hoşgörü
hoş görmek dediğimiz şeyin de bir sınırı olmalıdır. size her türlü aptalca davranışta bulunma lüksü yok kimsenin. aptallıkla karıştırılmamalı yani. bi yerde hop arkadaş orada dur bakalım diyebilmeli.
devamını gör...
mezarlık
beni ölünce çöpe falan atabilirsiniz.
ölümü deneyimlemeden önce de -ölüm nasıl deneyimleniyorsa öyle tabi- böyle düşünüyordum, şimdi de böyle diyorum. en azından doğaya, canlılara bir faydam olur. toprak altında da oluyor tabi muhakkak bu dediğim, ama iş büyük, zahmeti çok mezar işinin. ondan da ziyade birazdan bahsedeceğim gündemleri var. konu bedenin dönüşümü ise (daha çirkin bir kelime ile anmak istemediğim için özür dilemeyeceğim) gayet basit yollardan da gerçekleştirilebilir bu. her neyse. kimse çöpe atmayacak beni, bu belli bir şey. ama yapabilirler(di). gerçekten bu sorun değil(di).
mezar, mezarlık garip bir yer. sevdiğiniz birini orada bırakmak, o "ritüeli" yaşamak gerçekten çok ilginç. bundan daha da çok çarpıcı bir hissi var gömme konusunun. ne kadar somutta kalmaya çalışırsanız çalışın, neye inanıyor, nasıl anlamlandırıyor, nasıl yaşıyor olursanız olun ölümü, mezarlık, mezarın kendisi, kefenin ya da tabutun üzerine toprak atmak işi zihninizin, düşüncelerinizin üstünü de bir süreliğine örtüyor... saçma sapan şeyler düşünüyorsunuz. toprak, taş falan alıp eve getiriyorsunuz. çıkmıyor aklınızdan uzun süre. sinirleniyorsunuz falan. keşke sadece görevliler yapsa bu işi, kimse şahit olmasa falan diye düşündüğümü hatırlıyorum mesela. ya da keşke başka bir yolu olsa bu işin diye. yani konu ölümden çok bir süreliğine mezar oluyor bir yakınınızı kaybettiğinizde. yahu desenize ne genelleme yapıyorsun deli misin, sende böyle olmuş bu iş. her neyse. çekim eklerime sahip çıkıyorum yazının devamında tamam, söz.
ülkede en hızlı, en sorunsuz, en düzgün işleyen sistematiklerden biri kurulmuş defin süreci için desem abartmış olmam bence. yakınınız öldükten hemen sonra, hastanede gerçekleşen ölümler için konuşuyorum, vefat eden kişinin birinci derece yakınlarından birini önce belediye, ardından mezarlıklar müdürlüğü arıyor. son derece kısa ve nazikçe gerçekleşen bu telefon görüşmelerinde anlıyorsunuz ki, sizin için her şey önceden ayarlanmış. siz, doktorların sizi hazırlamaya çalışan "allahtan ümit kesilmez ama durum bu bu" minvalli tüm konuşmalarına maruz kalır yine de umudunuzu yitirmeden belki de yürüyerek çıkacak buradan diye hayaller aleminde gezerken, bir ekibin arka planda birkaç gün içinde ölmesi muhtemel yakınınız için çeşitli ayarlamalar yapmış olduğunu fark ediyorsunuz. her şey çok hızlı oluyor. belediye cenaze nakil aracı gönderiyor, sizin mezar yeriniz varsa oraya naklediliyorsunuz, yoksa sizin için ayarlanan mezar yerine götürülüyorsunuz görevlilerce. normalde devlet dairelerinde, resmi işlemlerde suratımıza bakılmamasına, sorduğumuz sorulara bile yarım ağızlı cevaplar almaya alışkın olduğumuz için sizin için hiç zahmet yaratılmadan işlerin hallediliyor olmasına şaşırmadan edemiyorsunuz hala şok haliniz devam ettiği için falan. garip. ben ölüm belgesinin 3 nüsha olarak bana ücretsiz şekilde fotokopi çekilip bir devlet hastanesinde teslim edilmesinden dolayı yaşadığım şaşkınlığı mezarlığa giderken ablama anlattım yaa. döndü bana baktı, gerizekalı mısın senem, bana ne şu an fotokopiden dedi. ama birini mezarlıklar müdürlüğüne birini bilmem nereye verecekmişiz, hatta isterseniz aslı gibidir yapıp çoğaltabilirim bile dedi görevli dedim. cevap vermedi.
diyemedim ki, işler halledilmeliydi ve sen hamilesin. muhatap bendim. işlerin halledilmesine odaklı olduğum için ana kaptırmışım kendimi, özür dilerim.
geliyorsun mezarlığa, gömülmeden önce yapılması gereken bazı işler var. son hazırlıklar... aslında çok bilmiyorum buralarını ben meselenin. hem görmek istemedim hem de çok bulanık zaten. mezarlığın içindeki camiye gidene kadarki süreç çok yok bende. o yüzden detay veremiyorum ama sonra bir noktada namaz kılınıyor ölen kişi müslümansa. şaşırdığın birçok insan geliyor. gelmesini istediğin, ihtiyacın olan kimileri gelemiyor belki. hala çok bir şey anlamıyorsun. miden bulanıyor. sigarayı iç, yeme diye fısıldıyor en yakın arkadaşın kulağına. biraz ağlıyorsun, saçma bir espri yapıyorsun beklerken. herkes gülümsüyor sen hariç. namaz bitiyor. hızla taşıyorlar tabutu. sessizce yürüyorsun arkalarından.
mezar yeri kazılmış oluyor vardığınızda. sen kimseyi aramadın halbuki. başka biri de aramış olamaz biliyorsun. kim bu insanlar, nereden biliyorlardı babamın öleceğini diye geçiyor kafandan. acaba daha önce mi öldü, bize mi söylemediler diye uyanıyor aklının şeytanları kısa bir an için. bize bildirdikleri saatin üzerinden daha kaç saat geçti ki? gece çalışmıyor devlet daireleri...
düşüncelerin çok hızlı dağılıyor. toparlayamıyorsun zaten hiçbir şeyi. bak şimdi tabutun kapağı açıldı. uçup gidiyor kafan. alıyorlar koyuyorlar kuyuya. bir imam duruyor baş ucunda. göz göze geliyor senle, kaçırıyor bakışlarını. yapmayın demek istiyorsun, diyemiyorsun ya da bir an önce bitirin. o da olmuyor. uzadıkça uzuyor. kürekleri alıyorlar birbirlerinden elinden. nedense... son görev. birinin üstüne toprak atma görevi? mükemmel değil mi...
sonrası yine karanlık. dedim ya düşünceler, zihin örtülüyor. şuursuz bir süreç başlıyor. savrula savrula. oraya buraya çarpa çarpa. ben sadece mezarın içini düşünüyordum. hep mutsuz değildim, biraz zaman geçti, oh, sonunda çektiği acılar bitti bile dedim. sonra kalktım mezarlığa gittim toparladığımı düşünüp, baktım hala aynı noktadayım. hmm peki. daha zamanı gelmemiş.
önce özlemedim ben bir süre. daha önce de söylemiştim bunu birkaç kez. başka şeyler yaşadım, düşündüm dediğim gibi. sonra o başka şeyler, özlem tarifsiz bir büyüklükle her yeri kaplayınca ya yok oldular ya gözümün önünden onları göremeyeceğim bir yerlerimde kayboldular. yarın anlayacağız. evet yarın mezarlığa gidiyorum yeniden. özlemimi giderebileceğim bir manası olan bir mekan olarak ele almıyorum mezarlığı. o taşın işaret ettiği mezar yerinde bir ceset var çürümüş, babam yok. onunla konuşabileceğim bir yer falan da değil orası. hiçbir manası yok. mermerle etrafı çevrilmiş birkaç ton toprak görebiliyor olacağımı umuyorum yarın. ama böyle şeyleri yaşamadan tahmin edemiyorsun. böyle şeyleri düşünmemek gerektiğini ise yeterince kanadıktan sonra öğreniyorsun.
bakalım.
ölümü deneyimlemeden önce de -ölüm nasıl deneyimleniyorsa öyle tabi- böyle düşünüyordum, şimdi de böyle diyorum. en azından doğaya, canlılara bir faydam olur. toprak altında da oluyor tabi muhakkak bu dediğim, ama iş büyük, zahmeti çok mezar işinin. ondan da ziyade birazdan bahsedeceğim gündemleri var. konu bedenin dönüşümü ise (daha çirkin bir kelime ile anmak istemediğim için özür dilemeyeceğim) gayet basit yollardan da gerçekleştirilebilir bu. her neyse. kimse çöpe atmayacak beni, bu belli bir şey. ama yapabilirler(di). gerçekten bu sorun değil(di).
mezar, mezarlık garip bir yer. sevdiğiniz birini orada bırakmak, o "ritüeli" yaşamak gerçekten çok ilginç. bundan daha da çok çarpıcı bir hissi var gömme konusunun. ne kadar somutta kalmaya çalışırsanız çalışın, neye inanıyor, nasıl anlamlandırıyor, nasıl yaşıyor olursanız olun ölümü, mezarlık, mezarın kendisi, kefenin ya da tabutun üzerine toprak atmak işi zihninizin, düşüncelerinizin üstünü de bir süreliğine örtüyor... saçma sapan şeyler düşünüyorsunuz. toprak, taş falan alıp eve getiriyorsunuz. çıkmıyor aklınızdan uzun süre. sinirleniyorsunuz falan. keşke sadece görevliler yapsa bu işi, kimse şahit olmasa falan diye düşündüğümü hatırlıyorum mesela. ya da keşke başka bir yolu olsa bu işin diye. yani konu ölümden çok bir süreliğine mezar oluyor bir yakınınızı kaybettiğinizde. yahu desenize ne genelleme yapıyorsun deli misin, sende böyle olmuş bu iş. her neyse. çekim eklerime sahip çıkıyorum yazının devamında tamam, söz.
ülkede en hızlı, en sorunsuz, en düzgün işleyen sistematiklerden biri kurulmuş defin süreci için desem abartmış olmam bence. yakınınız öldükten hemen sonra, hastanede gerçekleşen ölümler için konuşuyorum, vefat eden kişinin birinci derece yakınlarından birini önce belediye, ardından mezarlıklar müdürlüğü arıyor. son derece kısa ve nazikçe gerçekleşen bu telefon görüşmelerinde anlıyorsunuz ki, sizin için her şey önceden ayarlanmış. siz, doktorların sizi hazırlamaya çalışan "allahtan ümit kesilmez ama durum bu bu" minvalli tüm konuşmalarına maruz kalır yine de umudunuzu yitirmeden belki de yürüyerek çıkacak buradan diye hayaller aleminde gezerken, bir ekibin arka planda birkaç gün içinde ölmesi muhtemel yakınınız için çeşitli ayarlamalar yapmış olduğunu fark ediyorsunuz. her şey çok hızlı oluyor. belediye cenaze nakil aracı gönderiyor, sizin mezar yeriniz varsa oraya naklediliyorsunuz, yoksa sizin için ayarlanan mezar yerine götürülüyorsunuz görevlilerce. normalde devlet dairelerinde, resmi işlemlerde suratımıza bakılmamasına, sorduğumuz sorulara bile yarım ağızlı cevaplar almaya alışkın olduğumuz için sizin için hiç zahmet yaratılmadan işlerin hallediliyor olmasına şaşırmadan edemiyorsunuz hala şok haliniz devam ettiği için falan. garip. ben ölüm belgesinin 3 nüsha olarak bana ücretsiz şekilde fotokopi çekilip bir devlet hastanesinde teslim edilmesinden dolayı yaşadığım şaşkınlığı mezarlığa giderken ablama anlattım yaa. döndü bana baktı, gerizekalı mısın senem, bana ne şu an fotokopiden dedi. ama birini mezarlıklar müdürlüğüne birini bilmem nereye verecekmişiz, hatta isterseniz aslı gibidir yapıp çoğaltabilirim bile dedi görevli dedim. cevap vermedi.
diyemedim ki, işler halledilmeliydi ve sen hamilesin. muhatap bendim. işlerin halledilmesine odaklı olduğum için ana kaptırmışım kendimi, özür dilerim.
geliyorsun mezarlığa, gömülmeden önce yapılması gereken bazı işler var. son hazırlıklar... aslında çok bilmiyorum buralarını ben meselenin. hem görmek istemedim hem de çok bulanık zaten. mezarlığın içindeki camiye gidene kadarki süreç çok yok bende. o yüzden detay veremiyorum ama sonra bir noktada namaz kılınıyor ölen kişi müslümansa. şaşırdığın birçok insan geliyor. gelmesini istediğin, ihtiyacın olan kimileri gelemiyor belki. hala çok bir şey anlamıyorsun. miden bulanıyor. sigarayı iç, yeme diye fısıldıyor en yakın arkadaşın kulağına. biraz ağlıyorsun, saçma bir espri yapıyorsun beklerken. herkes gülümsüyor sen hariç. namaz bitiyor. hızla taşıyorlar tabutu. sessizce yürüyorsun arkalarından.
mezar yeri kazılmış oluyor vardığınızda. sen kimseyi aramadın halbuki. başka biri de aramış olamaz biliyorsun. kim bu insanlar, nereden biliyorlardı babamın öleceğini diye geçiyor kafandan. acaba daha önce mi öldü, bize mi söylemediler diye uyanıyor aklının şeytanları kısa bir an için. bize bildirdikleri saatin üzerinden daha kaç saat geçti ki? gece çalışmıyor devlet daireleri...
düşüncelerin çok hızlı dağılıyor. toparlayamıyorsun zaten hiçbir şeyi. bak şimdi tabutun kapağı açıldı. uçup gidiyor kafan. alıyorlar koyuyorlar kuyuya. bir imam duruyor baş ucunda. göz göze geliyor senle, kaçırıyor bakışlarını. yapmayın demek istiyorsun, diyemiyorsun ya da bir an önce bitirin. o da olmuyor. uzadıkça uzuyor. kürekleri alıyorlar birbirlerinden elinden. nedense... son görev. birinin üstüne toprak atma görevi? mükemmel değil mi...
sonrası yine karanlık. dedim ya düşünceler, zihin örtülüyor. şuursuz bir süreç başlıyor. savrula savrula. oraya buraya çarpa çarpa. ben sadece mezarın içini düşünüyordum. hep mutsuz değildim, biraz zaman geçti, oh, sonunda çektiği acılar bitti bile dedim. sonra kalktım mezarlığa gittim toparladığımı düşünüp, baktım hala aynı noktadayım. hmm peki. daha zamanı gelmemiş.
önce özlemedim ben bir süre. daha önce de söylemiştim bunu birkaç kez. başka şeyler yaşadım, düşündüm dediğim gibi. sonra o başka şeyler, özlem tarifsiz bir büyüklükle her yeri kaplayınca ya yok oldular ya gözümün önünden onları göremeyeceğim bir yerlerimde kayboldular. yarın anlayacağız. evet yarın mezarlığa gidiyorum yeniden. özlemimi giderebileceğim bir manası olan bir mekan olarak ele almıyorum mezarlığı. o taşın işaret ettiği mezar yerinde bir ceset var çürümüş, babam yok. onunla konuşabileceğim bir yer falan da değil orası. hiçbir manası yok. mermerle etrafı çevrilmiş birkaç ton toprak görebiliyor olacağımı umuyorum yarın. ama böyle şeyleri yaşamadan tahmin edemiyorsun. böyle şeyleri düşünmemek gerektiğini ise yeterince kanadıktan sonra öğreniyorsun.
bakalım.
devamını gör...
kafa sözlük muhalifleri

bu tarz tanımları yüzünden yönetimin şutlamış olması muhtemel olan, sanıyorum ki gömülmüş olan bir yazarın trajedilerle dolu hezeyanı.
sözlüğü az çok sevmemizin sebebi, bunun gibi kendi reklamının peşinde cinsiyetçi hıyarları barındırmaması.
en azından benim için öyle.
link
devamını gör...
normal sözlük vs ekşi sözlük
kafa sözlük nezih, seviyeli, eğlenceli iken ekşi sözlük daha bilgilendirici ancak küfür kiyamet ve yoğun troll istilasına uğramış durumda.
devamını gör...
deutschland
rammstein’ın uzun bir sessizlikten sonra “ahanda buradayız, biz bu işte ustayız.” dedikleri ve 2019 yılında yayınlanan şarkısıdır. grup bu şarkısıyla çok eleştirildi. eleştirilme nedeni ise şarkının sözleri değil, klibidir. öyle ki bu tartışmalar uzayınca şarkı ve klip hakkında analizler yapıldı. yapılan analizi aşağıya link olarak ekliyorum.
şarkının bir kısmını evirelim çevirelim;
“.......
seni lanetlemek için seviyorum
almanya soğuk nefes alırsın
çok genç ve çok yaşlısın
almanya, aşkın
bir lanet ve bir kutsama
........
sen aşırı güçlü, gereksiz güçlü
ben süper insan, hasta ve yorgun
biz, çok hızlı yükselip çok hızlı düşenler
.......”
sözlerinde eleştirilecek bir durum yok. grup tarihe tarafsız bakmış. doğrusu ve yanlışıyla sahip çıkmıştır. tarihe taraflı bakılmaz. bizde tarih denilince “ver mehteri” anlayışı olunca, rammstein’ın yaptığı çok cesurca ama bir o kadar da normal olandır.
klibe gelelim;
benim bugüne kadar izlediğim en iyi kliptir. öyle ki, 5 dakikalık şarkıya 10 dakika klip çekmişler. jenerik akıyor ha akıyor.tamamı epik görüntülerle doludur. klibi izleyenler, vereceğim örnekleri hatırlayacaklardır. izlemeyenler de izlesin! bu bir emirdir.
yapılan eleştirilere gelelim;
vurucu olanı, grup üyelerinin bir toplama kampında idam edildikleri sahnedir. bir diğeri, o dönem yahudiler tanınsın diye davud yıldızı şeklinde işaretler taşımaları zorunluydu. buna klipte bir gönderme yapılıyor olmasıdır. klibi izlerken siyahi bir kadın görürüz başrol olarak. bu ise almanya’nın yüzleşmesi gereken göçmen politikalarına bir gönderimdir. çok tartışılan bir diğer sahne ise doğum anıdır. burada bir bebek yerine bir köpek dünyaya gelir. bu ise aslında sadakati simgeler. rammstein klibin sonuna bir “mutlu son” eklemiştir.
almanlar tartışa dursun, biz dinlemeye bakalım. şarkı müthiştir. klibi dehşettir.
klibe gider
analize gider
şarkının bir kısmını evirelim çevirelim;
“.......
seni lanetlemek için seviyorum
almanya soğuk nefes alırsın
çok genç ve çok yaşlısın
almanya, aşkın
bir lanet ve bir kutsama
........
sen aşırı güçlü, gereksiz güçlü
ben süper insan, hasta ve yorgun
biz, çok hızlı yükselip çok hızlı düşenler
.......”
sözlerinde eleştirilecek bir durum yok. grup tarihe tarafsız bakmış. doğrusu ve yanlışıyla sahip çıkmıştır. tarihe taraflı bakılmaz. bizde tarih denilince “ver mehteri” anlayışı olunca, rammstein’ın yaptığı çok cesurca ama bir o kadar da normal olandır.
klibe gelelim;
benim bugüne kadar izlediğim en iyi kliptir. öyle ki, 5 dakikalık şarkıya 10 dakika klip çekmişler. jenerik akıyor ha akıyor.tamamı epik görüntülerle doludur. klibi izleyenler, vereceğim örnekleri hatırlayacaklardır. izlemeyenler de izlesin! bu bir emirdir.
yapılan eleştirilere gelelim;
vurucu olanı, grup üyelerinin bir toplama kampında idam edildikleri sahnedir. bir diğeri, o dönem yahudiler tanınsın diye davud yıldızı şeklinde işaretler taşımaları zorunluydu. buna klipte bir gönderme yapılıyor olmasıdır. klibi izlerken siyahi bir kadın görürüz başrol olarak. bu ise almanya’nın yüzleşmesi gereken göçmen politikalarına bir gönderimdir. çok tartışılan bir diğer sahne ise doğum anıdır. burada bir bebek yerine bir köpek dünyaya gelir. bu ise aslında sadakati simgeler. rammstein klibin sonuna bir “mutlu son” eklemiştir.
almanlar tartışa dursun, biz dinlemeye bakalım. şarkı müthiştir. klibi dehşettir.
klibe gider
analize gider
devamını gör...
terrarium
günümüzde oldukça adını sık duyduğumuz terrarium , latince kökenli terra(toprak) ve aquarium (akvaryum) kelimelerinin birleşimiyle oluşan, fanus içinde bitki yetiştiriciliğidir. dilimizde " teraryum" olarak adlandırılır.
teraryum , bazı bitki türleri ve bazı hayvanlar için oluşturulmuş minyatür ekosistemdir. 1830’lu yıllarda ingiliz botanist nathaniel bagshaw ward tarafından ilk teraryum örnekleri yapılmıştır. londra’nın havasının nemli, tozlu ve kötü olmasından, bitkilerin hayatta kalma şansı olmuyormuş. tesadüfi bir şekilde kavanozların içindeki toprakta yeşeren bitkileri izleme olanağı bulan nathaniel bagshaw ward, onları korumak için bu kavanoz sisteminden mülhem olmuş ve kendi yöntemini geliştirmiştir.
dekoratif amaçlı, minik bahçe görünümüyle eve veya ofisin bir köşesine koyulacak teraryum ile görsel şölen yapılabilirsiniz. hobi amaçlı başlanılıp ileri de ticari olarakta yapılabilen eğlenceli bir iştir. yapımı da oldukça basittir. büyüklüğü tercihe göre değişen cam fanusun zeminine toprak, taş, renkli çakıl taşları da yerleştirip, üzerine çeşitli bitkiler (kaktüs, sukulent) dikilir ve küçük zarif objelerle de zenginleştirilir.
teraryum da her bitki yetişmeyeceği için birbirine uygun bitkiler ve uygun toprak kullanılmalıdır.
bitkiler çok fazla suya ihtiyaç duymadığından sulama kontrollü ve fısfıs ile yapılmalıdır. direk güneş ışığı almayan aydınlık ortamda olmalıdır.
teraryum da dikkat edilmesi gereken önemli bir konu da, fanusun camının buhar olmaması , yosun tutmaması ve bitkilerin yaprakları yanıp çürememesi için fazla sıcak ortamda bulundurulmamalıdır...
armut görünümlü terraryum
teraryum , bazı bitki türleri ve bazı hayvanlar için oluşturulmuş minyatür ekosistemdir. 1830’lu yıllarda ingiliz botanist nathaniel bagshaw ward tarafından ilk teraryum örnekleri yapılmıştır. londra’nın havasının nemli, tozlu ve kötü olmasından, bitkilerin hayatta kalma şansı olmuyormuş. tesadüfi bir şekilde kavanozların içindeki toprakta yeşeren bitkileri izleme olanağı bulan nathaniel bagshaw ward, onları korumak için bu kavanoz sisteminden mülhem olmuş ve kendi yöntemini geliştirmiştir.
dekoratif amaçlı, minik bahçe görünümüyle eve veya ofisin bir köşesine koyulacak teraryum ile görsel şölen yapılabilirsiniz. hobi amaçlı başlanılıp ileri de ticari olarakta yapılabilen eğlenceli bir iştir. yapımı da oldukça basittir. büyüklüğü tercihe göre değişen cam fanusun zeminine toprak, taş, renkli çakıl taşları da yerleştirip, üzerine çeşitli bitkiler (kaktüs, sukulent) dikilir ve küçük zarif objelerle de zenginleştirilir.
teraryum da her bitki yetişmeyeceği için birbirine uygun bitkiler ve uygun toprak kullanılmalıdır.
bitkiler çok fazla suya ihtiyaç duymadığından sulama kontrollü ve fısfıs ile yapılmalıdır. direk güneş ışığı almayan aydınlık ortamda olmalıdır.
teraryum da dikkat edilmesi gereken önemli bir konu da, fanusun camının buhar olmaması , yosun tutmaması ve bitkilerin yaprakları yanıp çürememesi için fazla sıcak ortamda bulundurulmamalıdır...
armut görünümlü terraryum
devamını gör...
hala zevkle izlenen çizgi filmler
gumball.
devamını gör...
13 mayıs 2021 süleyman soylu açıklamaları
çetelerin ve mafyaların çökertildiğini vurgulamış..
bu ülkede düzen ne zaman bozuldu biliyor musunuz arkadaşlar?
kurtlar konseyi dağıtıldıktan sonra bozuldu. tamam bir iki sehem düşündükleri gibi gitmemiş olabilir.
çakır istanbul sefiri olarak kalsaydı, hüsrev ağa ve testere uyuşturucuyu sadece ihraç edeceklerdi. ülkede bugün uyuşturucu kullanımının ne kadar yaygın olduğunu hepimiz biliyoruz...
silah üretimi ve ticareti i baron kontrolünde laz ziya tarafından yapılıyor olsaydı, herkes beline silah takıp mafyacılık oynamayacaktı.
züüüriyetsiz itoğluerdal babasını öldürmeseydi bonzai gibi kimyasallar sektöre girmeyecekti.
aslında bütün suç aslan bey’de, sen ne diye tarikatçı bir adamı, devlet yapılanmasını bozmak için yetiştirip canlı bomba olarak konseyin ortasına atarsın?
bütün bugünler polat gibi hayalperest ve tarikatçı zihniyetler yüzünden yaşanıyor.
herkesi öldürdü, tek büyük ben olacağım dedi ammaa ortalık çakırbeylilere kaldı.....
işte yeni türkiye arkadaşlar, zihniyet ortada...
her şeyi biz biliriz, biz dünya’ya hükmederiz cahil cesareti.....
ünal kaplan’ın son döneminde, beynini yıkadı bu adamlar,
ülkede çeteler mi çökertilmiş, mafyalar mı bitmiş, uyuşturucu kullanımı mı sıfırlanmış?????
en çok üzüldüğüm ise elbette iplikçi nedim ’in yokluğu....
bugün bizlere tel aviv merkezinden haberler uçururdu.
sonuç olarak bugünlere bizi aslan bey’in hırsları ve polat’ın egosu ve elbette pala’nın 10 kağıt koparma uğruna halo’ya takılı kalması getirdi.
bu ülkede düzen ne zaman bozuldu biliyor musunuz arkadaşlar?
kurtlar konseyi dağıtıldıktan sonra bozuldu. tamam bir iki sehem düşündükleri gibi gitmemiş olabilir.
çakır istanbul sefiri olarak kalsaydı, hüsrev ağa ve testere uyuşturucuyu sadece ihraç edeceklerdi. ülkede bugün uyuşturucu kullanımının ne kadar yaygın olduğunu hepimiz biliyoruz...
silah üretimi ve ticareti i baron kontrolünde laz ziya tarafından yapılıyor olsaydı, herkes beline silah takıp mafyacılık oynamayacaktı.
züüüriyetsiz itoğluerdal babasını öldürmeseydi bonzai gibi kimyasallar sektöre girmeyecekti.
aslında bütün suç aslan bey’de, sen ne diye tarikatçı bir adamı, devlet yapılanmasını bozmak için yetiştirip canlı bomba olarak konseyin ortasına atarsın?
bütün bugünler polat gibi hayalperest ve tarikatçı zihniyetler yüzünden yaşanıyor.
herkesi öldürdü, tek büyük ben olacağım dedi ammaa ortalık çakırbeylilere kaldı.....
işte yeni türkiye arkadaşlar, zihniyet ortada...
her şeyi biz biliriz, biz dünya’ya hükmederiz cahil cesareti.....
ünal kaplan’ın son döneminde, beynini yıkadı bu adamlar,
ülkede çeteler mi çökertilmiş, mafyalar mı bitmiş, uyuşturucu kullanımı mı sıfırlanmış?????
en çok üzüldüğüm ise elbette iplikçi nedim ’in yokluğu....
bugün bizlere tel aviv merkezinden haberler uçururdu.
sonuç olarak bugünlere bizi aslan bey’in hırsları ve polat’ın egosu ve elbette pala’nın 10 kağıt koparma uğruna halo’ya takılı kalması getirdi.
devamını gör...
histrionik kişilik bozukluğu
oyuncu kişilikler olarak da adlandırılmaktadırlar. bu kişiler fazla dramatik, duygusal, etkileyici davranır. ilgi odağı olma beklentisi, baştan çıkarıcı davranma, fiziki görünümüne aşırı dikkat ve insanları kullanma, hızlı değişen duygular, gösteriş onlar için fazlasıyla ön plandadır.
aslında içlerinde kendilerinin zayıf olduğu düşüncesi yatar. dünyayla baş edebilmek için zayıf ve güçsüz olduklarını düşündüklerinden çeşitli oyunlarla (olayları dramatize etme, etkileyici davranma vb.) insanları etkilemeye ve kendilerine bağlamaya çalışırlar.
zor kişiliklerle yaşamak adlı kitapta bulunan histriyonik kişilerle baş etme yollarından önemli gördüklerimi açıklayacak olursam:
- dramatik ve aşırı durumlara karşı hazırlıklı olun: histriyonik kişiliğe sahip olduğunu anladığınız kişinin yaptıkları size garip ve saçma gelebilir fakat bu onların karakteridir, ona göre kendisi aşırıya kaçmaz veya kapris yapmaz. bu yüzden yaptıklarına sinirlenmek yerine karakterlerinin böyle olduğunu kabullenmek gerekir.
- her normal davranışından sonra ona ilgi gösterin: tüm o oyuncu davranışlarına rağmen kısa bir süre de olsa normal (bize göre) davrandığında samimi ilgi onlara iyi gelecektir.
''çoğunlukla rahatsızlık veren bir davranışı önlemenin en iyi yolu, tersi davranışları alabildiğince desteklemektir.'' (lelord and andre, 1996).
- onunla alay etmeyin: alay, kişinin benliğine zarar verir. alay edildiğini hisseden histiyonik kişilikler daha fazla ilgi çekmek için tehlikeli girişimlerde bulunabilir (intihar etmeye kadar tehlikeli bir girişim).
- çok yumuşak olmayın: çocuksu oyunlarına karşı şefkat duysanız da ani tutum değişikliklerinden dolayı sizleri oyunun bir parçası haline getirebilirler.
kaynak: lelord f., & andre c. (1996) ''zor kişilikler''le yaşamak, iletişim yayınları, pp. 91-97.
aslında içlerinde kendilerinin zayıf olduğu düşüncesi yatar. dünyayla baş edebilmek için zayıf ve güçsüz olduklarını düşündüklerinden çeşitli oyunlarla (olayları dramatize etme, etkileyici davranma vb.) insanları etkilemeye ve kendilerine bağlamaya çalışırlar.
zor kişiliklerle yaşamak adlı kitapta bulunan histriyonik kişilerle baş etme yollarından önemli gördüklerimi açıklayacak olursam:
- dramatik ve aşırı durumlara karşı hazırlıklı olun: histriyonik kişiliğe sahip olduğunu anladığınız kişinin yaptıkları size garip ve saçma gelebilir fakat bu onların karakteridir, ona göre kendisi aşırıya kaçmaz veya kapris yapmaz. bu yüzden yaptıklarına sinirlenmek yerine karakterlerinin böyle olduğunu kabullenmek gerekir.
- her normal davranışından sonra ona ilgi gösterin: tüm o oyuncu davranışlarına rağmen kısa bir süre de olsa normal (bize göre) davrandığında samimi ilgi onlara iyi gelecektir.
''çoğunlukla rahatsızlık veren bir davranışı önlemenin en iyi yolu, tersi davranışları alabildiğince desteklemektir.'' (lelord and andre, 1996).
- onunla alay etmeyin: alay, kişinin benliğine zarar verir. alay edildiğini hisseden histiyonik kişilikler daha fazla ilgi çekmek için tehlikeli girişimlerde bulunabilir (intihar etmeye kadar tehlikeli bir girişim).
- çok yumuşak olmayın: çocuksu oyunlarına karşı şefkat duysanız da ani tutum değişikliklerinden dolayı sizleri oyunun bir parçası haline getirebilirler.
kaynak: lelord f., & andre c. (1996) ''zor kişilikler''le yaşamak, iletişim yayınları, pp. 91-97.
devamını gör...
nazım hikmet ran
bugün beni ilk defa,
güneşe çıkardılar.
ve ben, ömrümde ilk defa
gökyüzünün
bu kadar benden uzak,
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
güneşe çıkardılar.
ve ben, ömrümde ilk defa
gökyüzünün
bu kadar benden uzak,
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
devamını gör...
köylü yazardan ironiler
sesinde huzur var.*
devamını gör...
güzel bir kadını çirkin gösteren detaylar
küfürlü ve bayağı konuşması.
devamını gör...
yazarların duymuş olduğu en garip isim
kimsenin yazmamasına şaşırdığım isimdir.
(bkz: zebercet)
edit: ha bir de şey var: (bkz: abdülrezzak)*
(bkz: zebercet)
edit: ha bir de şey var: (bkz: abdülrezzak)*
devamını gör...
mesut yılmaz
yavaş ve kesik kesik konuşması ile meşhur siyasetçi.
şimdi şimdi derdi, gerisi beş dakika sonra gelirdi. o esnada dikkatte dağılırdı.
iyi bir şey mi söyledi, kötü bir şey mi söyledi kimse anlamazdı.
şimdi şimdi derdi, gerisi beş dakika sonra gelirdi. o esnada dikkatte dağılırdı.
iyi bir şey mi söyledi, kötü bir şey mi söyledi kimse anlamazdı.
devamını gör...
sözlük radyo istek saati
iki adet istek şarkı isteyeceğim başlık.
- şebnem ferah/ deli kızım uyan
- musa eroğlu/ mihriban
teşekkürler.
- şebnem ferah/ deli kızım uyan
- musa eroğlu/ mihriban
teşekkürler.
devamını gör...
kendime not
kendi önünden çekil.
devamını gör...
normal sözlük'e eksileme butonu gelsin kampanyası
bence gelmesin. tanım hoşa gitmiyorsa beğenmez geçersiniz ya da tepkinizi alt tanım ya da tanım sahibi yazara özelden yazarak gösterirsiniz. yarın eksi butonu gelirse, o eksi oyların kuru gürültüsü çok olur. moderasyon ekibi bence doğrusunu düşünmüş, eksi butonu koymayarak olası kaosa engel olmuşlar.
devamını gör...


