tarihte geçen şaşırtıcı olaylar
victoria döneminde, insanlar anonim olarak nefret ettikleri kişilere ''nefret kartları'' yolluyormuş. bence hemen hayata geçirilmesi gereken bir uygulama.
devamını gör...
aykut (yazar)
hem sözlüğün hem de sözlük radyosunun güzide isimlerinden, iyi kalpli yazarımız. gönlüne göre nice mutlu yılları olsun.*
devamını gör...
domestic hıyar
birilerine dert mi olmuş bu yazar?
yoo bilmem, ben takılıyorum şuralarda.
akışta adına bolca rastlayacağız bugün zira doğum günüsü kutlusu mutlusu olsun.
ara sıra napıyonnn beyalaştığım, kedi yarıştırdığım, kaçma teklifleri sunduğum, kafası güzel yazar. bak kaçalım dedim maldivler'e şimdi böylee olmıycağdı.
sayın yazarla çok uzun olmayan (2 aylık falan sanırım) bir arkadaşlığımız var. açıkçası pek detay bilmem hakkında o da benim hakkımda bilmez. ama enerjilerimiz örtüştü bundan kelli ara ara birbirimize takılır minnak esprikler yaparız. dedikodu yapmıyoruz bak hiç dedikodu, olmuyor böyle ona da başlamak lazım artık yani lütfen yaa!
seviyeli, beyefendi, esprili, tadından okunmayan tanımları olan bir adet çay insanı kendileri. kedi de insanı haa. neyse sayın yazar seromoni devam eder gibi bakarsın yine gelirim bugün ya da gelmem. (ne gelicem be öhüm öhüm)
iyi ki doğmuşun doğum günü adamı pastanı alıp birazdan yiyeceğim haberin ola. *
yoo bilmem, ben takılıyorum şuralarda.
akışta adına bolca rastlayacağız bugün zira doğum günüsü kutlusu mutlusu olsun.
ara sıra napıyonnn beyalaştığım, kedi yarıştırdığım, kaçma teklifleri sunduğum, kafası güzel yazar. bak kaçalım dedim maldivler'e şimdi böylee olmıycağdı.
sayın yazarla çok uzun olmayan (2 aylık falan sanırım) bir arkadaşlığımız var. açıkçası pek detay bilmem hakkında o da benim hakkımda bilmez. ama enerjilerimiz örtüştü bundan kelli ara ara birbirimize takılır minnak esprikler yaparız. dedikodu yapmıyoruz bak hiç dedikodu, olmuyor böyle ona da başlamak lazım artık yani lütfen yaa!
seviyeli, beyefendi, esprili, tadından okunmayan tanımları olan bir adet çay insanı kendileri. kedi de insanı haa. neyse sayın yazar seromoni devam eder gibi bakarsın yine gelirim bugün ya da gelmem. (ne gelicem be öhüm öhüm)
iyi ki doğmuşun doğum günü adamı pastanı alıp birazdan yiyeceğim haberin ola. *
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının sabah uyanma nedenleri
işe gitmek zorunda olmam. güzel günlerin geleceğine dair inancı kaybetmemek için çalışmaktan başka çare yok.
devamını gör...
fikir ve sanat eserleri kanunu
kısaca "fsek" olarak geçen, 1951 yılında kabul edilmiş kanun.
kapsam olarak fikir, sanat ile ilgili; bilişim, bilim, müzik, edebiyat, sinema, güzel sanatlar gibi her konuyu barındırıp, güvence altına almıştır.
kaynak
kapsam olarak fikir, sanat ile ilgili; bilişim, bilim, müzik, edebiyat, sinema, güzel sanatlar gibi her konuyu barındırıp, güvence altına almıştır.
kaynak
devamını gör...
halychtidae
açıkçası nickaltısı sol framee düşen yazarları, kendi nickaltılarına entry girmeyecek kadar cool ve elit insanlar olmaları dolayısıyla bulamıyorum. daha bugün yaşadım. ben de herkes aynı şeyi yaşamasın diye yazayım dedim.*
devamını gör...
yazarların kendine yakıştırmadığı bir hareket
karma puan kazanmak için herkesi oylamak,favlamak.
devamını gör...
kitap alıntıları
şu an okuduğum gazap üzümlerinde altını çizdiğim bir kısım :
“gideceğimiz yer iki bin millik yolmuş diyorlar. ne kadar sürer sence, tom? haritada gördüm. koca dağlar var! kartpostallardaki gibi. onları aşıp gideceğiz. ne kadar sürer onca yolu gitmek acaba, tommy?”
“bilmiyorum. belki iki hafta, belki de, şansımız varsa, on gün falan. bak, anne, kaygılanmayı kes. dur, sana kodese girmekle ilgili bir şey söyleyeyim. habire çıkacağın günü düşünüp duramazsın. deli olur insan. yaşamakta olduğun günü düşüneceksin... her günü geldiği gibi al. ”
yıllardır şu durum bi geçsin bunu da o zaman yaparım gibi yaşıyorum ama böyle yaparak gelecek zamanı beklerken anı kaybettiğimi fark ettim, bi şeyleri beklemek zaten yeterince yıpratıcıyken, şimdiyi de yaşayamamak bu durumu iyice katmerliyor.
ara ara okuyacağım tomun bu sözlerini.
“gideceğimiz yer iki bin millik yolmuş diyorlar. ne kadar sürer sence, tom? haritada gördüm. koca dağlar var! kartpostallardaki gibi. onları aşıp gideceğiz. ne kadar sürer onca yolu gitmek acaba, tommy?”
“bilmiyorum. belki iki hafta, belki de, şansımız varsa, on gün falan. bak, anne, kaygılanmayı kes. dur, sana kodese girmekle ilgili bir şey söyleyeyim. habire çıkacağın günü düşünüp duramazsın. deli olur insan. yaşamakta olduğun günü düşüneceksin... her günü geldiği gibi al. ”
yıllardır şu durum bi geçsin bunu da o zaman yaparım gibi yaşıyorum ama böyle yaparak gelecek zamanı beklerken anı kaybettiğimi fark ettim, bi şeyleri beklemek zaten yeterince yıpratıcıyken, şimdiyi de yaşayamamak bu durumu iyice katmerliyor.
ara ara okuyacağım tomun bu sözlerini.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
selam dünlük;
günlük değil öyle olsa her gün yazardım. biriktirip aylık olarakta tanımlayamam. dünden kalanlar diyebilirim ama. nedenini sorma, iç karartabilir, okuma. enerjinden gitsin istemem, içimi dökmek isterim. bakma kusura kapat gözünü.
kadir ezildi’ye meze olabilecek kadar bok götürüyor her yeri. içimi, dışımı, evimi, hayatımı. yaşamıyorum, yaşayamıyorum ulan gene mi boğuldun? gene mi aynı isyanın laciverti? napam, evet boğuldum da geldi ilham perisi. ihtimal olanı güzel ama bak, dinle tavsiye ederim. zalim bi tip bu, mutsuzluktan besleniyor zaar. doğaçlama ancak mutsuzken yazabiliyorum.
şu hayatta kendimi bildim bileli (göreceli kavramın danası) huzur istedim. bir de aşk. lüks bir şey sanırım. henüz aynı anda ikisine denk gelmedim. geçenlerde bir flört girişiminde bulundum. hele hele. ya hahah… ya gerizekalı senin bir hayatın mı var da?? aptalım. gerçekten sinirlerim bozuluyor düşündükçe. neye ne diye girişiyosun? sen önce bir bok götüren evi temizle demezler mi adama? sen önce bir düşüncelerini derle, topla demezler mi?
huzur temizlikte değil. temizlik kokusunda da değil. bir sonra ki temizliğe kadar geçen süreçteki ferahlıktır. kime göre? bana tabiki. şu halimde bir de senin görecelerini mi ele alacaktım? hey allahım…
aşka gelince;
bir rüya.
koşuyorum koşuyorum, geçemiyorum,
yanıyorum içemiyorum sıcak şarabı.
çalıyorum çalıyorum açılmıyor kapı.
ya ben çok uykusuzum, ya balkonumdaki dolunayın ışığı çok fazla. bilemiyorum. tedirginim. iş hayatı, kariyer, evin bakımı, bitmeyen sorumluluklar, yeni eklenen sorunlar, arkadaşlıklar fazlasıyla yordu beni.
ha ama çok karanlıkta da değilim, arafta da. eeee o zaman nalet kadın neredesin? inan ki cennet bahçesinde değilim.
günlük değil öyle olsa her gün yazardım. biriktirip aylık olarakta tanımlayamam. dünden kalanlar diyebilirim ama. nedenini sorma, iç karartabilir, okuma. enerjinden gitsin istemem, içimi dökmek isterim. bakma kusura kapat gözünü.
kadir ezildi’ye meze olabilecek kadar bok götürüyor her yeri. içimi, dışımı, evimi, hayatımı. yaşamıyorum, yaşayamıyorum ulan gene mi boğuldun? gene mi aynı isyanın laciverti? napam, evet boğuldum da geldi ilham perisi. ihtimal olanı güzel ama bak, dinle tavsiye ederim. zalim bi tip bu, mutsuzluktan besleniyor zaar. doğaçlama ancak mutsuzken yazabiliyorum.
şu hayatta kendimi bildim bileli (göreceli kavramın danası) huzur istedim. bir de aşk. lüks bir şey sanırım. henüz aynı anda ikisine denk gelmedim. geçenlerde bir flört girişiminde bulundum. hele hele. ya hahah… ya gerizekalı senin bir hayatın mı var da?? aptalım. gerçekten sinirlerim bozuluyor düşündükçe. neye ne diye girişiyosun? sen önce bir bok götüren evi temizle demezler mi adama? sen önce bir düşüncelerini derle, topla demezler mi?
huzur temizlikte değil. temizlik kokusunda da değil. bir sonra ki temizliğe kadar geçen süreçteki ferahlıktır. kime göre? bana tabiki. şu halimde bir de senin görecelerini mi ele alacaktım? hey allahım…
aşka gelince;
bir rüya.
koşuyorum koşuyorum, geçemiyorum,
yanıyorum içemiyorum sıcak şarabı.
çalıyorum çalıyorum açılmıyor kapı.
ya ben çok uykusuzum, ya balkonumdaki dolunayın ışığı çok fazla. bilemiyorum. tedirginim. iş hayatı, kariyer, evin bakımı, bitmeyen sorumluluklar, yeni eklenen sorunlar, arkadaşlıklar fazlasıyla yordu beni.
ha ama çok karanlıkta da değilim, arafta da. eeee o zaman nalet kadın neredesin? inan ki cennet bahçesinde değilim.
devamını gör...
yeraltından notlar
kitaba, hissettirdiklerine dair çok sözüm yok. 19. yüzyılda hala bunlar nasıl hissediliyor diyor, dostoyevski. 21. yüzyılda bile hala nasıl, diyor ve hayret ediyorum.
burak aşkın'ın sesinden 82 dakikada keyifle spotifydan dinleyebileceğiniz bir link de bırakıyorum. belki yapayalnız hissettiğiniz bir anda sizin gibi milyonlarcasının aynısını hissettiğini duyarak uzun bir yürüyüşe çıkarsınız belki uzun bir yolculukta zamanı doldurmak için.
birkaç da alıntı bırakıyorum tesir için.
keyifli olsun.
duygunun tüm içtenliğine inebilmek için daha çok gelişmeniz, üstün bir kavrama gücüne inebilmeniz gerekiyor.
tam olarak anlama gücüne sahip bir insan kendisine saygı duyabilir mi hiç?
kendisini aşağılamaktan hoşlanan bir insanın kendi özüne saygısı kalır mı?
kalbimin içinde kötülüğün özü vardı.
ben yaşadığımı anlamak için kendi kendime bir çeşit yaşam oyunu kurar serüvenler uydururdum. çoğu kez bir hiç yüzünden gücenmeyi bile denemişimdir. gücenecek hiçbir şey olmadığı için kendimi kandırdığımı bile bile işi öylesine büyütürdüm ve öyle bir noktaya getirirdim ki sonunda gerçekten gücenirdim.
iyi ama ben kendimi nasıl kandırabilirim?
her akıllı ve zeki insanın önce geveze olması yani havanda su dövmesi yazılmışsa alnına, elden ne gelir ki?
insanların kötülük yapmasının gerçek çıkarlarının nerede olduğunu bilmelerinden kaynaklandığını ilk söyleyen kimdi? sözde kafası aydın olan insan gerçek çıkarının nerede olduğunu görebilecek kadar kirli işlerden uzak ve kötülükten iyiliğe dönebilen soylu ruhlu birisi olacakmış. hiçkimse bilerek kendi çıkarları uğruna davranamayacağına göre tek çıkar yol iyilik yapmak olacakmış. hey gidi temiz yürekli çocuk, saf bebek.
burak aşkın'ın sesinden 82 dakikada keyifle spotifydan dinleyebileceğiniz bir link de bırakıyorum. belki yapayalnız hissettiğiniz bir anda sizin gibi milyonlarcasının aynısını hissettiğini duyarak uzun bir yürüyüşe çıkarsınız belki uzun bir yolculukta zamanı doldurmak için.
birkaç da alıntı bırakıyorum tesir için.
keyifli olsun.
duygunun tüm içtenliğine inebilmek için daha çok gelişmeniz, üstün bir kavrama gücüne inebilmeniz gerekiyor.
tam olarak anlama gücüne sahip bir insan kendisine saygı duyabilir mi hiç?
kendisini aşağılamaktan hoşlanan bir insanın kendi özüne saygısı kalır mı?
kalbimin içinde kötülüğün özü vardı.
ben yaşadığımı anlamak için kendi kendime bir çeşit yaşam oyunu kurar serüvenler uydururdum. çoğu kez bir hiç yüzünden gücenmeyi bile denemişimdir. gücenecek hiçbir şey olmadığı için kendimi kandırdığımı bile bile işi öylesine büyütürdüm ve öyle bir noktaya getirirdim ki sonunda gerçekten gücenirdim.
iyi ama ben kendimi nasıl kandırabilirim?
her akıllı ve zeki insanın önce geveze olması yani havanda su dövmesi yazılmışsa alnına, elden ne gelir ki?
insanların kötülük yapmasının gerçek çıkarlarının nerede olduğunu bilmelerinden kaynaklandığını ilk söyleyen kimdi? sözde kafası aydın olan insan gerçek çıkarının nerede olduğunu görebilecek kadar kirli işlerden uzak ve kötülükten iyiliğe dönebilen soylu ruhlu birisi olacakmış. hiçkimse bilerek kendi çıkarları uğruna davranamayacağına göre tek çıkar yol iyilik yapmak olacakmış. hey gidi temiz yürekli çocuk, saf bebek.
devamını gör...
hayattan zevk alıyorum aktiviteleri
kitap okumak, filtre kahve eşliğinde kafa sözlükte takılmak, dışarı çıkıp yürüyüş yapmak.
devamını gör...
yazarların en büyük eksikliği
beynim. evet beyin eksikliği yaşıyorum.
devamını gör...
katameniyal pnömotoraks
genellikle 30-40 yaş arası kadınlarda görülen nadir bir durumdur.
pnömotoraks en sık adetin başlangıcından 24-72 saat sonra meydana gelir.
tedavisi diğer pnömotoraks tiplerinden nüks riski nedeniyle farklıdır, cerrahi gerekir.
pnömotoraks en sık adetin başlangıcından 24-72 saat sonra meydana gelir.
tedavisi diğer pnömotoraks tiplerinden nüks riski nedeniyle farklıdır, cerrahi gerekir.
devamını gör...
ölüm korkusu
yüzme bilmeden daha
deniz görmeden
hiç güneşte yanmadan
şimdi ölmek istemem
bir kalbi sarmadan
aşkı tatmadan daha
onla sarhoş olmadan
hiç sevişmeden daha
şimdi ölmek istemem
daha hiç gülmeden
deniz görmeden
hiç güneşte yanmadan
şimdi ölmek istemem
bir kalbi sarmadan
aşkı tatmadan daha
onla sarhoş olmadan
hiç sevişmeden daha
şimdi ölmek istemem
daha hiç gülmeden
devamını gör...
adeta mükemmel
yiğit özgür'ün en sevdiğim karikatürlerinden birinde geçen bir cümledir. kahramanımız ilacın prospektüsünü okur ve yan etkileri karşısında "adeta mükemmel" der.
günlük hayatta konuşma dilinde sıkça kullandığım bu kalıbı şimdiye kadar burada kullanmamış olmam kendi açımdan adeta mükemmel. neyse efendim, geç olsun güç olmasın demişler.
günlük hayatta konuşma dilinde sıkça kullandığım bu kalıbı şimdiye kadar burada kullanmamış olmam kendi açımdan adeta mükemmel. neyse efendim, geç olsun güç olmasın demişler.
devamını gör...
21. yüzyıl için 21 ders
--! spoiler !--
sistem öyle bir şekilde teşkilatlanmış ki bir şeyleri öğrenmek için çaba göstermeyenler cehalet içinde mutlu mesut yaşarken, işin iç yüzünü öğrenmeye çalışanlarsa hakikate ulaşmakta büyük zorluk çekiyor. küresel ekonomik sistem benim adıma ve haberim olmadan boyuna çalıp çırparken, benim çalıp çırpmaktan kaçınmam nasıl mümkün olacak? eylemleri sonuçlarına göre değerlendirmeniz (çalmak yanlıştır çünkü mağdurları zor duruma düşürmüş olursunuz) ya da sonuçlardan bağımsız olarak uyulması gereken kati görevlere inanmanız (çalmak yanlıştır çünkü tanrı öyle diyor) hiçbir şeyi değiştirmez. sorun, aslında ne yaptığımızı kavramanın son derece güç bir hale gelmiş olmasıdır.
--! spoiler !--
sapiens'i ve homo deus'u okumadan direkt bu kitabı okuduğum için yuval noah harari tekrara düşmüş veya düşmemiş diyemeyeceğim. benim düşüncem gelecekle ilgili az biraz fikir sahibi olmak isteyen herkesin okuması gereken güzel bir başucu kitabı.
sistem öyle bir şekilde teşkilatlanmış ki bir şeyleri öğrenmek için çaba göstermeyenler cehalet içinde mutlu mesut yaşarken, işin iç yüzünü öğrenmeye çalışanlarsa hakikate ulaşmakta büyük zorluk çekiyor. küresel ekonomik sistem benim adıma ve haberim olmadan boyuna çalıp çırparken, benim çalıp çırpmaktan kaçınmam nasıl mümkün olacak? eylemleri sonuçlarına göre değerlendirmeniz (çalmak yanlıştır çünkü mağdurları zor duruma düşürmüş olursunuz) ya da sonuçlardan bağımsız olarak uyulması gereken kati görevlere inanmanız (çalmak yanlıştır çünkü tanrı öyle diyor) hiçbir şeyi değiştirmez. sorun, aslında ne yaptığımızı kavramanın son derece güç bir hale gelmiş olmasıdır.
--! spoiler !--
sapiens'i ve homo deus'u okumadan direkt bu kitabı okuduğum için yuval noah harari tekrara düşmüş veya düşmemiş diyemeyeceğim. benim düşüncem gelecekle ilgili az biraz fikir sahibi olmak isteyen herkesin okuması gereken güzel bir başucu kitabı.
devamını gör...
beşiktaş
2020-2021 sezonunun ilk derbi mağlubiyetini ligin 40. haftasında galatasaray'a karşı almış olan, sezonu şampiyon olarak tamamlayacak takım.
fanatiklik ciddi anlamda insanların gözlerini köreltiyor. at gözlüğü takmanın yanı sıra ahlaksızlık kisvelerini de takım elbise görüntüsünde kuşanmalarına sebep oluyor.
sezon başını bir hatırlayın bakalım. şampiyonluk yarışında beşiktaş'ın adı bile geçmiyordu. fenerbahçe uçanı kaçanı öpüyor. galatasaray kaçamayanı yakalıyordu. ligin 6. haftasında beşiktaş düşme potasındaydı. spor otoriteleri ve çok bilmiş zevat beşiktaş'ın bu kadrosu ile ilk beş içinde bile yer alamayacağını buyuruyor, sergen yalçın'ın yakın zamanda istifa edeceğinden dem vuruluyordu.
peki ne oldu? dalga geçilen, yerin dibine sokulan takım. son iki hafta öncesi ciddi bütçelerle kurulan rakiplerinin halen önünde. beşiktaş'ın galatasaray mağlubiyetini aklıselim beşiktaşlıların çoğu bekliyordu zaten. o yüzden beşiktaş-hatay maçı çok önemliydi. beşiktaş'ın şampiyonluk maçı da o maçtı. eğer o maçta bir kaza olsaydı, o zaman işler değişirdi. lakin o maçla birlikte fişi çekmiş olan beşiktaş cebindeki bir mağlubiyet hakkını güzelce ve yerinde kullandı. galatasaray maçında 1 puanı kurtarsaydı iyi olur muydu? elbette olurdu.
lakin maçı izleyenler görmüştür ki; beşiktaş hamle oyuncusu olarak kulübeden dorukhan, necip ve rıdvanı oyuna sokabildi. öyle dar bir rotasyondan bahsediyoruz. işte bu yoklukta halen rakipleri beşiktaş'ın puan kaybını beklemek zorunda ise değmesin kimse beşiktaşlıların keyfine. alemin bir akıllısı sizsiniz zaten. sanıyorsunuz ki, sergen yalçın bunun olacağını bilmiyordu. sanıyorsunuz ki, beşiktaş panikleyecek. yok öyle bir dünya. bu durumun şifreleri de sergen'in hatay maçı sonrasında verdiği röportaj da saklı. muhabirin şampiyonluk sorusuna verdiği cevapta şöyle diyordu; ''önümüzdeki 3 maçta 4 puan alıp şampiyon olacağız.'' adam bütün maçlarımızı kazanacağız, şöyle ezeceğiz, böylece yeneceğiz demiyor. bize 4 puan yetiyor diyor. önümüzdeki 3 maçta da onu almaya çalışacağız diyor. adam gerçekçi. hayal kurmuyor. bazıları gibi hayal satmıyor (!)
sergen'in hesabı karagümrük galibiyeti sonrası göztepe maçına cebinde beraberlik avantajı ile çıkmak. kuvvetle muhtemelde böyle olacak. zira bu sezon içerisinde gördük ki, rakipler ellerini ovuşturmaya, beşiktaş yandı bitti kül oldu şarkıları söylemeye başladığında beşiktaş her seferinde güçlü bir oyunla rakiplerine cevap verdi. halen bundan ders çıkarmamış olanlar var ki, bu da enteresan.
bir kaç çift lafta yeni yetme beşiktaş taraftarlarına etmek lazım; pandemi süreci vesaire yüzünden belki dolmabahçe'den stada kadar tezahüratlarla yürüme imkanınız olmadı. köy içinde marşlara türkülere eşlik edemediniz. belki de canlı olarak hiç beşiktaş maçı izleme fırsatınız olmadı. o yüzden beşiktaşlılığı internet ortamında rakip taraftarların yaptıklarının aynısını yapmak zannediyor ve onlar gibi abidik gubidik tepkiler veriyorsunuz. bu yüzden size kızmıyoruz ama içinize biraz ruh üflemek lazım. hemen enseyi karartıp başkaları gibi timsah yürüyüşüne özenmeyin derim.
ez cümle; beşiktaş'ın bu sezonu şampiyon olarak tamamlayacağını düşünüyorum ki, saydığım sebeplerden ötürü de sergen'in ve takımın başardığı şey azımsanacak bir şey olmayacak. adam çoklarına göre çer çöp kadrodan şampiyon çıkarmak üzere. şapkadan tavşan çıkarmak tam olarak bu oluyor. rakip takımlara da bu durumda havuç suyu, havuç suyu diye söylenmek düşer.
ha futbol bu, hiç ihtimal vermiyorum ama olmuşla-ölmüş bir araya gelir beşiktaş şampiyonluğu kaybeder. bu durumda da rakipleri tebrik eder, önümüze bakarız. ama yine altını çiziyorum bu ancak büyük bir futbol mucizesi ile olur. futbolun tanrılarının sahaya inmesi lazım.
bir ufak iliştirme de sevgili trolümüze yapayım. meşiktaş, emişbahçe, yemişsaray yazmanız bu camiaların büyüklüğüne halel getirmez. olsa olsa sizin hazımsızlığınızın bir göstergesidir. bu sebeple ne diyoruz;
siyah ulan!
fanatiklik ciddi anlamda insanların gözlerini köreltiyor. at gözlüğü takmanın yanı sıra ahlaksızlık kisvelerini de takım elbise görüntüsünde kuşanmalarına sebep oluyor.
sezon başını bir hatırlayın bakalım. şampiyonluk yarışında beşiktaş'ın adı bile geçmiyordu. fenerbahçe uçanı kaçanı öpüyor. galatasaray kaçamayanı yakalıyordu. ligin 6. haftasında beşiktaş düşme potasındaydı. spor otoriteleri ve çok bilmiş zevat beşiktaş'ın bu kadrosu ile ilk beş içinde bile yer alamayacağını buyuruyor, sergen yalçın'ın yakın zamanda istifa edeceğinden dem vuruluyordu.
peki ne oldu? dalga geçilen, yerin dibine sokulan takım. son iki hafta öncesi ciddi bütçelerle kurulan rakiplerinin halen önünde. beşiktaş'ın galatasaray mağlubiyetini aklıselim beşiktaşlıların çoğu bekliyordu zaten. o yüzden beşiktaş-hatay maçı çok önemliydi. beşiktaş'ın şampiyonluk maçı da o maçtı. eğer o maçta bir kaza olsaydı, o zaman işler değişirdi. lakin o maçla birlikte fişi çekmiş olan beşiktaş cebindeki bir mağlubiyet hakkını güzelce ve yerinde kullandı. galatasaray maçında 1 puanı kurtarsaydı iyi olur muydu? elbette olurdu.
lakin maçı izleyenler görmüştür ki; beşiktaş hamle oyuncusu olarak kulübeden dorukhan, necip ve rıdvanı oyuna sokabildi. öyle dar bir rotasyondan bahsediyoruz. işte bu yoklukta halen rakipleri beşiktaş'ın puan kaybını beklemek zorunda ise değmesin kimse beşiktaşlıların keyfine. alemin bir akıllısı sizsiniz zaten. sanıyorsunuz ki, sergen yalçın bunun olacağını bilmiyordu. sanıyorsunuz ki, beşiktaş panikleyecek. yok öyle bir dünya. bu durumun şifreleri de sergen'in hatay maçı sonrasında verdiği röportaj da saklı. muhabirin şampiyonluk sorusuna verdiği cevapta şöyle diyordu; ''önümüzdeki 3 maçta 4 puan alıp şampiyon olacağız.'' adam bütün maçlarımızı kazanacağız, şöyle ezeceğiz, böylece yeneceğiz demiyor. bize 4 puan yetiyor diyor. önümüzdeki 3 maçta da onu almaya çalışacağız diyor. adam gerçekçi. hayal kurmuyor. bazıları gibi hayal satmıyor (!)
sergen'in hesabı karagümrük galibiyeti sonrası göztepe maçına cebinde beraberlik avantajı ile çıkmak. kuvvetle muhtemelde böyle olacak. zira bu sezon içerisinde gördük ki, rakipler ellerini ovuşturmaya, beşiktaş yandı bitti kül oldu şarkıları söylemeye başladığında beşiktaş her seferinde güçlü bir oyunla rakiplerine cevap verdi. halen bundan ders çıkarmamış olanlar var ki, bu da enteresan.
bir kaç çift lafta yeni yetme beşiktaş taraftarlarına etmek lazım; pandemi süreci vesaire yüzünden belki dolmabahçe'den stada kadar tezahüratlarla yürüme imkanınız olmadı. köy içinde marşlara türkülere eşlik edemediniz. belki de canlı olarak hiç beşiktaş maçı izleme fırsatınız olmadı. o yüzden beşiktaşlılığı internet ortamında rakip taraftarların yaptıklarının aynısını yapmak zannediyor ve onlar gibi abidik gubidik tepkiler veriyorsunuz. bu yüzden size kızmıyoruz ama içinize biraz ruh üflemek lazım. hemen enseyi karartıp başkaları gibi timsah yürüyüşüne özenmeyin derim.
ez cümle; beşiktaş'ın bu sezonu şampiyon olarak tamamlayacağını düşünüyorum ki, saydığım sebeplerden ötürü de sergen'in ve takımın başardığı şey azımsanacak bir şey olmayacak. adam çoklarına göre çer çöp kadrodan şampiyon çıkarmak üzere. şapkadan tavşan çıkarmak tam olarak bu oluyor. rakip takımlara da bu durumda havuç suyu, havuç suyu diye söylenmek düşer.
ha futbol bu, hiç ihtimal vermiyorum ama olmuşla-ölmüş bir araya gelir beşiktaş şampiyonluğu kaybeder. bu durumda da rakipleri tebrik eder, önümüze bakarız. ama yine altını çiziyorum bu ancak büyük bir futbol mucizesi ile olur. futbolun tanrılarının sahaya inmesi lazım.
bir ufak iliştirme de sevgili trolümüze yapayım. meşiktaş, emişbahçe, yemişsaray yazmanız bu camiaların büyüklüğüne halel getirmez. olsa olsa sizin hazımsızlığınızın bir göstergesidir. bu sebeple ne diyoruz;
siyah ulan!
devamını gör...


