201.
sorma bana ne kadar seviyorsun diye. o kadar işte. tavanı kadar sokağın ve dibi kadar cehennemin. *
devamını gör...
202.
benim sevdasında bencil; ama yüreğinde sağlam sevdiğim. aklıma gelişini seveyim, ne güzel darmaduman ediyorsun beni..
devamını gör...
203.
t: şiir işçisi.
meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
tahir ile zühre adlı şiirinden. bana lisenin kasvetli bir sabahını hatırlatır.
meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
tahir ile zühre adlı şiirinden. bana lisenin kasvetli bir sabahını hatırlatır.
devamını gör...
204.
düzmece, esası olmayan suçlamalarla kovuşturmalardan kurtulamayan ve hayatının 17 senesini hapislerde geçiren, komünist olduğunu saklamayan, sözü ve şiiri etkili bir şâirdir. komünist değilim ve şâirin dünya görüşünü de benimsemiyorum; fakat düşüncesi sebebiyle ona çektirilen sıkıntı ve zulümleri de asla doğru bulmuyorum. şâirin , ''salkım-söğüt'' şiiri en meşhur şiirlerindendir.
devamını gör...
205.
tek sözüm var:
safi yürektir.
safi yürektir.
devamını gör...
206.
ve biz yine bir kış daha geçireceğiz;
büyük öfkemizin içinde,
ve mukaddes ümidimizin ateşinde ısınarak..
büyük öfkemizin içinde,
ve mukaddes ümidimizin ateşinde ısınarak..
devamını gör...
207.
açlık ordusu yürüyor
yürüyor ekmeğe doymak için
ete doymak için
kitaba doymak için
hürriyete doymak için.
yürüyor köprüler geçerek kıldan ince kılıçtan keskin
yürüyor demir kapıları yırtıp kale duvarlarını yıkarak
yürüyor ayakları kan içinde.
açlık ordusu yürüyor
adımları gök gürültüsü
türküleri ateşten
bayrağında umut
umutların umudu bayrağında.
açlık ordusu yürüyor
şehirleri omuzlarında taşıyıp
daracık sokakları karanlık evleriyle şehirleri
fabrika bacalarını
paydostan sonralarının tükenmez yorgunluğunu taşıyarak.
açlık ordusu yürüyor
ayı ini köyleri ardınca çekip götürüp
ve topraksızlıktan ölenleri bu koskoca toprakta.
açlık ordusu yürüyor
yürüyor ekmeksizleri ekmeğe doyurmak için
hürriyetsizleri hürriyete doyurmak için açlık ordusu yürüyor
yürüyor ayakları kan içinde.
muhteşem dizelerinin yazarıdır
devamını gör...
208.
15 ocak 1902 yılında selanik’te doğan kaliteli şair ve yazarımızdır. yaptığı birçok eserle de ödüller almıştır. komünist olması sebebiyle de çok kez tutuklanmış, sürgün yemiştir. zaten bu ülkede komünizmi benimsersen ya hapiste olursun ya da başka ülkede. hayatında çok zorluklar yaşayan ve vatan sevgisiyle yanıp tutuşan lakin başka ülkede can veren çok değerli insandır.
küçük yaşta babasının memuriyetten ayrılması nedeniyle selanik’ten ayrılıp dedesinin yanına yani halep’e yerleşmişler. sonra dedesi diyarbakır’a atanmış ailecek oraya gitmişler. bu sırada nazım hikmet’in yanılmıyorsam iki tane kardeşi olmuş ve kardeşinin biri dizanteri’den hayatını kaybetmiştir. ardından babası diyarbakır’da sıkılmış ve ailesini de alıp istanbul’a gitmiştir orada da bıraktığı memuriyet hayatına geri dönüş yapmıştır.
ilk öğretimini bir mektepte tamamladıktan sonra başka mektebe geçiş yapmıştır sonra orası pahalı olunca da herhangi bir yere geçiş yapmıştır. denizciler için yazdığı şiir çok beğenilince de bahriye mektebine eğitim alınmasına karar verilmiş. yahya kemal’de öğretmenlik yapıyormuş o mektepte ve yahya kemal ile annesinin ilişkisi olduğu iddia edilmiş ve annesiyle babasının arası bozulmuştur, ayrılmışlardır. ardından nazım hikmet mezun olduğu okulda subay olarak görev yapmaya başlamış, bir hastalığa yakalanmış kendisine çürük raporu verilip görevden ayrılmıştır.
milli mücadele dönemini olsun, moskova dönemini olsun anlatmaya kalksak sayfalar yetmez yalnız ben daha çok çocukluk yıllarına değindim. milli mücadele döneminde köylülerin sıkıntı çektiğini kendi gözleriyle gören nazım hikmet ardından bir sosyalist ile tanışmış ve kendisinden fikirler almıştır. öğretmenlik yaptığı dönemde milli mücadeleye karşı padişahı desteleyen kişilerinde düşmanlığını kazanmış. kendisi vladimir lenin hayranıdır, hatta lenin ölünce de mezarının başında beklemiştir. kendisini sevmemin sebebi aynı etnik kökenden olmamız be. o da çerkesmiş ben de çerkesim işte. *
birçok eseri vardır, bazıları şunlardır; kurtuluş savaşı destanı, sevdalı bulut, it ürür kervan yürür, yaşamak güzel şey be kardeşim, memleketimden insan manzaraları * gibi gibi.
sevgi ve saygıyla, ışıklar içinde uyusun.
küçük yaşta babasının memuriyetten ayrılması nedeniyle selanik’ten ayrılıp dedesinin yanına yani halep’e yerleşmişler. sonra dedesi diyarbakır’a atanmış ailecek oraya gitmişler. bu sırada nazım hikmet’in yanılmıyorsam iki tane kardeşi olmuş ve kardeşinin biri dizanteri’den hayatını kaybetmiştir. ardından babası diyarbakır’da sıkılmış ve ailesini de alıp istanbul’a gitmiştir orada da bıraktığı memuriyet hayatına geri dönüş yapmıştır.
ilk öğretimini bir mektepte tamamladıktan sonra başka mektebe geçiş yapmıştır sonra orası pahalı olunca da herhangi bir yere geçiş yapmıştır. denizciler için yazdığı şiir çok beğenilince de bahriye mektebine eğitim alınmasına karar verilmiş. yahya kemal’de öğretmenlik yapıyormuş o mektepte ve yahya kemal ile annesinin ilişkisi olduğu iddia edilmiş ve annesiyle babasının arası bozulmuştur, ayrılmışlardır. ardından nazım hikmet mezun olduğu okulda subay olarak görev yapmaya başlamış, bir hastalığa yakalanmış kendisine çürük raporu verilip görevden ayrılmıştır.
milli mücadele dönemini olsun, moskova dönemini olsun anlatmaya kalksak sayfalar yetmez yalnız ben daha çok çocukluk yıllarına değindim. milli mücadele döneminde köylülerin sıkıntı çektiğini kendi gözleriyle gören nazım hikmet ardından bir sosyalist ile tanışmış ve kendisinden fikirler almıştır. öğretmenlik yaptığı dönemde milli mücadeleye karşı padişahı desteleyen kişilerinde düşmanlığını kazanmış. kendisi vladimir lenin hayranıdır, hatta lenin ölünce de mezarının başında beklemiştir. kendisini sevmemin sebebi aynı etnik kökenden olmamız be. o da çerkesmiş ben de çerkesim işte. *
birçok eseri vardır, bazıları şunlardır; kurtuluş savaşı destanı, sevdalı bulut, it ürür kervan yürür, yaşamak güzel şey be kardeşim, memleketimden insan manzaraları * gibi gibi.
sevgi ve saygıyla, ışıklar içinde uyusun.
devamını gör...
209.
erkek kadına dedi ki:
- seni seviyorum,
ama nasıl?
avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya,
çıldırasıya...
erkek kadına dedi ki:
- seni seviyorum,
ama nasıl?
kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beşyüz
yüzde hudutsuz kere yüz...
kadın erkeğe dedi ki:
- baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana...
ve artık
biliyorum:
toprağın
yüzü güneşli bir ana gibi
en son, en güzel çocuğunu emzirdiğini...
fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olanın parmaklarına
başımı kurtarmam kâbil
değil!
sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak...
sen
yürümelisin,
beni bırakarak...
kadın sustu.
sarıldılar
bir kitap düştü yere...
kapandı bir pencere...
ayrıldılar...
- seni seviyorum,
ama nasıl?
avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya,
çıldırasıya...
erkek kadına dedi ki:
- seni seviyorum,
ama nasıl?
kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beşyüz
yüzde hudutsuz kere yüz...
kadın erkeğe dedi ki:
- baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana...
ve artık
biliyorum:
toprağın
yüzü güneşli bir ana gibi
en son, en güzel çocuğunu emzirdiğini...
fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olanın parmaklarına
başımı kurtarmam kâbil
değil!
sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak...
sen
yürümelisin,
beni bırakarak...
kadın sustu.
sarıldılar
bir kitap düştü yere...
kapandı bir pencere...
ayrıldılar...
devamını gör...
210.
lambayı yakma, bırak,
sarı bir insan başı
düşmesin pencereden kara.
kar yağıyor
karanlıklara.
kar yağıyor
ve ben hatırlıyorum.
kar...
üflenen bir mum gibi söndü
koskocaman ışıklar..
ve şehir
kör bir insan gibi kaldı
altında yağan karın.
lambayı yakma, bırak!
kalbe bir bıçak gibi giren hatıraların
dilsiz olduklarını anlıyorum.
kar yağıyor
ve ben hatırlıyorum.
dizelerinin sahibi büyük şair.
devamını gör...
211.
yedi tepeli şehrimde
bıraktım gonca gülümü.
ne ölümden korkmak ayıp,
ne de düşünmek ölümü.
bıraktım gonca gülümü.
ne ölümden korkmak ayıp,
ne de düşünmek ölümü.
devamını gör...
212.
213.
yapıkredi yayınlarından çıkan 'bütün şiirleri'(delta seri) kitabı 175 liradan 225 liraya çıkmış.
delirmeye ne kaldı vol 2.
delirmeye ne kaldı vol 2.
devamını gör...
214.
meryem ana tanrıyı doğurmadı
meryem ana tanrının anası değil
meryem ana analardan bir ana
meryem ana bir oğlan doğurdu
âdemoğullarından bir oğlan
meryem ana bundan ötürü güzel bütün suretlerinde
meryem ananın oğlu bundan ötürü kendi oğlumuz gibi
yakın bize
kadınlarımızın yüzü acılarımızın kitabıdır
acılarımız, ayıplarımız ve döktüğümüz kan
karasabanlar gibi çizer kadınların yüzünü.
ve sevinçlerimiz vurur gözlerine kadınların
göllerde ışıyan seher vakıtları gibi.
hayallerimiz yüzlerindedir sevdiğimiz kadınların,
görelim görmeyelim karşımızda dururlar
gerçeğimize en yakın ve en uzak.
muhteşem dizelerinin yazarıdır.
devamını gör...
215.
büyük bir şairdir, bunun ideolojisiyle alakası da yoktur.
nazım, nedir-kimdir? sorusuna verilebilecek en güzel yanıt muhtemelen: "nazım hikmet memleket, memleket nazım hikmet." dizeleridir.
çünkü nazım, hasrettir. potansiyeli (ülkede) fark edilememiş ve hiç edilmiş biridir. aynı ayşe-ahmet vb. gibi. saçma sapan baskılar-suçlamalar ile sevdiğinden-sevdiklerinden uzaklaştırılmıştır. bunlar ne yazık ki hâlâ geçerlidir.. hatta daha da ileriye gideyim, bir çoğumuzun yaşadığı sorunu bile yaşatmıştır: kötü anne-baba.
bir çoğumuz gibi bu topraklara da aşıktır. ancak hakkında bir çok iyi-kötü sıfatlaştırma yapıldı. mesela bunlardan biri "vatan hainliğiyken" diğeri "sovyet aşkı"dır. ilkini günümüzde tartışma ihtiyacı bile duymamaktayım ancak bilmeyen olursa da şu dizeleriyle güzel anlatır, nazım:
nâzım hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ
amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi hikmet
nâzım hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ
bir ankara gazetesinde çıktı bunlar
üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla
bir ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında amiral vilyamson'un
altmış altı santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, amerikan amirali
amerika, bütçemize yüz yirmi milyon lira hibe etti, yüz yirmi milyon lira
amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi hikmet
nâzım hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ
...
gelelim sovyet aşkına.. öncelikle sovyet yani ssbc, komünist değildir, sosyalisttir. aradaki farkı bilmeyen çok... üstelik tüm sosyalistler her konuda aynı değildir, fraksiyon (fikir-görüş) ayrılıkları vardır. ve nazım bu konuda 2'ye ayrılır. ssbc'ye öncesi nazım ve sonrası nazım olarak. öncesi nazım ssbc'ye hayranlık duyar ancak memleketinden önde tutan biri değildir. nazım'ı kasıtlı olarak hatta atatürk'ün deyimiyle "uğraşıyorlar çocukla" şeklinde ssbc'ye kaçmak zorunda bırakıldı. bunu ünsal ünlü son zamanlarda en iyi işleyenlerden biri.
ikinci nazım ise, ssbc'ye gittiğinde gördüğü gecekondu-getto'larla teoridekiyle pratikte farklı olan bir ssbc görür. bunu kimi "sosyalizm'in mutlak sonucu" olarak görse de pek öyle değildir. burada tartışmak pek yerinde olmayacak olsa da şu kadar diyim: ssbc pratiğinde bir çok sorun oluştu. mesela türkiye'den toprak istenmesi, balkan-orta asya yayılmacılığı ve/veya 60'dan sonra artarak gözönüne çıkan bürokrasi burjuvaları-aristokratları, ispanyol iç savaşından kaçanların sırf fraksiyon farkından ya da devlet paranoyaklığından dolayı vurulması veya gulaglara kapatılması vb. işte nazım bunların ön/pre uygulamalarını görüyor.. mesela stalin'in "güneşe benzetilmesi"ni eleştiriyor.. yani "ideoloji koyunu" değil. hakikat ve doğruluk peşinde.. bugünün tabiri ile tam bir "bela" . bunu daha önce "odatv" yazmıştı, bulamadım.. ancak evlatlığından dinleyin: dw.
her ne kadar ben daha uzun hatırlasamda (google video'da çıkıyordu eskiden 2-3 saatti)genco erkal'ın sesinde kuvayi milliye destanı..
diğer yandan ise memleketimden insan manzaraları'nı lütfen okuyun. gelelim insan nazım'a: kötü bir baba (şiirlerine kanmayın), çapkın bir eş-sevgilidir. belki bunlar olmasa daha kötü bir şair olurdu, belki de bu kadar hapis dolu bir hayatı olmasa daha düzgün bir insan olurdu.. bilinmez..
ancak resim sanatı için abidin dino neyse, nazım'da şiir'de odur, edirne'den öte dahil.. şimdi tv'ye çıkıp büyük laflar eden şaklabanlar gibi de değillerdir. duruş ve tutumları olan.. gittikleri yerde saray varsa ilk ona saldıran, don kişot'lardır. üstelik gayette bilinçli ve fazlasıyla hesap ödeyeceklerini bilmelerine rağmen.
son olarak ran soyismini asla sevmemiş ve kullanmamış-benimsememiştir. bu yüzden başlıktan ran'ın kaldırılması daha hoş olurdu..
edit: nazım hikmet ssbc'ye ilk kez gitti anlamı çıkmasın öğrenciliğindeki moskova'da/ssbc'de 1951'deki yer aynı yer değildir.
nazım, nedir-kimdir? sorusuna verilebilecek en güzel yanıt muhtemelen: "nazım hikmet memleket, memleket nazım hikmet." dizeleridir.
çünkü nazım, hasrettir. potansiyeli (ülkede) fark edilememiş ve hiç edilmiş biridir. aynı ayşe-ahmet vb. gibi. saçma sapan baskılar-suçlamalar ile sevdiğinden-sevdiklerinden uzaklaştırılmıştır. bunlar ne yazık ki hâlâ geçerlidir.. hatta daha da ileriye gideyim, bir çoğumuzun yaşadığı sorunu bile yaşatmıştır: kötü anne-baba.
bir çoğumuz gibi bu topraklara da aşıktır. ancak hakkında bir çok iyi-kötü sıfatlaştırma yapıldı. mesela bunlardan biri "vatan hainliğiyken" diğeri "sovyet aşkı"dır. ilkini günümüzde tartışma ihtiyacı bile duymamaktayım ancak bilmeyen olursa da şu dizeleriyle güzel anlatır, nazım:
nâzım hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ
amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi hikmet
nâzım hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ
bir ankara gazetesinde çıktı bunlar
üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla
bir ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında amiral vilyamson'un
altmış altı santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, amerikan amirali
amerika, bütçemize yüz yirmi milyon lira hibe etti, yüz yirmi milyon lira
amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi hikmet
nâzım hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ
...
gelelim sovyet aşkına.. öncelikle sovyet yani ssbc, komünist değildir, sosyalisttir. aradaki farkı bilmeyen çok... üstelik tüm sosyalistler her konuda aynı değildir, fraksiyon (fikir-görüş) ayrılıkları vardır. ve nazım bu konuda 2'ye ayrılır. ssbc'ye öncesi nazım ve sonrası nazım olarak. öncesi nazım ssbc'ye hayranlık duyar ancak memleketinden önde tutan biri değildir. nazım'ı kasıtlı olarak hatta atatürk'ün deyimiyle "uğraşıyorlar çocukla" şeklinde ssbc'ye kaçmak zorunda bırakıldı. bunu ünsal ünlü son zamanlarda en iyi işleyenlerden biri.
ikinci nazım ise, ssbc'ye gittiğinde gördüğü gecekondu-getto'larla teoridekiyle pratikte farklı olan bir ssbc görür. bunu kimi "sosyalizm'in mutlak sonucu" olarak görse de pek öyle değildir. burada tartışmak pek yerinde olmayacak olsa da şu kadar diyim: ssbc pratiğinde bir çok sorun oluştu. mesela türkiye'den toprak istenmesi, balkan-orta asya yayılmacılığı ve/veya 60'dan sonra artarak gözönüne çıkan bürokrasi burjuvaları-aristokratları, ispanyol iç savaşından kaçanların sırf fraksiyon farkından ya da devlet paranoyaklığından dolayı vurulması veya gulaglara kapatılması vb. işte nazım bunların ön/pre uygulamalarını görüyor.. mesela stalin'in "güneşe benzetilmesi"ni eleştiriyor.. yani "ideoloji koyunu" değil. hakikat ve doğruluk peşinde.. bugünün tabiri ile tam bir "bela" . bunu daha önce "odatv" yazmıştı, bulamadım.. ancak evlatlığından dinleyin: dw.
her ne kadar ben daha uzun hatırlasamda (google video'da çıkıyordu eskiden 2-3 saatti)genco erkal'ın sesinde kuvayi milliye destanı..
diğer yandan ise memleketimden insan manzaraları'nı lütfen okuyun. gelelim insan nazım'a: kötü bir baba (şiirlerine kanmayın), çapkın bir eş-sevgilidir. belki bunlar olmasa daha kötü bir şair olurdu, belki de bu kadar hapis dolu bir hayatı olmasa daha düzgün bir insan olurdu.. bilinmez..
ancak resim sanatı için abidin dino neyse, nazım'da şiir'de odur, edirne'den öte dahil.. şimdi tv'ye çıkıp büyük laflar eden şaklabanlar gibi de değillerdir. duruş ve tutumları olan.. gittikleri yerde saray varsa ilk ona saldıran, don kişot'lardır. üstelik gayette bilinçli ve fazlasıyla hesap ödeyeceklerini bilmelerine rağmen.
son olarak ran soyismini asla sevmemiş ve kullanmamış-benimsememiştir. bu yüzden başlıktan ran'ın kaldırılması daha hoş olurdu..
edit: nazım hikmet ssbc'ye ilk kez gitti anlamı çıkmasın öğrenciliğindeki moskova'da/ssbc'de 1951'deki yer aynı yer değildir.
devamını gör...
216.
tanıdığım en büyük şair
devamını gör...
217.
türk düşmanı katil stalin'i öven ve ona baba sözde büyük şair.
vatansız ve kimliksiz olarak ait olduğu topraklarda yok olup gitmiştir.

kendi yazdığı şiiri buraya bırakıyorum.
bursa'dayım. hapishanede.
(gelmiyor aklıma,
hangi seneydi)
yoldaşlar göndermişti onun portresini,
bir fransız gazetesinden kesilmiş.
o, ulaştı bana kadar.
buldu yolunu.
parmaklıkların ve duvarların arasından
sızdı.
beyaz üniforması üstünde,
yıldızlarıyla göğsünde,
gülümsüyordu başkomutan.
belli ki çekilmişti bu fotoğraf,
gri kubbesinde
reichstag'ın
belirdikten sonra
üç sovyet askeri
ellerinde
askerî
kızıl sancakları ile.
ve bir kez daha,
volga'da,
birkaç sene sonra,
stahanovcu şoför tasya'nın kabininde
gördüm
portrenin birebir aynısını;
o, devam ediyordu gülümsemeye.
kısa bir süre önce de
pekin'deyken,
biz, kongre delegeleri,
gördük
onun son fotoğrafını
xıx. kongre'nin kürsüsünde.
duruyordu yanımda —
kolsuz koreli bir asker,
fransız bir dizgici
ve hintli bir şair.
dedim ki:
"babamız genç!"
"gördüm onu moskova'da, — dedi fransız, —
delikanlı gibi çıkıyordu merdivenleri!"
ardından mahcup bir şekilde dedi ki
genç koreli asker:
"o,
insanlığın hayali.
hayal dediğin
yaşlanır mı hiç?"
hintliyse dedi ki:
"o, komünizm gibi
ülkesinin çoktandır yol aldığı;
ve komünizm
sonsuz hayattır,
sonsuz gençliktir,
sonsuz bahardır."
vatansız ve kimliksiz olarak ait olduğu topraklarda yok olup gitmiştir.

kendi yazdığı şiiri buraya bırakıyorum.
bursa'dayım. hapishanede.
(gelmiyor aklıma,
hangi seneydi)
yoldaşlar göndermişti onun portresini,
bir fransız gazetesinden kesilmiş.
o, ulaştı bana kadar.
buldu yolunu.
parmaklıkların ve duvarların arasından
sızdı.
beyaz üniforması üstünde,
yıldızlarıyla göğsünde,
gülümsüyordu başkomutan.
belli ki çekilmişti bu fotoğraf,
gri kubbesinde
reichstag'ın
belirdikten sonra
üç sovyet askeri
ellerinde
askerî
kızıl sancakları ile.
ve bir kez daha,
volga'da,
birkaç sene sonra,
stahanovcu şoför tasya'nın kabininde
gördüm
portrenin birebir aynısını;
o, devam ediyordu gülümsemeye.
kısa bir süre önce de
pekin'deyken,
biz, kongre delegeleri,
gördük
onun son fotoğrafını
xıx. kongre'nin kürsüsünde.
duruyordu yanımda —
kolsuz koreli bir asker,
fransız bir dizgici
ve hintli bir şair.
dedim ki:
"babamız genç!"
"gördüm onu moskova'da, — dedi fransız, —
delikanlı gibi çıkıyordu merdivenleri!"
ardından mahcup bir şekilde dedi ki
genç koreli asker:
"o,
insanlığın hayali.
hayal dediğin
yaşlanır mı hiç?"
hintliyse dedi ki:
"o, komünizm gibi
ülkesinin çoktandır yol aldığı;
ve komünizm
sonsuz hayattır,
sonsuz gençliktir,
sonsuz bahardır."
devamını gör...
218.
ben içeri düştüğümden beri, güneşin etrafında on kere döndü dünya
ona sorarsanız: "lâfı bile edilmez, mikroskobik bir zaman."
bana sorarsanız: "on senesi ömrümün."
bir kurşun kalemim vardı, ben içeri düştüğüm sene
bir haftada yaza yaza tükeniverdi
ona sorarsanız: "bütün bir hayat."
bana sorarsanız: "adam sen de, bir-iki hafta."
katillikten yatan osman
ben içeri düştüğümden beri, yedi buçuğu doldurup çıktı
dolaştı dışarda bir vakit
sonra kaçakçılıktan düştü içeri, altı ayı doldurup çıktı
dün mektup geldi, evlenmiş, bir çocuğu doğacakmış baharda
şimdi on yaşına bastı
ben içeri düştüğüm sene ana rahmine düşen çocuklar
ve o yılın titrek, ince, uzun bacaklı tayları
rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldular çoktan
fakat zeytin fidanları hâlâ fidan, hâlâ çocuktur
yeni yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde, ben içeri düştüğümden beri
ve bizim hane halkı
bilmediğim bir sokakta, görmediğim bir evde oturuyor
pamuk gibiydi, bembeyazdı ekmek, ben içeri düştüğüm sene
sonra vesikaya bindi, bizim burada içeride
birbirini vurdu millet yumruk kadar, simsiyah bir tayın için
şimdi serbestledi yine, fakat esmer ve tatsız
ben içeri düştüğüm sene, ikincisi başlamamıştı henüz
dachau kampında fırınlar yakılmamış
atom bombası atılmamıştı hiroşima'ya
boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman
sonra kapandı resmen o fasıl
şimdi üçüncüden bahsediyor amerikan doları
fakat gün ışıdı her şeye rağmen, ben içeri düştüğümden beri
ve "karanlığın kenarından onlar
ağır ellerini toprağa basıp doğruldular" yarı yarıya
ben içeri düştüğümden beri, güneşin etrafında on kere döndü dünya
ve aynı ihtirasla ediyorum yine
ben içeri düştüğüm sene onlar için yazdığımı
onlar ki toprakta karınca
suda balık
havada kuş kadar çokturlar
korkak, cesur, cahil, hakim ve çocukturlar
ve kahreden yaratan ki onlardır
destanımızda yalnız onların mâceraları vardır.
ben içeri düştüğümden beri
ona sorarsanız: "lâfı bile edilmez, mikroskobik bir zaman."
bana sorarsanız: "on senesi ömrümün."
bir kurşun kalemim vardı, ben içeri düştüğüm sene
bir haftada yaza yaza tükeniverdi
ona sorarsanız: "bütün bir hayat."
bana sorarsanız: "adam sen de, bir-iki hafta."
katillikten yatan osman
ben içeri düştüğümden beri, yedi buçuğu doldurup çıktı
dolaştı dışarda bir vakit
sonra kaçakçılıktan düştü içeri, altı ayı doldurup çıktı
dün mektup geldi, evlenmiş, bir çocuğu doğacakmış baharda
şimdi on yaşına bastı
ben içeri düştüğüm sene ana rahmine düşen çocuklar
ve o yılın titrek, ince, uzun bacaklı tayları
rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldular çoktan
fakat zeytin fidanları hâlâ fidan, hâlâ çocuktur
yeni yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde, ben içeri düştüğümden beri
ve bizim hane halkı
bilmediğim bir sokakta, görmediğim bir evde oturuyor
pamuk gibiydi, bembeyazdı ekmek, ben içeri düştüğüm sene
sonra vesikaya bindi, bizim burada içeride
birbirini vurdu millet yumruk kadar, simsiyah bir tayın için
şimdi serbestledi yine, fakat esmer ve tatsız
ben içeri düştüğüm sene, ikincisi başlamamıştı henüz
dachau kampında fırınlar yakılmamış
atom bombası atılmamıştı hiroşima'ya
boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman
sonra kapandı resmen o fasıl
şimdi üçüncüden bahsediyor amerikan doları
fakat gün ışıdı her şeye rağmen, ben içeri düştüğümden beri
ve "karanlığın kenarından onlar
ağır ellerini toprağa basıp doğruldular" yarı yarıya
ben içeri düştüğümden beri, güneşin etrafında on kere döndü dünya
ve aynı ihtirasla ediyorum yine
ben içeri düştüğüm sene onlar için yazdığımı
onlar ki toprakta karınca
suda balık
havada kuş kadar çokturlar
korkak, cesur, cahil, hakim ve çocukturlar
ve kahreden yaratan ki onlardır
destanımızda yalnız onların mâceraları vardır.
ben içeri düştüğümden beri
devamını gör...
219.
(bkz: nazım hikmet ran)
ben,bir insan,
ben,türk şairi komünist nazım hikmet ben
tepeden tırnağa iman
tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret ben…
mavi gözlü dev olarak bilinen nazım hikmet
15 ocak 1902 günü osmanlı imparatorluğuna bağlı olan selanik kentinde
dünyaya gözlerini açan türk şair ve yazardır. parçalanmakta olan bir imparatorluğun çocuğudur. vatan sevdasının kıvılcımları kalemine çocuk yaştayken düşer. daha on bir yaşındayken osmanlı’nın balkan savaşları yenilgisi üzerine ‘’feryad-ı vatan’’
şiirini yazar. nazım hikmet şiirleri ve yazıları yüzünden defalarca yargılanır. nazım hikmet harp okulu öğrencilerini kışkırtarak darbe yapmak iddiasıyla gözaltına alınır. on beş yıl hapse mahküm olur. yıl 1938 dir, haksız yere tutuklanmıştır ve mustafa kemale kendi el yazısıyla mektup yazar.
atatürk ağır hastadır ve mektubu göremeden ölür. nazım hikmet birçok cezaevinde on iki yıldan fazla kalır. en güzel eserlerini demir parmaklıklar ardında yazar.
ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
ona sorsanız ‘’ lafı bile edilmez mikroskobik bir zaman.’’
bana sorsanız ‘’on senesi ömrümün…’’
bir kurşun kalemim vardı ben içeri düştüğüm sene.
bir haftada yaza yaza tükeniverdi.
ona sorsanız: ‘bütün bi ömür…’
bana sorsanız ‘’ adam sen de, bir iki hafta.’’
artık insanlar nazımın adını bile anmaktan korkar, kitapları yasaklanır. "yazılarım otuz kırk dilde basılır türkiye'mde türkçemle yasak" der nazım "otobiyografi" şiirinde.8 nisan 1950 de açlık grevine başlar. bu türkiye’nin ilk açlık grevidir. 1950 de çıkan af yasasıyla salıverilir nazım ama sürekli takip edilir. ülkesinden ayrılmak zorunda kalır. arkasında karısını ve üç aylık çocuğunu bırakıp moskova’ya gider.25 temmuz 1951 meclis kararıyla türk vatandaşlığından çıkarılır. asya ve afrika yazarlar birliği kongresine katılır. vatandaşı olamadığı için türk delegesi sayılamayacağı söylenir. nazım ise bir konuşma yapar ve herkesi etkileyip başkan seçilir. dünyaya tanıtır kendini, konferanslar verir, eserleri elliden fazla dile çevrilir. 3 haziran 1963 günü nazım hikmet 61 yaşında kalp krizi geçirir ve hayata vefat eder. ölümünden 2 yıl sonra 1965 yılından itibaren yasaklı olan şiir kitapları türkiye’de yayınlanmaya başlandı. ölümünden 46 yıl sonra 5 ocak 2009 tarihli bakanlar kurulu kararıyla vatandaşlığı geri verilir.
nasıl öfkelenmem düşündükçe memleketimi ? çırpınıyor ayakları altında bir avuç hergelenin.
ben,bir insan,
ben,türk şairi komünist nazım hikmet ben
tepeden tırnağa iman
tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret ben…
mavi gözlü dev olarak bilinen nazım hikmet
15 ocak 1902 günü osmanlı imparatorluğuna bağlı olan selanik kentinde
dünyaya gözlerini açan türk şair ve yazardır. parçalanmakta olan bir imparatorluğun çocuğudur. vatan sevdasının kıvılcımları kalemine çocuk yaştayken düşer. daha on bir yaşındayken osmanlı’nın balkan savaşları yenilgisi üzerine ‘’feryad-ı vatan’’
şiirini yazar. nazım hikmet şiirleri ve yazıları yüzünden defalarca yargılanır. nazım hikmet harp okulu öğrencilerini kışkırtarak darbe yapmak iddiasıyla gözaltına alınır. on beş yıl hapse mahküm olur. yıl 1938 dir, haksız yere tutuklanmıştır ve mustafa kemale kendi el yazısıyla mektup yazar.
atatürk ağır hastadır ve mektubu göremeden ölür. nazım hikmet birçok cezaevinde on iki yıldan fazla kalır. en güzel eserlerini demir parmaklıklar ardında yazar.
ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
ona sorsanız ‘’ lafı bile edilmez mikroskobik bir zaman.’’
bana sorsanız ‘’on senesi ömrümün…’’
bir kurşun kalemim vardı ben içeri düştüğüm sene.
bir haftada yaza yaza tükeniverdi.
ona sorsanız: ‘bütün bi ömür…’
bana sorsanız ‘’ adam sen de, bir iki hafta.’’
artık insanlar nazımın adını bile anmaktan korkar, kitapları yasaklanır. "yazılarım otuz kırk dilde basılır türkiye'mde türkçemle yasak" der nazım "otobiyografi" şiirinde.8 nisan 1950 de açlık grevine başlar. bu türkiye’nin ilk açlık grevidir. 1950 de çıkan af yasasıyla salıverilir nazım ama sürekli takip edilir. ülkesinden ayrılmak zorunda kalır. arkasında karısını ve üç aylık çocuğunu bırakıp moskova’ya gider.25 temmuz 1951 meclis kararıyla türk vatandaşlığından çıkarılır. asya ve afrika yazarlar birliği kongresine katılır. vatandaşı olamadığı için türk delegesi sayılamayacağı söylenir. nazım ise bir konuşma yapar ve herkesi etkileyip başkan seçilir. dünyaya tanıtır kendini, konferanslar verir, eserleri elliden fazla dile çevrilir. 3 haziran 1963 günü nazım hikmet 61 yaşında kalp krizi geçirir ve hayata vefat eder. ölümünden 2 yıl sonra 1965 yılından itibaren yasaklı olan şiir kitapları türkiye’de yayınlanmaya başlandı. ölümünden 46 yıl sonra 5 ocak 2009 tarihli bakanlar kurulu kararıyla vatandaşlığı geri verilir.
nasıl öfkelenmem düşündükçe memleketimi ? çırpınıyor ayakları altında bir avuç hergelenin.
devamını gör...
220.
.....
büsbütün unuttum seni eminim
maziye karıştı şimdi yeminim
kalbimde senin için yok bile kinim
bence sen de şimdi herkes gibisin.
büsbütün unuttum seni eminim
maziye karıştı şimdi yeminim
kalbimde senin için yok bile kinim
bence sen de şimdi herkes gibisin.
devamını gör...
