bi arkadaş twitterda şöyle yazmış
"tarikat/cemaat yapılanmalarından gelecek %2 oy kadından ve aileden çok daha değerli. ve her zaman öyleydi. olay da bundan ibaret."
o kadar doğru ki....
devamını gör...

çay ocağı= tea january
devamını gör...

günaydın sözlük...

ama öyle, hiçbir öğrencisi tarafından sevilmeyen, kahverengi takım elbiseli, suratsız, kır bıyıklı, sevimsiz bir lise öğretmeninin sınıftan içeri girdiğinde, yarım ağız, belli belirsiz, ağzının içine içine söylediği bir günaydın gibi dümdüz, sade, soğuk ve tatsız bir günaydın değil elbet...

her yağmur başladığında, kandida mantarı gibi bir anda bitiveren, nereden çıktıklarını, nerede pusuya yattıklarını asla anlayamayacağınız, ellerinde naylon şemsiyelerle ''yağmura şemsiye, yağmura yağmura...'' şeklinde bağıran seyyar satıcı ileri görüşlülüğünde bir günaydın...

çıkarcı değil ama fırsatçı bir günaydın...
devamını gör...

hiihg bir kelime midir? öyleyse budur.
devamını gör...

soğuk savaş diye bir şey olamaz. tekme tokat dalıyoruz genelde birbirimize. böyle alttan alttan rekabet mi olur lan dümbük müyüz biz.
devamını gör...

acayip kafa adam. sohbet ettik ettik, vedalaştık, 15 dakika sonra tekrar bir mesaj: ''ayakkabılarımı burada unutmuşum''. 15 dakika yalın ayak gezmiş kamil. biz de bize güzelliği getirecek diye bekliyoruz. (bkz: ama kafamız nasıl güzel biliyo' musun)
devamını gör...

büyük adammış eric arthur blair ya da bildiğimiz ismiyle (bkz: george orwell). 1949 yılında geleceği görerek bu kitabı yayınlamıştır. gerçi hayat hikayesine bakarsak belki geleceği görmek değil de yaşadığı çağı yorumlayıp teknolojiye uyarladığı bile düşünülebilir, çünkü kendisi hitler ve mussolini desteğini alan franco'ya karşı savaşmak için ispanya'ya gönüllü olarak gitmiştir (bu anıları daha sonra katalonya'ya selam olarak yayınlanacaktır).
aslında kitap zamyatin'in biz isimli romanından esinlenmiştir. ilk ismi avrupa'daki son adam olarak belirlenmesine rağmen yayıncı tarafından değiştirilerek bu isim seçilmiştir. aralarında yayınlanma yılları arasında 17, bahsettikleri tarihler arasında da yaklaşık beş yüz yıl olsa da konu olarak huxley'in "cesur yeni dünya"sı ile benzerlik gösterir.
1984'ü okurken bazen geçmişe gidersiniz, bazen kendinizi gelecekte bulursunuz, bazen de adam bu günü yazmış dersiniz. belki sürekli televizyon karşısında marş dinlemezsiniz ama romandaki gibi her an izlendiğinizi bilirsiniz. korkunun ne kadar güçlü olduğunu, insanların korku yüzünden nelerden vazgeçebileceğini suratımıza vurur.
v for vendetta'yı izlerken de "bu şey değil mi ya, 1984" dersiniz. her hissettiğiniz baskıda "abi adam yazmış ya" dersiniz. çok da uzatmaya gerek yok, güzel kitaptır, bazen üzer, bazen ümit verir. benim içinse gerçek dünyada özgürlüğün sadece bir illüzyon olduğunu ilan eden bir kitap.
devamını gör...

günaydın sözlük,
sabah sabah kendimi ayı poposu ellemiş gibi hissediyorum.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

genellikle her şey. yeterki bir şeyi arayayım, asla bulamam. ne zaman ki aramaktan vazgeçip otursam o şey birden ortaya çıkıyor.
devamını gör...

kazanın ya da ölün! anlamına gelen italyanca cümle.

mussolini'nin bu yaklaşımı italyanların iki dünya kupası kazanmasını sağlamıştır. insana şaka gibi geliyor ama ne yazık ki gerçek. nasıl ki hitler olimpiyatlarda gövde gösterisi yapmak istemişse, bunun bir benzerini, mussolini dünya kupasını kazanarak yapmak istemiş ve başarılı da olmuştur. italya tarihinin en önemli teknik adamlarından birisi olan vittorio pozzo'nun, mussolini'nin istekleri ve talepleri karşısında ciddi anlamda bunaldığı ama elinden gelen bir şey olmadığı için görevine devam ettiğinden bahsedilir. kaldı ki pozzo, mussolini'nin tam tersi bir siyasi görüşe sahiptir ancak yine de milli takımın başında maçlara çıkarak iki dünya kupasının kazanılmasında büyük rol oynamıştır. ayrıca mussolini'nin karşı çıkmasına rağmen güney amerika'da yetişmiş iki italyan asıllı futbolcuyu da kadroya dahil etmiştir. hal böyle olunca, mussolini, pozzo'nun kellesini almak için pusuda beklemeye başlamıştır.

takımın üzerindeki kazanma baskısının yoğunluğunu özellikle ilk kupadaki skorlardan anlıyorsunuz zaten. italya çeyrek finalde ispanya ile eşleşiyor ve maç 1-1 bitiyor. o dönemde beraberlik halinde maçlar ertesi gün tekrar ediliyor. ikinci maçı 1-0 kazanıp tur atlıyorlar. arkasından yarı finalde avusturya ile de 1-1 berabere kalıp, ikinci maçı yine 1-0 kazanıp finale çıkıyorlar. finalde çekoslovakya'yı 2-1 yenip kupaya uzanıyorlar. hani meşhur italyan savunması vesaire diyoruz ya, işte o aslında bildiğiniz yaşam savunması! çünkü futbolcular italya'ya nasıl döneceklerini ve başlarını ne geleceğini düşünerek oynamışlar tüm maçları.

özellikle 1938 dünya kupasında pozzo'nun ve futbolcuların üzerindeki baskılar iyice artmış, güney amerika menşeili futbolcular monti ve orsi'de ince kırmızı hat üzerinde yürümeye başlamıştır. ölüm korkusu adama neler yaptırıyor şaşırırsınız. 1938, brezilya milli takımının favori görüldüğü ve muazzam bir kadroya sahip olduğu bir kupa. hatta brezilyalılar kendilerine o kadar çok güveniyorlar ki, italya ile oynayacakları yarı final maçından önce finalin oynanacağı paris'e gitmek için uçak biletlerini bile alıyorlar. hatta bunu duyan pozzi, brezilya kampına giderek, brezilya teknik direktörü pimenta'ya biletleri iptal etmesini, bu oyunda her şeyin olabileceğini söylemiş. buna karşılık kendini beğenmiş pimenta, pozzi'ye hiç şansınız yok, biletleri iptal etmiyoruz diyerek kapıyı göstermiş. oysa karşısındaki hoca ve takımı sadece galibiyet için oynamayacaktı ki, hayatları için oynayacaklardı. pimenta'nın bunun görememiş olması, enteresan bir kibrin ürünü olsa gerek! ya da dünyadan haberi yoktu. italya, o efsanevi brezilya takımını 2-1 yendi. maçtan önce takımın soyunma odasına mussolini imzalı bir telgraf gönderilmişti. o telgrafta "vincere o morire" yani ''kazanın yada ölün!'' yazmaktaydı.

italya, finalde diğer favori macaristan'ı 4-2 yenerek kupayı kazandı. işte bu maç sonrası macar kaleci antal szabo'nun açıklaması italyanların hangi ruh hali ile maçlara çıktığını ispatlar niteliktedir; '' 4 gol yedim ama hiç olmazsa onların hayatını kurtardım.''

mevzu gayet basittir. italyan savunması dediğiniz şey bizatihi yaşam savunmasıdır. en azından çıkış noktası budur. o sebeple kemik sesi gelmiş, eller bilekler kırılmış pekte mühim değildir. önemli olan kazanmak ve hayatta kalmaktır...

bu olaylar silsilesi ile ilgili simon martin'in football and fascism: the national game under mussolini adlı bir kitabı var. dönem incelemesi çok güzel yapılmış. merak edenler için okunması keyifli olabilir diye düşünüyorum.
devamını gör...

dalga geçmektir. sizi hem uyutuyorum hem dalga geçiyorum demektir.
lan sel felaketi ve çay arasında ne gibi bir bağlantı var bilen var mı ?
rize’de çay fırlatmak akıl tutulması değil midir ?
rize yahu çayın başkenti falan değil mi deliricem.
çay fırlatırken surat ifadesi o kadar itici bir hal alıyor ki inanamıyorum.
alın lan fakirler alın der gibi fırlatıyor.
şaka gibi ama şaka değil.
devamını gör...

sorumluluklarımı yerine getirdikten sonra oluşan o hafiflik hissi...
devamını gör...

tarihin en iyisi demek çok geniş bir alanı kapsıyor, ama dark fantasy tarihinin en iyi animesi berserk (1997)'tir büyük bir çoğunluğa göre, ki bu çoğunluğa ben de katılıyorum.
devamını gör...

sözlüğü bana devredip kaçtınız sandım...

sonra jeton düştü. çok ama çok hoş bir jest olmuş.

bayramımız kutlu olsun!
devamını gör...

(bkz: friendly fire on)

adamlar kendi kalesine gol attı resmen, evde gülümsüyorum sadece.
devamını gör...

çoğunlukla kısa ama öz ve güzel tanımlar giren, beğenilerini de eksik etmeyen bir yazar arkadaşımız.

takibe aldım kendilerini.
devamını gör...

tıkanan sohbeti açma sorusu. vidanjörlüğe soyunan kişi daha çok tıkadığının farkında değildir.
devamını gör...

bir kişinin işlediği suçtan dolayı sorumlu tutulabilmesi için gerekli niteliklerdir. bir kimsede cezai ehliyetinin tam olması için algılama ve irade yeteneklerinin sorunsuz çalışması gerekmektedir. kişinin işlediği suçun hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve kavrayabilme yeteneğinden mahrum olması durumunda cezai ehliyeti yok sayılır. bunlara 46 denilmektedir. 46'lara suç mevcut olsa dahi ceza verilemez, askerlikten muaf olurlar ve akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerine hükmedilirler.
devamını gör...

tesettür oteller.
alkol vermediğin, dansöz oynatmadigin, köpük partisi yapmadığın mekanı neden iki katı fiyatına satıyorsun ? fazladan bir kadınlar havuzu bulundurmak ne kadar fark eder ki ? tamamen enayi silkelemek.
devamını gör...

bir başlık açıyorsun, öyle linçlenecek falan değil yani sıradan bir başlık. bazı arkadaşlar adamı döver gibi cevap yazıyor. yani başlık da mı açmayalım? hep aynı başlıklarla mı takılalım kardeşim? sakin ol ve güzelce yaz geç.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim