güzelliğin göreceli bir kavram olmaması
guzellik hakikaten goreceli bir kavramdir. fakat(!) ıcinde bulunulan cagin kaliplastirilmis estetik kavramlarindan da ciddi manada etkilendigi goz ardi edilemez. etkilenmesiyle ne olur? toplumun bilincaltina, donemin moda guzellik kriteri neyse kodlanir. kodlanan dusunce de algida seciciligi getirir. yani bireyin sahsi estetik algisini, bilincaltina yuklenen guzellik kriteri de etki eder.
ha bu arada karsi cins icin bir guzellik ya da estetik kavramini kriter olarak belirtiyorsak "cinsel secilimin" de bu konuda bilincsizce de olsa buyuk bir pay sahibi oldugunu soyleyebiliriz.
ha bu arada karsi cins icin bir guzellik ya da estetik kavramini kriter olarak belirtiyorsak "cinsel secilimin" de bu konuda bilincsizce de olsa buyuk bir pay sahibi oldugunu soyleyebiliriz.
devamını gör...
unutmamalı
bir tarkan klasiği.
devamını gör...
yazarların duyduğu en efsane isim kısaltmaları
sümeyye- sümük -.-
devamını gör...
üç nokta kullanımının suyunun çıktığı an
güncel edebiyat başlığında pazarlanan kitapların yaşatabileceği andır. iç bayıltan metinlerin olmazsa olmazı. meşrubat edebiyatıyla bir araya gelmişse dayanılmaz bir hal alır.
örnek: soğuk bir şubat akşamı... demlikte çayım, sen yoksun ama ben iki bardağa da çay doldurdum... ah, sen nereden bileceksin geride kalan olmayı... sen nereden bileceksin o içilmeyen bardakta soğumuş çaya sevgini katmayı... senin hayalini bir cama çizmeyi... nasıl bilebilirsin..? evet... sen... beni bir kahve kupası gibi yıkamadan kaderime terk edip çay bardağı gibi kıran sen...
ne oldu şimdi, üç nokta bırakınca metin derinlik mi kazandı? ne yazık ki her tümce üç nokta iliştirmekle kutsal bir manaya erişmiyor.
örnek: soğuk bir şubat akşamı... demlikte çayım, sen yoksun ama ben iki bardağa da çay doldurdum... ah, sen nereden bileceksin geride kalan olmayı... sen nereden bileceksin o içilmeyen bardakta soğumuş çaya sevgini katmayı... senin hayalini bir cama çizmeyi... nasıl bilebilirsin..? evet... sen... beni bir kahve kupası gibi yıkamadan kaderime terk edip çay bardağı gibi kıran sen...
ne oldu şimdi, üç nokta bırakınca metin derinlik mi kazandı? ne yazık ki her tümce üç nokta iliştirmekle kutsal bir manaya erişmiyor.
devamını gör...
sultan 3. mehmed han
sultan 3. murad hanın oğlu ve 13. osmanlı padişahıdır. aynı zamanda sancak eğitimi almış son padişahtır. 15 ocak 1595 yılında babasının ölümü üzerine manisa sancağından istanbula gelip tahta çıkmıştır. sultan mehmet tahta çıkar çıkmaz hayatta olan 19 erkek kardeşini boğdurmuştur. bu olay halk üzerinde kötü bir tesir yapmış ve padişaha kin güdülmesine neden olmuştur.
sultan mehmed tahta çıktığında uzun süredir devam eden bir avusturya osmanlı savaşı vardı ve anadolu da celali isyanları çoktan patlak vermişti. yaklaşık 30 yıldır padişahlar ordunun başında sefere çıkmamışlardı. sultan mehmet estergon kalesinin kaybı ve sinan paşanın o cephedeki başarısızlıkları üzerine 1596 yılında ordunun başında sefere çıkmaya karar verdi.
sultan mehmet ordunun başında çıktığı seferde ilk olarak eğri kalesini fethetti ve bu zaferle eğri fatihi ünvanını aldı. eğri kuşatmasındaki başarısının ardından ilerleyen osmanlı ordusu haçova da büyük bir düşman ordusu ile karşılaştı. bu savaşı ilginç kılan enteresan durum ise osmanlı ordusu savaşı kaybetmek üzereyken geri hizmet birliklerinin inanılmaz savunması ile toparlanıp savaşı kazanasıyla sonuçlanmasıdır.
şöyle ki çarpışmanın ilk anlarında düşman yeniçeri birliklerini bozmuş ve sultanın otağına kadar yaklaşmışlardı. savaşı kazandık düşüncesi ile yağma yapmaya başlamışlar fakat geride ne kadar asker vasfında olmayan hizmetli varsa ellerine geçirdikleri kepçe kazan ne varsa düşmana saldırmışlar, bu sırada bozulan yeniçeri ve sipahiler yeniden toparlanmış ve düşman ağır bir bozguna uğratılmıştır. o yüzden haçova meydan muharebesi tarihe "kepçe kazan savaşı" olarak da geçmiştir.
sultan mehmet 8 yıl osmanlı tahtında hüküm sürmüştür. son yıllarını ise şişmanlığa da bağlı olarak midesinden sıkıntılı bir şekilde geçirdi. avrupaya çıktığı gibi anadolu'ya celali isyanları için sefere çıkmayı düşündüyse de sağlığı el vermediği için çıkamadı. celalilerin üzerine yürümek isteyen oğlu şehzade mahmudu da iktidarına gölge düşebileceği korkusu ile 1603 yılında boğdurdu. (bkz: veliahd şehzade mahmud'un idamı) bu olay aynı zamanda 1.ahmed han'a osmanlı tahtının yolunu açmıştır.
sultan mehmed 21 aralık 1603 yılında midesine bağlı bir rahatsızlık sonucu oluşan kalp krizi neticesinde henüz 37 yaşındayken vefat etti.
sultan mehmed tahta çıktığında uzun süredir devam eden bir avusturya osmanlı savaşı vardı ve anadolu da celali isyanları çoktan patlak vermişti. yaklaşık 30 yıldır padişahlar ordunun başında sefere çıkmamışlardı. sultan mehmet estergon kalesinin kaybı ve sinan paşanın o cephedeki başarısızlıkları üzerine 1596 yılında ordunun başında sefere çıkmaya karar verdi.
sultan mehmet ordunun başında çıktığı seferde ilk olarak eğri kalesini fethetti ve bu zaferle eğri fatihi ünvanını aldı. eğri kuşatmasındaki başarısının ardından ilerleyen osmanlı ordusu haçova da büyük bir düşman ordusu ile karşılaştı. bu savaşı ilginç kılan enteresan durum ise osmanlı ordusu savaşı kaybetmek üzereyken geri hizmet birliklerinin inanılmaz savunması ile toparlanıp savaşı kazanasıyla sonuçlanmasıdır.
şöyle ki çarpışmanın ilk anlarında düşman yeniçeri birliklerini bozmuş ve sultanın otağına kadar yaklaşmışlardı. savaşı kazandık düşüncesi ile yağma yapmaya başlamışlar fakat geride ne kadar asker vasfında olmayan hizmetli varsa ellerine geçirdikleri kepçe kazan ne varsa düşmana saldırmışlar, bu sırada bozulan yeniçeri ve sipahiler yeniden toparlanmış ve düşman ağır bir bozguna uğratılmıştır. o yüzden haçova meydan muharebesi tarihe "kepçe kazan savaşı" olarak da geçmiştir.
sultan mehmet 8 yıl osmanlı tahtında hüküm sürmüştür. son yıllarını ise şişmanlığa da bağlı olarak midesinden sıkıntılı bir şekilde geçirdi. avrupaya çıktığı gibi anadolu'ya celali isyanları için sefere çıkmayı düşündüyse de sağlığı el vermediği için çıkamadı. celalilerin üzerine yürümek isteyen oğlu şehzade mahmudu da iktidarına gölge düşebileceği korkusu ile 1603 yılında boğdurdu. (bkz: veliahd şehzade mahmud'un idamı) bu olay aynı zamanda 1.ahmed han'a osmanlı tahtının yolunu açmıştır.
sultan mehmed 21 aralık 1603 yılında midesine bağlı bir rahatsızlık sonucu oluşan kalp krizi neticesinde henüz 37 yaşındayken vefat etti.
devamını gör...
fikret kızılok
kadife sesine ve akustik tınılarına hayran olduğum, ismini müzik tarihine yazdıran sanatçı.
devamını gör...
pavlov'un göbeği
kendisiyle hiç görüşmedim, yazışmadım ve herhangi bir iletişimim olmadı; bunu başta belirteyim. gördüğüm kadarıyla , kuralları uygulayan bir yönetici. benim de bir tanımım silindi ki o tanımda sadece bir dizinin hoşuma giden bir repliğini paylaşmıştım, ama silindi. kural böyledir, demek format dışıdır dedim ve hiç yaygara koparmadım.
okula gittik hepimiz. okul forması giyilecek diye bir kural varken, jean tişört giyip gidiyor muyuz okula?
keza çalışırken burnu açık ayakkabı giymek yasaktı çalıştığım kurumda, mantıksız gelse de orada çalışmayı kabul ettiğim zaman, oranın kurallarını da kabul ettiğimden, kural neyse ona uydum.
bazen üslubun dışında söylemlere maruz kaldığını görüp üzülüyorum. bu kendisi değil, başka biri de olsa üzülürdüm.
hepimiz insanız; kurallar formatlar bazen gözümüzden kaçıyor. ama birini suçlamadan önce, kuralları gözden geçirip ona göre hareket edilmesini öneririm.
okula gittik hepimiz. okul forması giyilecek diye bir kural varken, jean tişört giyip gidiyor muyuz okula?
keza çalışırken burnu açık ayakkabı giymek yasaktı çalıştığım kurumda, mantıksız gelse de orada çalışmayı kabul ettiğim zaman, oranın kurallarını da kabul ettiğimden, kural neyse ona uydum.
bazen üslubun dışında söylemlere maruz kaldığını görüp üzülüyorum. bu kendisi değil, başka biri de olsa üzülürdüm.
hepimiz insanız; kurallar formatlar bazen gözümüzden kaçıyor. ama birini suçlamadan önce, kuralları gözden geçirip ona göre hareket edilmesini öneririm.
devamını gör...
ankara soğuğu
ankara’nın kendine has, tuhaf bir soğuğu vardır. yaşayanlar her mevsim ince bir mont veya hırka almadan sokağa çıkmaması gerektiğini öğrenmiştir. özellikle mevsim geçişlerinde, radikal hava değişimleri bunu insana dike dike öğretir. bronşit, ağır grip işte bize, bunları hep ekim ankara’sının soğuğu öğretmişti. bir de nisan ayı ankarası vardır, zatürre olmadan atlatanlar hayat boyu başarı ödülü kazanıyor.
dört mevsimde güneş yüzünü gösterir göstermesine fakat plüton’a yansıttığı ısı daha fazladır…
ömür boyu yaz okullarını kazanmış bir çocuk olarak her eylül ayında ankara’yı terk ederdim.
bu yıl öleceğim ve sanırım ölmeden önce eylül ayında (bkz: ankara soğuğunu) tecrübe etmemi istedi, yüce yaradan.
tam iki saat oldu, 19 derecelik sıcaklık farkını kavrayamadım.sanırım 22 yaşındaki bir kadın ile 41 yaşındaki bir adam ilişkisi gibi… öyle mantıksız, öyle saçma ve yersiz. 31 derecen, 12 dereceye bir anda gelmek şok etkisi yaratıyor.*
hava sıcaklığı an itibariyle on iki ( 12) derece!
ekimde kombi yakarsın, içlikle date’i yadırgamazsın. fakat daha eylül’ün ilk haftası ey mikail, insaf eyle.
32 derecenin altında, “gün batımının ardından yola çıkar, yarın da eymir’de gün doğumunu izleriz” düşüncesi ile çıktık yola..
ankara’ya girerken klima “hi” derecesinde, yorgunluk biraları buhar çıkan idrar kıvamına gelmişti.
eymir’de gün doğumunu geçtim, önümüzdeki üç gün boyunca beynimin ve vücudumun soğuğa adaptasyon sağlaması için evden dışarı çıkmayı düşünmüyorum.
insanoğlu kuş misali olmasın, insanoğlu ışınlanmayı bulsun!
dört mevsimde güneş yüzünü gösterir göstermesine fakat plüton’a yansıttığı ısı daha fazladır…
ömür boyu yaz okullarını kazanmış bir çocuk olarak her eylül ayında ankara’yı terk ederdim.
bu yıl öleceğim ve sanırım ölmeden önce eylül ayında (bkz: ankara soğuğunu) tecrübe etmemi istedi, yüce yaradan.
tam iki saat oldu, 19 derecelik sıcaklık farkını kavrayamadım.sanırım 22 yaşındaki bir kadın ile 41 yaşındaki bir adam ilişkisi gibi… öyle mantıksız, öyle saçma ve yersiz. 31 derecen, 12 dereceye bir anda gelmek şok etkisi yaratıyor.*
hava sıcaklığı an itibariyle on iki ( 12) derece!
ekimde kombi yakarsın, içlikle date’i yadırgamazsın. fakat daha eylül’ün ilk haftası ey mikail, insaf eyle.
32 derecenin altında, “gün batımının ardından yola çıkar, yarın da eymir’de gün doğumunu izleriz” düşüncesi ile çıktık yola..
ankara’ya girerken klima “hi” derecesinde, yorgunluk biraları buhar çıkan idrar kıvamına gelmişti.
eymir’de gün doğumunu geçtim, önümüzdeki üç gün boyunca beynimin ve vücudumun soğuğa adaptasyon sağlaması için evden dışarı çıkmayı düşünmüyorum.
insanoğlu kuş misali olmasın, insanoğlu ışınlanmayı bulsun!
devamını gör...
jean paul sartre
sartre ve (bkz: albert camus)un varoluşçuluğunun temel ayrımı çıkış noktalarıdır. sartre'a göre esas mesele insanın özgürlüğü ve özgür olup olmadığıyken camus'a göre esas mesele intihardır.
sartre bir felsefecinin ulaşabileceği en üst 'ünlülük seviyesi'ne ulaştığı için genellikle en sevilen ve en değer verilen felsefecilerden biridir haliyle. (bkz: varlık ve hiçlik)i 2aydan kısa bir sürede yazdığı söylenir(daha kısa bile olabilir).
sartre bir felsefecinin ulaşabileceği en üst 'ünlülük seviyesi'ne ulaştığı için genellikle en sevilen ve en değer verilen felsefecilerden biridir haliyle. (bkz: varlık ve hiçlik)i 2aydan kısa bir sürede yazdığı söylenir(daha kısa bile olabilir).
devamını gör...
tek kişilik koltuk (yazar)
bana pek tanıdık gelen bir yazar.
hani birini görürsünde ben daha önce bu insanı sanki bir yerden tanıyorum dersin ve bir sıcaklık oluşur ya heh işte tam öyle. sanki ben daha önce yazılarını okumuş gibiyim. sanki yazılarının tadı hala dilimin ucunda. sanki biraz daha yoğunlaşsam hah şurada şu şu diyeceğim. işte öyle sıcak ve tanıdık...
benim kendisi için düşündüklerimi kendisi de benim için düşünmüş bu beni onure etti ne yalan söyleyeyim şimdi. keyifli bir iletişim olacak gibi.
ilerleyen zamanlarda tekrar görüşmek üzere sayın yazar. huyum kurusun nickaltına dadanmayı severim.
pek keyifli sözlükler...
hani birini görürsünde ben daha önce bu insanı sanki bir yerden tanıyorum dersin ve bir sıcaklık oluşur ya heh işte tam öyle. sanki ben daha önce yazılarını okumuş gibiyim. sanki yazılarının tadı hala dilimin ucunda. sanki biraz daha yoğunlaşsam hah şurada şu şu diyeceğim. işte öyle sıcak ve tanıdık...
benim kendisi için düşündüklerimi kendisi de benim için düşünmüş bu beni onure etti ne yalan söyleyeyim şimdi. keyifli bir iletişim olacak gibi.
ilerleyen zamanlarda tekrar görüşmek üzere sayın yazar. huyum kurusun nickaltına dadanmayı severim.
pek keyifli sözlükler...
devamını gör...
yabancı
camus'nün yarattığı meursault karakteri ile aynı olduğumu düşündüren kitap.
meursault toplumun kendinden beklentilerini yapmadığı için hayret ile karşılanır. camus'de toplum içinde yabancılaşan bu adamı anlatır bize.
meursault toplumun kendinden beklentilerini yapmadığı için hayret ile karşılanır. camus'de toplum içinde yabancılaşan bu adamı anlatır bize.
devamını gör...
şekspir müzikali
haluk bilginer'in oynadığı enfes tiyatro oyunu. canlı izlemeyi çok isterdim. belki bir gun yeniden sahnelenirse diye umut etmeyi bırakmayacağım yine de. youtube'da tamamını bulabilirsiniz. insanı alıp bir ömür yaşatıyor. bütün şarkıları ve oyunculuklarıyla, gerçekten müthiş bir oyun. izleyin, keyfiniz yerine gelsin.
işte linki de burda
işte linki de burda
devamını gör...
iftardan sonra yapılacak en güzel aktivite
az bi yürüyüş peşine demli bir çay
devamını gör...
mahlasını kankana bile söyleme
sevgiliye bile söylenmemesi gereken
yeri geldiginde terapi gibi de kabul edildiginden bu mecranın kendimce;
cümlelerin özneleri hep gizli kalmalıdır. çok haklı bir başlıktır.
yeri geldiginde terapi gibi de kabul edildiginden bu mecranın kendimce;
cümlelerin özneleri hep gizli kalmalıdır. çok haklı bir başlıktır.
devamını gör...
yazarların unutamadığı çocukluk anısı
5-6 yaşlarındayken çarşamba pazarında kaybolmak.
bir an annemin elini bırakmıştım ve olan olmuştu. erkek adam ağlamaz ama gırtlağım düğümleniyordu. daha sonra dayanamayıp ağlamaya başladım. erol taş gibi bir adam gelip kolumu kesecek ve beni dilendirecekti kesin. bir daha annemi-babamı göremeyecektim.
gözyaşlarım oradaki bir pazarcıyı etkiledi de annemi buldum.
bütün bu olanlar o senaryolar 30 saniye falan sürdü herhalde zira annemde en ufak bir telaş dahi yoktu. bir de gamsız gamsız "sen niye ağlıyorsun bakayım" demişti.
kolumu kesip dilendireceklerdi be!
bir an annemin elini bırakmıştım ve olan olmuştu. erkek adam ağlamaz ama gırtlağım düğümleniyordu. daha sonra dayanamayıp ağlamaya başladım. erol taş gibi bir adam gelip kolumu kesecek ve beni dilendirecekti kesin. bir daha annemi-babamı göremeyecektim.
gözyaşlarım oradaki bir pazarcıyı etkiledi de annemi buldum.
bütün bu olanlar o senaryolar 30 saniye falan sürdü herhalde zira annemde en ufak bir telaş dahi yoktu. bir de gamsız gamsız "sen niye ağlıyorsun bakayım" demişti.
kolumu kesip dilendireceklerdi be!
devamını gör...
bearwithtear
tanımları çok bilgilendirici, insanın okudukça okuyası geliyor. böyle bilgili insanlarla karşılaşınca çok mutlu oluyorum. kalemine sağlık, sözlükte daim olsun.
devamını gör...
pardon
+ 7. koğuşta ölüm orucu tutuyolarmış, oruç tutalım biz de!
- ben tutmam oruç moruç, ramazan' da da tutmuyorum ben.
- ben tutmam oruç moruç, ramazan' da da tutmuyorum ben.
devamını gör...
türkiye'de binaların çok çirkin olması
tanımların bir çoğunda binaların çirkin olmasının asıl sorumlusunun paragöz mütaahhitlerin olduğu söylenmiş. sorumlu hepimiziz. şu bir gerçek ki bir işten para kazanmak isteyen insan talebe göre hareket eder. satamayacağı şeyi kimse yapmaz.
talep eden insanlar maddi durumlarından, pahalı oluşundan ya da başka sebepten dolayı estetik kaygısı gütmüyorsa, estetik yapı yapmak isteyen müteahhit ne yapacak? eminim ki müteahhitleri eleştiren insanlar şu an müteahhitliğe idealist olarak başlasa istemese de aynı tip yapıları yapmak zorunda kalacak. müteahhitler de, imar planı oluşturan uzmanlar da, ruhsat veren belediyeler de satın alanlar da bu halkın içinden çıkıyor. bu sorun maalesef toplumsaldır. boşuna avrupaya felan iç geçirmeyin. her toplum yaşamak istediği gibi yaşar. demek ki biz de böyle istemişiz.
talep eden insanlar maddi durumlarından, pahalı oluşundan ya da başka sebepten dolayı estetik kaygısı gütmüyorsa, estetik yapı yapmak isteyen müteahhit ne yapacak? eminim ki müteahhitleri eleştiren insanlar şu an müteahhitliğe idealist olarak başlasa istemese de aynı tip yapıları yapmak zorunda kalacak. müteahhitler de, imar planı oluşturan uzmanlar da, ruhsat veren belediyeler de satın alanlar da bu halkın içinden çıkıyor. bu sorun maalesef toplumsaldır. boşuna avrupaya felan iç geçirmeyin. her toplum yaşamak istediği gibi yaşar. demek ki biz de böyle istemişiz.
devamını gör...
yapılmış en aptalca dalgınlık
çamaşırları,bulaşık makinesine,tabakları da çamaşır makinesine atmak..
devamını gör...
