erkekler kadınları neden zor anlıyor sorunsalı
gerçekten anlamak istediklerini düşünmüyorum. isteyen anlıyor çünkü. atla deve değil. kuantum mekaniği de değil. anlamıyorsanız gariplik sizdedir bence.
hatta bana kalırsa zaten anlıyorlar da yukarıdaki yazar arkadaşın da dediği gibi işlerine gelmiyor.
örnek üzerinden anlatayım derdimi. mesela kadınlar genellikle ilgiyi seven bir cins. kendi ağzıyla diyor ki "beni her gün ara". adam bunu bildiği halde "ben böyleyim kızım, işine gelirse!" modunda takılıyor. kadın başlıyor ilişkide istediği ilgiyi almadığı için hırçınlaşmaya. bir bakıyorsunuz adam "yemini suyunu veriyorum, yine de mutsuz" havalarında. sanki karşısında kedisi köpeği var... kardeşim, sen ilişkide olduğun gibi kabullenilmek istiyorsun. kadın senin istediğin gibi davransın istiyorsun. o arkadaşlarıyla görüşmesin istiyorsun, sana her gün yemek yapsın istiyorsun. istiyorsun da istiyorsun... kadın bir şey isteyince "ben yapmam" demeyeceksin o zaman. ilişki karşılıklı yürütülür. bir telefon etsen eline yapışmaz, karşındakini bu kadar kolay mutlu etme şansını niye tepersin hem?
***
bu işi telefon etmeye indirgemeyin. örnek olsun diye yazdım onu. genellikle yaşanan şey bu. kadın çoğunlukla ilişkide ne istediğini açıkça konuşuyor, söylüyor. bu her gün aranmak olur, dürüstlük olur, başka bir şey olur. çoğu istek de yapamayacağınız şeyler değil. hatta normal bir insanın zaten yapıyor olması gereken şeyler. siz işi inada bindirip özgürlüğünüze müdahale diye düşünürseniz ve hiçbir şey yapmaya yanaşmazsanız kadın da yavaş yavaş fokurdamaya başlar. kaynayıp üzerinize dökülünce de "kadınları anlamıyom yeaa!"... bu kafayla -kadınları geçtim- herhangi başka bir şeyi anladığınıza emin misiniz peki?
bir de kıskançlık meselesi var. bunun kuralı basit: kendinize yapılmasını istemediğiniz hiçbir şeyi kadına yapmayın. bu kadar sadece.
hiç kızıp gücenmeyin arkadaşlar! karşınızdaki insanın sizden makul beklentileri olduğunda bunu yapmıyorsanız ilişkiniz karışık bir yün yumağına döner. bu aile ilişkilerinde de böyledir, normal arkadaşlıkta da... bunu olay haline siz getiriyorsunuz.
ilişki dediğinizde dürüstlük, sevgi, saygı, ilgi, samimiyet, merhamet gibi duyguların hepsi vardır, olmalıdır. siz bunlara uygun davrandığınızda bunun kıymetini bilmeyen insan zaten normal değildir, uzak durun ondan. fakat siz insanlara saygı duymaz, sevgi vermez, dürüst olmaz ve insan gibi davranmazsanız, her fırsatta onları aldatırsanız doğal ve haklı olarak tepki görürsünüz. bunun adı kadınları anlamamak değil işine geldiği gibi davranmaktan vazgeçmemek ve buna rağmen sürekli anlayış beklemektir.
belirli bir olgunluğa erişmiş normal insanlar için konuştum ve henüz reşit olmuş ama aslında ergenlik dönemi henüz bitmemiş olan kadınları ayrı tuttum burada. o dönemde hormonlar aklın ve mantığın önüne geçtiğinden ne kadından ne erkekten fazla beklentiniz olmasın.
hatta bana kalırsa zaten anlıyorlar da yukarıdaki yazar arkadaşın da dediği gibi işlerine gelmiyor.
örnek üzerinden anlatayım derdimi. mesela kadınlar genellikle ilgiyi seven bir cins. kendi ağzıyla diyor ki "beni her gün ara". adam bunu bildiği halde "ben böyleyim kızım, işine gelirse!" modunda takılıyor. kadın başlıyor ilişkide istediği ilgiyi almadığı için hırçınlaşmaya. bir bakıyorsunuz adam "yemini suyunu veriyorum, yine de mutsuz" havalarında. sanki karşısında kedisi köpeği var... kardeşim, sen ilişkide olduğun gibi kabullenilmek istiyorsun. kadın senin istediğin gibi davransın istiyorsun. o arkadaşlarıyla görüşmesin istiyorsun, sana her gün yemek yapsın istiyorsun. istiyorsun da istiyorsun... kadın bir şey isteyince "ben yapmam" demeyeceksin o zaman. ilişki karşılıklı yürütülür. bir telefon etsen eline yapışmaz, karşındakini bu kadar kolay mutlu etme şansını niye tepersin hem?
***
bu işi telefon etmeye indirgemeyin. örnek olsun diye yazdım onu. genellikle yaşanan şey bu. kadın çoğunlukla ilişkide ne istediğini açıkça konuşuyor, söylüyor. bu her gün aranmak olur, dürüstlük olur, başka bir şey olur. çoğu istek de yapamayacağınız şeyler değil. hatta normal bir insanın zaten yapıyor olması gereken şeyler. siz işi inada bindirip özgürlüğünüze müdahale diye düşünürseniz ve hiçbir şey yapmaya yanaşmazsanız kadın da yavaş yavaş fokurdamaya başlar. kaynayıp üzerinize dökülünce de "kadınları anlamıyom yeaa!"... bu kafayla -kadınları geçtim- herhangi başka bir şeyi anladığınıza emin misiniz peki?
bir de kıskançlık meselesi var. bunun kuralı basit: kendinize yapılmasını istemediğiniz hiçbir şeyi kadına yapmayın. bu kadar sadece.
hiç kızıp gücenmeyin arkadaşlar! karşınızdaki insanın sizden makul beklentileri olduğunda bunu yapmıyorsanız ilişkiniz karışık bir yün yumağına döner. bu aile ilişkilerinde de böyledir, normal arkadaşlıkta da... bunu olay haline siz getiriyorsunuz.
ilişki dediğinizde dürüstlük, sevgi, saygı, ilgi, samimiyet, merhamet gibi duyguların hepsi vardır, olmalıdır. siz bunlara uygun davrandığınızda bunun kıymetini bilmeyen insan zaten normal değildir, uzak durun ondan. fakat siz insanlara saygı duymaz, sevgi vermez, dürüst olmaz ve insan gibi davranmazsanız, her fırsatta onları aldatırsanız doğal ve haklı olarak tepki görürsünüz. bunun adı kadınları anlamamak değil işine geldiği gibi davranmaktan vazgeçmemek ve buna rağmen sürekli anlayış beklemektir.
belirli bir olgunluğa erişmiş normal insanlar için konuştum ve henüz reşit olmuş ama aslında ergenlik dönemi henüz bitmemiş olan kadınları ayrı tuttum burada. o dönemde hormonlar aklın ve mantığın önüne geçtiğinden ne kadından ne erkekten fazla beklentiniz olmasın.
devamını gör...
perşembe ilçesinden çarşamba ilçesine gidersek zamanda geriye gitmiş olur muyuz sorunsalı
türkiye simülasyonu somut olarak zaman yolculuğunu anlatmış aslında. bu da zamanın kontrol edildiğine inanmayanlara kapak olsun.
devamını gör...
z kuşağı
öncelikle bütün genellemelerin aptalca olduğunu kabullenerek başlayalım. "z kuşağı akıllıdır", "y kuşağı gerizekalıdır", "x kuşağı gün görmemiş dinazorlardır" vs. gibi genellemelerin doğru olamayacağı çok açık. her kuşaktan, her yaştan; akıllı, sağduyulu, özgüvenli, ileri görüşlü ve akla gelebilecek diğer bütün iyi niteliklere sahip insanlar çıkabilir, çıkmıştır ve çıkacaktır da. burada önemli olan, her yeni nesille birlikte daha çok kaliteli insanı çıkarabilmektir.
şimdi bu kabullenmenin ardından, müsaadenizle, son zamanlarda çok gördüğüm "bizi kurtarırsa z kuşağı kurtaracak" söylemlerine bir çift kelamım var: o kadar da emin olmayın.
geçenlerde (bayağı da geçti aslında) twitter'da gezinirken, ara sıra gündeme gelen "okullar yüz yüze eğitime açılsın" hashtag'lerinden birine rast geldim. dedim bakayım. ne gördüm? artvin çoruh üniversitesi'nde* edebiyat öğretmenliği okuyan bir genç kızın "okulları açmazsanız intihar edeceğiz yeter artık" minvalinde bir şeyler yazdığını.
bundan sonra bu genç kızımıza misalen ayşe diyelim ve şimdi basit bir çok yönlü düşünme icra edelim:
ayşe, akademik anlamda hiçbir niteliği olmayan, bir paçavra taşra üniversitesinde* okuyor. bölümünün, sonradan yapacağı staj harici*, hiçbir uygulamalı dersi yok. bir laboratuvar gereksinimi yok. herhangi bir anlık hocaya danışma ihtiyacı yok. derslerinin tamamı sözel dersler. ve bunları alırken ihtiyacı olan her şey ona uzaktan eğitim aracılığıyla da gayet sunulabilir. lütfen kimse "uzaktan eğitim yüz yüze eğitimin yerini tutmuyor ama ühühü" demesin, edebiyat öğretmenliğinden ve zaten vasat bir okuldan bahsediyoruz, kalbinizi kırarım.
artık bu gerçekleri kabullendiğimizde, meselenin eğitimle uzaktan yakından alakası olmadığını herhalde çok iyi anlıyoruz. asıl sorunu direkt cinsel ihtiyaçlara, libidoya yoran çok fazla insan gördüm ama yine genellemelerden uzak tutalım kendimizi madem. ve olası gerekçeler sunalım:
1. ayşe gerçekten de sevgilisini özlemiş olabilir.
2. ayşe arkadaşlarını özlemiş olabilir.
3. ayşe okuduğu şehri* özlemiş olabilir.
4. ayşe aile evinde kalmaktan sıkılmış olabilir.
5. ayşe olası muhafazakar ailesinin söylemlerinden sıkılmış olabilir.
ya da bütün bunların hepsi de olabilir. herhalde bu kadar yeterli. gerekçeler çoğaltılabilir de ama önem seviyesinin çok da yükseleceğini zannetmiyorum. şimdi, bütün bu gerekçeler aklımızdayken, şöyle bir düşünelim:
artvin çoruh üniversitesi'nde; çevre illerden, oradan buradan, tahminen 20 farklı şehirden öğrenci okuyor. bakın daha farklı farklı ilçeleri, yerleşim birimlerini falan dahil etmedik bile. bu kadar geniş bir skaladan muhakkak hasta ya da taşıyıcı olan da çıkacaktır, burası kesin. taşra üniversitelerinin hocalarının devam zorunluluğu saçmalığı da malum, o öğrenciler seve seve artvin'e gidecekler. artvin'de yalnızca okuldaki diğer öğrencilerle değil; esnafı, memuru bilmemnesi derken şehrin yerlisiyle de haşır neşir olacaklar. peki bu ne demek? şehirde sil baştan bir salgın demek. ihtimali yok.
hadi diyelim ki bütün öğrenciler şehirden ve yerlisinden kendilerini uzak tuttular ve sadece okula gidip geldiler. o halde, kaba bir hesapla devam edelim:
artvin çoruh üniversitesi'nde, kendi rakamlarına göre, 900 küsür personel görev yapıyor. ve 11 bin de öğrencileri var. yuvarlayalım, 12 bin insan diyelim. bu cepte. covid-19 pandemisi nedeniyle şimdiye kadar 105 milyon küsür insan hastalanmış ve 2 milyon küsür insan da ölmüş. yaklaşık olarak, tekrar ediyorum ki oldukça kaba bir hesapla elbette, %2 gibi bir ölüm oranına ulaşıyoruz. şimdi bu rakamları açü'ye uyarlayalım.
dedik ya, o okulda kesinlikle bir salgın görülecek. diyelim ki yine erken davranıldı, okul erkenden kapatıldı ve öğrencilerin yalnızca yarısı hasta olmakla kaldı. bu ihtimalde 120 kişi ölecek. ama okullar bir daha açıldı mı kapatılması gibi bir lüksü yok kimsenin, kelimenin tam anlamıyla rezalet olur çünkü. bu ne demek? yalnızca okuldan 240 kişinin ölmesi demek.
peki, yukarıdaki aşırı iyimser tahmine uygun olarak, o öğrenciler kendilerini yerli halktan sakınacak mı? hepimiz biliyoruz ki, hayır. ne kadar iyimser olursak olalım o şehirde salgın, 2020 mart'ına benzer şekilde, hatta öğrenciler gidip gelmiş olacakları için daha da fazla sayılarla yeniden görülecek.
şimdi, bir "neydik ne olduk?" ve sonuçlamaya girişelim. ayşe yalnızca ve yalnızca özlediği, sıkıldığı ya da bunaldığı için en iyi ihtimalle 120 kişi ölecek. peki, bir z kuşağı temsilcisi olarak akıllı olduğu iddia edilen ayşe, insanları intiharla tehdit ettiği iğrenç tweet'ini atmadan önce bunları düşünebildi mi? hayır. bir insanın intihar edebilmesi bu kadar kolay mı? hayır. peki bu söylem, neresinden tutsanız elinizde kalacak çirkin, iğrenç ve aptal bir söylem mi? evet.
bakın hepimiz kabulleniyoruz, insanlar sosyal canlılardır. bu salgının ve eve kapanma döneminin insanların psikolojisinde derin yaralar bıraktığı ve bırakacağı da çok açık. fakat herkesin kendi kişisel özgürlüklerinden feragat ettiği bu dönemde, "kişisel özgürlük" adı altında insanların hayatlarına kastedebilmek akıllı bir insanın yapacağı iş değildir. bir de, rica ediyorum "ama miting yapıyorlar ühühü" falan da demeyin. bir yanlışın, başka bir yanlışın da yapılabileceği anlamına gelmediğini çoktan öğrenmiş, kavramış ve benimsemiş olmalısınız.
her neyse. uzun lafın kısası, kuşaklar değil bazı insanlar akıllıdır. aptal yine aptaldır ve aptal kalacaktır. en güzel tatlı da tulumba tatlısıdır. aksini iddia eden de damaksızdır.**
şimdi bu kabullenmenin ardından, müsaadenizle, son zamanlarda çok gördüğüm "bizi kurtarırsa z kuşağı kurtaracak" söylemlerine bir çift kelamım var: o kadar da emin olmayın.
geçenlerde (bayağı da geçti aslında) twitter'da gezinirken, ara sıra gündeme gelen "okullar yüz yüze eğitime açılsın" hashtag'lerinden birine rast geldim. dedim bakayım. ne gördüm? artvin çoruh üniversitesi'nde* edebiyat öğretmenliği okuyan bir genç kızın "okulları açmazsanız intihar edeceğiz yeter artık" minvalinde bir şeyler yazdığını.
bundan sonra bu genç kızımıza misalen ayşe diyelim ve şimdi basit bir çok yönlü düşünme icra edelim:
ayşe, akademik anlamda hiçbir niteliği olmayan, bir paçavra taşra üniversitesinde* okuyor. bölümünün, sonradan yapacağı staj harici*, hiçbir uygulamalı dersi yok. bir laboratuvar gereksinimi yok. herhangi bir anlık hocaya danışma ihtiyacı yok. derslerinin tamamı sözel dersler. ve bunları alırken ihtiyacı olan her şey ona uzaktan eğitim aracılığıyla da gayet sunulabilir. lütfen kimse "uzaktan eğitim yüz yüze eğitimin yerini tutmuyor ama ühühü" demesin, edebiyat öğretmenliğinden ve zaten vasat bir okuldan bahsediyoruz, kalbinizi kırarım.
artık bu gerçekleri kabullendiğimizde, meselenin eğitimle uzaktan yakından alakası olmadığını herhalde çok iyi anlıyoruz. asıl sorunu direkt cinsel ihtiyaçlara, libidoya yoran çok fazla insan gördüm ama yine genellemelerden uzak tutalım kendimizi madem. ve olası gerekçeler sunalım:
1. ayşe gerçekten de sevgilisini özlemiş olabilir.
2. ayşe arkadaşlarını özlemiş olabilir.
3. ayşe okuduğu şehri* özlemiş olabilir.
4. ayşe aile evinde kalmaktan sıkılmış olabilir.
5. ayşe olası muhafazakar ailesinin söylemlerinden sıkılmış olabilir.
ya da bütün bunların hepsi de olabilir. herhalde bu kadar yeterli. gerekçeler çoğaltılabilir de ama önem seviyesinin çok da yükseleceğini zannetmiyorum. şimdi, bütün bu gerekçeler aklımızdayken, şöyle bir düşünelim:
artvin çoruh üniversitesi'nde; çevre illerden, oradan buradan, tahminen 20 farklı şehirden öğrenci okuyor. bakın daha farklı farklı ilçeleri, yerleşim birimlerini falan dahil etmedik bile. bu kadar geniş bir skaladan muhakkak hasta ya da taşıyıcı olan da çıkacaktır, burası kesin. taşra üniversitelerinin hocalarının devam zorunluluğu saçmalığı da malum, o öğrenciler seve seve artvin'e gidecekler. artvin'de yalnızca okuldaki diğer öğrencilerle değil; esnafı, memuru bilmemnesi derken şehrin yerlisiyle de haşır neşir olacaklar. peki bu ne demek? şehirde sil baştan bir salgın demek. ihtimali yok.
hadi diyelim ki bütün öğrenciler şehirden ve yerlisinden kendilerini uzak tuttular ve sadece okula gidip geldiler. o halde, kaba bir hesapla devam edelim:
artvin çoruh üniversitesi'nde, kendi rakamlarına göre, 900 küsür personel görev yapıyor. ve 11 bin de öğrencileri var. yuvarlayalım, 12 bin insan diyelim. bu cepte. covid-19 pandemisi nedeniyle şimdiye kadar 105 milyon küsür insan hastalanmış ve 2 milyon küsür insan da ölmüş. yaklaşık olarak, tekrar ediyorum ki oldukça kaba bir hesapla elbette, %2 gibi bir ölüm oranına ulaşıyoruz. şimdi bu rakamları açü'ye uyarlayalım.
dedik ya, o okulda kesinlikle bir salgın görülecek. diyelim ki yine erken davranıldı, okul erkenden kapatıldı ve öğrencilerin yalnızca yarısı hasta olmakla kaldı. bu ihtimalde 120 kişi ölecek. ama okullar bir daha açıldı mı kapatılması gibi bir lüksü yok kimsenin, kelimenin tam anlamıyla rezalet olur çünkü. bu ne demek? yalnızca okuldan 240 kişinin ölmesi demek.
peki, yukarıdaki aşırı iyimser tahmine uygun olarak, o öğrenciler kendilerini yerli halktan sakınacak mı? hepimiz biliyoruz ki, hayır. ne kadar iyimser olursak olalım o şehirde salgın, 2020 mart'ına benzer şekilde, hatta öğrenciler gidip gelmiş olacakları için daha da fazla sayılarla yeniden görülecek.
şimdi, bir "neydik ne olduk?" ve sonuçlamaya girişelim. ayşe yalnızca ve yalnızca özlediği, sıkıldığı ya da bunaldığı için en iyi ihtimalle 120 kişi ölecek. peki, bir z kuşağı temsilcisi olarak akıllı olduğu iddia edilen ayşe, insanları intiharla tehdit ettiği iğrenç tweet'ini atmadan önce bunları düşünebildi mi? hayır. bir insanın intihar edebilmesi bu kadar kolay mı? hayır. peki bu söylem, neresinden tutsanız elinizde kalacak çirkin, iğrenç ve aptal bir söylem mi? evet.
bakın hepimiz kabulleniyoruz, insanlar sosyal canlılardır. bu salgının ve eve kapanma döneminin insanların psikolojisinde derin yaralar bıraktığı ve bırakacağı da çok açık. fakat herkesin kendi kişisel özgürlüklerinden feragat ettiği bu dönemde, "kişisel özgürlük" adı altında insanların hayatlarına kastedebilmek akıllı bir insanın yapacağı iş değildir. bir de, rica ediyorum "ama miting yapıyorlar ühühü" falan da demeyin. bir yanlışın, başka bir yanlışın da yapılabileceği anlamına gelmediğini çoktan öğrenmiş, kavramış ve benimsemiş olmalısınız.
her neyse. uzun lafın kısası, kuşaklar değil bazı insanlar akıllıdır. aptal yine aptaldır ve aptal kalacaktır. en güzel tatlı da tulumba tatlısıdır. aksini iddia eden de damaksızdır.**
devamını gör...
insanı en sakin anında bile sinir eden şeyler
-kendi halimde bir iş yaparken birinin gelip bana o işi yap demesi.
- emir vererek konuşulması.
- cinsiyetçi konuşma.
- odama gelen herhangi birinin çıkarken kapıyı açık bırakması.
- emir vererek konuşulması.
- cinsiyetçi konuşma.
- odama gelen herhangi birinin çıkarken kapıyı açık bırakması.
devamını gör...
normal sözlük'teki aile ortamı
serserisi olmayı kabul edeceğim ailedir. herkes uyuduktan sonra mutfakta gürültü yaparım ama.
devamını gör...
türkiye'de lüks hayat yaşıyorsunuz diyen gurbetçi teyze
söylenecek çok şey var fakat sözlük kuralları..böyle iyi aile! çocuklarınından tiskiniyorum
devamını gör...
mehmet selim kiraz
allah rahmet eylesin.
savcıyı katleden şerefsiz, namussuz, vatansız teröristlere methiyeler düzen kişi ve kurumların ve onlara destek olanların da allah belasını versin.
savcıyı katleden şerefsiz, namussuz, vatansız teröristlere methiyeler düzen kişi ve kurumların ve onlara destek olanların da allah belasını versin.
devamını gör...
semrük bürküt
esasen sadece başkurtlar 'da bahsedilen fiziksel formda tasvir edilmektedir. o tasvirde ise farklıllıkar bulunur bazen çift başlı kartal insan vücudunun kafa kısmını oluştururken, bazen de başlardan birisi insan formunda tasvir edilir. ancak genel olarak baktığınızda çift başlı kartal türk mitolojisi ve kültürü içerisinde önemli bir yer tutar. yakutlar kendisine öksökü/öksöke adını verir. yakutların özellikle tören direklerinde (kuzey amerika yerlilerinin totemleri gibidir ama biraz farklıdır.) bu figüre rastlamanız mümkündür. tuva'da yer yer görebilirsiniz. #1279035 şu tanımda totem direkleriyle ilgili benzerlikte o noktanın altını çizmiştim.
öksökü'nün ülgen'in alameti farikası olduğundan bahsedilir. göğün kapısının bekçisi olarak görev yaptığı söylenir. ölümlülerin bu kapıyı geçmesini engeller. kendisi de bu kapıyı geçemez. zaten göğün 5. katında ikamet etmektedir. ayrıca posta kartalıdır ve ulak vazifesi görür. kamlara ülgen'in mesajlarını iletir. ya da kamların yakarışlarının yanıtları bizatihi öksükü tarafından kamlara getirilir. ayrıca türk mitolojisinde ve kültüründeki kam'lık kavramına doğrudan etki etmektedir. inanışa göre ilk kam kadındır ve onun babası öksöküdür. o yüzden kendisine kamların atası diyebilirsiniz. tabi bir de öksünün hayat ağacı mevzusu var ama o biraz uzun, onu da bir ara müsait olunca yazarım sanırım * *
öksökü'nün ülgen'in alameti farikası olduğundan bahsedilir. göğün kapısının bekçisi olarak görev yaptığı söylenir. ölümlülerin bu kapıyı geçmesini engeller. kendisi de bu kapıyı geçemez. zaten göğün 5. katında ikamet etmektedir. ayrıca posta kartalıdır ve ulak vazifesi görür. kamlara ülgen'in mesajlarını iletir. ya da kamların yakarışlarının yanıtları bizatihi öksükü tarafından kamlara getirilir. ayrıca türk mitolojisinde ve kültüründeki kam'lık kavramına doğrudan etki etmektedir. inanışa göre ilk kam kadındır ve onun babası öksöküdür. o yüzden kendisine kamların atası diyebilirsiniz. tabi bir de öksünün hayat ağacı mevzusu var ama o biraz uzun, onu da bir ara müsait olunca yazarım sanırım * *
devamını gör...
ortaokulda yapılan zorbalıklar
çocukların komik ya da eğlenceli sanıp kırıcı davranmaları durumudur. bazen çok acımasız olabiliyorlar. neyin doğru, neyin yanlış, neyin komik, neyin kötü olduğunun tam ayırdına varamayabiliyorlar. burada aileye çok iş düşüyor. çocuklarını kibar, sevgi dolu, iyi, anlayışlı, kimsenin kalbini kırmamaya özen gösteren bireyler olarak yetiştirmelidirler. tabi böyle yetiştirdiğiniz çocuğunuzun okuldan eve ağlayarak gelmesi mümkündür. ama ötekinden daha iyidir diye düşünüyorum.
devamını gör...
geceye bir türkü bırak
devamını gör...
imam baildi
bugün tesadüfen keşfettiğim, isimlerine ve yaptıkları müziğe bayıldığım bu grubu tam yazmaya geldim baktım daha önce birisi ukde bırakmış.
belirtmeden olmaz elbette;
bu, artık kendisi aramızda olmayan bir urlalı ukdesidir.
imam baildi, lysandros falireas ve orestis falireas kardeşler tarafından 2005 yılında kurulmuş 7 kişilik bir yunan müzik grubudur. yaptıkları müziği tıpkı bol malzemeli, lezzetli bir imam bayıldı yemeğine benzetmeleri ve grubun adını da imam baildi yapmaları iyi müzik yapmaları dışında esprili bir grup olduklarının da kanıtıdır benim gözümde.
grup ile ilgili daha fazla bilgi ve/veya tüm albümlerini dinlemek için; sizi şöyle alalım efenim...
bu kadar kısa sürede elbette çok az şarkılarını dinleyebildim ama benim şu ana kadar en sevdiğim şarkıları;
de thelo pia na xanarthis
e o zaman bana müsaade, size rast gelsin, καληνύχτα *....
belirtmeden olmaz elbette;
bu, artık kendisi aramızda olmayan bir urlalı ukdesidir.
imam baildi, lysandros falireas ve orestis falireas kardeşler tarafından 2005 yılında kurulmuş 7 kişilik bir yunan müzik grubudur. yaptıkları müziği tıpkı bol malzemeli, lezzetli bir imam bayıldı yemeğine benzetmeleri ve grubun adını da imam baildi yapmaları iyi müzik yapmaları dışında esprili bir grup olduklarının da kanıtıdır benim gözümde.
grup ile ilgili daha fazla bilgi ve/veya tüm albümlerini dinlemek için; sizi şöyle alalım efenim...
bu kadar kısa sürede elbette çok az şarkılarını dinleyebildim ama benim şu ana kadar en sevdiğim şarkıları;
de thelo pia na xanarthis
e o zaman bana müsaade, size rast gelsin, καληνύχτα *....
devamını gör...
sınırlarını korumak
bir kişinin insanlar arasındaki mesafeye dikkat etmesi durumudur.
karşımızdaki kişiye göre sınırın boyutu değişebilir. ama en yakın kişiyle bile , az da olsa bir sınırın olması gerekir ki karşıdaki o sınırı bilsin ve ona göre hareket etsin. bu durum gereksiz tartışmaların ve huzursuzluğun da önlenmesini sağlar. kısaca herkesin haddini bilmesi hususunda iyi bir yöntemdir.
karşımızdaki kişiye göre sınırın boyutu değişebilir. ama en yakın kişiyle bile , az da olsa bir sınırın olması gerekir ki karşıdaki o sınırı bilsin ve ona göre hareket etsin. bu durum gereksiz tartışmaların ve huzursuzluğun da önlenmesini sağlar. kısaca herkesin haddini bilmesi hususunda iyi bir yöntemdir.
devamını gör...
türk aile yapısının psikolojik şiddeti normalleştirmesi
geleneksel türk aile yapısı psikolojik şiddeti normalleştiriyor demek, bilinçli bir eylemin olduğunu varsaymak demektir. fakat ortada bilinçli bir durum yok. daha kötüsü var. türk aileleri psikolojik şiddet diye bir şeyin varlığından habersiz.
şiddetin sadece fiziksel bir eylem olduğunu zanneden yığınlar var burada. kadınlar ve erkekler şiddet uyguladıklarının ayırdında değiller. bırakın uygulayanı, şiddet gören şiddet gördüğünün farkında değil.
şiddetin sadece fiziksel bir eylem olduğunu zanneden yığınlar var burada. kadınlar ve erkekler şiddet uyguladıklarının ayırdında değiller. bırakın uygulayanı, şiddet gören şiddet gördüğünün farkında değil.
devamını gör...
sözlük yazarlarının garip özellikleri
evin/ bulunduğum odanın aşırı düzenli olmasından çok rahatsız oluyorum. yani öyle çok dağınık da olmaz ama bir yeri mutlaka hafif dağıtır öyle otururum.
annem temizlik hastasıydı ben çocukken. ev hep çamaşır suyu falan kokardı eşyaları 1 cm oynatamazdık yerinden, yere bir damla su damlatmazdık kıyamet kopardı yoksa. o günlerin acısını şimdi çıkarıyorum gibi bişi. ters tepti bende nefret ederim çok düzenli olmaktan.
annem temizlik hastasıydı ben çocukken. ev hep çamaşır suyu falan kokardı eşyaları 1 cm oynatamazdık yerinden, yere bir damla su damlatmazdık kıyamet kopardı yoksa. o günlerin acısını şimdi çıkarıyorum gibi bişi. ters tepti bende nefret ederim çok düzenli olmaktan.
devamını gör...
seri oylamanın sözlüğe zarar verdiği gerçeği
okuyarak beğenen de, dümdüz "sen de bana artı at" mesajı veren de kendini çok güzel belli ediyor. o yüzden pek takmamamız gereken durum.
yazarı kimi oyladığı amacını gösterir ayrıca. *
yazarı kimi oyladığı amacını gösterir ayrıca. *
devamını gör...
aşağılık kompleksi
alfred adler tarafından ortaya atılan ve kişinin bazı yönlerden kendini diğerlerinden aşağı hissetmesine neden olan karmaşasına denir.
bu komplekse sahip kişilerde genellikle kendini ispat etme çabası görülür. sıklıkla farkına varılmaz ve telafi etme düşüncesi kişileri eziyet içine sürükler ve şaşırtıcı bir kazanım veya aşırı bir antisosyal davranışla sonuçlanır.
özgüven eksikliği, saplantı bozuklukları, kültürel yozlaşma ve aşağılık kompleksinin nedenleri arasında gösterilebilir. psikiyatrik bir hastalıktan çok psikolojik bir durumdur.
bu komplekse sahip kişilerde genellikle kendini ispat etme çabası görülür. sıklıkla farkına varılmaz ve telafi etme düşüncesi kişileri eziyet içine sürükler ve şaşırtıcı bir kazanım veya aşırı bir antisosyal davranışla sonuçlanır.
özgüven eksikliği, saplantı bozuklukları, kültürel yozlaşma ve aşağılık kompleksinin nedenleri arasında gösterilebilir. psikiyatrik bir hastalıktan çok psikolojik bir durumdur.
devamını gör...
ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler
fransızca daki pastanın karşılığı biz de makarnadır.
devamını gör...
brothers düğüm salonu radyo yayını
hiç beklenilmeyen cevapları vererek soran kişiyi dumura uğratarak nefis şekilde eğlenebileceğiniz sorulardır... kıvrımsız, net ama beklenmedik cevaplar...
mesela; aranız nasıl? sorusu. bir çifte, hele de yeni evli bir çifte aranız nasıl sorusu pis bir sırıtışla soruluyorsa o soru ''nasıl sevişiyorsunuz, ne kadar sevişiyorsunuz'' dur...
''uuuuh hemde nasıl. sabahtan akşama, çatır çutur, utanmasız sıkılmasız sevişiyoruz teyzeciğim. evin içindeyken hiç giyinmiyoruz hem de, o kadar...sanırsın adem ile havva cennetten kovulmuş da bizim evde kamp kurmuş. ki onların bile yaprağı var, bizde o da yok. anadan üryanız böyle teyzeciğim. allah seni inandırsın geçen gün...''
diyerek detaylı detaylı konuşmaya devam ederek utandırırım karşımdakini. kızarmasını izlerim. böyle o gözlerin siz konuştukça ağır çekimde nasıl büyüdüğünü, yüze yerleşen kırmızının tonlarıyla birlikte duyduklarından dolayı yanma derecesinde ısınan kulakları görürüm. bir hadsizi utandırmaktan ötürü de kıvanç duyarım... adım çıkmış deliye zaten, hiç umurumda değil...
mesela; aranız nasıl? sorusu. bir çifte, hele de yeni evli bir çifte aranız nasıl sorusu pis bir sırıtışla soruluyorsa o soru ''nasıl sevişiyorsunuz, ne kadar sevişiyorsunuz'' dur...
''uuuuh hemde nasıl. sabahtan akşama, çatır çutur, utanmasız sıkılmasız sevişiyoruz teyzeciğim. evin içindeyken hiç giyinmiyoruz hem de, o kadar...sanırsın adem ile havva cennetten kovulmuş da bizim evde kamp kurmuş. ki onların bile yaprağı var, bizde o da yok. anadan üryanız böyle teyzeciğim. allah seni inandırsın geçen gün...''
diyerek detaylı detaylı konuşmaya devam ederek utandırırım karşımdakini. kızarmasını izlerim. böyle o gözlerin siz konuştukça ağır çekimde nasıl büyüdüğünü, yüze yerleşen kırmızının tonlarıyla birlikte duyduklarından dolayı yanma derecesinde ısınan kulakları görürüm. bir hadsizi utandırmaktan ötürü de kıvanç duyarım... adım çıkmış deliye zaten, hiç umurumda değil...
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
hayatımın en zorlu günlerinden birini yaşadım bugün. belki 1 senede edinemeyeceğim çok değerli hayat dersleri aldım. bu gece bittiğinde benim için yeni bir hayat başlamış olacak. iyi ki varım ve iyi ki kendimin elinden hala tutabiliyorum.
devamını gör...
narcissos
doğru yazılışı nergistir. kışın en güzel kokan çiçeği olmakla birlikte hikayesi şöyledir;
narcissos bir peri ile insanın kendini beğenmiş oğludur.
dağ perilerinden ekho ona aşık olur, fakat aşkını ifade etmesine imkan yoktur.
işte böylesine umutsuz bir aşka tutulur
ekho hiçbir zaman kendi konuşamamakta ; ancak, uzaktan, kendisi gözükmeden
söylenenlerin son kelime veya hecesini tekrarlayabilmektedi r.
narkissos arkadaşlarını ararken, “biri var mı burada” diye sorunca, ekho da “burada”diye cevap verir. bunun üzerine narkissos da “gel” diye yanıtlar. zavallı ekho, umut ve sevgi içinde “gel” diyerek ortaya çıkar; fakat kendini beğenmiş narcissos her halde ekho’yu beğenmemiş olacak ki, pek yüz vermez ve çekip gider…
ekho kırgın, üzgün, umutsuz bir halde dağlardaki mağaralara sığınır ve şöyle der:
“dilerim oda sevsin benim gibi ve sevdiğine kavuşamasın.”
acılar ekho ‘yu yer bitirir, sonunda taşa dönüşür. sadece sesi kalır.
ekho ‘nun dileğinin gerçekleşmesi narcissos için uzak görünmektedir. nergis çiçeğinin mitolojik hikayesi çünkü kendini beğenmişin başka birini gerçekten sevmesi olanaksızdır. ama adalet er geç yerini bulacaktır.
bir gün narcissos dağlarda dolaşırken ağaç ve yeşillikler içinde, kaybolmuş bir pınara rastlar; eğilip su içmek istediğinde suda gördüğü hayali beğenip ona aşık olur.
narcissos bu sefer gerçekten sevmiştir, ellerini bu kusursuz! güzelliğe doğru uzatır ama dokunamaz. tıpkı ekho gibi, sevmiştir ama sevdiğini elde edemez. zaten kıvılcım elden uzak olduğunda ateşe dönüşmüyor mu?
sevdiğini elde edememenin ağırlığı altında sararıp solar ve ölür. daha sonra periler narcissos ’un cesedinin yerinde bir çiçek bulurlar: nergis. o günden bu yana nergis kendini beğenmişliğin sembolüdür.
orman tanrıçaları; narcissos ‘un kendi yansımasını gördüğü su pınarını gözyaşı kavanozuna dönüşmüş olarak bulurlar.
tanrıçalar pınara neden ağladıklarını sorarlar.
-narcissos için ağlıyorum, diye yanıtlamış göl.
-ne var bunda şaşılacak, demiş bunun üzerine orman tanrıçaları. bizler ormanlarda boşu boşuna onun peşinde dolaşır dururduk, ama onun güzelliğini yalnızca sen görebildin yakından.
-narcissos yakışıklı bir genç miydi? diye sormuş göl.
-bunu senden daha iyi kim bilebilir ki? diye karşılık vermiş iyice şaşıran tanrıçalar. hergün senin kıyılarına gelip sularına bakıyordu. göl bir süre sessiz kalmış. sonra şöyle konuşmuş:
-narcissos için ağlıyorum, ama onun yakışıklı olduğunu hiç fark etmedim ben. narcissos için ağlıyorum, çünkü sularıma eğildiği zaman, gözlerinin derinliklerinde kendi güzelliğimin yansımasını görebiliyordum.
kelimenin ismi de buradaki karakterden gelmektedir.
edit : başlık sahibi arkadaş bana kopyala yapıştırdı demiş özelden hahaha. 1 sene önce hikayesini anlattım buyruk link vereyim.
buradan
narcissos bir peri ile insanın kendini beğenmiş oğludur.
dağ perilerinden ekho ona aşık olur, fakat aşkını ifade etmesine imkan yoktur.
işte böylesine umutsuz bir aşka tutulur
ekho hiçbir zaman kendi konuşamamakta ; ancak, uzaktan, kendisi gözükmeden
söylenenlerin son kelime veya hecesini tekrarlayabilmektedi r.
narkissos arkadaşlarını ararken, “biri var mı burada” diye sorunca, ekho da “burada”diye cevap verir. bunun üzerine narkissos da “gel” diye yanıtlar. zavallı ekho, umut ve sevgi içinde “gel” diyerek ortaya çıkar; fakat kendini beğenmiş narcissos her halde ekho’yu beğenmemiş olacak ki, pek yüz vermez ve çekip gider…
ekho kırgın, üzgün, umutsuz bir halde dağlardaki mağaralara sığınır ve şöyle der:
“dilerim oda sevsin benim gibi ve sevdiğine kavuşamasın.”
acılar ekho ‘yu yer bitirir, sonunda taşa dönüşür. sadece sesi kalır.
ekho ‘nun dileğinin gerçekleşmesi narcissos için uzak görünmektedir. nergis çiçeğinin mitolojik hikayesi çünkü kendini beğenmişin başka birini gerçekten sevmesi olanaksızdır. ama adalet er geç yerini bulacaktır.
bir gün narcissos dağlarda dolaşırken ağaç ve yeşillikler içinde, kaybolmuş bir pınara rastlar; eğilip su içmek istediğinde suda gördüğü hayali beğenip ona aşık olur.
narcissos bu sefer gerçekten sevmiştir, ellerini bu kusursuz! güzelliğe doğru uzatır ama dokunamaz. tıpkı ekho gibi, sevmiştir ama sevdiğini elde edemez. zaten kıvılcım elden uzak olduğunda ateşe dönüşmüyor mu?
sevdiğini elde edememenin ağırlığı altında sararıp solar ve ölür. daha sonra periler narcissos ’un cesedinin yerinde bir çiçek bulurlar: nergis. o günden bu yana nergis kendini beğenmişliğin sembolüdür.
orman tanrıçaları; narcissos ‘un kendi yansımasını gördüğü su pınarını gözyaşı kavanozuna dönüşmüş olarak bulurlar.
tanrıçalar pınara neden ağladıklarını sorarlar.
-narcissos için ağlıyorum, diye yanıtlamış göl.
-ne var bunda şaşılacak, demiş bunun üzerine orman tanrıçaları. bizler ormanlarda boşu boşuna onun peşinde dolaşır dururduk, ama onun güzelliğini yalnızca sen görebildin yakından.
-narcissos yakışıklı bir genç miydi? diye sormuş göl.
-bunu senden daha iyi kim bilebilir ki? diye karşılık vermiş iyice şaşıran tanrıçalar. hergün senin kıyılarına gelip sularına bakıyordu. göl bir süre sessiz kalmış. sonra şöyle konuşmuş:
-narcissos için ağlıyorum, ama onun yakışıklı olduğunu hiç fark etmedim ben. narcissos için ağlıyorum, çünkü sularıma eğildiği zaman, gözlerinin derinliklerinde kendi güzelliğimin yansımasını görebiliyordum.
kelimenin ismi de buradaki karakterden gelmektedir.
edit : başlık sahibi arkadaş bana kopyala yapıştırdı demiş özelden hahaha. 1 sene önce hikayesini anlattım buyruk link vereyim.
buradan
devamını gör...