rüyamda birini düelloya davet ettim ve bu esnada ölümden hiç korkmadım. ilk defa ölümden korkmadığımı farkettim tedirgin oldum ve uyandım.
devamını gör...
rüya nedir?

bu yazıyı, rüyanın ne olduğuna dair aklımda ne var ne yok ortaya dökebilmek ve sonrasında rüya üzerine kafa yormaya devam edebilmek için yazıyorum.


rüyanın ne olduğunu anlatabilmem için önce kavramın ve imgenin ne olduğundan bahsetmem gerek.

kavram

aşağıdaki metin, trt2’ de yayınlanmış olan “ne diyoruz, ne anlıyoruz? ” programında şükrü haluk akalın’ ın bu soruya verdiği cevaptır:

“bir nesnenin veya düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımı türkçede kavram olarak adlandırılmaktadır. felsefede ise kavram nesnelerin veya olayların ortak özelliklerini kapsayan ve bir ortak ad altında toplayan genel tasarım olarak adlandırılıyor.

bu tanımlarda dikkati çeken en önemli özellik nesnelerin veya olayların ortak özelliklerini kapsayan ve bir ortak ad altında toplanan genel tasarım olması. kavramlar rastgele kullanılan rastgele üretilen sözcükler değildir. bu kavramların ortaya çıkması dilde yüzlerce yıllık gelişmenin sonucundadır.

sözlükçülükte kavramların tanımlanması dilin yüzlerce yıllık gelişimi içerisinde yaşadığı değişmeler göz önünde bulundurularak eski çıkarılan sözlüklerde nasıl tanımlanmış, zaman içerisinde hangi anlam genişlemeleri anlam daralmaları meydana gelmiş bütün bunlara bakılarak kavramlar tanımlanmaktadır.”

imge

“ imge fiziksel bir algılamanın ürettiği bir duyumun zihinde yeniden üretilmesidir. bu yüzden bir insanın gözü belli bir renge algıladığında, zihnine o rengin bir imgesini kaydedecektir- “ imge” sini, çünkü bu kişinin yaşantıladığı öznel duyum, nesnel rengin görünürde bir kopyası ya da sureti olacaktır. zihin doğrudan fiziksel algılamaları yansıtmadığında da imgeler üretebilir: bir zamanlar algıladığımız, ama artık var olmayan bir şeyi anımsama girişiminde, zihnin deneyim üzerinde amaçsızca gezinmesinde, imgelemin algılamadan yola çıkarak kurduğu birleşimlerde ya da rüyalara ve ateş nöbetine özgü sanrılarda, vb. olduğu gibi. “

norman friedman, imge, kitaplık dergisi, imge sayısı

“ dünyanın, nesnenin aynısı olan imge yoktur. imge; öznenin nesneyi yakalama, nesneye ulaşma, onunla barışma çabasıdır. doğadan kopan varlık olarak insanın alınyazısıdır. imge ; dünyayı kurcalama, açınlama, anlama, dile getirme çabasıdır. insansal dünyayı kurucu başlıca etkinliklerden biridir. dünya ile ilişkiye girmiş imgelemini ürünüdür.”

oğuz demiralp, imaj değil, imge, kitaplık dergisi, imge sayısı



rüya

zihnimiz, algılama yolu ile elde ettiği verilerden tasarımlar üretiyor. düşünme eylemi bu tasarımların birbiriyle etkileşimi ile gerçekleşiyor. bu düşünme eylemi de bir dil ortaya çıkarıyor. insanların olmadığı bir yerde hayatta kalıp büyüyebilen biri için de bir dil olacaktı ama çok büyük ölçüde sadece kendisinin bildiği bir dil olurdu diye tahmin ediyorum. biz, insanların arasında büyüyüp yetişen insanlar olarak içinde bulunduğumuz kültürün diline sahip oluyoruz. yani zihnimizin düşünme eyleminin ortaya çıkardığı dili göstergeler aracılığıyla ifade edebiliyoruz ve böylece düşünme eylemimizi kontrol edebiliyor, düşüncelerimizi işleyebiliyoruz.

başta bahsettiğim tasarımların tamamına imge diyerek kavramı da imgenin içine dahil ediyorum. biz bu imgelere kavramsal nitelikler ekleyerek bir dil öğrenip birbirimizle iletişim kurabiliyoruz. örneğin bir masa gördüğümüzde zihnimizde onun önce bir imgesi oluşuyor. bu imge bizim kendimize özgü deneyimlerimizle bütün yaşamımız boyunca şekilleniyor: çocukken kafamı çarptığım şey, bu anım yüzünden her zaman oval olanını tercih ettiğim şey , üstünde annemin altımı değiştirdiği şey, sınavlara hazırlanırken sevgilimle telefonda kavga edip üstüne kafamı yaslayıp ağladığım şey... ve ayaklar veya bir destek üzerine oturtulmuş, başka nesnelerin üzerinde durabildiği, yerden yüksek şey. bu son niteliği ile biz bu imgeye kavramsal nitelik ekleyip bir sözcük ile ifade ediyoruz: masa

masa' nın algılanma, bir imgeye dönüşme, benzerleri ile arasındaki ortak özelliklerinin saptanıp bu özellikleri ile bir isme kavuşma macerasını gördük. burada dikkat çekmek istediğim nokta: masanın algılanması, bir imgeye dönüşmesi kendiliğinden olurken benzerleri ile arasındaki ortak özelliklerin saptanıp bütün benzerlerine bir isim verilmesi ile sürece zihinsel bir mekanizma dahil oldu. bu mekanizma bizim toplumdan öğrendiğimiz, bizi sosyal yapan, başkalarıyla iletişim kurmamızı sağlayan bir mekanizma.* dünyaya geldikten sonraki deneyimimizde de bu mekanizma bir süre yeterli ölçüde kazanılamadığından şeylerin algılanması ve imgeye dönüşmesi maruz kalma biçiminde olurken kendimizde henüz yeterli seviyede (bir birey olarak kendimizi kavrayabileceğimiz yeterlilikten bahsediyorum) olmayan bu mekanizmayı ebeveynlerimizden, toplumdan ödünç alıyoruz. ödünç aldığımız bu mekanizmayı kendi kullanabileceğimiz yetkinliğe erişemediğimiz ölçüde de kim olduğumuzu, ne hissettiğimizi anlamakta güçlük çekip hastalanıyoruz. peki neden toplumun bize verdiği araçlarla kendimizi algılayıp, anlayamayız? çünkü deneyimimiz biriciktir. yaşadığımız her şeyi bizim gibi yaşayabilecek sadece biz varız. bu yüzden de deneyimimizi anlayabilme, yorumlayabilme sorumluluğumuz var. her ne kadar bu sorumluluğu topluma, dinlere, ideolojilere teslim etmeye çok hevesli olsak da.

uyumadığımız her an zihnimizi sürekli veriye maruz bırakıyor, imgeler üretiyoruz ve böylece zihnimizde bir imgeler ekosistemi oluşuyor. bu imgelerse sürekli zihnimizde geziniyor. bu imgeler bizi korkutabiliyor, aşık edebiliyor, hırslandırabiliyor, mutlu edebiliyor vs. biz bu imgeleri dil ile işleyebiliyoruz çünkü nesnel gerçekliğe tekabül eden tarafları olsa da gerçek değiller. ya da insanlar ne kadar bu imgelerin gerçek olmadığını söylese ve haklı olsalar da imgenin sahibi için imge gerçekten daha gerçektir. bu yüzden de rüyaların gerçek bir deneyim olup olmadığını ayırt etmekte başarılı olamayız. rüya görürken bu rüyanın bir rüya olduğunu fark edebilsek bile rüyanın bize hissettirdiklerinin önüne geçemeyiz.

peki nedir rüya? rüya zihnimizde oluşan bu ekosistemde kontrolsüzce gezen imgelerden bazılarıdır. bu bazı imgelere rüya dememizin sebebi: algılarımızı, yani sisteme veri girişini, neredeyse kapatmış olduğumuz durumlarda bilincimize görünmeleridir. dışsal gerçeklikle bağımızı neredeyse koparttığımız anlarda göründükleri için de gerçeklikten çok büyük ölçüde kopuk, absürd görünümler içerirler. peki neden görünürler? freud 'un dediği şekilde bizi tatmin etmek, dış dünyada gerçekleştiremediğimiz arzularımızı hayalimizde doyurmak için görünürler.

"rüya nedir?" sorusuna tekrar dönmek için tekrar imgelerden bahsedeceğim. masa örneğinde olduğu gibi algıladığımız her deneyim - tanıdığımız insanların her biri, yaşadığımız mahalle, şehir, ülke, insanlarla aramızdaki bağ, birilerinden nefret etmemiz, çalıştığımız insanlar, ekonomik kriz, okuduğumuz bir kitap, izlediğimiz film vs.- zihnimizde birer imgeye dönüşür. bu imgeler bizim bu imgeye karşılık gelen deneyimimizde ne hissettiklerimize göre şekillenirler ve hepsi başka imgeler, anlamlar içerirler. biz bilinç düzeyinde bu imgeleri büyük ölçüde toplumdan ödünç aldığımız mekanizma ile, yani dil ile işleriz. toplumdan ödünç aldığımız ve almak zorunda olduğumuz bu mekanizmayı; toplumun kültürü, baskısı, dayattığı kimliği ile bütün olarak bize ödünç verildiğinin farkındalığı ile bu dili kullanabilirsek: yani rüyalarımızın bilincimize gösterdiği anlam yumaklarını çözümleyebilirsek dünyada eşi benzeri olmayan biricik bir varlık olarak (bunları tabii ki de benzerlerinden değerli anlamında söylemiyorum.) kendimizin nasıl bir varlık olduğunu, kierkegaard 'dın deyişiyle "tanrının bizimle ne kastettiğini" anlayabiliriz. peki bu anlam yumaklarını çözümlemekle ne kastediyorum?

aslında metin tahlilinden bahsediyorum: yazar burada ne demek istemiş ? :)

devamı gelir inşallah..




*bu mekanizma ile ne kastediyorum? dil, bilinç,zeka...
devamını gör...
aralıklarla sürekli aynı yeri görüp duruyorum. çok garip, hep böyle tekrarlı rüyalarım oluyor. zihnim yeni mekan yaratmaya uğraşmıyor herhalde.*
devamını gör...
dün rüyamda zamanın geriye akışını gördüm ve uyandığımdaki o hüsranı anlatamam.
devamını gör...
şu an kendime niçin bu işkenceyi yapıyorum bilmiyorum ama..

bir tel kopar ahenk ebediyen kesilir...
yüzünü görmem..
yerini sormam..
elini tutmam..
seni hiç unutmam..
devamını gör...
su siralar sıkca gordugum. cogu da kabus niteliginde.
devamını gör...
mükemmel ötesi bir aga b şarkısı, hem de klipli filan.

devamını gör...
ruyamda bile insanların ozel hayat yanlıslarında araba silecegi kaldırıyorum. ihih.
devamını gör...
bu sabah ilk defa yuzunu ruyamda gordum. ilk defa o kadar zaman sonra bile.
devamını gör...
günler sonra gördüğüm rüya: penguenler ve buz dağları. sonra da kendi saçlarımı kesiyordum ömrümü kısalttım galiba. ama beğendim yakıştı bence.
devamını gör...
baskasindan alinan kullanilmis takilabilir esyalarin insanlarin ruyalarini birlestirdigi ile alakali bir film vardi, evet dogruymus sen giydikce verdiklerimi ruyalarimdasin.
devamını gör...
freud'a göre rüya: hayallerimizin, isteklerimizin, düşüncelerimizin, yapamadıklarımızın, bilinaçaltımızın gece rem uykumuza yansıması.
devamını gör...
bazen o kadar gerçekçi oluyorlar ki uyanınca çok büyük etki yaratıyor. bu kadar güzel bir rüya görüp sonunda uyanacağıma keşke en kötü kabusu görseydim diyorum. tüm özlemlerimi körüklüyor, eskiden güzel olup da şimdi kaçmam kurtulmam gereken ne varsa nispet yapar gibi önüme sunuyor. bazen de hiç görememekten iyidir diyorum.

ayrıca barış manço'nun 1992 yılında mega manço albümünde yer verdiği enstürmantel piyano şarkısı. yeri bende aydır

devamını gör...
"ünlü" grubunun 1996 yılında yayınlanan "son defa" albümünde yer alan, sözleri ve müziği tayfun ünlü'ye ait, çıktığı dönem büyük popülerlik kazanmış oldukça sağlam bir parçadır..hayal ile gerçek arasındaki ince çizgide kaybolan bir ilişkinin duygu yoğunluğunu anlatır.. tayfun ünlü'nün duygusal vokali ve şarkının melankolik havasını yansıtan klip, ünlü yönetmen fatih akın tarafından çekilmiştir. linki aşağıya bırakıyorum.
ünlü - rüya (official video)
devamını gör...
bu gece rüyamda bütün pişmanlıklarımı tek tek gezdim. uyandığımda üstümde yaşanmamış bir hayatın ağırlığı vardı.
devamını gör...
çok ilginç evlendiğimi görmüştüm.
devamını gör...
"rüyalar kişisel mitlerimizdir."joseph campbell
"rüyalar bilinçdışına giden kral yollarıdır."sigmund freud
"bilinç doğal olarak bilinçsiz herşeye direnir."c.g. jung

rüyayı görmemizin sebebi bilinçdışı içerik genişleyip bilinci daralttığında dengelemek adına uykuda bize bilmediğimiz yönlerimizi,yanlış anlam ve tutumlarımızı gösteren içeriklerdir. uykuda açığa çıkmasının sebebi bilincin ve egonun sınırlarının ortadan kalkmasıdır. bize idrak etmemiz için dil gibi sınırlayıcı değil,kolektif bilinçdışından atalarımızdan,ilkel insanımızın arketiplerinden sembolik bir şekilde yansır. sezinlemenin dilini kullanır.rüyalar çok çetrefilli gibi gözükse de bizde neye temas ettiğini biliriz,en iyi analizi o yüzden bireyin kendisi yapar.

gölge arketipinin gözüktüğü rüyalarda korku vardır genelde,bu korku görülmeyen içsel potansiyelin ve enerjininde gizlendiği yerdir. gölge genelde hemcinsiniz olarak gözükür. bende mesela eski bir adaşım olarak gözüktüğü rüyalar oldu.sizin tam tersi aspektinizde olur genelde çok uzun,çok kısa,çok açık,çok koyu gibi. anima/animusta ise karşı cinsinizdir. kompleksite boyutuna göre içerik çok geniştir.

kolektif sembollerde bilinçdışı genelde deniz,mağara(cave,kehf),kuyu,mezar,hamam,oda gibi gözükebilir. genelde bunlar bilinçdışınıza girmeniz gerektiğinin göstergesi olabilir. mitlerde ve dinlerde çok fazla örneği vardır. deniz örneği çok sık rastlanır, bilinçdışında derin bir noktanıza temas ediyor olabilir. aynı şekilde mağara içsel yolculuğunuza girmeniz ve zıtlıkları bütünlemeniz gerektiğini gösteriyor olabilir. genel olarak her rüya tamamen bireyin kendisine ait olduğu ve bilinçdışından yansıdığı için hepsi kendisine aittir.
devamını gör...
“seni görebildiğim yer rüyalar artık…” diyor mazhar alanson. bazen öyle bir kavram.
devamını gör...
bütün rüyaların aynı öneme sahip olmadığı söylenir genelde. bazı rüyaları, uyanır uyanmaz unutmuş olmamıza rağmen ömür boyu hatırladığımız ya da birkaç defa gördüğümüz rüyalarımız da olmuştur. jung, bu durumu şöyle açıklar:

"daha yakından bakıldığında 'küçük' rüyalar, öznel ve kişisel alandan gelen gece fantezisi fragmanlarıdır ve anlamları günlük olaylarla sınırlıdır. bu sebeple bu tarz rüyalar hemen unutulur; çünkü bunların geçerlilikleri psişik (ruhsal) dengenin günlük olarak değişmesiyle sınırlıdır. öte yandan önemli rüyalar ömür boyu hatırlanır ve çoğunlukla psişik deneyimin hazine dairesinin en değerli mücevherleridir."

özetlemek gerekirse, sürekli tekrar eden rüyalar genellikle bilinçaltımızda çözümleyemediğiz duygusal veya psikolojik olayların bir yansımasıdır. bu rüyaların altında bir travma yatabileceği gibi, yoğun stres, kaygı, suçluluk duygusu veya bastırılmış duygular da rol oynayabilir.
devamını gör...
100.
geçen gün rüyamda sözlük karmam 1600 oluyordu ve ne almam gerektiği konusunda kararsızdım.
rüyamda bile karmam 10000'leri göremedi gülücük.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"rüya" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim