mevlana celaleddin-i rumi
başlık "eugenederastignac" tarafından 04.03.2021 04:18 tarihinde açılmıştır.
61.
mevlana'nın moğol ajanı olduğunu iddia edebilmek için insanın kafasız doğmuş olması gerekir.
mahalle yanarken bir tarafini tarayan birisini görmek istiyorsanız 1915-1930 tarihleri arasında yasamis malum şahsa bakabilirsiniz.
mahalle yanarken bir tarafini tarayan birisini görmek istiyorsanız 1915-1930 tarihleri arasında yasamis malum şahsa bakabilirsiniz.
devamını gör...
62.
homofobiklerin öve öve bitiremediği gay olan amcamız.
(bkz: mevlana’nın gay olduğu iddiası) başlığında da yazmıştım.
adam başka bir adamla aşk yaşayıp cahillere de ilahi aşk kanka diye yutturacak kadar da zeki ayrıca.
mesel gay olması değil.
burada asıl mesele iki yüzlü anadolu insanı.
işine geleni işine geldiği gibi anlayan uyanıklar.
(bkz: mevlana’nın gay olduğu iddiası) başlığında da yazmıştım.
adam başka bir adamla aşk yaşayıp cahillere de ilahi aşk kanka diye yutturacak kadar da zeki ayrıca.
mesel gay olması değil.
burada asıl mesele iki yüzlü anadolu insanı.
işine geleni işine geldiği gibi anlayan uyanıklar.
devamını gör...
63.
topumuz bir tek inciyiz bir tek başımızda tek aklımızda neden iki görür kalmışız.şu dünyada
devamını gör...
64.
şemsi tebriziyle aralarındaki ilişkinin dostluktan öte olduğunu okuduğum, hacca gitmek isteyen öğrencilerini 'siz hac parasını bana verin benim etrafımda dönün aynı sevabı alırsınız' diyerek silkeleyen insan.
devamını gör...
65.
laiklik karşıtlarının sevmediği dindar kişilik.
devamını gör...
66.
dindar olmayan aksine dini iyi kullanan bir akıllı adam.
şems ile olan aşkını da "bu ilahi aşk, siz anlamazsınız" deyip yutturmuş millete.
tıpkı bir takım kitaplara "bunlar allah'ın kelamı, bunları anlamaya aklımız yetmez " diyen uyanıklar gibi.
madem ki biz anlamayacaktık o zaman neden yazıldı ve yollandı bu kitap derseniz şayet.
sizi şeytan konuşturmuş olacaktır.
neyse konu mevlana.
adam akıllı adammış vesselam.
çıkıp da o dönemde ben şems'i seviyorum diyemezya.
adamı yakarlardı lan.
aşk insana neler neler yaptırır işte.
o da düşündü durdu. ve güzel bir çözüm buldu.
ilahi aşk.
mevlana'ya tapanlar ise genelde homofobik oldukları için bunu kabul etmezler.
o zat öyle şey yapmaz derler. "öyle şeyden kast ettikleri kötü bir şey demek"
ulan adamın cinsel eğilimi seni neden utandırıyor?
bu arada bir takım sex oyunları da oynarmış rahmetli.
özellikle hayvanların çiftleşmesini izlemekten büyük zevk alırmış.
kaynak bilmem ne diye tutturmayın.
gidin bir üniversitenin kütüphanesine araştırın.
şems ile olan aşkını da "bu ilahi aşk, siz anlamazsınız" deyip yutturmuş millete.
tıpkı bir takım kitaplara "bunlar allah'ın kelamı, bunları anlamaya aklımız yetmez " diyen uyanıklar gibi.
madem ki biz anlamayacaktık o zaman neden yazıldı ve yollandı bu kitap derseniz şayet.
sizi şeytan konuşturmuş olacaktır.
neyse konu mevlana.
adam akıllı adammış vesselam.
çıkıp da o dönemde ben şems'i seviyorum diyemezya.
adamı yakarlardı lan.
aşk insana neler neler yaptırır işte.
o da düşündü durdu. ve güzel bir çözüm buldu.
ilahi aşk.
mevlana'ya tapanlar ise genelde homofobik oldukları için bunu kabul etmezler.
o zat öyle şey yapmaz derler. "öyle şeyden kast ettikleri kötü bir şey demek"
ulan adamın cinsel eğilimi seni neden utandırıyor?
bu arada bir takım sex oyunları da oynarmış rahmetli.
özellikle hayvanların çiftleşmesini izlemekten büyük zevk alırmış.
kaynak bilmem ne diye tutturmayın.
gidin bir üniversitenin kütüphanesine araştırın.
devamını gör...
67.
din tüccarıdır kendisi, din ile alakası yoktur, kendi kitabı mesneviye "ah köpek, bu kitap niye kuran olmasın ki? bu kitap yüce yazarlar tarafından yazılmıştır" diyen bir müfteri, kendi kitabını allahtan aldığı ilhamla/vahiyle yazdığını iddia eden bir tüccar. kendi hocasıyla aşk yaşayan birisi, anadolu'yu moğola peşkeş çeken birisi.
devamını gör...
68.
hz mevlana celaleddini rumi . büyük sofi alim. aşkın narını en iyi tarif eden zatlardan birisidir. sır gibi seversen eğer muratın gerçek olur . çünkü tohum toprağa gizlenirse yeşerir. teşekkürler
devamını gör...
69.
panteist ruhçu öğretiye ve onun uzantısı olan tasavvufa inanmıştır. öğretisi islam dini ile taban tabana zıttır.
tasavvufun kökeni olan ruhçu öğreti hakkındaki videomuz:
ve tasavvufun içyüzünü anlattığımız videomuz:
tasavvufun kökeni olan ruhçu öğreti hakkındaki videomuz:
ve tasavvufun içyüzünü anlattığımız videomuz:
devamını gör...
70.
mesnevi'sinde geçen bir hikayeden yola çıkılarak yazılan(bkz: simyacı) adında bir kitap vardır.
devamını gör...
71.
asıl adı muhammed celaleddin-i rumi olan ünlü 13. yy tasavvuf şairi, şems-i tebrizi'den çok etkilenmiştir.ünlü eseri mesnevi iyi bir çeviriden okunursa hem eğlenceli hem de bakış açısı katacak nitelikte, düşündürücüdür ve bolca hayvanlardan örneklemeler yapar, eşek en çok kullanılanıdır.
en ünlü sözlerinden biri "nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok; nice elbiseler gördüm, içinde insan yok " yiğit özgür tarafından karikatürlerin birinde "ne kabaklar gördüm içinde kıyma yok, ne kıymalar gördüm üstünde kabak yok" şekline getirilmiştir.
en ünlü sözlerinden biri "nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok; nice elbiseler gördüm, içinde insan yok " yiğit özgür tarafından karikatürlerin birinde "ne kabaklar gördüm içinde kıyma yok, ne kıymalar gördüm üstünde kabak yok" şekline getirilmiştir.
devamını gör...
72.
bulunduğu çağa ışık tutmuş ilah-i aşkı kendine ibadet edinmiş büyük zat. mesnevi adlı eseriyle sadece bulunduğu çağa değil günümüze dahi yön verebilecek öğretiler sunmuştur. bunlardan en büyük öğretisi ise, 'gel, ne olursan ol yine gel'dir.bazı zihniyeti afilli tarihçilerin o zata çamur atmak amaçlı ortaya attıkları şemsi tebrizi ile gayrimeşru ilişki içinde bulundukları safsatasını, buraya yazarken bile utanç duymaktayım. mevlana ki allah ve peygamber aşkını üst düzey yaşayabilen insanların önde geleni olup bu tür iftiraları duysaydı dahi iftirayı atana bile gel diyebilecek büyüklükte şahsiyettedir. böyle düzeysiz safsatalara kulak asmamanızı istirham eder ömrünüzde bir kere mesnevinin sadeleştirilmiş halini okumanızı tavsiye ederim.
devamını gör...
73.
bir rivayete göre (islamda bu tabir çok kullanılır) oğlunun sevdiği kızı şemse cariye olarak hediye etmiştir.
kaynak-ul ekber
kaynak-ul ekber
devamını gör...
74.
"kelimelerini yükselt, sesini değil; yağmurdur çiçekleri büyüten, gök gürültüsü değil."
devamını gör...
75.
ok gibi doğru olsam
yayla atarlar beni,
yay gibi eğri olsam
elde tutarlar beni…
doğruda aç görmedim
eğride asla bir tok,
eğri yay elde kalır
menzil alır doğru ok…
yayla atarlar beni,
yay gibi eğri olsam
elde tutarlar beni…
doğruda aç görmedim
eğride asla bir tok,
eğri yay elde kalır
menzil alır doğru ok…
devamını gör...
76.
islamcıların genelde ne yapacaklarını bilemedikleri tasavvuf erbabı şahsiyet.
(bkz: islam övüleceği zaman başvurulacak kişi)
(bkz: tasavvuf yerileceği zaman başvurulan kişi)
mustafa kemal atatürk’ten sonra, sosyal medyada olduk olmadık her konuda en çok özdeyişi paylaşılan kişi.
(bkz: islam övüleceği zaman başvurulacak kişi)
(bkz: tasavvuf yerileceği zaman başvurulan kişi)
mustafa kemal atatürk’ten sonra, sosyal medyada olduk olmadık her konuda en çok özdeyişi paylaşılan kişi.
devamını gör...
77.
panteizm inancının yada düşüncesinin ağır bastığını düşündüğüm insandır. içinde bulunduğu zamanın çok ötesinde olduğunu düşünmüşümdür hep. (bkz: panteizm)
devamını gör...
78.
kapına geldim. ve ben, ben olmaktan vazgeçtim. sen yeter ki 'kim o' de. kim olmamı istiyorsan, o olmaya geldim.
sevdigim şiirlerinden biridir.
sevdigim şiirlerinden biridir.
devamını gör...
79.
13. yüzyılda yaşamış iran'lı (türk değil) ilahiyatçı, şair. geçen bir sohbette mevleviliktekkesi ve oğlancılık ile ilgili bir şeyler söylediğimde yaşanan şaşkınlık ve hatta kızgınlık üzerine dilimin döndüğünce bir şeyler karalayayım dedim.
mevlana'dan en çok "aşk" kelimesini duyar ve okuruz. fakat buradaki aşk'tan kastının ne olduğunu yorumlayabilmek için "ahmet özalp - islam ansiklopedisi" ne biraz göz gezdirerek hafızamı teyit etmeye çalıştım. ayrıca farklı kaynaklara da başvurarak kur’an’da "aşk" teriminin geçmediğini; daha çok "sevgi" kelimesinin "hubb" olarak ayetlerde yer aldığını gördüm.
"aşk" tabirine tasavvuf yönünden ilk olarak (bkz: imam gazali) 'nin eserlerinde görüldüğü ve mevlana'nın da bu şekilde takip edildiğine dair birçok referans var.
mevlana'nın "aşk" yorumuna istinaden, (bkz: mesnevi)'den birkaç alıntıyı olduğu gibi kopyalıyorum. (google search)
“aşk büyüklere baldır, çocuklara süt. o her gemiye yüklenen ve geminin ağırlığından fzla olduğu için batmasına sebep olan son yüktür.” (mesnevi, c. 3, 4672)
“aşıkın gıdası ekmeksiz ekmeğe aşık olmaktır./aşkında doğru olan kişi, varlığa bağlanmaz./aşıkların varlıkla işi yoktur. aşıklar karı sermayesiz elde ederler./kanatları yoktur, alemin etrafında uçarlar./elleri yoktur topu meydandan kaparlar.” (mesnevi, c. 3, 3020)
dolayısıyla aşk'ın kapsamının en azından mevlana için çok geniş olduğunu söylersek pek de yanılmış olmayız. naçizane yorumum ise bazen tanrı'yı, bazen ise beşeri bir aşk'ı tarif ettiği yönünde.
çoğu kaynağa göre mevlana'nın, şems ile tanışıklığı 1244 yılında konya'da gerçekleşiyor. bu arada aralarında yanılmıyorsam 30 yaş kadar fark da var. tanıştıkları günden itibaren hemen her anını şems ile sohbetlere ayırınca, gerek halktan, gerek ailesinden ciddi tepkiler ile karşılaşıyor mevlana.na'ya hatta fıkha uygun kıyafetleri giymeyi bile bıraktığını düşünenler oluyor. büyüyen tepkiler dolayısıyla şems, 2 yıl sonra şam'a gidiyor veya kaçıyor. ama mektuplaşmalar devam ediyor. ve sanırım kalıcı olarak geri dönmesini sağlayabilmek için evlatlığı olan (bkz: kimya hatun) ile evlendirmek ister. lakin mevlana'nın küçük oğlu alaeddin'in de kimya hatun'a aşıktır.
bundan sonrası tarihsel doğrulardan ziyade, tevatürlere dayanılarak oluşturulan savlar ile anlatılmıştır çoğu kaynakta. kimi tarihçilere göre şems, alaeddin ve yandaşları tarafından öldürülmüş; kimilerine göre ise şems, ortadan kaybolmayı tercih etmiş ve bir daha da bulunamamış veya ortalıkta gözükmemiştir.
ayrıca şems'in de birkaç sözünü paylaşmak gerekir diye düşünüyorum. yoruma açıktır;
“tebrizli şems altmışından sonra cilveler göreyim, işveler seyredeyim diye , beni yeniden gençleştirdi.” (muvahhid, 127-128)
"seni nasıl incitebilirim? ayağına bir öpücük kondurayım desem korkarım ki kirpiklerimin dikeni ayağına batar da rahatsız eder.” (makalat, 99-100)
yine şahsi yorumuma gelirsek; bana göre bir tinsel ilişki yanında, tensel bir ilişki olduğu da ortadadır. ha bu önemli midir? bu kadar yazmaya gerek var mıydı ? gibi sorular sorabilirsiniz; benim açımdan zerre önemi olmamakla beraber, mevlana'nın saçının teline bir zarar verecek bir tutum değildir. lakin, günümüzde dayatılan ahlak anlayışı ile islami / tarihi gerçekleri de bağdaştırıp, günümüz insanının (siyasilerin, cemaatlerin) ikiyüzlülüğünü görebilmek için yazmak istedim.
osmanlı'nın kuruluş yıllarında, özellikle orhan gazi dönemine dair, esir düşmüş hıristiyanlara karşı gösterilen "cana yakınlık" olduğu da kozmopolit tarihin bir gerçeğidir. 1.bayezid döneminde ise literatüre geçen "saray iç oğlanları" kurumunun / üyelerinin ise varlığını kanıtlamaya gerek yoktur diye düşünüyorum. bu ve bunun gibi kimilerine göre marjinal, kimilerine göre gayri ahlaki durum ve tutumlar tüm dinlerde ve tüm uygarlıklarda var olan gerçeklerdir. ben, sadece gözümüze sokulmaya çalışılan yapay bir ahlak kavramına istinaden bizlerden örnekler vermeye çalışıyorum.
yoksa papalık kurumunun ortaya çıkış hikayesine ilaveten vatikan'da vuku bulan ahlaksızlıkları, kapital ticaretin tavan yaptığı yerleri de başka bir yazıda anlatmaya çalışırım. ki eminim sizler de biliyorsunuzdur birçoğunu.
(bkz: ıı. murat) 'ın (bkz: kabusname) 'de yer alan görüşleri ve verdiği nasihat aynen şu şekildedir;
"ve yaz olunca avretlere meylet ve kışın oğlanlara, ta ki bedenen sağlam olasın. zira ki oğlan teni sıcaktır, yazın iki sıcak bir yere gelirse teni azıtır ve avret teni soğuktur, kışın iki soğuk bir yere gelse teni kurutur vesselam."
(bkz: fatih sultan mehmet) 'e ait bir gazelde ise;
"ey avni! talihin yaver gitti ve o sevgili misafirin oldu. fırsatı kaçırma; zira veyis bin cana bedeldir” ((gbkz: veyis), genç bir erkek çocuktur.)
neyse, mevlana'dan bahsedecekken konu nereye geldi. demem o ki dostlar;
bırakın sizlere dayatılan birtakım ahlak kurallarını, sözde yapay insani tavırları, netflix'i vb vb. hayatta, neyden keyif oluyorsanız onu yapın. siktir edin tepeden inme anlayışları.
ve en önemlisi bir şeylere şaşırmayın e mi ? uygarlıklar tarihi, bu ve bunun gibi binlerce gerçekle, şu an akla / mantığa sığdıramayacağınız vesikalarla dolu.
oğlancılığı eleştirelim, isyan edelim ama öte yandan "ne olursan ol, yine de gel." söylemini de dikkate alalım. e mi ?
haydi iyi geceler. her zaman diceylik olmaz.
(not : bu girdiyi yazarken kendi bildiklerim, görüşlerim haricinde yararlandığım kaynaklar;)
1- ahmet özalp - islam ansiklopedisi
2- türk şaman kültürü (atatürk üniversitesi doktora tezi)
3- reha çamuroğlu / ismail)
mevlana'dan en çok "aşk" kelimesini duyar ve okuruz. fakat buradaki aşk'tan kastının ne olduğunu yorumlayabilmek için "ahmet özalp - islam ansiklopedisi" ne biraz göz gezdirerek hafızamı teyit etmeye çalıştım. ayrıca farklı kaynaklara da başvurarak kur’an’da "aşk" teriminin geçmediğini; daha çok "sevgi" kelimesinin "hubb" olarak ayetlerde yer aldığını gördüm.
"aşk" tabirine tasavvuf yönünden ilk olarak (bkz: imam gazali) 'nin eserlerinde görüldüğü ve mevlana'nın da bu şekilde takip edildiğine dair birçok referans var.
mevlana'nın "aşk" yorumuna istinaden, (bkz: mesnevi)'den birkaç alıntıyı olduğu gibi kopyalıyorum. (google search)
“aşk büyüklere baldır, çocuklara süt. o her gemiye yüklenen ve geminin ağırlığından fzla olduğu için batmasına sebep olan son yüktür.” (mesnevi, c. 3, 4672)
“aşıkın gıdası ekmeksiz ekmeğe aşık olmaktır./aşkında doğru olan kişi, varlığa bağlanmaz./aşıkların varlıkla işi yoktur. aşıklar karı sermayesiz elde ederler./kanatları yoktur, alemin etrafında uçarlar./elleri yoktur topu meydandan kaparlar.” (mesnevi, c. 3, 3020)
dolayısıyla aşk'ın kapsamının en azından mevlana için çok geniş olduğunu söylersek pek de yanılmış olmayız. naçizane yorumum ise bazen tanrı'yı, bazen ise beşeri bir aşk'ı tarif ettiği yönünde.
çoğu kaynağa göre mevlana'nın, şems ile tanışıklığı 1244 yılında konya'da gerçekleşiyor. bu arada aralarında yanılmıyorsam 30 yaş kadar fark da var. tanıştıkları günden itibaren hemen her anını şems ile sohbetlere ayırınca, gerek halktan, gerek ailesinden ciddi tepkiler ile karşılaşıyor mevlana.na'ya hatta fıkha uygun kıyafetleri giymeyi bile bıraktığını düşünenler oluyor. büyüyen tepkiler dolayısıyla şems, 2 yıl sonra şam'a gidiyor veya kaçıyor. ama mektuplaşmalar devam ediyor. ve sanırım kalıcı olarak geri dönmesini sağlayabilmek için evlatlığı olan (bkz: kimya hatun) ile evlendirmek ister. lakin mevlana'nın küçük oğlu alaeddin'in de kimya hatun'a aşıktır.
bundan sonrası tarihsel doğrulardan ziyade, tevatürlere dayanılarak oluşturulan savlar ile anlatılmıştır çoğu kaynakta. kimi tarihçilere göre şems, alaeddin ve yandaşları tarafından öldürülmüş; kimilerine göre ise şems, ortadan kaybolmayı tercih etmiş ve bir daha da bulunamamış veya ortalıkta gözükmemiştir.
ayrıca şems'in de birkaç sözünü paylaşmak gerekir diye düşünüyorum. yoruma açıktır;
“tebrizli şems altmışından sonra cilveler göreyim, işveler seyredeyim diye , beni yeniden gençleştirdi.” (muvahhid, 127-128)
"seni nasıl incitebilirim? ayağına bir öpücük kondurayım desem korkarım ki kirpiklerimin dikeni ayağına batar da rahatsız eder.” (makalat, 99-100)
yine şahsi yorumuma gelirsek; bana göre bir tinsel ilişki yanında, tensel bir ilişki olduğu da ortadadır. ha bu önemli midir? bu kadar yazmaya gerek var mıydı ? gibi sorular sorabilirsiniz; benim açımdan zerre önemi olmamakla beraber, mevlana'nın saçının teline bir zarar verecek bir tutum değildir. lakin, günümüzde dayatılan ahlak anlayışı ile islami / tarihi gerçekleri de bağdaştırıp, günümüz insanının (siyasilerin, cemaatlerin) ikiyüzlülüğünü görebilmek için yazmak istedim.
osmanlı'nın kuruluş yıllarında, özellikle orhan gazi dönemine dair, esir düşmüş hıristiyanlara karşı gösterilen "cana yakınlık" olduğu da kozmopolit tarihin bir gerçeğidir. 1.bayezid döneminde ise literatüre geçen "saray iç oğlanları" kurumunun / üyelerinin ise varlığını kanıtlamaya gerek yoktur diye düşünüyorum. bu ve bunun gibi kimilerine göre marjinal, kimilerine göre gayri ahlaki durum ve tutumlar tüm dinlerde ve tüm uygarlıklarda var olan gerçeklerdir. ben, sadece gözümüze sokulmaya çalışılan yapay bir ahlak kavramına istinaden bizlerden örnekler vermeye çalışıyorum.
yoksa papalık kurumunun ortaya çıkış hikayesine ilaveten vatikan'da vuku bulan ahlaksızlıkları, kapital ticaretin tavan yaptığı yerleri de başka bir yazıda anlatmaya çalışırım. ki eminim sizler de biliyorsunuzdur birçoğunu.
(bkz: ıı. murat) 'ın (bkz: kabusname) 'de yer alan görüşleri ve verdiği nasihat aynen şu şekildedir;
"ve yaz olunca avretlere meylet ve kışın oğlanlara, ta ki bedenen sağlam olasın. zira ki oğlan teni sıcaktır, yazın iki sıcak bir yere gelirse teni azıtır ve avret teni soğuktur, kışın iki soğuk bir yere gelse teni kurutur vesselam."
(bkz: fatih sultan mehmet) 'e ait bir gazelde ise;
"ey avni! talihin yaver gitti ve o sevgili misafirin oldu. fırsatı kaçırma; zira veyis bin cana bedeldir” ((gbkz: veyis), genç bir erkek çocuktur.)
neyse, mevlana'dan bahsedecekken konu nereye geldi. demem o ki dostlar;
bırakın sizlere dayatılan birtakım ahlak kurallarını, sözde yapay insani tavırları, netflix'i vb vb. hayatta, neyden keyif oluyorsanız onu yapın. siktir edin tepeden inme anlayışları.
ve en önemlisi bir şeylere şaşırmayın e mi ? uygarlıklar tarihi, bu ve bunun gibi binlerce gerçekle, şu an akla / mantığa sığdıramayacağınız vesikalarla dolu.
oğlancılığı eleştirelim, isyan edelim ama öte yandan "ne olursan ol, yine de gel." söylemini de dikkate alalım. e mi ?
haydi iyi geceler. her zaman diceylik olmaz.
(not : bu girdiyi yazarken kendi bildiklerim, görüşlerim haricinde yararlandığım kaynaklar;)
1- ahmet özalp - islam ansiklopedisi
2- türk şaman kültürü (atatürk üniversitesi doktora tezi)
3- reha çamuroğlu / ismail)
devamını gör...
80.
mevlana ve şems ile ilgili ortaya atılan iddialara bir varsayım olarak yaklaşmak benim haddime değil. yaklaşık bin yıl önce yaşamış iki insan hakkında söylenen rivayetlerde benim dikkatimi çekmez. çünkü dünya üzerinde uzak doğusundan tutunda en batısına kadar insanlar üzerinde bir etki bırakmış iki insan. bu insanlar çilehanelerde haftalarca inzivaya çekilir bir parça ekmek bir yudum suyla derin sohbetlere girer, nefsani hiçbir aktivitede bulunmazken, ekmek ve su gibi daha hayati şeyleri bile çok az alarak nefis terbiyesi yapan insanlar hakkında böyle dedikodulara itibar etmek bana göre çok hadsizce ve küstahça bir olaydır. ölümünü hakka kavuştuğu için düğun günü saymış bir insandan söz ediyoruz. bu kadar dünyadan yüz çevirmiş bir insan sizce ne kadar nefis ve şehvetine düşkün olabilir. ben böyle düşünenlere m.akif'in bir sözünü hatırlatmak isterim. "konuşmak bir mana ise susmak binbir mana. herkes konuşmasına konuşur lakin sükut yürekli olana."
devamını gör...