yama yoktu.
seval kalktı, penceresi olmayan duvara yürüdü, duvara baktı.
«raporun son sayfasını okudun mu?»
«hayır.»
«oku.»
mirna tableti aldı. son sayfa standart bir değerlendirme formuydu: kutucuklar, kodlar, imza alanları. en altta, küçük puntolarla, bir not: "dördüncü yama sınırlarında gözlemlenen sinyal modeli, komşu kolonilerle koordineli hareket örüntüsüne işaret etmektedir. kesin değil. ileri analiz önerilir."
mirna tableti masaya bıraktı.
seval hâlâ duvara bakıyordu.
«koordineli» dedi. kelimeyi kırarak söyledi, ko-or-di-ne-li.
mirna sol elini kaldırdı, serçe parmağına baktı. deri hâlâ kalındı. altında ne hissediyordu bilmiyordu; deride bir şey yoktu artık, his yıllarla azalmıştı. parmağını yumruğunun içine çekti.
«bir iletişim kanalları mı var?» dedi, kendi sesini tanımadı, çok sakin çıkmıştı.
«model öyle gösteriyor.»
«peki ya biz ne zaman fark ettik bunu?»
«bu sabah.»
«onlar ne zaman başladı?»
seval döndü. «hesaplanabilir değil. verinin başladığı yerden geriye gitmek zor. ama tahminen...» durdu. parmağını monitörün üstündeki bir noktaya götürdü, dokunmadı. «iki, belki üç yıl önce.»
mirna kalktı. koridora çıktı. yürüdü. asansör yukarı aldı onu, cam yeniden göründü, pasifik yeniden göründü: düz ve metalize ve sessiz. altında, yüz seksen metre derinlikte, bakteriler birbirleriyle konuşuyordu; sesle değil, kimyayla değil, belki titreşimle, belki başka bir şeyle, bilmiyordu, kimse bilmiyordu, henüz. ve "henüz" kelimesi kafasında bir yerde duruyordu, çiviye çakılmış gibi.
güneş öğleden geçmişti. su yüzeyi şimdi farklı bir açıyla parlıyordu; biraz daha koyu, biraz daha derin bir mavi. mirna baktı. uzun süre baktı.
cebindeki tablet titredi. mesaj: "kurul toplantısı, yarın sabah 07:00. katılımınız zorunludur."
tableti cebine geri koydu. elini çıkarmadı.
yüz seksen metre aşağıda, kulaklar farklı çalışır. sesleri değil, baskıyı duyarsınız; dalgalanmayı, suyun omuzlarınıza yaslanma biçimini, gövdenizin içindeki o sessiz ezilmeyi. mirna voss bunu ikinci haftanın sonunda fark etmişti; şimdi yirmi üçüncü gündeydi ve artık bunu fark etmeyi de bırakmıştı.
istasyonun adı resmi kayıtlarda pelaj-9'du. herkes derinlik 9 derdi. okyanus tabanına ankrajlanmış, titanyum-polimer çerçeveli, dört modülden oluşan bir yapı; ısı kaynaklarının yakınında kurulmuş, sülfür bakterilerini incelemek için. mirna'nın burada olma gerekçesi buydu en azından: chemosynthetic ecozones projesi, kısaltmasıyla cep-4. yedinci aydaki veri seti. altı ay önce buraya inerken bunu kafasında net tutabiliyordu; şimdi notlarına bakınca kendi el yazısını tanıyordu, ama içeriğini sanki başkası yazmış gibi okuyordu.
sabah yoklamasını yaptı. numune tepsilerini kontrol etti, karbondioksit sensörlerini sıfırladı, hidrotermal kanal 3-b'nin ağzındaki kameraya yeni bir hafıza kartı taktı. rutin. istasyonun diğer iki sakini, mühendis tomas ve jeofizyolog selin, uyku modüllerinde hâlâ uyuyordu. ya da öyle görünüyordu. kimse burada tam uyuyamıyordu; mirna bunu da biliyordu. uyku monitörleri bunu kaydediyordu: parçalı, kırık döngüler, üst üste yığılmış kısa uykular. beyin derinliği sevmiyordu, tomas bir gün öyle demişti. beyin yüzeyi arıyordu, hep.
öğleden sonra numune alma seansı için dış kıyafeti giyerken sol elinin serçe parmağına baktı. iki hafta önce bir conta kenarına çarpmıştı, tırnağın altı morarmıştı. morluk henüz gitmemişti, rengi biraz değişmişti; koyu erikten kirli sarıya dönmüştü. normal iyileşme. ama tırnak dibindeki küçük yara kapanmıştı, tamam, yalnız deri dokusu biraz kalınlaşmıştı. parmağını büktü, açtı. baktı.
sonra bıraktı. dışarı çıkacaktı.
hidrotermal kanalın çevresindeki bakteri yamaları bu ay beklenmedik bir biçimde genişlemişti; üçüncü yamanın sınırı on altı santimetre doğuya kaymıştı. mirna bu kaymayı video çıktısına not etti, koordinatları işaretledi. suyun ısısı sırtında hissedilir gibiydi, kıyafet aracılığıyla bile. termal gradyan burada tuhaf bir eşik yaratıyordu: bir adım ileri, üç derece fark. bakteriler bu farkı yaşıyordu. içinde bulundukları sıvı ile dışındaki sıvı arasında, bir zarın geçirgenliği meselesiydi her şey.
mirna bunu neden düşündü, bilmedi. zar. geçirgenlik.
istasyona döndüğünde selin mutfak modülündeydi, soya sütünü ısıtıyordu. mirna dış kıyafeti çıkarırken selin bardağını masaya koydu ve yüzüne bakmaktan kaçınır gibi yana doğru bir bakış attı.
«yüzey paketini gördün mü?»
«hayır, ne zaman geldi?»
«sabahın erkeninde. tomas açtı.»
mirna çantasını askıya taktı. «içinde ne vardı?»
selin bir süre cevap vermedi. bardağını tuttu, ama içmedi.
«bir bildirim var sana. resmi.»
mirna döndü. selin hâlâ bardağa bakıyordu.
«cep-4 fon uzantısı reddedilmiş» dedi selin. «proje sekizinci ayda sona erecekmiş. yani senden önce. yani...» durdu. «yüzey koordinasyon ekibinden birisi, dr. asaf mı ne, bir not düşmüş. 'dr. voss'un pozisyonu yeniden değerlendirme sürecine alındı' diyor. benim çevirim bu.»
mutfak modülü küçüktü, iki kişi yan yana durduğunda kollar değerdi. mirna'nın arkasındaki duvar titanyumdu, soğuktu; içinden geçen soğutma hattı nedeniyle. bunu şimdi hissediyordu, sırtında.
«tomas nerede?»
«kontrol modülünde. seni bekliyor, sanırım.»
tomas'ı bulmak için yürümesi gerekmiyordu; istasyon o kadar küçüktü ki her ses geçiyordu. «mirna, görüntülü bağlantıya girmeni istiyorlar» diye seslendi tomas içeriden. «bugün içinde.»
oturdu. ekranı açtı. yüzey koordinasyon merkezinin logosu geldi; sonra bir yüz, ellili yaşlarda, kısa kırpılmış gri saçlı bir kadın. dr. asaf değil. tanımadığı biri.
«dr. voss. ben proje denetim birimi'nden hulya ersen. bilgilendirildiniz mi?»
«kısmen.»
«cep-4'ün sekizinci ay sonu itibarıyla kapatılması kararlaştırıldı. bütçe değerlendirme sürecinde...»
mirna dinledi. ersen konuşurken ekrana değil, ekranın hemen yanındaki cıvata başına baktı, küçük pas lekesine. ersen'in sesi tünel etkisiyle biraz düzleşiyordu; hece aralarındaki dip sesler kayboluyordu. insan sesi derinlikte böyle geliyordu, hep. yüzey insanlarının sesi yüzeydi: düz, hafif, fazla açık.
«...pozisyonunuz için yeni bir çerçeve önerisi hazırlıyoruz, tabii ki. siz değerli bir...»
«benden önce kim geliyor?» dedi mirna.
ersen durdu. «efendim?»
«sekizinci ayda proje bitiyor ama ben daha yedincideyim. çıkış prosedürü en az on iki günlük dekompresyon süreci gerektiriyor. yani şu an çıkış takvimi işliyorsa, ben sekizinci ay gelmeden önce çıkmış olmam lazım. kimse yerime gelecek mi?»
kısa bir duraklama. «hayır, dr. voss. istasyon kapatılıyor.»
«anlıyorum.» bir şey daha söylemek istedi, bir şey vardı söylemek istediği, ama tam olarak ne olduğunu bulamadı. «takvimi bana gönderin.»
bağlantıyı kapattı.
tomas kapıya yaslanmış, kollarını kavuşturmuş bekliyordu. selin de arkasından gelmişti, mutfak modülünün girişinde duruyordu.
«proje için üzgünüm» dedi tomas. içten söylüyordu, bu belliydi. «yedi aylık veri çöpe gitmez, değil mi? başka bir proje çerçevesine aktarılır.»
«veri çöpe gitmez» dedi mirna. doğruydu.
o gece yatmadan önce günlüğüne yazdı. yazmak alışkanlıktı; mesleki değil, kişisel. notlar değil, gözlemler. günlüğe şunu yazdı: "sol serçe parmağımdaki deri, normal iyileşme sürecinin iki katı hız gösterdi. kontrol edeceğim." sonra kalem durdu. bir süre havada bekledi, sonra ekledi: "istasyon beni değiştiriyor. ya da ben istasyonu değiştiriyorum. ikisi aynı şey olabilir."
uyumadan önce parmağına tekrar baktı. torç ışığında, küçük bir büyüteçle. deri, evet, kalınlaşmıştı. kılcal damarlar yüzeye çok yakındı, pembemsi bir ağ çiziyordu. ama baskı altında böyle olurdu; baskı deriyi sıkıştırırdı, doku yoğunlaşırdı. normal. bunu biliyordu.
yine de büyüteci hemen bırakmadı.
dekompresyon takvimi on dört günlük bir süreç öngörüyordu. depresürizasyon odasına geçiş, kademeli basınç düşüşü, fizyolojik takip. mirna bunu altı ay önce inerken tersinden yaşamıştı; o zaman basıncın artışını günlüğe kaydetmişti. ellerin şişmesi, kulaklarda dolgunluk, nefes almanın mekanikleşmesi. şimdi ters gidecekti. basınç azalacaktı. vücut genişleyecekti. her şey geri gidecekti.
geri mi?
bunu selin'e sormak istedi bir sabah, akşam yemeğinde değil, sabahın ilk saatinde, kahve makinesinin yanında dururken. ama sormadı. bunun yerine başka bir şey sordu.
«selin, ilk çıkışında nasıl hissetmiştin?»
selin makinenin düğmesine basıyor, sesini duymak için biraz öne eğiliyordu. «hangi çıkışta?»
«ilk görevin. derinlikten yüzeye.»
selin düşündü. «hafif hissettim. çok hafif. sanki kollarım boşaltılmış gibiydi. iki gün sürdü, sonra geçti.» sonra ekledi: «neden?»
«merak ettim.»
hafiflik. mirna bunu kafasında tuttu gün boyunca.
son numune seansı, ayrılmadan iki gün önce. mirna dışarı çıktığında kanal ağzında yeni bir bakteri yaması oluşmuştu; küçük, ama orada, üçüncü yamanın tam doğusunda. dördüncü yama. dört. işaretledi, fotoğrafladı, koordinatlarını aldı. projenin kendisi bitmişti aslında, bu veriyi işleyecek kimse olmayacaktı belki, ama yine de aldı. elleri alışkanlıkla çalışıyordu.
eldivenin içinde, sol serçe parmağını büküp açtı.
depresürizasyon odasına girişi vedasızdı, hemen hemen. tomas elini sıktı. selin bir süre kapıda durdu, sonra «iyi şanslar» demedi, başka bir şey de demedi, yalnızca elini kaldırdı, küçük bir dalga gibi.
on dört gün. mirna kitap okudu, verilerini düzenledi, uyudu. basınç günde küçük adımlarla düşüyordu; her gün biraz daha az yük, biraz daha az. vücut genişliyordu, evet. ama bunu beklediği gibi hissetmedi. beklediği hafiflik, o kolların boşalması duygusu gelmedi. bunun yerine tersine bir şey vardı: sanki içi doluyordu, sanki derinliğin içine aldığı şeyler dışarı çıkmak için yer arıyordu. sol parmağına baktığında deri hâlâ kalındı. azalmıyordu.
dördüncü günde bir fizyoloji raporu doldurdu. "anormal belirti yok" kutusunu işaretledi. sonra bir süre o kutunun üstünde durdu, kalem havada. sonra geçti.
yüzey. rıhtım. soğuk hava.
karşılama ekibinden bir teknisyen koşarak geldi, elindeki tabletle. «dr. voss? randevunuz var mı? yani, sizi beklememiz için...»
«hayır» dedi mirna. «beni beklemiyordunuz.»
«koordinasyon merkezi...»
«biliyorum.» çantasını omzuna aldı. rıhtımın ucunda deniz vardı; düz, gri, ışığı yüzeyden yansıtıyordu. o kadar yüzeyseldi ki, o kadar inceydi o ışık.
teknisyen hâlâ bir şeyler söylüyordu: prosedür, kayıt, oryantasyon. mirna dinliyordu; yüzde bir. gözleri suda.
yüz seksen metre aşağısında, şu an, dördüncü yama büyümeye devam ediyordu. kimsenin kamerası yoktu orada artık; hafıza kartı dolacaktı, sonra dolacak yer kalmayacaktı, sonra üzerine yazacaktı. bakteriler bunu bilmeden, basıncın altında, ısı farkının kenarında genişleyecekti.
mirna sol elini kaldırdı, torç ışığı yoktu ama öğle güneşinde serçe parmağının ucuna baktı. deri hâlâ kalındı. belki hep kalın kalacaktı.
teknisyen susmuştu. mirna'nın ne demesini bekliyordu.
«oryantasyon formu nerede?» dedi mirna.
adam tableti uzattı. mirna kalemi aldı, parmağı çelik yüzeye değdi: soğuk ve düz ve yüzeyde, her şeyin yüzeyinde olduğu gibi. imzaladı.
formun altında küçük bir onay kutusu daha vardı: "kurul kararlarına uymayı kabul ediyorum." işaretlemedi. teknisyen bir şey söyledi mi, söylemedi mi, mirna duyduğunu saymadı.
koridora çıktığında ayakkabılarının plastik tabanlığı mermere yapışıp çıkıyordu, tık tık, düzensiz. asansör tamamen şeffaf camdan yapılmıştı, dışarıdaki pasifik görünüyordu. bulutlar yoktu, rüzgar yoktu, su dümdüz yatıyordu orada, metalize bir levha gibi. aşağıya bakınca midesinin bir yeri kasıldı, kasılmaya devam etti, durmadı.
asansör indi.
dokuz yıl önce mirna, bir tezin dipnotunda şu cümleyi yazmıştı: "bakteri kolonilerinin özerk adaptasyon eşiği, bilinçli müdahalenin yerini almaya başladığında değil, müdahale fark edilmediğinde başlar." danışmanı o cümlenin altını kırmızıyla çizmişti. "kanıtlanabilir değil." mirna silmişti.
derinlik istasyonunun alt katı her zaman hafif bir klor kokusu taşırdı. buradaki insanlar bunu artık duymuyordu muhtemelen; mirna her gelişinde duyuyordu. burnu bu yüzden iyi bir araçtı, alışmıyordu.
laboratuvar kapısı açıktı. içeride seval, iki monitörün önünde oturuyordu, sırtı dönük, saçlarının sol yanı çökmüş, sanki saatlerce o tarafa yaslanmıştı.
«dördüncü yamayı gördün mü?» dedi mirna, kapıdan girmeden.
«görmedim ama okumak istemiyorum zaten.» seval dönmedi. «raporun son grafiği yeterli.»
«hangi grafik?»
«difüzyon hızı. hesaplanandan yüzde on yedi fazla.»
mirna masaya geldi. monitörün köşesinde açık bir pencere: kahve fincanının altında birikmekte olan kahverengi bir halka. fincan soğumuştu, belli ki uzun süredir oradaydı. seval'in ellerini gördü, klavyeye koyulmuş, tıklamıyor, yalnızca tuşların üzerinde duruyor.
«kapatacaklar» dedi seval. bu sefer kısa. soru gibi değil.
«bilmiyorum.»
«biliyorsun.»
pencereden dışarısı görünmüyordu, bu katta pencere yoktu, yalnızca ekranlar vardı. ekranların her biri gerçek zamanlı okuma yapıyordu; sıcaklık grafiği, oksijen konsantrasyonu, akım desenleri. hepsi son iki saatte az da olsa yukarı kaymıştı. küçük bir kayma; dikkat etmeyenin atlayacağı türden. mirna dikkatliydi ve atlamıyordu.
seval nihayet döndü. gözlerinin altı mordu, cildi o morluğun içinde yorgundu, ama bakışı değildi.
«yüzde on yedi» dedi tekrar.
«evet.»
«bir sistemin kendi hızını aşması için ne gerekir?»
mirna cevaplamadı. seval'in bunu bilmediğinden sormadığını, başka bir şey söylemek istediğini biliyordu.
«dışarıdan bir şey almıyor olması gerekir» dedi seval. «kendi içinde üretiyor olması gerekir.»
laboratuvar sessizdi, klor kokusu sabitti, ekranlar hafifçe titriyordu. mirna oturdu.
dokuz yılda sekiz alan çalışması, on dört rapor, iki yayın, bir ret, bir davet, sonra bu istasyon, bu derinlik, bu bakteri kolonisi. ilk bulduklarında küçücük bir şeydi; deniz tabanının volkanik çatlağına tutunmuş, termal akıntıyla besleniyordu. hidrograf onu "endemik, lokal, önemsiz" olarak sınıflandırmıştı. mirna o gece uyuyamamıştı. sabah raporu yeniden okumuştu: "önemsiz" kelimesi kendiliğinden aklına gelmişti, bir çekim gibi.
şimdi birinci yamadan dördüncüye dört yıl sürmüştü. dördüncü en büyüktü. büyümesi de en hızlıydı.
«protokol ne diyor?» dedi seval.
«karantina, izolasyon, durdurma.»
«durdurma nasıl olacak?»
mirna cevap vermedi. ikisi de biliyordu: durdurma şu an teorikti. fiziksel müdahale için sıcaklık toleransları hesaplanmamıştı, kimyasal inhibisyon için taşıyıcı sistemler test edilmemişti, biyolojik kontrol ajanı yoktu. protokol belgesi üç yıl önce yazılmıştı; o yıl dördüncü yama yoktu.
seval kalktı, penceresi olmayan duvara yürüdü, duvara baktı.
«raporun son sayfasını okudun mu?»
«hayır.»
«oku.»
mirna tableti aldı. son sayfa standart bir değerlendirme formuydu: kutucuklar, kodlar, imza alanları. en altta, küçük puntolarla, bir not: "dördüncü yama sınırlarında gözlemlenen sinyal modeli, komşu kolonilerle koordineli hareket örüntüsüne işaret etmektedir. kesin değil. ileri analiz önerilir."
mirna tableti masaya bıraktı.
seval hâlâ duvara bakıyordu.
«koordineli» dedi. kelimeyi kırarak söyledi, ko-or-di-ne-li.
mirna sol elini kaldırdı, serçe parmağına baktı. deri hâlâ kalındı. altında ne hissediyordu bilmiyordu; deride bir şey yoktu artık, his yıllarla azalmıştı. parmağını yumruğunun içine çekti.
«bir iletişim kanalları mı var?» dedi, kendi sesini tanımadı, çok sakin çıkmıştı.
«model öyle gösteriyor.»
«peki ya biz ne zaman fark ettik bunu?»
«bu sabah.»
«onlar ne zaman başladı?»
seval döndü. «hesaplanabilir değil. verinin başladığı yerden geriye gitmek zor. ama tahminen...» durdu. parmağını monitörün üstündeki bir noktaya götürdü, dokunmadı. «iki, belki üç yıl önce.»
mirna kalktı. koridora çıktı. yürüdü. asansör yukarı aldı onu, cam yeniden göründü, pasifik yeniden göründü: düz ve metalize ve sessiz. altında, yüz seksen metre derinlikte, bakteriler birbirleriyle konuşuyordu; sesle değil, kimyayla değil, belki titreşimle, belki başka bir şeyle, bilmiyordu, kimse bilmiyordu, henüz. ve "henüz" kelimesi kafasında bir yerde duruyordu, çiviye çakılmış gibi.
güneş öğleden geçmişti. su yüzeyi şimdi farklı bir açıyla parlıyordu; biraz daha koyu, biraz daha derin bir mavi. mirna baktı. uzun süre baktı.
cebindeki tablet titredi. mesaj: "kurul toplantısı, yarın sabah 07:00. katılımınız zorunludur."
tableti cebine geri koydu. elini çıkarmadı.
devamını gör...