çok sinirli olmak.uyuyamıyorum gün doğana dek.başarabilene imreniyorum.
devamını gör...

bizim bilimden uzak olmamızla alakası olmayan bilim dalıdır. türkiye ve ortadoğu birçok genetik bilimci için nimettir. çünkü akraba evlilikleri yaygın. iskoçya, abd, avustralya, hollanda gibi ülkelerde hayvan ıslahı konusunda aşmıştır. çünkü hayvanların soy takibini çok detaylı yapan bir çiftçilik kültürü var.
türkiye'de botanik alanındaki çalışmalar carl linnaeus sayesinde bilimsel temele oturtulmuş. osmanlı devletinden kalan eczacılık bilgisi unutuldu. ki bu eczacılık bilgisi ordunun atları için geliştiriliyordu. anadolu halkının bir deri bir kemik öküzü vardı birinci dünya savaşında. ne yazık ki meralarımızı da koruyamadık. zaten akdeniz iklimi ve iç anadoluda bozkır sebebiyle meralar yılın yarısında bereketli oluyordu.
bir atın bir ineğin yılda kaç ton kaba yem yediğinden haberiniz var mı? gavur bunları düşünüp yemden faydalanma üzerine geleneksel ıslah çalışmaları yaparken osmanlı devletinde şairler padişahtan bir kese altın alabilmek için divan şiirleri yazıyordu.
bu ülkeye sistematik çiftlik yönetimi bilgisini de ispanyollar, cenevizler, italyanlar ve rumlar getirmiştir. birinci dünya savaşı'nda bunlar milliyetçi duygularla isyanlara başlayınca anayurttan kovuldular. bırakıp kaçtıkları konaklar, bağlar, zeytinlikler türklerin oldu ama türklerin bahçecilik bilgisi pek yoktur. kültürel olarak bahçecilik geçmişi yok türklerde. oysa avrupada her kilisenin bir bahçesi olur. kilise ile bahçe ilişkisi çok derindir. başka zaman anlatırım. ama özünde dionysos kültürü olduğunu bilin.

gelelim bilimsel gelişmelere. türkiye genom bilimi veya data çağını çoktan kaçırdı. fetö, ergenekon, balyoz derken kaçtı tren el sallayın. akraba evlilikleri yüzünden genetik bilimciler türk toplumunun gen haritasına merak duyuyor. çünkü bir gen terapisinin ücreti milyonlarca dolar ediyor. sma hastası çocuklar için bağış toplayıp duranlar bunu çok iyi bilir. o çocukları da aileleri sma hastası olacaklarını bilerek doğuruyorlar. hamilelik aşamasında bebeğin genetik hastalıkları tespit edilebiliyor ama çok dindar ebeveynlerimiz allaha havale edip bebeği doğuruyor. sakat doğacağını bile bile kürtaj yaptırmak istemiyorlar.
türkiye genetik çağını kaçıralı 60 yıl falan oluyor. lisans bitirme ödevimi genom bilim üzerine yazmıştım. genom biliminin tarihsel gelişimi hakkında doğru bilgilere sahibim.

yukarıdaki entryde "karanlıkta parlama geni ekleniyor" falan demiş. bahsettiği green fluorescent protein (gfp), red fluorescent protein (rfp) falan. bir gen bir protein hipotezine göre bir organizmaya aktarılan genin transkripsiyon olup olmadığını anlamak için kullanılan fenotipik markerlardan biridir. abd'de millet bunu evinin garajında falan yapıyor. hazır kitler satılıyor. hatta adamın biri kendisine kaslandırma geni enjekte edip konferanslar veriyordu.

genetik mühendisliği sanıldığı kadar iyi bişey değil. abd'de çiftçilerin canına okudu bir şirket. bu şirket genetiği değiştirilmiş mısırlar yetiştiriyordu. ama transgenik mısırların polenleri çevredeki tarlalara da rüzgarla böceklerle taşınıp doğal mısırların da genetiğini değiştiriyordu. şirket abd'deki çiftçilere "benim transgenik mısırlarımın tohumlarını çalmışlar" diye dava açtı. gen spesifik bir pcr tanı kitiyle durumu teyit edebiliyorlardı. bu da mahkemede şirketi haklı gösteriyordu. oysa gerçek farklıydı. transgenik bitkiler transgenik polenler üretiyordu. zaten bu davadan sonra batı toplumlarında genetik mühendisliği çalışmaları için uluslararası anlaşmalar yapıldı. taa ki çin'de aids virüsüne kongenital bağışıklı transgenik ikiz bebekler (nana ve lulu) doğana kadar...

transgenik polenler için çözüm olarak "ölü tohum" denen bir sistem geliştirildi. böylece tohum şirketleri çiftçileri tohuma bağımlı hale getirdi. çiftçinin attığı tohum çimlenmiyordu. her yıl gidip şirketten yeni tohum alması gerekiyordu.

türkiye'de yanlış bilinen şeylerden biri de "israil tohumu" denen şey. israil tohumu şöyle bişey genetik bilimciler bitkilerin gen haritalarını çıkartırlar. bu çok zordur çünkü bitkilerde 2n=46 kromozom yoktur. şeker pancarında bazen 7n kromozom olabilir. buğdayda 6n, 8n falan olabilir. bitkilerde kromozom setleri çeşitlilik gösterir. hangi genin hangi kromozom üzerinde olduğunu, bu genin yeni nesle mendel kurallarına uygun olarak mı yoksa mendel kurallarından saparak mı geçtiği araştırılır. genler tıpkı insanlar gibi sosyaldir. birbirleriyle iyi geçinen birlikte translasyon olan genler vardır. bazı genler diğerinin çalışmasını engeller. işte israilli bilim insanları bunlar üzerinde yıllarca çalışarak en iyi özelliklere sahip ebeveynleri bulurlar. bu iki ebeveyn bitki birbirleriyle tozlaştırıldığında populasyondaki diğer bireylerden daha yüksek verim veren veya kuraklığa dayanıklı, hastalıklara dayanıklı, böceklere dayanıklı vs. yeni nesil ortaya çıkar. bu tohumlar patentlidir. işte bu tohumlara israil tohumu deniyor halk arasında.

peki israil tohumu neden üçüncü nesilde verim kaybediyor ve çiftçi önceki verime ulaşamıyor?
çünkü ikinci jenerasyonun ebeveynleri (g10 x t01) tozlaştıklarında verimli (gt1001) dölünü üretir. bu patentli tohumdur. ancak çiftçi gelecek yıl ebeveyn olarak gt1001 tohumunu kullanamaz. çünkü niye (bkz: mayoz bölünme). doğanın genetik çeşitlilik sağlayan en güçlü mekanizması mayoz bölünmedir. mayoz bölünmede bildiğiniz gibi 4 yeni hücre sayısı oluşur ve mayoz bölünmede genetik çaprazlanma olur. yani gt1001 kodlu ikinci generasyon bitkiler mayoz bölünmeyle g01, g00, gt10, gt00, gt11, gt01, t1, t0, g1, g0 gibi menden kalıtım yasalarına uygun segregasyon gösterir. yani bitkinin genomu açılır ve oluşan yumurta ve polenler sonsuz olasılıkla tozlanabilir. işte israilli bilim insanları bütün bu süreci kontrol altında izledikleri için israil tohumu diye birşey hakkında konuşabiliyoruz.

crispr teknolojisi ise yukarıdaki süreci bypass eden bir yöntemdir. bütün genomu izlemek ve genleri nesilden nesile takip etmek yerine genom içerisine direk istenilen protein kodunu (yani gen) yazmayı sağlayan bir yöntemdir. buna biohacking de denir. sanıldığının aksine yeni bir teknoloji değildir. crispr'dan önce talenler vardı. geçmişi de 30-40 yıllık falan. bunlar bilim camiasında niş alanlar. 1970lerde dünya çapında talen çalışan 15-30 kişi falan vardır herhalde.

bilim işte böyle niş bişeydir. devlet politikasıyla bir bilimsel projeye odaklanırsan diğer bilim alanları boş kalır. ekonomik gücün olursa bütün projelere finansal destek vereceksin. ama türkiye öyle bir ülke değil. türkiye tarihine bakarsanız islamcı-neoliberal siyasetçilerin ve maafyanın bu ülkenin milli servetini tükettiğini ve insan kaynağını yok ettiğini görürsünüz. işte bu yüzden türkiye'de bilim olmaz.

not1: sosyolojiyi bir bilim olarak ele alırsak türkiye'de akp iktidarıyla baya sosyolojide ilerledik. anket şirketleri, sosyal medya, algı operasyonları, gündem belirleme, siyasi suikast, itibar zedeleme gibi bilimsel alanlarda baya gelişti türkiye. ne diyelim, her millet hak ettiği şekilde yönetilir. bu osmanlı artıklarıyla bu kadar oluyor ne yazık ki. cumhuriyet alerjisi olanlarla bilim yapılmıyor görüyorsunuz.

not2: insansız hava araçları da bir bilim dalı olarak geliştiğimiz konulardan. ancak insansız hava araçlarının tarihine bakarsanız israil'in kuruluş yıllarına kadar gidersiniz. o dönemlerde insansız hava araçları orduda yeterli görülmediği için terk edilmiş bir teknolojiydi. türkiye bu gözardı edilen teknolojiyi sahiplendi ve geliştirdi. ne yazık ki bu gelişme albayrak ailesi tarafından sahiplenildi ve siyasete alet edildi. albayrak ailesinin servetine servet katıyor. bu durum hatta tayyip erdoğan'dan sonra niçin berat albayrak'ın tahta oturmak istediğini de açıklıyor. iki aile güçlerini birleştirmiş bu milletin amına koyuyorlar, biz de övünüyoruz "sihalarımız var" diye övünüyoruz. peki size soruyorum türkiye'de terör sorunu akp'den önce -türk ordusu sayesinde- risk düzeyi çok düşürülmüşken neden bir anda hortlatıldı? türk saha gazeticileri kandile gidip röportaj yapıyorlardı, moralleri tükenmişti. öcalan yakalanmıştı. ne oldu da yeniden terör ortaya çıktı. neden kürtler kriminalize edildi? neden seçimlerden önce bombalar patladı.

son söz: arkadaşlar teknoloji gelişen birşey değildir. belirli bir amaç için geliştirilen birşeydir. bilim denilen şey o kadar kutsallaştırıldı ki bilim insanları hala farkında değiller siyasetçiler için çalıştıklarının. ülkelerin dostlukları olmaz, ülkelerin çıkarları olur. insansız hava aracı teknolojisinin kullanım ve geliştirme haklarını israilden almış olabiliriz. bunu kimse aklından bile geçirmemiş ancak böyle birşey olabilir. "nasıl iktidar olunur" bilgisi türkiye'de var mıydı? öncesine bakarsanız hep koalisyon hükümetleri vardı. bir toplum mühendisliği oldu türkiye'de. bu insanların iktidarda kalması için herkes el birliğiyle çalıştı. muhalefet bile bunun için çalıştı. hepimiz oyuna geldik. şimdi bana gelip burada "bilim" tatavası yapmayın. bazı uzmanlara göre üçüncü dünya savaşı'nda olabiliriz ve haberimiz bile olmayabilir. savaşın şeklinin değiştiğini hepimiz biliyoruz, değil mi?
devamını gör...

sadece tava, ekmek, çatal var sanırım. menemene de laf etmeyin bee güzelim yiyecek.
devamını gör...

kısa ve güzel tanımlar giren yazar arkadaşımız.

takipteyiz efendim, nice güzel tanımlara.
devamını gör...

pertevniyal valide sultan tarafından, istanbul aksaray'da 1867-1871 yılları arasında yaptırılan cami. mimarı balyan ailesidir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
caminin de içinde bulunduğu külliyede türbe, kütüphane, mektep*, karakol, altı tane çeşme ve yedi tane dükkan bulunuyordu. neogotik mimariye sahip, zaten baktığınızda klasik camilerden çok daha farklı olduğunu görebiliyoruz. içi de en az dışı kadar güzel. dantellerle süslenmiş gibi, o kadar zarif ki. gördüğüm en güzel camilerden biri.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yol yapımları, tramvay yolu çalışmaları ve aksaray meydanı düzenlemeleri sebebiyle külliye büyük zarar görmüş. pertevniyal valide sultan'ın türbesi de bu sebeplerle yıktırılıp yeri değiştirilerek avlunun içine alınmış, ayrıca sultanın kütüphanesi süleymaniye kütüphanesi'ne taşınmış.
bugün cami tam anlamıyla kaosun içinde, trafiğin dibinde* ve çalışmalar sebebiyle yol seviyesinin de altında kalmış bir şekilde varolmaya çalışıyor. aksaray'ın keşmekeşinin ortasında inci gibi parlıyor resmen.

kaynak 1
görsel kaynak: ben.
devamını gör...

adamın birinin başına buda heykeli düşmüş,
" başıma buda mi gelecekti? " demiş.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çok haklı bir söylemdir.
hiç bu kadar kadının adı duyulmamıştı cinayet haberlerinde.
devamını gör...

fay weldon’ın “çağdaş ingiliz edebiyatının büyük beyaz umudu” diyerek selamladığı iskoç yazar iain banks’in ilk romanı eşekarısı fabrikası, 1980’li yıllarda ingiltere’de yayımlanan tüm romanlar arasında en çok tartışılan kitaplardan biri oldu. gazete ve dergilerde abartılı yergi ve övgülerle sürdürülen tartışmaların harareti dindikten ve banks yazdığı diğer romanlarla yeteneğini kanıtladıktan sonra kitaba gerçek değeri verilebildi. metin, çocuk ve şiddet temasını işleyişindeki başarısı açısından sineklerin tanrısı ve teneke trampet gibi başyapıtlarla kıyaslanıyor artık.

gotik roman geleneğine uygun olarak, olaylar iskoçya kıyılarında, tecrit edilmiş bir adacıkta ve temelde üç kişi etrafında gelişiyor. 60’lı yıllarda hippi anarşist bir gruba katılmış olan eksantrik baba, tuhaf deneyler yapmaya meraklı, oğluna saçma sapan şeyler öğretmekten zevk alan bir biyokimyacı. “aile”nin son derece duyarlı, kırılgan ve zeki büyük oğlu eric, tıp fakültesinde öğrenciyken karşılaştığı korkunç bir olay yüzünden akli dengesini yitirmiş ve geri döndüğü ada civarındaki bütün köpekleri yakmaya başladığı için kapatıldığı tımarhaneden kaçan, tehlikeli biri. romanın anlatıcısı frank ise, babası doğum kaydını bilerek yaptırmadığı için resmen var olmayan ve bu yüzden de çok yalnız bir hayat süren bir çocuk. tüm yalnız çocuklar gibi frank de fantezilerle dokuduğu mitik bir dünya yaratmıştır kendine. ama şiddet, zulüm ve ölüm üzerine kurulu bir dünyadır onunki. olağanüstü zekice planlar kurarak kendi yaşlarındaki iki kuzenini ve öz kardeşini öldürmüştür. eşekarısı fabrikası gibi karmaşık düzenekler kurarak korkunç eziyetlerle öldürdüğü hayvanların, ölme biçimleriyle kendisine yakın geleceği haber verdiklerine inanır. romanın sonunda yaptığı bir keşif, bu mitik dünyanın tamamen yıkılmasına ve kendisi hakkındaki korkunç gerçeği öğrenmesine yol açacaktır.

banks inanılmaz hayal gücü ve anlatı ustalığıyla gerçeküstücü resimlerden çıkmışa benzeyen müthiş sahneler yaratıyor bu romanda. dehşet ve ölümle dolu, ama ironik ve gerçekten iyi yazılmış bir kitap bu. ahlâki bir mesajı falan yok ama okuru fena halde tedirgin ediyor. masumiyeti tıkıştırdığımız son sığınak olan çocukluğun içerebileceği şiddetle yüzleştiriyor çünkü bizi.
devamını gör...

(bkz: şiddet)
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

darwin'in emri , charlie'nin kavli ile...... diye başlayan seremonidir.
devamını gör...

saf, anlama kabiliyeti minicik sonradan gelişen insan özelliği. masumiyet sahibi insanlar; kurnaz, çetin insanların yegane kurbanları olurlar genelde. onları kollayan insanlar da vardır bazen. öyle...
devamını gör...

karlos gibi seven birini isteyen yarenler için gelsin
yanarım
devamını gör...

erkek erkeğe birbirine yapılan şakalar, söylenen laflar eşler/sevgililer yanındayken söylenmez, söylenemez...
devamını gör...

beklentiler, hep daha fazlasını istemek, anı yaşayamamak, varsa vicdan azabı, kendinden çok başkalarını düşünmek.
devamını gör...

sozlugu kendince "trolledigini" dusundugu icin an itibari ile uzaklastirilmis yazarimsi.
devamını gör...

öncelikle bu yakışıklının orijinal adı planet x. başlık orijinal adıyla ya da daha doğru bir türkçe çeviri olacak olan x gezegeni şeklinde açılabilirdi. böyle olunca "istanbul kanalı" demek yerine "kanal istanbul" demenin daha havalı olacağını düşünmek gibi olmuş. gerçi... neyse.

---

planet x, namıdiğer marduk ya da nibiru gibi bir zırva değildir. düpedüz hurafelerden beslenen astrologların ve komplo teorisyenlerinin ayağına düşmemesi gereken, gerçekte astronomlar tarafından ciddi ciddi tartışılan bilimsel bir meseledir.

bu tartışmaların kaynağıysa şu: bilim insanları, kuiper kuşağı'ndaki gök cisimlerinin, mesela plüto'nun da dahil olduğu cüce gezegenlerin, yörünge hareketlerinde bazı anomalilere rastlamışlar. en nihayetinde de orada dünya'dan katlarca büyük bir gezegenin var olma ihtimali düşünülür olmuş. işin garip yanı, yapılan hesaplamaların ve simülasyonların da bunun gayet mümkün olabileceğini göstermesi.

benim de severek takip ettiğim ayhan tarakcı, ilgili videosunda detayları güzelce açıklamış. izlemeye üşenenler için kabaca: önceleri orada bir kara delik, kahverengi cüce ya da neptün gibi bir gaz devi olma ihtimalinin düşünüldüğünden fakat bunların pek de mümkün görülmediğinden; dolayısıyla şu sıralar bir kayalık gezegenden şüphelenildiğinden fakat bunun da yeni birtakım sorunları beraberinde getirdiğinden bahsetmiş.

bütün bu sebeplerden, hakkında şimdilik en akıl kârı görünen açıklama da şu: kuiper kuşağı'nda henüz keşfetmediğimiz cüce gezegenler var ve anomalilerin sebebi de bu.

artık nihayet 2021 ekim'inde james webb uzay teleskobu'nu uğurlayabilirsek ve kazasız belasız çalıştırabilirsek, buradaki gizemi büyük olasılıkla çözecek. arkasından su dökeceğiz onun, "güle güle git" diyeceğiz, "dualarımız seninle." ve ekleyeceğiz gözyaşlarımızla, "seni çok özleyeceğiz ama hele şükür be."
devamını gör...

engels- ailenin, özel mülkiyetin ve devletin kökeni
devamını gör...

adam ülkenin en güçlü trolü yeminlen!*
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim