121.
ben seni yazdım;
herkes şiir sandı…
dökmeye niyetim yok içimi,
zor sığdırdım zaten…
en uzun süren sevdalar;
yarım kalanlardır…
öyle bir yere geldik ki;
hiçbir sokağın adı yok
cemal süreya
devamını gör...
122.
---
senin bir havan var beni asıl saran o
onunla daha bir değere biniyor soluk almak
sabahları acıktığı için haklı
gününü kazanıp kurtardı diye güzel
bir çok çiçek adları gibi güzel
en tanınmış kırmızılarla açan
bütün kara parçalarında
afrika dahil
birlikte mısralar düşürüyoruz ama iyi ama kötü
boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez
bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
iki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
bütün kara parçalarında
afrika dahil
---
bu şiirin en sevdiğim mısraları. çok güzelde okurdum.
senin bir havan var beni asıl saran o
onunla daha bir değere biniyor soluk almak
sabahları acıktığı için haklı
gününü kazanıp kurtardı diye güzel
bir çok çiçek adları gibi güzel
en tanınmış kırmızılarla açan
bütün kara parçalarında
afrika dahil
birlikte mısralar düşürüyoruz ama iyi ama kötü
boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez
bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
iki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
bütün kara parçalarında
afrika dahil
---
bu şiirin en sevdiğim mısraları. çok güzelde okurdum.
devamını gör...
123.
(bkz: edip cansever)(bkz: bir ölü dalga)
bir ölü dalga, şuramda tam
coşkusu içinde saklı, gürültüsü
bu kuru dal parçasını o getirdi dün akşam
bıraktı yüreğime, en önce beni gördü
yok hayır, yalnızca beni gördü de ondan
konuşur gibiydi çünkü dokundukça gövdeme
bir yangına daha uğrasam
bir yangına daha uğrasam.
her şeyden habersizdim önce
bir gök yapıyordum deniz kabuklarından
senin çocukça gülüşüne benzer bir gök
tersyüz ettikçe onları bir solan bir parıldayan
bak, sana bir şey söyleyeyim mi
vardır ya hani bir deniz kazasından
yeni kurtulmuş bir kız çocuğunun gözleri
bir yaşam boyu şaşkın ve kımıldamadan bakan
o kadar bencilim ki, anla
sana verdim ben bu gözleri, ben armağan ettim anlaşılan.
gün geldi daha başka şeyler de verdim sana
karıştı inceliklerimiz, az da olsa, gerçekte bir hırçınlıktı benimkisi
ama ben çekinceye kadar bu örtüyü üstüme
yatağını iyi bilen bir nehir gibi
aradan yıllar geçti, sanmam ki değişirim
kuşkum yok, değişemem elbette
bunları söylemek için bir rastlantı bizimkisi.
ne çıkarmış az içsem, bütün bütün bıraksam da içkiyi
inanmazsın hiç mi hiç sevmiyorum zaten
yazdan kalma bir bitkiyi çıkarıp
doldurur gibi oyuğunu
ya da bir hastayı düzeltircesine yatağında
yalnızca yerine koyuyorum onu
belki özenle biraz, biraz da dikkatli belki.
kısaca söyleyeyim anlamak yordu beni
o kadar varım, o kadar da yoğum ki işte
bir aslanım ya da bir aslan parçalamış beni
ama istemem bu ölü dalga dokunmasın sana
vurdukça gövdeme gerisin geriye dönen
çünkü ne yaşadın, ne de dünyayı tanıdın daha sen
öyle bir başına, umursamadan kimseyi
istemem bu ölü dalga dokunmasın sana
vurdukça gövdeme gerisingeriye dönen.
bir ölü dalga, şuramda tam
coşkusu içinde saklı, gürültüsü
bu kuru dal parçasını o getirdi dün akşam
bıraktı yüreğime, en önce beni gördü
yok hayır, yalnızca beni gördü de ondan
konuşur gibiydi çünkü dokundukça gövdeme
bir yangına daha uğrasam
bir yangına daha uğrasam.
her şeyden habersizdim önce
bir gök yapıyordum deniz kabuklarından
senin çocukça gülüşüne benzer bir gök
tersyüz ettikçe onları bir solan bir parıldayan
bak, sana bir şey söyleyeyim mi
vardır ya hani bir deniz kazasından
yeni kurtulmuş bir kız çocuğunun gözleri
bir yaşam boyu şaşkın ve kımıldamadan bakan
o kadar bencilim ki, anla
sana verdim ben bu gözleri, ben armağan ettim anlaşılan.
gün geldi daha başka şeyler de verdim sana
karıştı inceliklerimiz, az da olsa, gerçekte bir hırçınlıktı benimkisi
ama ben çekinceye kadar bu örtüyü üstüme
yatağını iyi bilen bir nehir gibi
aradan yıllar geçti, sanmam ki değişirim
kuşkum yok, değişemem elbette
bunları söylemek için bir rastlantı bizimkisi.
ne çıkarmış az içsem, bütün bütün bıraksam da içkiyi
inanmazsın hiç mi hiç sevmiyorum zaten
yazdan kalma bir bitkiyi çıkarıp
doldurur gibi oyuğunu
ya da bir hastayı düzeltircesine yatağında
yalnızca yerine koyuyorum onu
belki özenle biraz, biraz da dikkatli belki.
kısaca söyleyeyim anlamak yordu beni
o kadar varım, o kadar da yoğum ki işte
bir aslanım ya da bir aslan parçalamış beni
ama istemem bu ölü dalga dokunmasın sana
vurdukça gövdeme gerisin geriye dönen
çünkü ne yaşadın, ne de dünyayı tanıdın daha sen
öyle bir başına, umursamadan kimseyi
istemem bu ölü dalga dokunmasın sana
vurdukça gövdeme gerisingeriye dönen.
devamını gör...
124.
125.
annemi özledim. özlemi anniyorum.
anlıyorum zenit bana ne söylediydi, hatırlanamıyor. kurumlar ve kuramlar beni anneme üzüyor. bende şiir yazabilme kaabiliyeti varmış, öyle söylüyorlar. ne dediğimi bilmemek istiyorum. boş başıma dolaşmak istiyorum. sosyalleşmek istememek gibi bir hak tanınmak istendiriliyorduğum. sahipsizim. sonra sokokta dolaşırken her şeyi rasyonalize etmek durumunda kalıyorum. bazı kediler rasyonalize olmak istemiyorlar. annem rasyonel ne demek, ağlamıyor. kendimi bana bırakmak istiyorum. annemi özlediğim için kızlardan uzak duruyorum. kızlar bana yaklaşmakda zorluk çekiyorlar. köfteci de öyle. o da bana yaklaşmakda zorluk çekiyor. canım akşamları daha çok sıkılıyor. annem daha çok. akşamları hava siyah oluyor. havaya bakıyorum. hava bana bakıyor. bana salık verilecek sevgiliyi doğrudan reddetmek durumundayım. kızlar bana önem vermemek konusunda tutarlılar. köfteci de öyle. o da bana önem vermemek konusunda tutarlı. annemi özleyince, annem yok ya hani, bölece hayati'ye bakıp, hayati'ye bakıyorum işte. yani şey oluyor. hayati benim hayatımda etkili bir yere sahipmiş ben de hani hayati'ye bakıyorum ya, hah, işte hayati'nin yani şey. sonra dışarı bakınca bir küçük irrasyonel kedi görüyorum. kedi bana aç aç bakıyor. ben ona artık annemi özlediğim için konuşmakmak istemediğimi ancak rasyonel anne kedisiyle gidip korkunca istemediğim kitaplar okuyup anlamadığım annelere saygı duyuyorum. ataya saygı hamurumun içinde varmış. benim hamurum orda. annem beni sevip özler. ben de böylece peşinden gidemem. sonra annemi de rasyo... neyse...
anlıyorum zenit bana ne söylediydi, hatırlanamıyor. kurumlar ve kuramlar beni anneme üzüyor. bende şiir yazabilme kaabiliyeti varmış, öyle söylüyorlar. ne dediğimi bilmemek istiyorum. boş başıma dolaşmak istiyorum. sosyalleşmek istememek gibi bir hak tanınmak istendiriliyorduğum. sahipsizim. sonra sokokta dolaşırken her şeyi rasyonalize etmek durumunda kalıyorum. bazı kediler rasyonalize olmak istemiyorlar. annem rasyonel ne demek, ağlamıyor. kendimi bana bırakmak istiyorum. annemi özlediğim için kızlardan uzak duruyorum. kızlar bana yaklaşmakda zorluk çekiyorlar. köfteci de öyle. o da bana yaklaşmakda zorluk çekiyor. canım akşamları daha çok sıkılıyor. annem daha çok. akşamları hava siyah oluyor. havaya bakıyorum. hava bana bakıyor. bana salık verilecek sevgiliyi doğrudan reddetmek durumundayım. kızlar bana önem vermemek konusunda tutarlılar. köfteci de öyle. o da bana önem vermemek konusunda tutarlı. annemi özleyince, annem yok ya hani, bölece hayati'ye bakıp, hayati'ye bakıyorum işte. yani şey oluyor. hayati benim hayatımda etkili bir yere sahipmiş ben de hani hayati'ye bakıyorum ya, hah, işte hayati'nin yani şey. sonra dışarı bakınca bir küçük irrasyonel kedi görüyorum. kedi bana aç aç bakıyor. ben ona artık annemi özlediğim için konuşmakmak istemediğimi ancak rasyonel anne kedisiyle gidip korkunca istemediğim kitaplar okuyup anlamadığım annelere saygı duyuyorum. ataya saygı hamurumun içinde varmış. benim hamurum orda. annem beni sevip özler. ben de böylece peşinden gidemem. sonra annemi de rasyo... neyse...
devamını gör...
126.
ondört asır evvel, yine bir böyle geceydi,
kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!
lâkin o ne hüsrandı ki: hissetmedi gözler;
kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi!
nerden görecekler? göremezlerdi tabî'î:
bir kere, zuhûr ettiği çöl en sapa yerdi;
bir kere de, ma'mure-i dünyâ, o zamanlar,
buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.
sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!
fevzâ bütün âfâkını sarmıştı zemînin
salgındı, bugün şark'ı yıkan, tefrika derdi.
derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,
başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
bir nefhada kurtardı insanlığı o ma'sum,
bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!
aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;
zulmün ki, zevâl akılına gelmezdi, geberdi!
âlemlere, rahmetti, evet, şer'-i mübîni,
şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi.
dünya neye sâhipse, onun vergisidir hep;
medyûn ona cem'iyyeti, medyûn ona ferdi.
medyûndur o ma'sûma bütün bir beşeriyyet...
yâ rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.
mehmet akif ersoy
kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!
lâkin o ne hüsrandı ki: hissetmedi gözler;
kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi!
nerden görecekler? göremezlerdi tabî'î:
bir kere, zuhûr ettiği çöl en sapa yerdi;
bir kere de, ma'mure-i dünyâ, o zamanlar,
buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.
sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!
fevzâ bütün âfâkını sarmıştı zemînin
salgındı, bugün şark'ı yıkan, tefrika derdi.
derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,
başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
bir nefhada kurtardı insanlığı o ma'sum,
bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!
aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;
zulmün ki, zevâl akılına gelmezdi, geberdi!
âlemlere, rahmetti, evet, şer'-i mübîni,
şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi.
dünya neye sâhipse, onun vergisidir hep;
medyûn ona cem'iyyeti, medyûn ona ferdi.
medyûndur o ma'sûma bütün bir beşeriyyet...
yâ rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.
mehmet akif ersoy
devamını gör...
127.
bir günah işledim bin af diledim
üstünde durmasan ne kaybederdin
hemen her fırsatta bir tokat gibi
yüzüme vurmasan ne kaybederdin
neyin eksillerdi, beni affetsen
ne vardı kalbimi tekrar fethet sen
ne olur birazda bizden bahsetsen
hep onu sormasan ne kaybederdin
yakamı tutmasan yargılar gibi
ahiret gününde sorgular gibi
her yerde hatamı sergiler gibi
ünüme ne sen ne sen ne kaybederdin
evli olmasak da keyfe kederdi
gönül nikahımız bize yeterdi
şeytana uyup da bu kadar derdi
başıma sarmasan ne kaybederdin
hiç şansım kalmadı dön sende geri
yitirdim verdiğin bütün değeri
aşkıma emanet ettiğin yeri
bu kadar kırmasan ne kaybederdin...
üstünde durmasan ne kaybederdin
hemen her fırsatta bir tokat gibi
yüzüme vurmasan ne kaybederdin
neyin eksillerdi, beni affetsen
ne vardı kalbimi tekrar fethet sen
ne olur birazda bizden bahsetsen
hep onu sormasan ne kaybederdin
yakamı tutmasan yargılar gibi
ahiret gününde sorgular gibi
her yerde hatamı sergiler gibi
ünüme ne sen ne sen ne kaybederdin
evli olmasak da keyfe kederdi
gönül nikahımız bize yeterdi
şeytana uyup da bu kadar derdi
başıma sarmasan ne kaybederdin
hiç şansım kalmadı dön sende geri
yitirdim verdiğin bütün değeri
aşkıma emanet ettiğin yeri
bu kadar kırmasan ne kaybederdin...
devamını gör...
128.
öznesizliğin belirsizliği
ya da belirsizliğin öznesizliğinde kendinden kaçan renkler gibi bazı ruhlar kaçar kendi sahiplerinden sığınacak bir in bulamazlar kendilerine kabuğun öğrettiklerinden
pusulası kırılmış arzuları varamaz dağılmış parçalarından kendi olmanın bütünlüğüne.
daha güzel değildi belki, ama başkaydı hatıralar dünyayı eskitmemişken
yanılma payı değil kendimizdeki özne kaybı bu
bir yanımız çıkamaz diğerinin içinden iç içe geçmişken
murathan mungan/çağ geçitleri
ya da belirsizliğin öznesizliğinde kendinden kaçan renkler gibi bazı ruhlar kaçar kendi sahiplerinden sığınacak bir in bulamazlar kendilerine kabuğun öğrettiklerinden
pusulası kırılmış arzuları varamaz dağılmış parçalarından kendi olmanın bütünlüğüne.
daha güzel değildi belki, ama başkaydı hatıralar dünyayı eskitmemişken
yanılma payı değil kendimizdeki özne kaybı bu
bir yanımız çıkamaz diğerinin içinden iç içe geçmişken
murathan mungan/çağ geçitleri
devamını gör...
129.
tanrım açamadık içimizi
artık buluşmamız mahşere kaldı
ne yelken ne gemi var limanda
kaçmak bir uzun sefere kaldı
mercan bir sahildeymiş gemiler
bulmak kasvetli günlere kaldı
nedamet, rüştü onur. 1942.
artık buluşmamız mahşere kaldı
ne yelken ne gemi var limanda
kaçmak bir uzun sefere kaldı
mercan bir sahildeymiş gemiler
bulmak kasvetli günlere kaldı
nedamet, rüştü onur. 1942.
devamını gör...
130.
boş günlerde geçirdiğim bu karanlık
odalarda dönüp duruyorum
pencereleri bulmak için.
öyle rahatlayacağım ki bir pencere açılsa
ama bir türlü ortaya çıkmıyor pencereler
ya ben bulamıyorum onları.
belki de bulamamam daha iyi.
belki başka işkence olacak ışık
kim bilir neler çıkaracak karşıma
pencereler / konstantinos kavafis
devamını gör...
131.
devamını gör...
132.
ben sana sevdalanıyorum, göz bebeklerinde yeşerttiğin tohumlar
dallarını içime uzatıyor, kırık kaburgalarımda çiçek açıyor
göğsümde yankılanan kuş sürüleri,
kanatlarında adını taşıyor geceye
- eszere
dallarını içime uzatıyor, kırık kaburgalarımda çiçek açıyor
göğsümde yankılanan kuş sürüleri,
kanatlarında adını taşıyor geceye
- eszere
devamını gör...
133.
gece gökteki yıldızlar şahit
kalbimin mum gibi titrediğine
hayattaki en hakiki mürşit
hep aklımdaki bir çift meme
-orâli
kalbimin mum gibi titrediğine
hayattaki en hakiki mürşit
hep aklımdaki bir çift meme
-orâli
devamını gör...
134.
devamını gör...
135.
136.
...
anlat
apaçık olanı
gecedir halk
etinin önünde anlam
katledilmiştir
satranç dersleri ilhami çiçek
anlat
apaçık olanı
gecedir halk
etinin önünde anlam
katledilmiştir
satranç dersleri ilhami çiçek
devamını gör...
137.
bilmiyorsun, haberin bile yok
o hâlde tanıştırayım kendinle seni
sen en büyük, en darbeli yenilgimsin
gecenin birinde içime çöken kasvetsin
mutluluğum olabilecekken
duraksayıp sayıp sövmeme sebepsin
en acı hâli de yenilmişliğimin
ben böyle hezimet sayarken seni
senin gözünde bir antrenman maçı bile değilim
dakikalarımın, saatlerimin, günlerimin kaybıyken sen
an bile değilim sende, bir kare bile değilim
göremezsin, nereden göreceksin?
kalbimde yâd ettiğimi ara ara geçmişini
şimdilerine o kadar uzağım ki senin
geleceğin hiçle öyle özdeşleşiyor ki
bir tek geçmişteki o mağlubiyet hâlin
o gömdüğüm kırgın ve haklı yüzün var aklımda
imkânsızken ansızın çıkmıştın karşıma
kendi irademle imkânsızlaştırdım tekrar seni
bilmezsin, umrunda olmaz
iradesizleşmek istedim o an
insanlıktan çıkmak, bitki olmak, su olmak
sessizce uzayıp meyve vermek, oksijen saçmak
şifa olmak bir susuzun bünyesine
irademi ve aklımı boğmamak keskin yanlışlara
ama yapamadım, irademi öldüremedim
tıpkı seni olduramadığım gibi
her ne çok şey yapsa da
yapamamaktır özü insanoğlunun
bilmiyorsun, yapamadığımsın
o hâlde tanıştırayım kendinle seni
sen en büyük, en darbeli yenilgimsin
gecenin birinde içime çöken kasvetsin
mutluluğum olabilecekken
duraksayıp sayıp sövmeme sebepsin
en acı hâli de yenilmişliğimin
ben böyle hezimet sayarken seni
senin gözünde bir antrenman maçı bile değilim
dakikalarımın, saatlerimin, günlerimin kaybıyken sen
an bile değilim sende, bir kare bile değilim
göremezsin, nereden göreceksin?
kalbimde yâd ettiğimi ara ara geçmişini
şimdilerine o kadar uzağım ki senin
geleceğin hiçle öyle özdeşleşiyor ki
bir tek geçmişteki o mağlubiyet hâlin
o gömdüğüm kırgın ve haklı yüzün var aklımda
imkânsızken ansızın çıkmıştın karşıma
kendi irademle imkânsızlaştırdım tekrar seni
bilmezsin, umrunda olmaz
iradesizleşmek istedim o an
insanlıktan çıkmak, bitki olmak, su olmak
sessizce uzayıp meyve vermek, oksijen saçmak
şifa olmak bir susuzun bünyesine
irademi ve aklımı boğmamak keskin yanlışlara
ama yapamadım, irademi öldüremedim
tıpkı seni olduramadığım gibi
her ne çok şey yapsa da
yapamamaktır özü insanoğlunun
bilmiyorsun, yapamadığımsın
devamını gör...
138.
galata kantosu
benim hiç çin’de bir ablam olmadı
hiç çiçekçi dükkânım ivan milinski
üç galata gecesi ceneviz kerhânesinde
boyalı kunduralarıma büyük erkekliğime baktı kaldı
dişleri kâmilen altın dövülmüş bir kadının yüzü
peki bu güzel avratotu da kim yahu?
oldum olası ayakta bira içiyor
galiba yine yüz kişi ütülemiş kayıkta kızcağızı
biliyorsun işte bira içerken vergi vermek gücüme gidiyor
arkadaş
hem ne demeye o güllü agop ukalâsı otobüs paramı çekecekmiş
eve gitmek istemiyorum pazarlık ederiz hamamda yatarız
ulan git şimdi milli gelirden söz açma bana defol bas git yıkıl
mübeccel mübeccel ben ben olayım da seni hiç anlamayım ha
n’olur uzat bacaklarını galata’dan denizlere uzat uzat da
zırlamadan anlat onikisi de deli olan kardeşlerini mübeccel
anlat kimlerin yüreğinde kız kulesi gibi grev çivileri var
kimler boş sarnıçlara iğilmiş ha bağırır ha bağırır
sen kahırlanma bana gözlerim çin’de benim çiçek bahçelerine
kaçmış
benim hiç çin’de bir ablam olmamış hiç çiçekçi dükkânım
olmamış
geceleri galata’da gülerken bacaklarımız uzamış alıştık artık
ölüme
diyeceğim şu ivan milinski: ölüm için ayırdık geceleri gülerken
galata’da.
ece ayhan
27 temmuz 1957
benim hiç çin’de bir ablam olmadı
hiç çiçekçi dükkânım ivan milinski
üç galata gecesi ceneviz kerhânesinde
boyalı kunduralarıma büyük erkekliğime baktı kaldı
dişleri kâmilen altın dövülmüş bir kadının yüzü
peki bu güzel avratotu da kim yahu?
oldum olası ayakta bira içiyor
galiba yine yüz kişi ütülemiş kayıkta kızcağızı
biliyorsun işte bira içerken vergi vermek gücüme gidiyor
arkadaş
hem ne demeye o güllü agop ukalâsı otobüs paramı çekecekmiş
eve gitmek istemiyorum pazarlık ederiz hamamda yatarız
ulan git şimdi milli gelirden söz açma bana defol bas git yıkıl
mübeccel mübeccel ben ben olayım da seni hiç anlamayım ha
n’olur uzat bacaklarını galata’dan denizlere uzat uzat da
zırlamadan anlat onikisi de deli olan kardeşlerini mübeccel
anlat kimlerin yüreğinde kız kulesi gibi grev çivileri var
kimler boş sarnıçlara iğilmiş ha bağırır ha bağırır
sen kahırlanma bana gözlerim çin’de benim çiçek bahçelerine
kaçmış
benim hiç çin’de bir ablam olmamış hiç çiçekçi dükkânım
olmamış
geceleri galata’da gülerken bacaklarımız uzamış alıştık artık
ölüme
diyeceğim şu ivan milinski: ölüm için ayırdık geceleri gülerken
galata’da.
ece ayhan
27 temmuz 1957
devamını gör...
139.
sana gitme demeyeceğim. üşüyorsun ceketimi al . günün en güzel saatleri bunlar . yanımda kal . sana gitme demeyeceğim. gene de sen bilirsin. yalanlar istiyorsan söyleyeyim , incinirsin. sana gitme demeyeceğim, ama gitme lavinia . adını gizleyeceğim. sen de bilme , lavinia .
devamını gör...
140.
acımasızlığın aynasında,kuantum boşluklarında esen zerredir insan.
tahtı sarsılan asırların,kasvetine bürünen dakikaların sitemidir zaman.
kötülüğün sureti kalpte göründüğünde,ruhun gemisi vicdan muhakemesinde darmaduman.
dikenli çöllerde bir vehimdir, gözleri daima yoran.
fısıldar sonsuz bir boşluk, her şeye rağmen bir sırrı koruyan.
bu göksüz harmanın ortasında, yalnız ve çıplak kalan, bir figan.
her zaferin ardında gizlenir, kırılan sessizliğin son çığlığı, bir hüsran.
ve dünya, düşünen bir mezardır ki, içindeki her soru kayıp bir kervan.
tahtı sarsılan asırların,kasvetine bürünen dakikaların sitemidir zaman.
kötülüğün sureti kalpte göründüğünde,ruhun gemisi vicdan muhakemesinde darmaduman.
dikenli çöllerde bir vehimdir, gözleri daima yoran.
fısıldar sonsuz bir boşluk, her şeye rağmen bir sırrı koruyan.
bu göksüz harmanın ortasında, yalnız ve çıplak kalan, bir figan.
her zaferin ardında gizlenir, kırılan sessizliğin son çığlığı, bir hüsran.
ve dünya, düşünen bir mezardır ki, içindeki her soru kayıp bir kervan.
devamını gör...

