güne bir söz bırak
"galibiyet yabancılaştırıcı bir yolculuktur. insan evine kaybedince döner."
devamını gör...
capernaum
(bkz: bu fotoğraf kimlik için, ölüm belgesi için değil.)
lübnan’lı nadin lakabi’bin yönettiği sinema filmidir. yayına 2018 senesinde girmiş olup izleyen çoğu insanı etkilemiş filmdir. film konusu fakirliğin çocuklar üzerinde etkisini, çocuk işçilerin çığlıkları, mülteci olarak yaşayan çocukların ailelerinde yaşadıkları olayları, açlığı, sefaleti ve çocuk yaşta evlendirilmeleri yer almaktadır. filmi izlediğim zaman vicdanımı rahatsız eden durumlardan öte gözlerimizi yumduğumuz acılara başkalarının yaşaması ve tüm hayatının acılarla kaplamış olmasının hüznü vardı içimde. kız kardeşini evlendirirler diye kardeşinin kanlı iç çamaşırını yıkayan bir çocuğun korkusunu nasıl içten hissedemez ki insan ya da çok küçük yaşta evlendirip hamile kalıp ölen sahar’ın sessiz çığlığını kim anlayabilir? açlığın yoksulluğun ve büyütülme tarzının çocuklara etkisini ve gelecek nesillerine yansıtılıyor olması ne acı. her şeyin güzelleştiği bir dünyayı göremeyecek olmamız ne acı.
lübnan’lı nadin lakabi’bin yönettiği sinema filmidir. yayına 2018 senesinde girmiş olup izleyen çoğu insanı etkilemiş filmdir. film konusu fakirliğin çocuklar üzerinde etkisini, çocuk işçilerin çığlıkları, mülteci olarak yaşayan çocukların ailelerinde yaşadıkları olayları, açlığı, sefaleti ve çocuk yaşta evlendirilmeleri yer almaktadır. filmi izlediğim zaman vicdanımı rahatsız eden durumlardan öte gözlerimizi yumduğumuz acılara başkalarının yaşaması ve tüm hayatının acılarla kaplamış olmasının hüznü vardı içimde. kız kardeşini evlendirirler diye kardeşinin kanlı iç çamaşırını yıkayan bir çocuğun korkusunu nasıl içten hissedemez ki insan ya da çok küçük yaşta evlendirip hamile kalıp ölen sahar’ın sessiz çığlığını kim anlayabilir? açlığın yoksulluğun ve büyütülme tarzının çocuklara etkisini ve gelecek nesillerine yansıtılıyor olması ne acı. her şeyin güzelleştiği bir dünyayı göremeyecek olmamız ne acı.
devamını gör...
yazarların garip huyları
dokunmamak.
eskiden çok eskiden sevmediğim insanlara dokunmak, sarılmak istememekle başlayıp şimdilerde ise suyunu çıkardığım şey.
ciğere,
çamaşır suyuna,
sirkeye,
turşu suyuna,
balık(ki rabbim beni ondan onu benden uzak etsin),
şeftali,
yağlı his bırakan herhangi bir şeye
dokunamıyorum ağlamak istiyorum evde yapmak zorunda kalınca. lateksler iyi ki var!
eskiden çok eskiden sevmediğim insanlara dokunmak, sarılmak istememekle başlayıp şimdilerde ise suyunu çıkardığım şey.
ciğere,
çamaşır suyuna,
sirkeye,
turşu suyuna,
balık(ki rabbim beni ondan onu benden uzak etsin),
şeftali,
yağlı his bırakan herhangi bir şeye
dokunamıyorum ağlamak istiyorum evde yapmak zorunda kalınca. lateksler iyi ki var!
devamını gör...
is can there
çaylak olduğu için artı oy veremiyor bu yüzden de favori atıyor. her entryme favori verdiğinde "yaa kıyamam sana" dediğim yazar. sözlüğe bugün gelmiş, hoş gelmiş.
devamını gör...
10 tanımı olan kadın yazarın sözlüğe emek veren yazardan fazla takipçisi olması
bu konuda kadınların hiçbir suçu yok dediğim durumdur. kadınları devamlı eleştiren ama bir yandan da kadın profillerinde devriye atan, kafası sözlük diyarından çoktan çıkmış yazarların işidir.
devamını gör...
emine erdoğan'ın küçük porsiyon önerisi
ama kafam nasıl güzel.
devamını gör...
uzun süre sonra yakılan sigara
insanı keyiften öldüren sigaradır. yirmilik dişimi aldırdıktan sonra 3 gündür içmiyordum. az önce yaktım ölüyorum zevkten. başım falan dönüyor.
devamını gör...
teşekkür etmek isterseniz şiir okuyun
3-4 yıl önce online alışveriş yaptığım bir sahaftan, başlıkla aynı mantığı taşıdığını düşündüğüm şöyle bir not gelmişti:

sanırım "bana şiir oku" anlamında değil de kişinin genel mânada şiir okuması isteniyor. aslında her açıdan ince bir düşünce. teşekkürü açıkça duymak istemiyor. şiir okuyup okumadığını da hiçbir zaman bilemeyecek ama okunursa teşekkür edilmiş sayacak.

sanırım "bana şiir oku" anlamında değil de kişinin genel mânada şiir okuması isteniyor. aslında her açıdan ince bir düşünce. teşekkürü açıkça duymak istemiyor. şiir okuyup okumadığını da hiçbir zaman bilemeyecek ama okunursa teşekkür edilmiş sayacak.
devamını gör...
sözlüğün en sevilen yazarı
haklısınız... zorla sevdiremeyiz ki... ii gclr.
devamını gör...
yazarların normal sözlük’te yazma nedenleri
renk temasi seciminden mi bilmiyorum fakat samimi, degil mi? turuncu renk bunu temsil ediyor saniyordum. nedenim budur.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
unuttum sanıyordun onu,
oysa affetmedin,
affetmediğin için unutmadın,
unutmamak için affetmedin.
öyle bir bağ vardı ki aranızda,
senin şehrinin mevsimi bile kulağına onun adını fısıldıyordu farkında olmadan,
üzerine yağıyordu adeta, onun adıyla yıkanıyordu tüm günahlar...
aylar, yıllar, insanlar gidiyordu araya,
ama acı çekmek daha güzeldi.
sevdiğin için acı çekmek...
ne kadar acı o kadar sevgiydi çünkü,
çünkü mutlu aşk olmazdı, öyle öğrenmiştin sen,
tıpkı diğer öğrenilmiş çaresizliklerin gibi.
böyle bir şey değil ki halbuki sevmek,
üzmemekti, kırmamaktı,
üzerine titremekti, merak etmekti,
almadan vermekti,
kar-zarar hesabı yapar gibi öncesi-sonrası düşünmemekti,
geç geldi diye hayıflanmamak, artık var diye mutlu olmaktı,
uzak olsa da sesini duyunca dünyalar senin olmaktı,
kilometrelerce uzaktan gelip sadece bir saat görebilmekti ve ömre bedel olmaktı,
onunla kurulan hayallerin bir gün gerçekleşme ihtimalinin kalbinden binlerce rengarenk kelebek uçurmasıydı,
şükretmekti sevebiliyor olduğunu gösterdiği için bile...
aşk acı değildi, olamazdı,
neden severdi insan o zaman yeniden ve yeniden?
yani senin unutamaman çok sevmekten değil sevdiğin gibi sevilmemektendi,
tıpkı karşılıksız bir çek gibi senin hislerin de karşılıksızdı,
elinde yüklü meblağda bir çek vardı ama sadece üzeri yazılı bir kağıt parçasıydı üstelik adın bile yoktu üzerinde,
hamiline yazmıştı,
öylesine boş, öylesine değersiz...
oysa affetmedin,
affetmediğin için unutmadın,
unutmamak için affetmedin.
öyle bir bağ vardı ki aranızda,
senin şehrinin mevsimi bile kulağına onun adını fısıldıyordu farkında olmadan,
üzerine yağıyordu adeta, onun adıyla yıkanıyordu tüm günahlar...
aylar, yıllar, insanlar gidiyordu araya,
ama acı çekmek daha güzeldi.
sevdiğin için acı çekmek...
ne kadar acı o kadar sevgiydi çünkü,
çünkü mutlu aşk olmazdı, öyle öğrenmiştin sen,
tıpkı diğer öğrenilmiş çaresizliklerin gibi.
böyle bir şey değil ki halbuki sevmek,
üzmemekti, kırmamaktı,
üzerine titremekti, merak etmekti,
almadan vermekti,
kar-zarar hesabı yapar gibi öncesi-sonrası düşünmemekti,
geç geldi diye hayıflanmamak, artık var diye mutlu olmaktı,
uzak olsa da sesini duyunca dünyalar senin olmaktı,
kilometrelerce uzaktan gelip sadece bir saat görebilmekti ve ömre bedel olmaktı,
onunla kurulan hayallerin bir gün gerçekleşme ihtimalinin kalbinden binlerce rengarenk kelebek uçurmasıydı,
şükretmekti sevebiliyor olduğunu gösterdiği için bile...
aşk acı değildi, olamazdı,
neden severdi insan o zaman yeniden ve yeniden?
yani senin unutamaman çok sevmekten değil sevdiğin gibi sevilmemektendi,
tıpkı karşılıksız bir çek gibi senin hislerin de karşılıksızdı,
elinde yüklü meblağda bir çek vardı ama sadece üzeri yazılı bir kağıt parçasıydı üstelik adın bile yoktu üzerinde,
hamiline yazmıştı,
öylesine boş, öylesine değersiz...
devamını gör...
ölmeden önce yapılması gerekenler
iz bırakın. bildiğimiz en iyi iz bırakma yöntemi çocuk yapmak. ama onu tavsiye etmem. gezegende bi imzanız olsun. mümkünse fidan dikin. hayat size kötü bi tecrübe yaşatmış olabilir. evrenin ne kadar büyük ve sizin diğer milyarlarca türdaşınıza ne kadar benzer olduğunuzu düşünün. farkınızı kendiniz yaratın. elinizden geliyorsa sizden sonraki nesillere emanet bırakın. bi sanat eseri yaratın mesela. hiçbir şey bilmiyorsanız çizdiğiniz bi resmi nft'ye dönüştürüp satın. evet diktiğiniz ağaç da bir gün ölecek, nft'nin olduğu blokzincir de bozunacak. ama ölü haliniz bile bi işe yaramış olacak. belki bir ağaç, dirinizden daha kıymetli olacaktır.
devamını gör...
görüyorum ki çaresizliği hiç tatmamışsınız hayatınızda
(bkz: itibardan tasarruf olmaz) diyenlerin ve (bkz: bebeğin donundan medet ummak) gafletine düşenlerin katili olduğu öğrencidir dilek özçelik.
bu lafları da yardım istediği, derdini anlattığı dönemin çevre ve şehircilik bakanı erdoğan bayraktar'ın kendisine para vermesi üzerine söylemiştir.
oysaki dilek sadece yaşamak istemişti.
sadece sağlığına kavuşmak istemişti.
sadece derdini anlatmak ve sesini duyurmak istemişti.
onlar ne yaptı:
dilek ablanın eline 50-100 lira tutuşturup milyonları cebe indirdiler.
itibardan tasarruf olmaz deyip saraylar, villalar yaptılar.
bu lafları da yardım istediği, derdini anlattığı dönemin çevre ve şehircilik bakanı erdoğan bayraktar'ın kendisine para vermesi üzerine söylemiştir.
oysaki dilek sadece yaşamak istemişti.
sadece sağlığına kavuşmak istemişti.
sadece derdini anlatmak ve sesini duyurmak istemişti.
onlar ne yaptı:
dilek ablanın eline 50-100 lira tutuşturup milyonları cebe indirdiler.
itibardan tasarruf olmaz deyip saraylar, villalar yaptılar.
devamını gör...
kafa sözlük
yazar olduğumdan beri hep iyi niyetli insanlar ile karşılaşıyorum. dilerim sonsuza dek bu böyle sürer.
devamını gör...
toksik erkeklik
toksik erkekliğe sahip olan erkeklerin egosu kırılgandır. "kadınsı" şeyler onlar için aşağılayıcı gelir. onları reddedecek veya erkekliklerini eleştirecek olursanız aşırı çirkinleşirler, size hakaret etmeye başlarlar. çoğuna göre "erkek dediğin etek giymez, makyaj yapmaz, oje sürmez, karı gibi olmaz" (çünkü "karı" gibi olmak gurur kırıcıdır) çünkü erkeklikleri bir oje ile tuz buz olacak kadar kırılgandır. bunlara denk gelirseniz kaçın abi arkanıza bakmayın laf da anlatamazsınız. ama böylelerine kurt cobain 'i örnek verebilirim. heteroseksüel bir erkek olmasına rağmen etek ya da elbise ile konsere çıkıp saçını pembeye boyattığı fotoğrafları görebilirsiniz. çünkü toplumun onayına ihtiyacı yoktu istediğini yapıyordu ve milyonlarca kız ona aşıktı. kısaca yok şöyle erkek olacağım yok böyle kadın olacağım diye kasmayın. kıyafetleriniz, sevdiğiniz yemek, makyaj yapmak ya da yapmamak, hobileriniz.... bunlar sizin cinsiyetinizi belirlemez. yılların saçma sapan algısını bir kenara koyun artık.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
nizanim'ın uykusu geldi
maniler oldu bana ninni
hadi bana eyvallah
kavga etmeyin emi
maniler oldu bana ninni
hadi bana eyvallah
kavga etmeyin emi
devamını gör...
143.5 santimetre
tüm dünyadaki tren raylarının birbirine uzaklığının standartı.
dünyanın her yerinde, rayların mesafesi: 4 fit ve 8.5 inç yani 143.5 cm.
tabii ki mantıklı bir sebebi var:
insanlar ilk tren vagonlarını yaptıklarında, at arabalarını yaparken kullandıkları aletlerin aynısını kullanıyorlarmış. o yüzden vagonların tekerleklerinin arası, tıpkı at arabalarındaki gibi 143.5 santim olmuş.
çünkü arabaların geçtiği eski yolların genişliği bu kadarmış.
çünkü o eski insanların savaş arabaları, iki atla çekiliyormuş.
atlar yan yana durduğunda, genişlikleri 143.5 santim oluyormuş.
bir süre bu standartla iş yapılınca, ister istemez, yük vagonları vs bu standarta göre üretilmiş, tüneller bu ölçüde açılmış. dolayısıyla bir düzen oluşmuş ve bir değişiklik yapılmadan günümüze gelişmiş.
bu rakamı romantize eden bir grubun varlığıyla, ben bu ilginç bilgiyi öğrenmiştim zamanında. onların romantize etmesi ise hatırladığım kadarıyla şöyleydi: zamanında, her ne olursa olsun, tüm imkanları denemelerine rağmen, bir türlü bir araya gelemeyen iki sevgili ya da birbirini seven iki insana bu tabir kullanılırmış. yani tren rayları gibi aynı yöne gidiyoruz ama hiç kavuşamıyoruz diyen sevgililerin, aramızda 143.5 cm var şeklinde kullandığı bir tabir olmuş.
bunu lise zamanlarımda öğrenmiş olup, kaynağı hiçbir şekilde bulup ekleyemeyeceğim. kısa bir internet araştırmasında bu şekilde bir hikaye bulamadım ama o zamanlar bu anlamı beni etkilemiş olacak ki, bu güne kadar unutmadım.
dünyanın her yerinde, rayların mesafesi: 4 fit ve 8.5 inç yani 143.5 cm.
tabii ki mantıklı bir sebebi var:
insanlar ilk tren vagonlarını yaptıklarında, at arabalarını yaparken kullandıkları aletlerin aynısını kullanıyorlarmış. o yüzden vagonların tekerleklerinin arası, tıpkı at arabalarındaki gibi 143.5 santim olmuş.
çünkü arabaların geçtiği eski yolların genişliği bu kadarmış.
çünkü o eski insanların savaş arabaları, iki atla çekiliyormuş.
atlar yan yana durduğunda, genişlikleri 143.5 santim oluyormuş.
bir süre bu standartla iş yapılınca, ister istemez, yük vagonları vs bu standarta göre üretilmiş, tüneller bu ölçüde açılmış. dolayısıyla bir düzen oluşmuş ve bir değişiklik yapılmadan günümüze gelişmiş.
bu rakamı romantize eden bir grubun varlığıyla, ben bu ilginç bilgiyi öğrenmiştim zamanında. onların romantize etmesi ise hatırladığım kadarıyla şöyleydi: zamanında, her ne olursa olsun, tüm imkanları denemelerine rağmen, bir türlü bir araya gelemeyen iki sevgili ya da birbirini seven iki insana bu tabir kullanılırmış. yani tren rayları gibi aynı yöne gidiyoruz ama hiç kavuşamıyoruz diyen sevgililerin, aramızda 143.5 cm var şeklinde kullandığı bir tabir olmuş.
bunu lise zamanlarımda öğrenmiş olup, kaynağı hiçbir şekilde bulup ekleyemeyeceğim. kısa bir internet araştırmasında bu şekilde bir hikaye bulamadım ama o zamanlar bu anlamı beni etkilemiş olacak ki, bu güne kadar unutmadım.
devamını gör...
uykusuzkahve
kendisiyle aramızda kısa bir muhabbet geçmiştir. kibarlığı, üslubu ile içinde bulunduğum karamsar ruh halimden çıkıp, anında pozitif olmaya,hayatı sevmeye, dünyaya kucak açmaya başlamıştım.
emin olun psikoloğa gidip içimi döksem bu kadar rahatlamaz ,içim huzurla dolmazdı.
çoğu moderatörü sayar severim ama uykusuz kahve 'nin yeri benim için çok ayrıdır. şahsen insanlar üzerinde ki bu pozitif enerjisi sayesinde sözlüğün pollyannası moderatördür. iyi ki vardır.
emin olun psikoloğa gidip içimi döksem bu kadar rahatlamaz ,içim huzurla dolmazdı.
çoğu moderatörü sayar severim ama uykusuz kahve 'nin yeri benim için çok ayrıdır. şahsen insanlar üzerinde ki bu pozitif enerjisi sayesinde sözlüğün pollyannası moderatördür. iyi ki vardır.
devamını gör...
mizofoni
okb'nin içinde bulunan lanet sese duyarlılık hastalığıdır. çocukluğumdan beri pençesindeyim. öğretmen tahtaya bir şeyler yazarken çıkan tık tık sesi, klavyede yazı yazarken çıkan tuş sesleri, ağız şapırdatma, çekirdek çitleme, nefes sesleri beni en çok rahatsız edenler arasında. senelerdir tedavi görüyorum. ilaçlarla biraz dindirebildim ancak hala bazı zamanlar beni deli ediyor. kulak tıkacı takmaktan kulaklarımda yara çıkarttırdığı dönemlerde olmuştur. umarım en az rahatsızlık seviyesine tüm hastalar olarak ulaşabiliriz.
devamını gör...
