yakın arkadaş tesellisi
"kafana takma ya" şeklinde olan tesellidir.
az önce bir arkadaşımı teselli ettiğim için bu başlığı açtım. aramızdaki diyalog şu şekildeydi.
+abi kız çok güzel, hayatta bana bakmaz.
-niye öyle düşünüyorsun. bence sen baya yakışıklı birisin neden sana bakmasın ki?
kızın fotoğrafını gösterir
-hmm kız harbiden iyiymiş. hayırlısı be kanka. en azından ikinizi de allah yarattı. yani şartlar eşit.
sonrasında kahkahalar.
edit.
kız bakmış.
az önce bir arkadaşımı teselli ettiğim için bu başlığı açtım. aramızdaki diyalog şu şekildeydi.
+abi kız çok güzel, hayatta bana bakmaz.
-niye öyle düşünüyorsun. bence sen baya yakışıklı birisin neden sana bakmasın ki?
kızın fotoğrafını gösterir
-hmm kız harbiden iyiymiş. hayırlısı be kanka. en azından ikinizi de allah yarattı. yani şartlar eşit.
sonrasında kahkahalar.
edit.
kız bakmış.
devamını gör...
the good place
birkaç defa izlemeyi bırakıp sonunda bitirdiğim dizi. fantastik-komedi türündedir. ee öldük şimdi? diyenlerin çok da şey değilmiş ya gibi tepkiler vermesine neden olur.
devamını gör...
üç kelimede türkiye
görmem-duymam-bilmem...
devamını gör...
jose mauro de vasconcelos
1920-1984
yarı kızılderili yarı portekizli kanı taşıyan, dünya çapında ünlü brezilyalı yazar. kayığım rosinha (1961) onu üne kavuşturdu. ama onun bütün dünyada tanınmasını kendi hayat hikayesini bir üçlemeyle anlattığı kitap serisinin birincisi olan şeker portakalı sağladı. şeker portakalı'nda yazar, çok sade ve dokunaklı bir dille, kendini, ailesini ve kardeşlerini anlatır bize. ama öyle bir anlatır ki, kitabı okuyan herkes romanın başkahramanı olan zeze'de (yani jose: kendisi) kendisinden bir parça bulur. zeze'nin yaşadıklarını ta yüreğinde hisseder.
'aydın emeç’in çevirisiyle yüz binlerce adet basılan şeker portakalı’nı, ilk defa 1975 yılında aydın emeç kurucusu olduğu e yayınları yayınladı. daha sonra 1983 yılında can yayınları kitabın yazarı olan josé mauro de vasconcelos’un haklarını devralıp şeker portakalı’nı aydın emeç çevirisiyle basmaya devam etti. asıl adı “o meu pé de laranja lima” yani “benim portakal ağacım” olan, diğer dillerde de “benim tatlı portakal ağacım” ya da “benim güzel portakal ağacım” gibi isimleri olan ancak aydın emeç tarafından “şeker portakalı” olarak adlandırılan kitabı, can yayınları 35 yıl boyunca yayınlamayı sürdürdü.
can yayınları, 130 baskı yaptıktan sonra ana dilden çeviri kaygısı gerekçesiyle çevirmeni değiştirmeye karar verdi. aydın emeç’in çevirisinin kullanılmadığı eserde, aydın emeç’in yarattığı özgün adın da kullanılmamasını (fikir ve sanat eserleri kanuna aykırı) talep eden oğlu ali selim emeç, can yayınları’nın kitabı aydın emeç’in yaratıcısı olduğu şeker portakalı adını kullanarak basması ve buna devam etmesi sonucu dava açtı." (24 mayıs 2019 tarihli gazete duvar'dan alıntılanmıştır.)
"şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi."
"uzun uzun burnumu çektim.
-önemi yok, onu öldüreceğim!"
=ne diyorsun sen küçük; babanı mı öldüreceksin?"
-evet yapacağım bunu. başladım bile. öldürmek, buck jones'un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! hayır. onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek... ve bi gün büsbütün ölecek."
''sessizlik içindeydi her yer, ölümün kadifeden ayakları gezinir gibi. ve ben, yaşamaya hükümlüydüm; yaşamaya!''
"- nen var zeze?
= hiç. şarkı söylüyordum.
- şarkı mı söylüyordun?
= evet.
- öyleyse ben sağır olmalıyım.
insanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? bir şey demedim. bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim."
"-neden benim gibi yapmayı öğrenmiyorsun?"
=sen ne yapıyorsun ki?"
-kimseden hiçbir şey beklemiyorum. böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum..."
''destedeki bütün kartları öğrenmiştim. ama valeleri pek sevmiyordum. nedendir bilmem, kralın uşağı gibi bir görünüşleri vardı!''
''hayata uzaktan bakarak ilgisizliğimde yitip gitmiş gibiydim.''
''-xururuca!
=ne var?
-ağlamak kötü bir şey mi?
=ağlamak hiçbir zaman kötü değildir, budala. neden sordun?
-bilmiyorum, bir türlü alışamadım. sanki yüreğim boş bir kafes...''
"uyuyalım. insan uyudu mu her şeyi unutur."
yarı kızılderili yarı portekizli kanı taşıyan, dünya çapında ünlü brezilyalı yazar. kayığım rosinha (1961) onu üne kavuşturdu. ama onun bütün dünyada tanınmasını kendi hayat hikayesini bir üçlemeyle anlattığı kitap serisinin birincisi olan şeker portakalı sağladı. şeker portakalı'nda yazar, çok sade ve dokunaklı bir dille, kendini, ailesini ve kardeşlerini anlatır bize. ama öyle bir anlatır ki, kitabı okuyan herkes romanın başkahramanı olan zeze'de (yani jose: kendisi) kendisinden bir parça bulur. zeze'nin yaşadıklarını ta yüreğinde hisseder.
'aydın emeç’in çevirisiyle yüz binlerce adet basılan şeker portakalı’nı, ilk defa 1975 yılında aydın emeç kurucusu olduğu e yayınları yayınladı. daha sonra 1983 yılında can yayınları kitabın yazarı olan josé mauro de vasconcelos’un haklarını devralıp şeker portakalı’nı aydın emeç çevirisiyle basmaya devam etti. asıl adı “o meu pé de laranja lima” yani “benim portakal ağacım” olan, diğer dillerde de “benim tatlı portakal ağacım” ya da “benim güzel portakal ağacım” gibi isimleri olan ancak aydın emeç tarafından “şeker portakalı” olarak adlandırılan kitabı, can yayınları 35 yıl boyunca yayınlamayı sürdürdü.
can yayınları, 130 baskı yaptıktan sonra ana dilden çeviri kaygısı gerekçesiyle çevirmeni değiştirmeye karar verdi. aydın emeç’in çevirisinin kullanılmadığı eserde, aydın emeç’in yarattığı özgün adın da kullanılmamasını (fikir ve sanat eserleri kanuna aykırı) talep eden oğlu ali selim emeç, can yayınları’nın kitabı aydın emeç’in yaratıcısı olduğu şeker portakalı adını kullanarak basması ve buna devam etmesi sonucu dava açtı." (24 mayıs 2019 tarihli gazete duvar'dan alıntılanmıştır.)
"şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi."
"uzun uzun burnumu çektim.
-önemi yok, onu öldüreceğim!"
=ne diyorsun sen küçük; babanı mı öldüreceksin?"
-evet yapacağım bunu. başladım bile. öldürmek, buck jones'un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! hayır. onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek... ve bi gün büsbütün ölecek."
''sessizlik içindeydi her yer, ölümün kadifeden ayakları gezinir gibi. ve ben, yaşamaya hükümlüydüm; yaşamaya!''
"- nen var zeze?
= hiç. şarkı söylüyordum.
- şarkı mı söylüyordun?
= evet.
- öyleyse ben sağır olmalıyım.
insanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? bir şey demedim. bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim."
"-neden benim gibi yapmayı öğrenmiyorsun?"
=sen ne yapıyorsun ki?"
-kimseden hiçbir şey beklemiyorum. böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum..."
''destedeki bütün kartları öğrenmiştim. ama valeleri pek sevmiyordum. nedendir bilmem, kralın uşağı gibi bir görünüşleri vardı!''
''hayata uzaktan bakarak ilgisizliğimde yitip gitmiş gibiydim.''
''-xururuca!
=ne var?
-ağlamak kötü bir şey mi?
=ağlamak hiçbir zaman kötü değildir, budala. neden sordun?
-bilmiyorum, bir türlü alışamadım. sanki yüreğim boş bir kafes...''
"uyuyalım. insan uyudu mu her şeyi unutur."
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
devamını gör...
insanı mutlu eden filmler
amélie
devamını gör...
pastafaryanizm
kutsal kitaba göre uçan spagetti canavarı, korsan kaptan mosey’ye on taş tablete yazdığı öğütlerini göndermiş, fakat tabletlerden ikisi dağdan indirilirken kırılarak geriye sekiz tanesi kalmıştır.
“yapmazsanız çok memnun olurum”
1. ilahi eriştevi şahsımdan bahsederken, “en dindar benim” diyen dangalak sahte sofular gibi davranmazsanız çok memnun olurum. bazı insanlar bana inanmıyorsa, sorun değil. cidden, o kadar da kibirli değilim ben. üstelik bu onlarla ilgili değil, konuyu değiştirmeyin.
2. varlığımı başkalarına zulmetmek, onları baskı altına almak, cezalandırmak, bağırsaklarını deşmek ve/veya, ne bileyim, onlara kötü davranmak için kullanmazsanız çok memnun olurum. kendinizi ya da başkalarını kurban etmenizi beklemiyorum, ayrıca saflık içme suyu için geçerli bir niteliktir, insanlar için değil.
3. insanları görünüşlerine veya kılık kıyafetlerine, konuşma biçimlerine ya da… neyse işte, neticede kardeş kardeş oynayın, tamam mı? ha, bir de şunu o kalın kafalarınıza sokun: kadın = insan. erkek = insan. aynı yani. biri öbüründen daha iyi değil, tabii mevzubahis moda olmadığı sürece – çünkü üzgünüm ama modayı kadınlara ve camgöbeğiyle fuşya arasındaki farkı bilen erkeklere vermiş bulunuyorum.
4. size ya da ruhen ve bedenen rüşte ermiş gönüllü partnerinize yakışıksız gelen davranışlarda bulunmazsanız çok memnun olurum. itirazı olanlara tabiri caizse “....” diyeceğim, ki bunu yakışıksız bulmaları halinde televizyonu bir zahmet kapatıp değişiklik olsun diye yürüyüşe falan çıkabilirler mesela.
5. başkaları hakkında bağnaz, kadın düşmanı, nefret dolu fikirler besleyenlere aç karnına kafa tutmazsanız çok memnun olurum. önce yemek yiyin, bağnazların peşine sonra düşün.
6. ilahi eriştevi şahsım adına milyonlarca dolarlık kiliseler, tapınaklar, camiler, mabetler inşa etmezseniz çok memnun olurum. o parayı şu işlerden birine harcamanız çok daha iyi (istediğinizi seçin): a. yoksulluğa son vermek. b. hastalıkları tedavi etmek. c. barış içinde yaşamak, tutkuyla sevmek ve kablolu televizyonun ücretini azaltmak. kompleks karbonhidrattan oluşan âlimi mutlak bir varlık olabilirim, ama hayattaki basit şeylerden keyif alıyorum. bir bildiğim vardır herhalde. ben yaratıcıyım ne de olsa.
7. sağda solda insanlara sizinle konuştuğumu söylemezseniz çok memnun olurum. o kadar ilginç değilsiniz. aşın artık bunları. size diğer insanları sevmenizi söyledim, jeton düşmedi mi hâlâ?
8. şayet ziyadesiyle deri / kayganlaştırıcı / alengirli zımbırtının dahil olduğu taraklarda beziniz varsa, başkalarına size davranılmasını istediğiniz gibi davranmazsanız çok memnun olurum. ama şayet karşı tarafın da o taraklarda bezi varsa (bkz: madde 4), o zaman tadını çıkarın, resim çekin ve n’olursunuz prezervatif kullanın! filvaki, bu dediğim bir lastik parçasından ibaret. neticede o işi yaparken zevk almanızı önlemesini isteseydim alete diken falan eklerdim.
“yapmazsanız çok memnun olurum”
1. ilahi eriştevi şahsımdan bahsederken, “en dindar benim” diyen dangalak sahte sofular gibi davranmazsanız çok memnun olurum. bazı insanlar bana inanmıyorsa, sorun değil. cidden, o kadar da kibirli değilim ben. üstelik bu onlarla ilgili değil, konuyu değiştirmeyin.
2. varlığımı başkalarına zulmetmek, onları baskı altına almak, cezalandırmak, bağırsaklarını deşmek ve/veya, ne bileyim, onlara kötü davranmak için kullanmazsanız çok memnun olurum. kendinizi ya da başkalarını kurban etmenizi beklemiyorum, ayrıca saflık içme suyu için geçerli bir niteliktir, insanlar için değil.
3. insanları görünüşlerine veya kılık kıyafetlerine, konuşma biçimlerine ya da… neyse işte, neticede kardeş kardeş oynayın, tamam mı? ha, bir de şunu o kalın kafalarınıza sokun: kadın = insan. erkek = insan. aynı yani. biri öbüründen daha iyi değil, tabii mevzubahis moda olmadığı sürece – çünkü üzgünüm ama modayı kadınlara ve camgöbeğiyle fuşya arasındaki farkı bilen erkeklere vermiş bulunuyorum.
4. size ya da ruhen ve bedenen rüşte ermiş gönüllü partnerinize yakışıksız gelen davranışlarda bulunmazsanız çok memnun olurum. itirazı olanlara tabiri caizse “....” diyeceğim, ki bunu yakışıksız bulmaları halinde televizyonu bir zahmet kapatıp değişiklik olsun diye yürüyüşe falan çıkabilirler mesela.
5. başkaları hakkında bağnaz, kadın düşmanı, nefret dolu fikirler besleyenlere aç karnına kafa tutmazsanız çok memnun olurum. önce yemek yiyin, bağnazların peşine sonra düşün.
6. ilahi eriştevi şahsım adına milyonlarca dolarlık kiliseler, tapınaklar, camiler, mabetler inşa etmezseniz çok memnun olurum. o parayı şu işlerden birine harcamanız çok daha iyi (istediğinizi seçin): a. yoksulluğa son vermek. b. hastalıkları tedavi etmek. c. barış içinde yaşamak, tutkuyla sevmek ve kablolu televizyonun ücretini azaltmak. kompleks karbonhidrattan oluşan âlimi mutlak bir varlık olabilirim, ama hayattaki basit şeylerden keyif alıyorum. bir bildiğim vardır herhalde. ben yaratıcıyım ne de olsa.
7. sağda solda insanlara sizinle konuştuğumu söylemezseniz çok memnun olurum. o kadar ilginç değilsiniz. aşın artık bunları. size diğer insanları sevmenizi söyledim, jeton düşmedi mi hâlâ?
8. şayet ziyadesiyle deri / kayganlaştırıcı / alengirli zımbırtının dahil olduğu taraklarda beziniz varsa, başkalarına size davranılmasını istediğiniz gibi davranmazsanız çok memnun olurum. ama şayet karşı tarafın da o taraklarda bezi varsa (bkz: madde 4), o zaman tadını çıkarın, resim çekin ve n’olursunuz prezervatif kullanın! filvaki, bu dediğim bir lastik parçasından ibaret. neticede o işi yaparken zevk almanızı önlemesini isteseydim alete diken falan eklerdim.
devamını gör...
faşizm
kökünün fascis olduğu ve mussolini yönetiminde fasces simgesi kullanıldığı bilinmektedir. fasces, roma imparatorluğu döneminde rütbeye göre taşınıp şimdiki adıyla bakanların taşıdığı bir baltayken, bazen de yaralanıp kahraman olmuş askerler tarafından taşınmıştır. fasces taşıyan kişi halka korkutucu bir güç gösterirken -diktatörler tarafından- roma imparatorluğu'nda cezaların bu baltalarla verildiği de görülmüştür. italyan faşizmine olan yakınlığı da buradan gelirken aynı zamanda fasces adalet sağlayıcı olarak görülmüştür. yine de şunu söylemekte fayda var; roma imparatorluğu'nda fasces'in baltalarının etkisi çok uzun zaman önce yitirilmiş ve romalı diktatörlerce sadece gelenek olarak taşınmıştır. günümüzde ise 20. yüzyıl itibariyle italya'da köylü kooperatifleri ve işçi sendikalarında birlik sembolü olarak kullanılmaktadır. modern anlamıyla birliği simgeleyen bu çubuklar amerika'da ise hakimiyet-adalet simgesi olarak devlet binaları, mühürler, bayraklar ve heykellerde görülmektedir.
devamını gör...
instagram tipi tanım beğenme özelliği
an itibariyle sözlüğe kazandırdığım özellik. farkettim ki bir çoğumuz mobilde beğenme butonuna tıklarken ıskalayabiliyor ya da üşenebiliyor. bu sebepten yeni eklediğim özellik ile mobil cihazlarda tanım metnine çift tıkladığınız anda tanımı beğenebilmek mümkün.
bol bol oylayınız.
edit: iş bu tanım 3dk içerisinde 16 beğeni aldı :) özellik işe yaramış görünüyor. ilginize teşekkür ederim.
edit2: 15dk da 36 beğeni akıyor bu akşam maşaallah :)
bol bol oylayınız.
edit: iş bu tanım 3dk içerisinde 16 beğeni aldı :) özellik işe yaramış görünüyor. ilginize teşekkür ederim.
edit2: 15dk da 36 beğeni akıyor bu akşam maşaallah :)
devamını gör...
bir erkeğin en tehlikeli cümlesi
"ben hiç sevilmedim." benim için budur.
devamını gör...
aşırı gerekli bilgiler
mantık sizi a noktasından b noktasına götürebilir, halay ise her yere. bol bol halay çekiniz.
devamını gör...
ilk spekülatif büyük loca
gri kentin beyefendi yazarı güngör öcalın ikinci kitabı “ilk spekülatif büyük loca” geçtiğimiz aylarda çıktı. ilk kitabı olan türk masonluğunu sanırım 3 yıl kadar önce kendisinden imzalı olarak almıştım ve arkasından kitap hakkında uzunca bir sohbetimiz olmuştu. son derece türkçeye hakim, entellektüel, araştırmacı ve burası önemli ki kolay kolay bunu söylemem; benden çok daha kibar bir beyefendidir. kibarlık hususunda kendisiyle yarışırım. kaybederim ama gururlu bir ikincilik alırım.
ikinci kitabını yine adıma imzalı olarak aldım. tatil dönemine denk gelmesi nedeniyle kısa sürede okuyup bitirme fırsatı buldum. ilk kitabında “masonluk” tarihi hakkında detaylı bilgiler veren yazarın kitabı; adeta bir kaynak kitap, bilgi kaynağı olarak okuyuculara sunulmuştur. kapalı bir yapı olarak bilinen ve benim de hakkında çok bilgiye sahip olmadığım bu alanı okuyup, sohbetler edip bir nebze olsun konu hakkında aydınlanmama vesile olan yazar güngör öcal’a çok teşekkür ediyorum.
yazar emekli bir deniz subayıdır. uzun yıllar donanma ve nato’da görev yapmıştır. emekli olduktan sonra, araştırma ve yazma gibi önemli bir alanı, kitap ve yazılarında derinlemesine işlemiştir.
gelelim kitaba;
yok öyle çok spoiler. sonra okumuyonuz. ancak ilk kitabında türk masonluk tarihini okuyucularına aktaran yazar, bu kitabı ile dünyada masonluğun yapısı ve değişimini, belge ve kaynaklara dayanarak sunuyor diyebiliriz. m.ö 7 yy kurulan ve adına “kolejler” denilen masonluk yapısının ilk örgütlenmesinden, ingiltere büyük locasına, operatif masonluktan, spekülatif yapıya kadar geniş bir alana ışık tutuyor.
kitabın ilk sayfasına bir francis bacon sözüyle başlıyor ve tarihin sayfalarına doğru sizleri bir yolculuğa çıkarıyor. kitabın dili ise müthiş. okuyunca “kendi dilimize ihanet etmiş” gibi hissettim. oysa bilirim dillerin önemini. yazarın türkçeyi kullanma şeklini takdir ettim.
masonluk üzerine okumalar yapmış olsam da, hala bu yapının neden bu kadar kapalı olduğuna dair bir bilgim yok. saçma sapan amerikan filmleri, provakatif kitaplar ise zaten gerçeği yansıtmıyor. dan brown kitaplarına hiç girmeyelim zira “yok len öyle bir dünya.”
gelenekleri nelerdir? sembolleri gerçekten ne anlam taşır? amaçları nelerdir gibi sorular hala aklımda. bu anlamıyla yazar güngör öcal üçüncü kitabının çalışmalarına başlamış. tarihi ve değişim sürecini okuyuculara anlatan yazar, üzerinde çalıştığı üçüncü kitabı ile bu sorulara cevaplar arayacağını söyledi.
umarım serinin üçüncü kitabını da adıma imzalı alır ve bir kahve eşliğinde tekrar sohbet edebilme imkanı bulurum.
kitabın görseli;

ifşanın görseli;
böyle mahlas seçersem olacağı budur.
ikinci kitabını yine adıma imzalı olarak aldım. tatil dönemine denk gelmesi nedeniyle kısa sürede okuyup bitirme fırsatı buldum. ilk kitabında “masonluk” tarihi hakkında detaylı bilgiler veren yazarın kitabı; adeta bir kaynak kitap, bilgi kaynağı olarak okuyuculara sunulmuştur. kapalı bir yapı olarak bilinen ve benim de hakkında çok bilgiye sahip olmadığım bu alanı okuyup, sohbetler edip bir nebze olsun konu hakkında aydınlanmama vesile olan yazar güngör öcal’a çok teşekkür ediyorum.
yazar emekli bir deniz subayıdır. uzun yıllar donanma ve nato’da görev yapmıştır. emekli olduktan sonra, araştırma ve yazma gibi önemli bir alanı, kitap ve yazılarında derinlemesine işlemiştir.
gelelim kitaba;
yok öyle çok spoiler. sonra okumuyonuz. ancak ilk kitabında türk masonluk tarihini okuyucularına aktaran yazar, bu kitabı ile dünyada masonluğun yapısı ve değişimini, belge ve kaynaklara dayanarak sunuyor diyebiliriz. m.ö 7 yy kurulan ve adına “kolejler” denilen masonluk yapısının ilk örgütlenmesinden, ingiltere büyük locasına, operatif masonluktan, spekülatif yapıya kadar geniş bir alana ışık tutuyor.
kitabın ilk sayfasına bir francis bacon sözüyle başlıyor ve tarihin sayfalarına doğru sizleri bir yolculuğa çıkarıyor. kitabın dili ise müthiş. okuyunca “kendi dilimize ihanet etmiş” gibi hissettim. oysa bilirim dillerin önemini. yazarın türkçeyi kullanma şeklini takdir ettim.
masonluk üzerine okumalar yapmış olsam da, hala bu yapının neden bu kadar kapalı olduğuna dair bir bilgim yok. saçma sapan amerikan filmleri, provakatif kitaplar ise zaten gerçeği yansıtmıyor. dan brown kitaplarına hiç girmeyelim zira “yok len öyle bir dünya.”
gelenekleri nelerdir? sembolleri gerçekten ne anlam taşır? amaçları nelerdir gibi sorular hala aklımda. bu anlamıyla yazar güngör öcal üçüncü kitabının çalışmalarına başlamış. tarihi ve değişim sürecini okuyuculara anlatan yazar, üzerinde çalıştığı üçüncü kitabı ile bu sorulara cevaplar arayacağını söyledi.
umarım serinin üçüncü kitabını da adıma imzalı alır ve bir kahve eşliğinde tekrar sohbet edebilme imkanı bulurum.
kitabın görseli;

ifşanın görseli;
böyle mahlas seçersem olacağı budur.
devamını gör...
ne iş olsa yaparım
maddi zorluk çeken kişinin para kazanma mecburiyetinde bulunduğundan dolayı kullandığı cümledir. elinden her işin geleceğini belirtip işi almak ister.
devamını gör...
lenovo
yoga serisini çok beğendiğim laptop ve telefon markası. thinkpad serileri de gayet güzel ama yoga serilerinin tasarımlarını çok seviyorum.
devamını gör...
la douleur exquise
fransızca kökenli bir sözdür. anlamı asla birlikte olma ihtimalinin olmadığı, imkansız olan bir aşkın verdiği acıyı/üzüntüyü ifade etmektedir.
-imkansız gözüyle bakılan her aşkın, acısını daima yaşayan kimseler eminim sevecektir.
-imkansız gözüyle bakılan her aşkın, acısını daima yaşayan kimseler eminim sevecektir.
devamını gör...
bilgisayar alırken dikkat edilecek hususlar
nezdimde çok net bir ayrımı var.
oyun oynamayacak ise mac alınmalı.
oyun oynamayacak ise mac alınmalı.
devamını gör...
adı yüzünden dışlanan insan
ortaokulda iken görev yapan bir öğretmenin ismi durali . ama isminden dolayı stop ali diye lakap taktılar. hatta nöbetçi öğretmenken, yaramazlık yapan iki öğrenci kapıyı hafifçe aralayıp stop ali, stop ali !! diye hafiften seslenmişti, kendisi de bunu duyunca öğrencileri fena benzetmişti.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
ses aç sözlük, uçan yayın!
devamını gör...

