dünya klasikleri / roman / anı-mektup-günlük / aşk / edebiyat
6.8 / 10
puan ver

öne çıkanlar | diğer yorumlar

ay buna uzun uzun tanım giremeyeceğim.
bana bipolar bozukluğumun en bozuk yıllarını hatırlatan kitap.
uzun uzun tanım giremeyişimin nedeni de hem kitabın hem o zamanki kendimin içimi şişirmesi.
devamını gör...
-spoiler kaçırabilirim “


“yolu yok, çekeceksin. isyan etmenin faydası yok. kaderim böyle. yol belli, eğ başını usul usul yürü şimdi...”


aklıma “ kader “ filminden bir replik geldi ve böyle başlamak istedim werther’in duygusal acılarını , sancılarını anlattığı mektuplarına ..

bir dönem intihar salgınına sebep olmuş olan ve adı “werther sendromu “ ya da “ werther etkisi “ olarak psikolojide de önümüze çıkaran, insanları bu denli taklit intiharlara sürekleyen kitaba aşırı merakla başlamıştım. ki ben aşk acısına harmanlanmış biri olarak, zamanlamayı doğru yapmak adına okumak için birazda bekledim. “bile bile yandı yüreğim, yana yana söndü yüreğim “ şarkısıyla çok kez eşleştirdiğim bu kitabı öncelikle sakin ortamda , dingin ve dertsiz boş kafayla okumanızı tavsiye ediyorum. evet içerisinde ki cümlelerin bir kısmı nokta atışı şeklinde hayatınıza dokunuyor ama çoğu zaman ben sayfa mı atladım , neyi kaçırdım diyerek tekrar tekrar okumama sebep verdi . mektup tarzı kitaplarda genel sorunum benim bu sanırım , belki sizler de böyle etki olmayabilir.
konusuna gelince, nişanlı olduğu söylenilen ve uyarılmasına rağmen lotte’ye aşık olmasıyla başlıyor ana konu , ona duyduğu aşkın çaresizliğini , intiharla bitiriyor. lotte’nin önce nişanlısı sonra kocası olan albert, ah albert , bence asıl taktiri asıl övgüyü, ve özenilmesi gereken oydu. werther’in aşık olduğunu bildiğinden hissettiğinden öyle eminim ki , bazı bölümlerde wertherin hadsizliğine öyle kızdım ve öfkelendim ki , evlendikleri tarihi yanlış söylediğinde wertherin yaşamış olduğu şaşkınlık bende mutlu bi “ oh be şükür “ dedirtti. ahlaki olarak sert eleştirilere maruz kalıp eleştirilmesi , gerçeklik olarak ele aldığımda bana da doğru geliyor. etik’lik açısından lotte’ye söz söylenmesine açık kapı bırakmasa da goethe, kendi düşünceleri açısından bana çok ahlaki bir boyutta gelmedi. kitaptan ders alınacak cümleler barındırmasından dolayı ilk başlarda bu kavramı çok dikkate almıyor , daha sonra düşününce de sert eleştirilere sizde katılabilirsiniz belki benim gibi.
okumakta zorlandığım, her ne kadar aşka saygı duyup, çaresizliğini hissetsem de, doğru gelmeyen noktalarından dolayı kesinlikle okuyun , tavsiye edeceğim bir kitap diyemiyorum. kısa sürede okuyup, en azından bilginiz olması açısından okunacak , çerezlik değilde , aşırı yağlı bir karbonhidrat bombası gibi geldi bana . bazen aç kaldığımız da iyi gelip, yedikten sonra uyku bastıran türlerden.
devamını gör...
bu kitabı okumak yap-boz parçalarının birleşmesi gibi, benim için öyleydi en azından. kitapta genç wertherin imkansızlığa olan aşkını okuyoruz. insanların çeşitli durumlarda içine girdiği karmaşık ruh halleri hakkındaki analizleri, sevginin önemi, insanoğlunun anlamsız hırsları gibi nice konuya değinen bir kitaptı. her cümlenin altını çizmek istedim. bazı yerlerde kendi ruhsal hallerimi sezdim ve “evet ya kesinlikle böyle” dedim. klasik bir kitap olması sizi korkutmasın; dili gayet akıcı ve anlaşılır bir kitaptı.
insanın kalbini anlamak olanaksız bir şey.

.
çok sayıda insanla tanıştım, ama henüz bir arkadaş edinmiş değilim.
.
" en üzüldüğüm şey , gençlerin en güzel vakitlerini aptalca dertlerle geçirmekten yaşamaya fırsat bulamamalarıdır... "
.
"kibar delikanlı, sevmek doğaldır ama insanca sevmelisiniz."
.
insan, dünyada en çok sevdiği varlığın elinden alınmasına nasıl tahammül edebiliyor?
.
eşit olmadığımızı, olmayacağımızı çok iyi biliyorum, ancak saygı görmek adına alt tabaka insanlarından kendini uzak tutmak gerektiğine inanan kişi, yenilgiden korktuğu için düşmandan saklanan bir korkak kadar eleştiriyi hak eder.
.
sen bir budalasın! bu dünyada aramakla bulunamayacak birini arıyorsun!
devamını gör...
okunmaması gereken kitaplar listesinde ilk 10'a yazabilirim. bu tarz kitaplar insanı sünepeleştirir, pısırıklaştırır. hayatın tüm zorluklarına karşı mücadele etme dürtüsünü öldürür. okumayın, okutmayın.
devamını gör...
bak werther, sana iki çift lafım var!

sana demişler ki o kadın çok güzel ama nişanlı, yakında evlenecek. sakın kaptırma kendini. sonra üzülürsün. aman diyelim sakin ol.

peki bu hırt ne yapmış? nişanlısı olan kadına aşık olmuş. tamam aşık oldun diyelim. sakla içinde değil mi? yok arkadaş.ufak ufak da yürümeye başlamış. hayır bir de şizofren lavuk. bir mektup arkadaşı uydurmuş. yazıyor da yazıyor ona.

yok lotte şöyle bir kadın. yok lotte'nin yanında şöyle iyiyim. yok lotte ile şuraya gittik, yok şunu yaptık. anlattıkça anlatıyor.

sonra ne mi oluyor? nişanlısı çıkıp geliyor tabi. adam basıyor hükümet nikahını. werther g.t gibi kalıyor ortada. ondan sonra da başlıyor. albert iyi adam ama lotte onunla mutlu olamaz. albert onun kıymetini bilemez. yok lotte benimle daha mutlu olurdu falan filan.

lan sen kimsin oğlun? sen kahin misin? kadın mutlu mesut yaşıyor işte. sana ne elalemin nikahlı karısından? albert yine kibar adammış da sana bir şey yapmamış. bunu anadolu'da yapsan ıslak hortumla döverler seni. anan baban görse tanıyamaz, o derece.

neyse aklıma geldi yine. sakinim...
devamını gör...
eğer benim gibi çok küçük yaşlarda (özellikle ilkokul yaşlarında) okursanız karakterinize melankoli unsurunu katacak etkide sarsıcı bir kitap olduğunu söyleyebilirim... özellikle son kısımları... tekrar mı okusam?
devamını gör...
goethe'den okuduğum ilk kitaptı, okuyalı bir 6 sene falan oluyor yanlış hatırlamıyorsam. kitap her zaman önüme çıkıyordu, özellikle bir dönem almanya gençliğini intihara sürüklemesi merakımı iyice uyandırmıştı. ez cümle çok hevesle başladığım bir kitap olmuştu kendisi.

werther efendi obsesif bir karakterdir ve saplantılı bir aşk içindedir. bir süre sonra da sadece bu aşkını düşünür ve mektuplar yazarak kendi durumunu arkadaşına anlatır. bence yakınır ve karşı tarafın kafasının etini yer.

hayatsız bir erkektir kendisi. azıcık kafanı dağıt adam, başka bir uğraşın olsun, kendini azıcık sev sonra sevecek başka birini de bulursun. ama yok, her sayfası depresyon, her bir cümlesinden derbederlik akan bir kitap. okurken beni mahvetti. kafamı taşlara sürtesim geldi. bu hissi yaprak dökümü'nde şevket karakterinde de hissetmiştim. aynı sünepelik, aynı karaktersizlik. valla ben anlamadım arkadaş bunu okuyup da neye intihar ettiniz. tc simülasyonu gencinde asla çalışmaz bu kitap, bize sökmez. *
devamını gör...
öncelikle goethe yengecidir ve yengecilik zevklidir. buna alışacaksınız. tarih bile yengecilik ile şekillenmiş. o örümcek kafalarınız buna alışmalı.

farkındaysanız, goethe yapınca ağlayarak okurlar fakat biz yapsak hemen, "ooo ahlak" derler. işte böyle de cahil ve kezban bir toplum olduk. öfkemi içime gömerek şunu diyeyim. bu eseri bu kadar güzel yapan şey, gerçek olmasıdır. lotte, goethe'nin gerçek hayatta aşık olduğu charlotte buff isimli nişanlı hanımefendidir. üstelik kadının nişanlısını da tanırmış goethe. buna rağmen kalbine ve bazı yerlerine engel olamamıştır.

goethe'nin, bu hanımın nişanlısını tanıması hiç farketmiyor abicim işte!

isterse kanka olsun. ateşle barut gibiyiz. yengeler her daim ilgi çekici. koca filozof gibi adamlar da aşık olabiliyor yengelere. çünkü bunlar bir ara, arkadaş ayağına üçü birlikte gezmiş. bu yanlış bir kere. sevgililik müessesesine üçünü adamı sokarsanız, yengenin aklı kayar hemen.

romanı 4 haftada bitirmiş üstad. bir arkadaşının benzer bir nedenden ötürü intihar haberini almış. goethe'nin arkadaşının aşık olduğu kadın da nişanlıymış. o da yengeci yani. kız buna mektup yazmış. "bir daha arama beni" demiş. herif de öldürmüş kendini. demek ki o dönem, insanlar deli gibi "yenge" aramış. başkasının sevgilisi ile yatmak kafar nefis bir heyecan yok çünkü bu dünyada. kızamam bu insanlara. evli de olsa, nişanlı da olsa durmamış bu adamlar. çünkü enişteler ilgilenmemiş kızlarla. kadının da canı var, onun da duyguları var. kadınların kalkmıyor diye robot mu bu insanlar? onlar da sevişmek istiyor. bizimkiler de yürümüş hemen. bakın bu durum aşırı normal! şunu bir sindiremedi halkımız. halkımız sırtlanlardan korkuyor ve saldırıyor sürekli cahil çomarlar.

arkadaşı ölünce dellenmiş goethe. kendisi o ara, maximiliane brentano hanımefendiyle berabermiş. zengin bir tüccarın kızı bu kadın. bu haberi alınca, charlotte'u, o mektupları anımsamış olsa gerek; şöyle demiş:

"tüm bunlardan uzaklaşmak için kendime işkence etmem gerek"

yazmak onun uzaklaşma yoluymuş. bu kitap böyle doğmuş. güzelim yengelerim olmasaydı, biz bu satırları, bu hisli mektupları okuyamayacaktık. bu arda, kitaptaki mektuplar da, goethe ve charlotte hanımın yazdığı gerçek mektuplardır.

şu kadar saçma sözlük aşkının içinde nasıl ilham gelsin biri bana vermeden? ben de bunu anlamıyorum. yok kalite düşmüşmüş bilmem ne. sap sap neyi yazim ben deli olacam yaa. adamlar üçlü beşli yapmış. elbet bu aşk destanı çıkar. bizde sorsan : "ya aşkım var bönöm"
git başına çal aşkını. kadınlar, başkası olsa da bir şeyler yapar yani bence, yapmalı.
devamını gör...
15 eylül tarihli mektuptan;
ağaçlar yere devrilmiş yatıyorlar... keşke bir prens olsaydım! papazı da, karısını da, muhtarı da, köy meclisini de cezalandırırdım. fakat prens olsaydım, ülkemdeki ağaçlar umurumda olur muydu acaba?

yazildigi donemde almanya'daki intihar vakalarinda artis goruldugu icin almanya'da belli bir donemde yasaklanan kitap...

bir araştırmaya göre insanı gerçek anlamda geliştiren , sosyal ilişkileri güçlendiren , ufku açan kitaplardan biri. altını çizilecek çok fazla cümle var. ve kesinlikle nefiss..
devamını gör...
bitirdiğimde elimde kitap, pencereden dışarı bakarken içimde tuhaf bir boşluk kaldı. sanki biri epeyce uzun uzun dert yanmış da, ben dinlemişim ama sonunda ''ya kardeşim, yeter artık lan'' diye iç geçirmişim gibi. kitabı okuduktan sonra neden bir türlü ısınamadığımı anlatayım size.

önce şunu söyleyeyim, goethe'ye saygım sonsuz. adam deha. o dönemin duygusal coşku akımı içinde, kilise baskısı, toplumsal kurallar, ''duygunu bastır'' dayatması arasında böyle bir metin yazmak cesaret işi. kendisini bu yüzden severim. çünkü o dönemde kimse duyguyu bu kadar çıplak, bu kadar tehlikeli göstermemişti. ama kitapla aramda bir mesafe oluştu, hem de kalın bir mesafe. werther'i sevemedim ben abi. tamam genç, sanatçı ruhlu, duyarlı bir adam. büyük şehirden kaçıp doğaya sığınıyor, küçük şeylerden büyük hazlar çıkarıyor. o kısım güzel hatta yakın bile gelebilir. ama o aşk… lotte'ye olan takıntısı o kadar tek yönlü, o kadar sınır tanımaz ki, bir süre sonra lan piç kendine gel amk demek istiyorsun.

kız nişanlı, evleniyor, hatta kocası albert'le araları iyi. werther lavuğu bunu bile bile ''benim her şeyim o'' moduna giriyor. mektuplar ilerledikçe adamın dünyası küçülüyor, küçülüyor, sonunda sadece lotte kalıyor ortada. doğa ölüyor, hayat berbatlaşıyor, intihar huzur gibi görünüyor. bence burada goethe duyguyu yüceltiyor ama aynı zamanda tehlikeli bir şekilde romantikleştiriyor. werther'in acısı güzel, şiirsel, hatta kutsal gibi sunuluyor.

halbuki gerçek hayatta bu sağlıklı bir bağ değil. bu aşırı bağlılığın, sınır koymayı bilmemenin, kendi değerini bir başkasına bağlamanın kitabı. günümüzle bağdaştırınca iş daha da netleşiyor.

şimdi düşünün abi: instagram'da her akşam ''o kişi hikayemi izlemedi, kalbim kırıldı'' diye paylaşımlar, tiktok'ta ''karşılık bulmayan aşk'' listeleri milyonlarca izleniyor, gençler eski sevgililerinin fotoğraflarına bakıp saatlerce ''neden ben değil'' diye içleniyor. werther tam da o havayı 250 yıl önce yaşamış.

ama fark şu: bugün en azından psikolog var, iletişimi kes, biraz uzaklaş, kendine dön diyen var. kendine odaklan diye binlerce sohbet dinliyoruz. werther hiçbirini yapmıyor. pasif kalıyor, şikayet ediyor, sorumluluğu topluma, alberte, hatta tanrı'ya atıyor. kitap bittiğinde ''keşke biri şu dalyarağa bu aşk değil lan, bildiğin iğrenç bir takıntı deseydi'' diye düşündüm. ve o meşhur son… biliyorsunuz.

tarihte gerçekten gençleri etkileyip intihara sürüklemiş bir betimleme. bugün bile, ruh sağlığı farkındalığı varken, böyle bir metni güzel acı diye pazarlamak bana riskli geliyor. sanki duygusal çöküşü süslemek, onu normalleştirmek gibi. tabii bu benim kişisel tadım. belki ben fazla gerçekçi oldum, fazla 2026'lı. belki de kitap tam da bunu amaçlıyor. o dönem insanının içindeki fırtınayı göstermek.

ama ben bitirdiğimde ruhsal rahatlama yaşamadım, aksine hafif bir sinir ve ulan bunca mektup, bunca sayfa, hepsi aynı döngü hissi kaldı. hikaye ince, olay az, sadece werther'in iç konuşmasıyla ilerliyor. o konuşma da bir noktadan sonra tekdüzeleşiyor. goethe'nin faustu gibi katman katman değil, daha çok tek bir yüksek sesli çığlık gibi.

yine de okuduğum için pişman olmadım tabii. klasik diye okunmalı, çünkü edebiyat tarihini anlamak için şart. ama hayatımın kitabı diye bir yere koymadım. werther'in acıları bana göre, eski bir plak gibi. ilk dinlediğinde etkileyici, derin, duygusal. ama aynı plağı tekrar tekrar çaldıkça çiziliyor, tizleri rahatsız ediyor, sonunda yeter, başka bir şey açayım diyorsunuz. goethe'ye selam olsun, o plağı yapan adama. ama ben kendi çalma listemi güncel tutuyorum.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"genç werther'in acıları" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim