81.
bana yetiyor...dır dır, zır zır, vır vır, hır hır, çır çır, hepsi ni off yaptım...
volume uppppp
volume uppppp
devamını gör...
82.
ruhun zehiri. bosuna haram dememisler.
devamını gör...
83.
bir kulaktan içeri bir beyinden dışarı şeklinde mekanizması olduğunu düşündüğüm dünya güzeli üretim ve sanat. yapay zeka içine sıçmaz umarım.
devamını gör...
84.
''müzik için ortak kullanılan metaforlar müziğin insanlar arası bir dil olduğu fikrine dayanır. dahası gizli bir dil ve bu yüzden kutsal ve bilinmezdir. çıkardığımız bu neşeli sesler yeryüzünde ilahi gücü hissetmek ve tecrübe etmek için tek yoldur. ses havayı hareket ettirerek çıkar, kuşların ötüşünden farkı yoktur.''
bu sözleri daha önce duymuştum, şimdi yazmak istedim. müziğin dili dünyada konuşulan bütün dilleri aşar, evrenseldir. dünya'nın neresinde olursanız olun, müziğin dilini herkes bilir. güzel kaliteli müzik, güzelliği arayan, güzel düşünen insanların işidir. hayatımda müzik olmasaydı, yaşam enerjim de olmazdı. bu kadar net benim için...türkçe, arapça, kürtçe, ingilizce, almanca vs hiç bir ayırım yapmaksızın kulağıma hoş gelen her müziği dinlerim...bizim oğlanın dediği gibi türkülerin yeri apayrıdır, onların hepsi felsefe içerir, sizi alır başka bir boyuta taşır...
bu sözleri daha önce duymuştum, şimdi yazmak istedim. müziğin dili dünyada konuşulan bütün dilleri aşar, evrenseldir. dünya'nın neresinde olursanız olun, müziğin dilini herkes bilir. güzel kaliteli müzik, güzelliği arayan, güzel düşünen insanların işidir. hayatımda müzik olmasaydı, yaşam enerjim de olmazdı. bu kadar net benim için...türkçe, arapça, kürtçe, ingilizce, almanca vs hiç bir ayırım yapmaksızın kulağıma hoş gelen her müziği dinlerim...bizim oğlanın dediği gibi türkülerin yeri apayrıdır, onların hepsi felsefe içerir, sizi alır başka bir boyuta taşır...
devamını gör...
85.
ruhun gıdasıdır.
devamını gör...
86.
müziğin felsefesi olmaz, türü olur... türkülerin de öyle. felsefenin ifade aracı müzik değil dildir.
devamını gör...
87.
ruhun ifadesidir.
devamını gör...
88.
devamını gör...
89.
unplugged bir konserde falan değilseniz hiçbir zaman gerçeğine erişilemeyecek şey.
teorik olarak analog tüm enstrümanlar, dsp ile dijitalize edilebilmekte ve kullanılan cihazın işlemcisinin (bilgisayar olur, midi destekli başka bir cihaz olur) anlayabileceği forma dönüştürülmektedir.
ilk olarak, analog enstrümandan ses üretilir, sesin enerji olduğunu bildiğimize göre bu sesin belirli bir frekansı, genliği ve dalga formu vardır.
mikrofon veya piezoelektrik sensör vasıtasıyla bu ses dalgaları elektrik enerjisine dönüştürülür. mikrofon için; çıkan akustik sesin basıncındaki değişimleri yakalayarak mikrofondaki diyaframı titretmesi ve bu titreşimlerin bobin ve kondansatörler aracılığıyla elektriğe dönüştürülmesi gerçekleşir. piezoelektrik sensörde ise piezo üzerindeki değişimler direkt elektrik enerjisine dönüştürülür.
gelen analog elektrik sinyalleri, pre-amp işleminden, equalization (eşitleme) ve low-pass/high-pass filtrelerinden geçer. bu aşama analog elektrik sinyalinin dijitale çevrilmesi için düzenlenmesini içerir; pre-amp ile zayıf olan sinyaller gereken seviyeye çıkartılır ve gereksiz frekanslar (gürültü) azaltılır. ayrıca, dip ses gibi gürültüleri belirlenen alt (low-pass) ve üst (high-pass) değere göre filtrelenir ve kullanılacak uygulamaya göre eşitlenir.
artık dijitale çevrilecek forma gelen analog sinyalleri için sayısallaştırma (adc; analog to digital conversion) aşamasına geldik. burada kullanılacak uygulamaya göre örnekleme, kuantizasyon ve bit derinliği belirlenir. bu aşamada temel mantık, kullanılacak sesin nerede ve ne şekilde kullanılacağıyla alakalı biraz.
bu kısmı biraz daha açacak olursak, örnekleme kısmında analog ses, belirli zaman aralıklarında ölçülüp dijitaldeki karşılığına çevrilir. mesela, cd formatında genellikle 44,1 khz kullanılır ki bu, sesin saniyede 44 bin 100 kere ölçülüp dijitalde kaç volta denk geliyorsa o değeri yansıtacak şekilde atanmasıyla gerçekleşir. "atanma" diye geçiştirdiğim işlem, ieee'nin bilgisayar kavramı ortada yokken oluşturulan protokollere (ve sonrasında üretilen ses formatlarına) göre belirlendiği için o kadar ayrıntıya girmeyeceğim.
44,1 khz değeri mesela daha profesyonel uygulamalar için 96 khz de olabilir; analog ses daha doğru dijitalize edilir bu durumda. ancak bu sefer de örnekleme sayısı 2 katından fazlaya çıkacağı için oluşturacağımız ses dosyası çok daha fazla yer kaplar; 700 mb'lık cd'ye 15 parçalık bir albümü sıkıştırmak için kaliteden feragat edeceğiz mecbur (kasette durum daha fena).
genç dimağlar burada şunu fark edebilir; dinlediğimiz sesin kalitesi (sonsuz olabilecek) örnekleme oranına bağlıysa aslında dijital ses hiçbir zaman gerçek akustik sesle birebir aynı olamayacak. evet; maalesef öyle. burada biraz insan kulağının anlayışına kalıyoruz ki belli bir örnekleme oranından sonrası insan kulağı için hiçbir fark yaratmıyor. ama en azından nyquist teoremine göre örnekleme oranımız, kaydettiğimiz sesin en yüksek frekansının en az iki katı olmalı ki anlamlı bir şeyler duyabilelim.
neyse, kuantizasyon işleminde dijitalize edilecek ses verisi 16, 24 veya 32 bitlik paketler haline dönüştürülür. bit değeri arttıkça sesin dinamik aralığı artar ki bu, sesin çıkabileceği en yüksek genliğini de belirler. artık elimizde belirli bir formatta (mp3, waw, flac, aac vs.) ses dosyası var.
şimdi bu dijitalize olmuş ses dosyasını dinleyelim, hadi. dinlemek için tekrardan dijitalden analoğa çevirmemiz lazım zira hoparlör denilen cihaz aslında elektrik sinyallerinin mekanik bir parçayı ileri geri hareket ettirmesiyle çalışıyor. yani, tekrardan elektrik sinyali üretmemiz lazım ki burada analoglaştırma (dac; digital to analog conversion) yapacağız.
öncelikle elimizdeki ses doyasını (mp3, flac, aac vs.) pcm formatına çevirmemiz gerekiyor (dekompresyon). az önce de değindiğim üzere dijital ses, örneklenmiş ve kuantize edilmiş ayrı ayrı noktalar halindedir. ancak, gerçek dünyadaki analog ses kesintisiz bir dalga olmalıdır. dijital filtreleme sürecinde interpolasyon (sinyal tamamlama) algoritmaları kullanılarak bu örnek noktaları arasındaki boşluklar doldurulur. bu aşamada oversampling (fazladan örnekleme) teknikleri uygulanır.
mesela, 44,1 khz'lik bir sinyal, 176,4 khz'e kadar artırılıp sonra işlenebilir ve böylece çıkış sinyali daha düzgün hale getirilir.
elimizdeki dijital değerler, dac çipi tarafından analog voltaj seviyelerine çevrilir. elimizdeki (mesela) 12 bitlik veri, karşılığı (mesela) 0,753 v’luk bir çıkış voltajına dönüşür. artık elimizde hemen hemen kare dalgaya benzeyen gayet tabii kesintili salak saçma bir sinyal var şu an.
bu salak saçma sinyali gerçek analog dalgaya çevirmemiz için bir kere daha low-pass/high-pass filtre uygulamamız gerekir ki tekrardan analoga yakınsar muhteşem sinyali elde edebilelim. ve elimizdeki analogumsu sinyali hoparlörden duyabilmek için (gerektiği zaman) yükseltmemiz gerekecek; tekrardan pre-amp uyguluyoruz. artık ses, hoparlörden gayet tabii duyulabilir.
şimdii, bu kadar işlemden sonra en başta enstrümandan çıkan ses ne kadar "gerçek" ses, oturup düşünebilirsiniz. bin tane filtreden geçirdik, araya bilgisayarı soktuk, tekrar filtreden geçirdik ve o ses kulağa geldi. duş alırken ebru gündeş gelip banyonuzda konser veremeyeceğine göre şimdilik en iyi seçenek bu sürece katlanmak.
teorik olarak analog tüm enstrümanlar, dsp ile dijitalize edilebilmekte ve kullanılan cihazın işlemcisinin (bilgisayar olur, midi destekli başka bir cihaz olur) anlayabileceği forma dönüştürülmektedir.
ilk olarak, analog enstrümandan ses üretilir, sesin enerji olduğunu bildiğimize göre bu sesin belirli bir frekansı, genliği ve dalga formu vardır.
mikrofon veya piezoelektrik sensör vasıtasıyla bu ses dalgaları elektrik enerjisine dönüştürülür. mikrofon için; çıkan akustik sesin basıncındaki değişimleri yakalayarak mikrofondaki diyaframı titretmesi ve bu titreşimlerin bobin ve kondansatörler aracılığıyla elektriğe dönüştürülmesi gerçekleşir. piezoelektrik sensörde ise piezo üzerindeki değişimler direkt elektrik enerjisine dönüştürülür.
gelen analog elektrik sinyalleri, pre-amp işleminden, equalization (eşitleme) ve low-pass/high-pass filtrelerinden geçer. bu aşama analog elektrik sinyalinin dijitale çevrilmesi için düzenlenmesini içerir; pre-amp ile zayıf olan sinyaller gereken seviyeye çıkartılır ve gereksiz frekanslar (gürültü) azaltılır. ayrıca, dip ses gibi gürültüleri belirlenen alt (low-pass) ve üst (high-pass) değere göre filtrelenir ve kullanılacak uygulamaya göre eşitlenir.
artık dijitale çevrilecek forma gelen analog sinyalleri için sayısallaştırma (adc; analog to digital conversion) aşamasına geldik. burada kullanılacak uygulamaya göre örnekleme, kuantizasyon ve bit derinliği belirlenir. bu aşamada temel mantık, kullanılacak sesin nerede ve ne şekilde kullanılacağıyla alakalı biraz.
bu kısmı biraz daha açacak olursak, örnekleme kısmında analog ses, belirli zaman aralıklarında ölçülüp dijitaldeki karşılığına çevrilir. mesela, cd formatında genellikle 44,1 khz kullanılır ki bu, sesin saniyede 44 bin 100 kere ölçülüp dijitalde kaç volta denk geliyorsa o değeri yansıtacak şekilde atanmasıyla gerçekleşir. "atanma" diye geçiştirdiğim işlem, ieee'nin bilgisayar kavramı ortada yokken oluşturulan protokollere (ve sonrasında üretilen ses formatlarına) göre belirlendiği için o kadar ayrıntıya girmeyeceğim.
44,1 khz değeri mesela daha profesyonel uygulamalar için 96 khz de olabilir; analog ses daha doğru dijitalize edilir bu durumda. ancak bu sefer de örnekleme sayısı 2 katından fazlaya çıkacağı için oluşturacağımız ses dosyası çok daha fazla yer kaplar; 700 mb'lık cd'ye 15 parçalık bir albümü sıkıştırmak için kaliteden feragat edeceğiz mecbur (kasette durum daha fena).
genç dimağlar burada şunu fark edebilir; dinlediğimiz sesin kalitesi (sonsuz olabilecek) örnekleme oranına bağlıysa aslında dijital ses hiçbir zaman gerçek akustik sesle birebir aynı olamayacak. evet; maalesef öyle. burada biraz insan kulağının anlayışına kalıyoruz ki belli bir örnekleme oranından sonrası insan kulağı için hiçbir fark yaratmıyor. ama en azından nyquist teoremine göre örnekleme oranımız, kaydettiğimiz sesin en yüksek frekansının en az iki katı olmalı ki anlamlı bir şeyler duyabilelim.
neyse, kuantizasyon işleminde dijitalize edilecek ses verisi 16, 24 veya 32 bitlik paketler haline dönüştürülür. bit değeri arttıkça sesin dinamik aralığı artar ki bu, sesin çıkabileceği en yüksek genliğini de belirler. artık elimizde belirli bir formatta (mp3, waw, flac, aac vs.) ses dosyası var.
şimdi bu dijitalize olmuş ses dosyasını dinleyelim, hadi. dinlemek için tekrardan dijitalden analoğa çevirmemiz lazım zira hoparlör denilen cihaz aslında elektrik sinyallerinin mekanik bir parçayı ileri geri hareket ettirmesiyle çalışıyor. yani, tekrardan elektrik sinyali üretmemiz lazım ki burada analoglaştırma (dac; digital to analog conversion) yapacağız.
öncelikle elimizdeki ses doyasını (mp3, flac, aac vs.) pcm formatına çevirmemiz gerekiyor (dekompresyon). az önce de değindiğim üzere dijital ses, örneklenmiş ve kuantize edilmiş ayrı ayrı noktalar halindedir. ancak, gerçek dünyadaki analog ses kesintisiz bir dalga olmalıdır. dijital filtreleme sürecinde interpolasyon (sinyal tamamlama) algoritmaları kullanılarak bu örnek noktaları arasındaki boşluklar doldurulur. bu aşamada oversampling (fazladan örnekleme) teknikleri uygulanır.
mesela, 44,1 khz'lik bir sinyal, 176,4 khz'e kadar artırılıp sonra işlenebilir ve böylece çıkış sinyali daha düzgün hale getirilir.
elimizdeki dijital değerler, dac çipi tarafından analog voltaj seviyelerine çevrilir. elimizdeki (mesela) 12 bitlik veri, karşılığı (mesela) 0,753 v’luk bir çıkış voltajına dönüşür. artık elimizde hemen hemen kare dalgaya benzeyen gayet tabii kesintili salak saçma bir sinyal var şu an.
bu salak saçma sinyali gerçek analog dalgaya çevirmemiz için bir kere daha low-pass/high-pass filtre uygulamamız gerekir ki tekrardan analoga yakınsar muhteşem sinyali elde edebilelim. ve elimizdeki analogumsu sinyali hoparlörden duyabilmek için (gerektiği zaman) yükseltmemiz gerekecek; tekrardan pre-amp uyguluyoruz. artık ses, hoparlörden gayet tabii duyulabilir.
şimdii, bu kadar işlemden sonra en başta enstrümandan çıkan ses ne kadar "gerçek" ses, oturup düşünebilirsiniz. bin tane filtreden geçirdik, araya bilgisayarı soktuk, tekrar filtreden geçirdik ve o ses kulağa geldi. duş alırken ebru gündeş gelip banyonuzda konser veremeyeceğine göre şimdilik en iyi seçenek bu sürece katlanmak.
devamını gör...
90.
ruhun diyetidir. evet.
devamını gör...
91.
bi tür düşünce, duygu anlatma sanatıdır. ben biraz da anı hatırlama aracı olarak tanımlıyorum. müziğin, hatta herhangi bir sesin hafızaya doğrudan bir etkisi var.
ilk defa duyduğunuz bi şarkıyı başka bi zamanda, bambaşka bi yerde dinleseniz bile ilk duyduğunuz yerdeymişsiniz gibi hissettiğiniz olmuyor mu hiç? altı kez, altı farklı mekanda dinlesem bile altısında da ilk duyduğum yerdeymişim gibi hissettiriyor ve ilk duyduğum zamanki yaptığım şeyi yapıyormuşum hissi veriyor.
müzik terapisi alzheimer gibi hastalıklarda ilaç dışı tedavi yöntemi olarak kullanılıyor. çünkü müzik, duygusal bağlantı için güçlü bi araç.
tabi bunlar bilinen şeyler. benim hayret ettiğim, hayran olduğum nokta her şarkıda farkı bi zamanda ve farklı bi mekanda hissedebiliyor olmam. birinde 3 yıl öncesinde akşam vakti bi parkta yalnız otururken diğerinde 6 yıl önce bi şehirlerarası otobüste yolculuk yapabiliyorum.
ilk defa duyduğunuz bi şarkıyı başka bi zamanda, bambaşka bi yerde dinleseniz bile ilk duyduğunuz yerdeymişsiniz gibi hissettiğiniz olmuyor mu hiç? altı kez, altı farklı mekanda dinlesem bile altısında da ilk duyduğum yerdeymişim gibi hissettiriyor ve ilk duyduğum zamanki yaptığım şeyi yapıyormuşum hissi veriyor.
müzik terapisi alzheimer gibi hastalıklarda ilaç dışı tedavi yöntemi olarak kullanılıyor. çünkü müzik, duygusal bağlantı için güçlü bi araç.
tabi bunlar bilinen şeyler. benim hayret ettiğim, hayran olduğum nokta her şarkıda farkı bi zamanda ve farklı bi mekanda hissedebiliyor olmam. birinde 3 yıl öncesinde akşam vakti bi parkta yalnız otururken diğerinde 6 yıl önce bi şehirlerarası otobüste yolculuk yapabiliyorum.
devamını gör...
92.
insani duyguların uzaktan kumandasıdır.
devamını gör...
93.
olmasaydı hayat çekilmezdi.
devamını gör...
94.
olmasaydi hayat daha guzel olurdu
devamını gör...
95.
daha çok omurgalı ve onurlu kişilerce icra edilen şekli makul olan sanat dalı.
devamını gör...
96.
bu günlerde ikiye ayırdığım hayatın vazgeçilmez sesi müziktir.
hipotezim şöyle;
ses biliminin temel formülleri uyarınca ayrışanharmonik ve disharmonik olarak iki çeşit müzik var.
harmonik; klasik müzik olarak bildiğimiz olup, armoni kırılmaları/aksamaları içermediği için uzun süreli partisyonlar olaral dinlenebilmekte, beynimiz sıkıntılanmamakta, harmoninin katkısı ile ''huzur'' duygusu uyandırmakta ama ''haz'' üretememektedir
disharmonik; afrikadan köleler aracılığı ile gelen ritimlerin üzerine oturtulan melodilerin ton ve armoni kırılmaları yaratması bu yol ile beynimizde ''haz'' duygusu uyandırması söz konusu olan müziktir (rokenrol, rok, blues, arenbi hiphop sayabildiğince say). ayrımı sağlayan tek bir şey var;
disharmonik yapı nedeniyle beynimiz bu partisyonlara 4-5 dakika tahammül ediyor sonra su koyvermeye başlıyor,''bitsin artık alkışlayalım ve başkasına geçelim'' sinyalleri üretiyor. klasik müzik senfonisini bir saat sorunsuz izleyen organ bu disharmonikleri sadece 4-5 bilemedin 6 dakikalık parçalar halinde içselleştiriyor ve her zaman 'haz'' duyumu üretiyor. ama hiç 'huzur'' duyumu üretemiyor.
edit. ab vs abd değerlendirmesine de temel koydum bu değerlendirmeyi meraklısı bakabilsin #3476426
hipotezim şöyle;
ses biliminin temel formülleri uyarınca ayrışanharmonik ve disharmonik olarak iki çeşit müzik var.
harmonik; klasik müzik olarak bildiğimiz olup, armoni kırılmaları/aksamaları içermediği için uzun süreli partisyonlar olaral dinlenebilmekte, beynimiz sıkıntılanmamakta, harmoninin katkısı ile ''huzur'' duygusu uyandırmakta ama ''haz'' üretememektedir
disharmonik; afrikadan köleler aracılığı ile gelen ritimlerin üzerine oturtulan melodilerin ton ve armoni kırılmaları yaratması bu yol ile beynimizde ''haz'' duygusu uyandırması söz konusu olan müziktir (rokenrol, rok, blues, arenbi hiphop sayabildiğince say). ayrımı sağlayan tek bir şey var;
disharmonik yapı nedeniyle beynimiz bu partisyonlara 4-5 dakika tahammül ediyor sonra su koyvermeye başlıyor,''bitsin artık alkışlayalım ve başkasına geçelim'' sinyalleri üretiyor. klasik müzik senfonisini bir saat sorunsuz izleyen organ bu disharmonikleri sadece 4-5 bilemedin 6 dakikalık parçalar halinde içselleştiriyor ve her zaman 'haz'' duyumu üretiyor. ama hiç 'huzur'' duyumu üretemiyor.
edit. ab vs abd değerlendirmesine de temel koydum bu değerlendirmeyi meraklısı bakabilsin #3476426
devamını gör...
97.
acılar içinde yaşayan insana tanrıların hediyesidir.
(bkz: platon)
(bkz: platon)
devamını gör...
98.
kendimi bildim bileli müzik üzerine dersler aldım. bugün müziğin, onu bir ders çerçevesine sığdırmayı imkânsız kılacak kadar büyük bir yaşam gücü olması üzerine yazacağım biraz. insanlığın –ve belki de başka hayvanların– yaşamıyla dil kadar, hatta bazen ondan da derin bir bağ kurar. peki müzik nedir ve onu nasıl elde edebiliriz? minibüste çalan bir radyo, bir barda coşkuyla dans ederken duyduğumuz bir şarkı; bunlar yüzeyde gördüğümüz müziğin birer tezahürü. ancak müziği gerçekten anlamak, onu şekillendiren tarihin, bilimin ve biyolojinin derinliklerine inmeyi gerektirir.
müziğin dokunduğu yer sadece kulaklarımız değildir. bir radyo vericisine yeterince yakın durursanız ve vücudunuz duyarlıysa, müziği içeriden hissedebilirsiniz. sesin fiziği, görselliğin fiziğinden farklıdır. insan, sese dayalı bir türdür; dil ve konuşma bunun en açık örnekleridir. görme ve işitme, sanatlarımızın çoğuna hükmeder. ancak diğer duyular, özellikle dokunma ya da koku, insanın sanat algısında bu kadar baskın bir yer edinmemiştir. örneğin köpekler, koku etrafında bir uygarlık inşa etseydi, beyinlerinin büyüklüğü neredeyse dünyanın yarısı kadar olabilirdi. bizim evrimsel ekonomimiz, müziği dil ve el gibi temel unsurlar üzerine inşa etmiştir.
müziğin kökenine dair sorular, bizi doğaya götürür. kuşlar, düzenli ve armonik sesler çıkararak müzikal davranışlar sergiler. ancak bu sadece güzel bir ötüş değil, aynı zamanda bir iletişim biçimidir. örneğin bir kuş, bölgesini korumak için rakip bir kuşa karşı seslerini kullanırsa bu bir "müzikal yarışma"dır. `olivier messiaen`’in dediği gibi, bu durumda müzik metaforik değil, gerçek anlamda vardır.
üstte bahsettiğim perspektiften haraket ederek varacabileceğimiz bir düşünce de: insan, doğanın müziğine “gecikmiş” bir yanıt olarak kendi ezgilerini yaratmıştır. müziğin bu tarihsel gecikme hali, insanın varoluşuna dair derin bir ipucudur: her şeyin bir zamanı ve gelişim süreci vardır.
insanın müziği, doğal olarak karmaşık bir biyolojik altyapıya dayanır. ses telleri ve beyin, sadece ses üretmekle kalmaz; bu sesleri birleştirerek heceler, kelimeler ve melodiler oluşturur. bunun yanı sıra, ritüel ve dans, müziğin temel bir parçası olmuştur. ilkel toplumlar, ritüeller olmadan hiçbir şeyi gerçekleştirmezdi. örneğin, bir kayığın denize indirilmesi bile ritüelistik bir etkinlikti.
müzik üzerine en derin sözlerden bazılarını schopenhauer söylemiştir. ona göre, müzik diğer sanatlar gibi bir şeyi temsil etmez; doğrudan yaşatır. bir kemanın ağlayışı, bir çocuğun ağlamasını temsil etmez, bizzat o ağlamanın kendisidir. schopenhauer’ın “`haecceitas`” dediği şey, müziğin bu tekillik gücüdür: her duygu, her ses kendine özgüdür ve başka hiçbir şeye indirgenemez.
peki ya “ağlayan çocuk”? müzik, resim gibi bir çocuğun ağlayan yüzünü bize gösteremez. ama onun ağlayışını, hüznünü, sevincini doğrudan hissettirebilir. schopenhauer’ın felsefesi, müziğin bu somut doğasını vurgular. ancak bu, nietzsche gibi diğer düşünürlerle yeni tartışmalara da kapı aralamıştır.
nietzsche, müziği düzen (apollon) ve coşku (dionysos) arasında süregelen bir gerilim olarak görür. bu gerilim, müziği anlamamızda temel bir rol oynar. wagner’in operaları, bu gerilimi sanatın doruk noktasına taşır. örneğin, wagner’in “tanrıların valhalla’ya girişi” adlı eseri, tanrısalın müzikal bir ifadesini arar.
ancak nietzsche, tanrısal olanın daha derin bir düzeyde ifade edilmesi gerektiğini savunur. müzik sadece tanrıları sahneye taşımamalı; onların ötesinde, tanrısallığın kendisini duyurmalıdır.
müzik, yalnızca bir “çocuk ağlamasını” ya da bir “sevgilinin öfkesini” duyurmakla da kalmaz tabii ki. aynı zamanda bize bu duyguların ötesinde bir şeyler fısıldar: insan olmanın ve varoluşun derinliğini. müzik hem en ilkel hem de en modern haliyle, insan deneyiminin merkezindedir. belki de bu yüzden, çalınmayan bir müzik, varlığını sessizlikte bile hissettirir. çünkü müzik, yaşamın kendisidir
her nefes, her ritim, her yankı…
devamını gör...
99.
hayatımın çoğu. artık doya doya şarkı türkü söyleyebilecegim galiba sözlük.
bağlama eğitimimi komşum olan bir yaşlı kurttan aldım. beraber içtik beraber söyledik öğrendik davul çaldım darbuka çaldım. ama hiç bana çalarken söylemeyi öğret diyemedim hocama sesime güvenmediğim icin. şimdi karşıma izzet çivril çıktı. tanımayanlar için aşağıya fotoğrafını bırakacağım. kurtlar vadisi'nden tanınır.
bana ses ve diksiyon eğitimi verecek. onunla da çok içeceğiz belli. hasretinle yandı gönlüm soyleyebilmeyi çok istiyorum.
hasretinle yandığım insana artık hiç sarilamayacagim, ve artık edip akbayram da yok.
bağlama eğitimimi komşum olan bir yaşlı kurttan aldım. beraber içtik beraber söyledik öğrendik davul çaldım darbuka çaldım. ama hiç bana çalarken söylemeyi öğret diyemedim hocama sesime güvenmediğim icin. şimdi karşıma izzet çivril çıktı. tanımayanlar için aşağıya fotoğrafını bırakacağım. kurtlar vadisi'nden tanınır.
bana ses ve diksiyon eğitimi verecek. onunla da çok içeceğiz belli. hasretinle yandı gönlüm soyleyebilmeyi çok istiyorum.
hasretinle yandığım insana artık hiç sarilamayacagim, ve artık edip akbayram da yok.
devamını gör...
100.
içmek ile sıralamasını bir türlü yapamıyorum, içmek mi 1. sıra yoksa o mu?
devamını gör...
"müzik" ile benzer başlıklar
metal müzik
81
klasik müzik
38
