"çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
balkona yorgun çamaşırlar asmayı
ki uçlarından çile damlardı.
güneşte nane kurutmayı
ben acılarımın başını
evcimen telaşlarla okşadım bayım.
bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
insan kaybolmayı ister mi?
ben işte istedim bayım.
uzaklara gittim
uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım"

-didem madak
devamını gör...
elden ne gelir, allah’ın ellerinde kalbim.
mana onun katındaysa da şiiri ben söylerim.
öyleyse ha cennet, ha cehennem ne çıkar sevgilim?
rabbin merhametidir senin kalbin,
benim ecelim sevgilim...
devamını gör...

desem ki

desem ki
desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır
rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor
sende seyrediyorum denizlerin en mavisini
ormanların en kuytusunu sende görmekteyim
senden kopardım çiçeklerin en solmazını
toprakların en bereketlisini sende sürdüm
sende tattım yemişlerin cümlesini
desem ki sen benim için,
hava kadar lazım,
ekmek kadar mübarek,
su gibi aziz bir şeysin;
nimettensin, nimettensin.
desem ki...
inan bana sevgilim inan
evimde şenliksin, bahçemde bahar;
ve soframda en eski şarap.
ben sende yaşıyorum,
sen bende hüküm sürmektesin.
bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
rüzgarla nehirlerle, kuşlarla beraber.
günlerden sonra bir gün,
şayet sesimi fark edemezsen
rüzgarların nehirlerin kuşların sesinden,
bil ki ölmüşüm.
fakat yine üzülme müsterih ol
kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini
ve neden sonra
tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede
hatırla ki mahşer günüdür
ortalığa düşmüşüm seni arıyorum

-cahit sıtkı tarancı
devamını gör...
kuş koysunlar yoluna…”nilgün marmara”

devamını gör...
"gittikçe çoğalıyor
artıyor bu doğasal ayrılık.
uygarlık yolunda
bundan böyle insanlar
yollarına döşendikçe bu düzlük
ve kısalık
sanırım ölümde bile
birbirleriyle buluşamayacaklar.
"

özdemir asaf
devamını gör...
"yıllardır kayıp olan bu geminin kaptanı benim.
dalgalarla savaşımı,
denizlerle sohbetimi,
kıyılara hasretimi anlatsam.
yıldızlara döktüğüm sırlarımı açık etsem bir bir,
derin yüreklere ağır gelir sözlerim.
öyle bir kayboluş ki bu benim ki
balığın denizde,
çiçeğin toprağında,
insanın gölgesinde kaybolması gibi.
bir yandan evindeymiş gibi hissettirirken,
diğer yandan büsbütün yabancı oluverdiğin.
öyle bir şaşırmak ki benim ki,
kuzey güney değil aradığım.
gökteki kuşa, tavanda gezinen örümceğe
sorup sorup durduğum,
ismini unutup simasına tutunduğum,
derya deniz,
kusursuz bir varlıkta aradığım bu yüz
benim.
bu kayıp geminin kayıp kaptanı
benim. "
- güzeşte-

bu da benden olsun.
devamını gör...

gecenin ortasında ne işin var yıldızlara dokunma yanarsın bak birazdan ay da batacak karanlık bulaşmasın ellerine tersine döner yolunu bulamazsın
devamını gör...
yüzümü bu sabah gözyaşlarım yıkadı, aynadaki bencil bakışlarım esir almıştı paylaşımcı mutluluğumu, gülümsemeyi unutan insan mı olur demeyin, onların dünyası artık. toprağın kokusundansa insanların ruhunu emen hayasız sevdalara aşık kişilerdir…
devamını gör...
kırkayak

kırka yakın
ayakı vardır
kırkayakın

*
devamını gör...
bir gün insan, virgülü kaybetti, o zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı; cümleleri basitleşince düşünceleri de basitleşti.

sonra ünlem işaretini kaybetti; alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. artık ne bir şeye kızıyor, ne bir şeye seviniyordu. hiçbir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu.

bir süre sonra soru işaretini kaybetti ve soru sormaz oldu, hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu: ne evren, ne dünya, ne de kendi apartmanı umurundaydı.

birkaç sene sonra iki nokta işaretini kaybetti ve davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti.

ömrünün sonuna doğru elinde yalnız tırnak işareti kalmıştı. kendine özgü tek düşüncesi yoktu, yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu.

son noktaya geldiginde düşünmeyi ve konuşmayı çoktan unutmuştu.

kanevski
devamını gör...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
emperyal oteli

ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var
sımsıcak bir merhaba diyecektim
başımı usulca dizine koyacaktım
dört gün dört gece susacaktım
yağmur sönecekti yanacaktı
sameland seferden dönecekti
duvardaki saat duracaktı
kalbim kendiliğinden duracaktı
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var

emperyal oteli’nde bu sonbahar
bu camların nokta nokta hüznü
bu bizim berheva olmuşluğumuz
bir nokta bir hat kalmışlığımız
bu rezil bu çarsamba günü
intihar etmiş kötümser yapraklar
öksürüklü aksırıklı bu takvim
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var

sesleri liman sislerinde boğulur
gemiler yorgun ve uykuludur
sabahtır saat beş buçuktur
sen kollarımın arasındasın
onlar gibi değilsin sen başkasın
bu senin gözlerin gibisi yoktur
adamın rüyasına rüyasına sokulur
aklının içinde siyah bir vapur
kıvranır insaf nedir bilmez

otelin penceresinde duracaktın
şehri karanlıkta görecektin
karanlıkta yağmuru görecektin
saçların ıslanacak ıslanacaktı
kış geceleri gibi uzun uzun
tek damla gözyaşı dökmeksizin
maria dolores ağlayacaktı
istanbul’u yağmur tutacaktı
bütün bir gün iş arayacaktım
sana bir türkü getirecektim
kulaklarımız çınlayacaktı

emperyal oteli’nin resmini çektim
akşam saçaklarından damlıyordu
kapısında durmanı söylemiştim
yüzün zambaklara benziyordu
cumhuriyet bahçesi’nde insanlar geziyordu
tepebaşı’ndaki küçük yahudiler
asmalımescit’teki rum kemancı
böyle rüzgarsız kalmışlığımız
bu bizim çektiğimiz sancı
el ele tutuşmuş geziyordu
gazeteler cinayeti yazıyordu
haliç’e bir avuç kan dökülmüştü

emperyal oteli’nde üc gece kaldık
fazlasına paramız yetmiyordu
gözlerin gözlerimden gitmiyordu
dördüncü gece sokakta kaldık
karanlık bir türlü bitmiyordu
sirkeci garı’nda sabahladık
bilen bilmeyen bizi ayıpladı
halbuki kimlere kimlere başvurmadık
hiçbiri yüzümüze bakmıyordu
hiç kimse elimizden tutmuyordu
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun …. kanıma girdin ….. kabulümsün

atilla ilhan
devamını gör...
kır şarkısı
tam otların sarardığı zamanlar
yere yüzükoyun uzanıyorum
toprakta bir telâş, bir telâş
karıncalar ötedenberi dostum.
ellerime hanım böcekleri konuyor
ne şeker şey onlar!
uç böcek, uç böcek diyorum
uçuyorlar
pan'ın teneffüsü bile
ılık, okşamakta yüzü.
devedikenleri, çalılık vesâire
bir âlem bu toprakların üstü.
tabiatla haşır neşir
kırlarda geçen ikindi vakti.
sakin, dinlenmiş, rahat
bir gün daha bitti.

behçet necatigil
devamını gör...
uğultular gelir geceleri koyaklardan
rüzgarlar eser israfil nefesi
çatırdar tutsak ruhumun çürümüş kafesi ,
doruklarda kartallar kayalara sığınır,
ben sana
devamını gör...
yapmadığım şeyler için pismanim
merak ve heyecan uyandiriyor
yaptıklarım içinse daha cok
nefret barındırıyor
devamını gör...
gergin uykulardan, kör gecelerden
bir sabah gelecek kardan aydınlık.
sonra düğüm düğüm bilmecelerden
bir sabah gelecek kardan aydınlık.

gökten yağmur yağmur yağacak renkler
daha hoş kokacak otlar, çiçekler
ardından bitmeyen mutlu gerçekler
bir sabah gelecek kardan aydınlık.

vurulup ömrünün ilkbaharında
kanından çiçekler açar yarında
cümle şehitlerin omuzlarında
bir sabah gelecek kardan aydınlık.

ışıklar dal-budak, her kolu islâm
gönüller, yürekler dopdolu islâm
tek ölçüsü islâm, tek yolu islâm
bir sabah gelecek kardan aydınlık.

izmir’in sağından, van’ın solundan
erzurum, edirne, hatay yolundan
kapı kapı tekmil anadolu’mdan
bir sabah gelecek kardan aydınlık.

(bkz: abdurrahim karakoç)
(bkz: aydınlık)
devamını gör...
uçun kuşlar

'sevgili oğlum mehmed said'e'


uçun kuşlar uçun, doğduğum yere
şimdi dağlarında mor sümbül vardır
ormanlar koynunda bir serin dere
dikenler içinde sarı gül vardır

o çay ağır akar, yorgun mu bilmem
mehtabı hasta mı, solgun mu bilmem
yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem
yüce dağ başında siyah tül vardır

orda geçti benim güzel günlerim
o demleri anıp bugün inlerim
destan-ı ömrümü okur dinlerim
içimde oralı bir bülbül vardır

uçun kuşlar uçun, burda vefa yok
öyle akarsular, öyle hava yok
feryadıma karşı aks-i sada yok
bu yangın yerinde soğuk kül vardır

hey rıza kederin başından aşkın
bitip tükenmiyor elem-i aşkın
sende derya gibi daima taşkın
daima çalkanır bir gönül vardır

rıza tevfik bölükbaşı
devamını gör...
terketmedi sevdan beni,
aç kaldım, susuz kaldım,
hayın, karanlıktı gece,
can garip, can suskun,
can paramparça...
ve ellerim, kelepçede,
tütünsüz uykusuz kaldım,
terketmedi sevdan beni.
..

ahmed arif
devamını gör...
...
artık öyle açık ki kuşkuya yer yok
acıya hep yer vardır aramızda
dört cepli yeleğim aynı kolaylıkla taşır her şeyi
bozuk paraları da umutsuzluğu da
aynı kolaylıkla tutmuş gibi olurum
güneşin yedi renk ayasını
...

turgut uyar
devamını gör...
yort savul
arif çağlar için
1. atlasları getirin! tarih atlaslarını!
en geniş zamanlı bir şiir yazacağız
2. harbi karşılık verecek ama herkes
göğünde kuş uçurtmayan şu üç soruya:
3. bir, yeryüzünde nasıl dağılmıştır
tarihi düzünden okumaya ayaklanan çocuklar?
4. iki, daha yavuz bir belge var mıdır ha
gerçeği ararken parçalanmayı göze almış yüzlerden?
5. üç, boğaziçi bir istanbul ırmağıdır
nice akar huruc alessultanlarda bayraksız davulsuz?
6. nerede kalmıştık? tarihe ağarken üç ağır yıldız
sürünerek geçiyor bir hükümet kuşu kanatları yoluk
7. çocuklar! ile bile muhbirler! ve bütün ahali!
hep birlikte, üç kez, bağırarak, yazınız
8. kurşunkalemle de olabilir
yort savul!
ece ayhan
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"geceye bir şiir bırak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim