normal sözlük'ün 30 yaş üstü yazar kaynaması
tebrik ediyorum onları. yaşıtları facebook’ta takılırken onlar sözlükte yazıyor.*
neyse şaka bir yana yaşa takılmamak lazım önemli olan burda insanların ne yazdığı.
neyse şaka bir yana yaşa takılmamak lazım önemli olan burda insanların ne yazdığı.
devamını gör...
pandemide kadına şiddet tolere edilebilir seviyededir
kendilerine edilen sözleri tolere edemeyen, hoş göremeyen güruh kadına şiddetin hoş görülebilecek düzeyinin olduğunu söylüyor.
komik mi, değil.
komik mi, değil.
devamını gör...
normal sözlük’te moderatör olmak
yazarların hizmetçisi olmak demektir. modlar bizim için çalışan kâh gece bekçisi , kâh sabah dükkan açıcı kalfadır.
devamını gör...
gece yarısı kütüphanesi
yazarı matt haig olan kitaptır. hayatımızda yapılan tercihler ve sonrasında tercihlerimizin olası sonuçları üzerine bir romandır. hepimizin mutlaka hayatında keşkeleri vardır; değerlendiremediğimiz önünüze çıkan fırsatlar, bir gelecek vaadedip vazgeçtiğimiz ilişkiler, gerçekleştiremediğimiz hayallerimiz. kitap hayatı dibe vurmuş, bir çok fırsatı elinin tersiyle itmiş nora seed’in öyküsünü anlatmaktadır.
nora seed, zeki ama asosyal bir çocuk olarak okulda zamanını kütüphanede geçirmektedir. kendisi yüzme şampiyonu olmuş ama bu alanda kariyerinden vazgeçmiştir. hayali buzul bilimci olmaktı. kendisinin müziğe karşı yeteneği de olup, ağabeyiyle kurduğu grupta başarı elde etmiş ve büyük bir teklif almıştır. ama nora bu teklifi de reddetmiştir. ona aşık bir adam vardır ama düğüne kısa zaman kala onu terketmiştir. şimdi kedisiyle yaşamaktadır ve kedisi bir gün evden kaçar ve öldüğümü öğrenir. üstüne plakçıda çalıştığı işten de kovulur ve kalan tek geliri olan piyano dersindeki tek öğrencisi de kursu bırakır. dibe vurmak… nora seed hayatındaki pişmanlıklar ve keşkelerle dibe vurmuştur. intihar etmeye karar verir. ancak ölmek yerine kendini küçükken zaman geçirmeyi çok sevdiği kütüphanede bulur. raflar tonlarca kitapla doludur: nora’nın olası yaşamları ve keşkeleriyle. ona bir şans verilir ve keşkelerini yaşamasına izin verilir. kitap nora’nın farklı hayatlarındaki yolculuklarını anlatmaktadır.
kitabın mesajı aslında, hayatının iplerini elinde tuttuğun ve her zaman hayatını değiştirip düzene sokabileceğin.
alıntı:
‘olmak istediğim her şeyi olmam,yaşamak istediğim bütün haytları yaşamam mümkün değil.istediğim bütün yetenekleri geliştirmem de mümkün değil. istememin nedeni ne peki? hayatında olası bütün zihinsel ve fiziksel deneyimlerin her bir rengini,tonunu ve her çeşidini yaşamak istiyorum’.
nora seed, zeki ama asosyal bir çocuk olarak okulda zamanını kütüphanede geçirmektedir. kendisi yüzme şampiyonu olmuş ama bu alanda kariyerinden vazgeçmiştir. hayali buzul bilimci olmaktı. kendisinin müziğe karşı yeteneği de olup, ağabeyiyle kurduğu grupta başarı elde etmiş ve büyük bir teklif almıştır. ama nora bu teklifi de reddetmiştir. ona aşık bir adam vardır ama düğüne kısa zaman kala onu terketmiştir. şimdi kedisiyle yaşamaktadır ve kedisi bir gün evden kaçar ve öldüğümü öğrenir. üstüne plakçıda çalıştığı işten de kovulur ve kalan tek geliri olan piyano dersindeki tek öğrencisi de kursu bırakır. dibe vurmak… nora seed hayatındaki pişmanlıklar ve keşkelerle dibe vurmuştur. intihar etmeye karar verir. ancak ölmek yerine kendini küçükken zaman geçirmeyi çok sevdiği kütüphanede bulur. raflar tonlarca kitapla doludur: nora’nın olası yaşamları ve keşkeleriyle. ona bir şans verilir ve keşkelerini yaşamasına izin verilir. kitap nora’nın farklı hayatlarındaki yolculuklarını anlatmaktadır.
kitabın mesajı aslında, hayatının iplerini elinde tuttuğun ve her zaman hayatını değiştirip düzene sokabileceğin.
alıntı:
‘olmak istediğim her şeyi olmam,yaşamak istediğim bütün haytları yaşamam mümkün değil.istediğim bütün yetenekleri geliştirmem de mümkün değil. istememin nedeni ne peki? hayatında olası bütün zihinsel ve fiziksel deneyimlerin her bir rengini,tonunu ve her çeşidini yaşamak istiyorum’.
devamını gör...
üniversitede yaşanmış en büyük pişmanlık
yok.
devamını gör...
duyulunca mutlu eden sözler
çay demledim.. yanında da kek var.. gelsene!!
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
çok fena evlenesimi getiren yayın. evlatlanasım geldi. nereden bastık şu play tuşuna arkadaş ya.
devamını gör...
kız isteme cinsiyetçi midir sorunsalı
evet cinsiyetçidir.
mal alır verir gibi kız alıp vermek nedir?.
mal alır verir gibi kız alıp vermek nedir?.
devamını gör...
kendinle aran nasıl sorunsalı
kendime acıyorum. sen bunları haketmedin kıyamam ben sana diye sarılmak istiyorum. ama kendime acıdığım için kendime kızıyorum ve nefret ediyorum.
devamını gör...
exxen'de üyeliğin iptal edilememesi
allah'a şükür üye olmadım ama bu dertten müzdarip olanlar varmış, üyelik alıp sonra iptal edemeyen çok insan varmış. bir bakıp çıkarım mantığıyla hareket etmişler ama acun sizi bırakır mı öyle kuru kuruya. umarım çözümü bulunur ama türkiye'de bu tür platformların nasıl işlediğini bilmeyen yoktur herhalde.
devamını gör...
walter bishop
fringe dizisinde john noble tarafından dahiyane bir oyunculukla canlandırılan değerli bir hoca karakteridir. maşallah walter hoca, her şeyin hocası ve bilim adamıdır. paralel evrenler arasında kapı açacak kadar iyi bir fizikçidir. en amansız ölümcül hastalıklara şurup üretebilecek kadar kimyasal tıp bilir. her türlü ameliyatı yapabilecek kadar iyi bir cerrahtır. bütün hayvan hastalıklarından anlayan bir veterinerdir. felsefe ve edebiyat kitaplarından okumadığı ve bilmediği yoktur.
dünya döndükçe allah başımızdan eksik etmesin kendisini.
dünya döndükçe allah başımızdan eksik etmesin kendisini.
devamını gör...
fim izlemenin psikoloji üzerinde etkileri
genelde bunun etkisinin katharsis, psikolojik bir rahatlama, gerginliğin atılması vb. olduğu söylenir. başka bir açıdan fim izlemenin, insanların, başka gruplardan insanlara yönelik empati yeteneklerini artırdığı söylenmektedir. yani heteroseksülseniz, homoseksüellere yönelik, beyazsanız, siyahlara yönelik, türkseniz, suriyelilere yönelik empati yeteneğinizin artması gibi. bunlar aslında fimlerin ne kadar güçlü birer propaganda aracı olduğunu göstermektedir.
fakat benim bahsettiğim psikolojik etki daha farklı bir şey. daha uzun zamanda oluşman bir etkiden bahsediyorum. hayata bakış, hayattan beklenti konusunda etkiler. hayatında hiç film izlememiş birisinin psikilojik ruh halinin, hayat süresinin önemli bir kısmını film ve dizilerin oluşturduğu sanal bir alemde geçiren birine göre oldukça farklı olacağını düşünüyorum. bu farklılık da sanki olumlu manada olmayacak gibime geliyor. film izlemenin kısa vadede can sıkıntısını, hayal kırıklıklarını, anlamsız bir hayatı, yapacak bir şey bulamamak belasını geçiştirirken, uzun vadade arkasında dengeli olmayan bir psikoloji bıraktığını düşünüyorum. çünkü filmlerde çizilen senaryo, gerçek hayatta karşılaştığımız hadiselerden oldukça farklıdır. yani elbette birçok filmde anlatılan şey gerçek hayatta vuku bulabilir. ama anlatılan hikayeler gerçek hayatta çok nadir yaşanacak hadiselerdir ve dramatik etkileri abartılmıştır. üstelik fimler öykü, roman gibi yazılı medyanın haricinde gerçek hayata daha yakın bir izlenim uyandırır. yani roman ya da öykü okurken dışardan bir bakış geliştirmek ve tarafsız olarak kahramanlara yaklaşmak mümkünken, film izlerken bunu yapmak pek mümkün değildir. yani film izlerken gardımız düşer. rasyonel tarafımız düşünmez olur ve yalnızca duygularımız işin içindedir. böylece film yapanlar (yönetmen, senarist, yapımcı vb.) psikolojik ruh halimizi avuçlarının içinde tutarlar. her türlü ruh hali içerisine sizi sokabilirler ve bu ruh hali ile bazı olayları eşlemenizi sağlayarak karakteriniz şekillenmesinde büyük bir etkide bulunurlar. zamanın büyük bir çoğunluğunu böylesine yoğun ve oradan oraya manipüle edilmiş duygu durumları içerisinde geçirmek dengesiz bir ruh dünyası yaratacaktır. paranoya, obsesyon, anksiyete gibi. film izlemek kısa vadede bu ruh hallerini gideriyor olabilir, ama uzun vadede bunları daha da azdırdığını düşünüyorum, tıpkı alkol gibi.
izlediğim tüm fimleri ve bende bıraktıklarını, biliçaltımda oluşturdukları etkileri şöyle bir düşünüyorum. ve dünya görüşümün, ister istemez benimsediğim değerlerin, karakterimin, hayattan beklentilerimin vb. ne oranda film ve diziler ile şekillendirilmiş olabileceğini düşününce biraz ürküyorum açıkçası. günther anders'in matriks teorisi aklıma geliyor. bu matriks o bildiğiniz, hollywood'un gerçek hayatta hali hazırda işleyen matriksi görmemeniz için üzerinize boca ettiği matrix değil. bu matriks, gerçekten sizi şekillendiren matriks. anders bir makalesinde televizyonun insanları şekillendiren temel araç olduğunu söylüyordu. ortalama tipte insanı bizzat üreten, kitlesel anlamda bant tipi üretim sistemi gibi üreten bir alettir televizyon. şu anda evlerinde ekranlarının karşısında oturan insanlar (yalnızca televizyonlarının değil; bilgisayarlarında, laptoplarında, akıllı telefonlarında netflix, youtube, exxen izleyenler de) ü r e t i l i y o r l a r. yani dünya görüşleri, zevkleri, hayata bakışları, değerleri kitlesel manada şekillendiriliyor. kitle toplumu envai çeşit meta ürettiği gibi aynı zamanda o metaları sevecek, onların peşinden koşacak, bu toplumun değerlerini benimseyecek insanları da bant sisteminde aynı tip arabaları üretir gibi üretiyor.
fakat benim bahsettiğim psikolojik etki daha farklı bir şey. daha uzun zamanda oluşman bir etkiden bahsediyorum. hayata bakış, hayattan beklenti konusunda etkiler. hayatında hiç film izlememiş birisinin psikilojik ruh halinin, hayat süresinin önemli bir kısmını film ve dizilerin oluşturduğu sanal bir alemde geçiren birine göre oldukça farklı olacağını düşünüyorum. bu farklılık da sanki olumlu manada olmayacak gibime geliyor. film izlemenin kısa vadede can sıkıntısını, hayal kırıklıklarını, anlamsız bir hayatı, yapacak bir şey bulamamak belasını geçiştirirken, uzun vadade arkasında dengeli olmayan bir psikoloji bıraktığını düşünüyorum. çünkü filmlerde çizilen senaryo, gerçek hayatta karşılaştığımız hadiselerden oldukça farklıdır. yani elbette birçok filmde anlatılan şey gerçek hayatta vuku bulabilir. ama anlatılan hikayeler gerçek hayatta çok nadir yaşanacak hadiselerdir ve dramatik etkileri abartılmıştır. üstelik fimler öykü, roman gibi yazılı medyanın haricinde gerçek hayata daha yakın bir izlenim uyandırır. yani roman ya da öykü okurken dışardan bir bakış geliştirmek ve tarafsız olarak kahramanlara yaklaşmak mümkünken, film izlerken bunu yapmak pek mümkün değildir. yani film izlerken gardımız düşer. rasyonel tarafımız düşünmez olur ve yalnızca duygularımız işin içindedir. böylece film yapanlar (yönetmen, senarist, yapımcı vb.) psikolojik ruh halimizi avuçlarının içinde tutarlar. her türlü ruh hali içerisine sizi sokabilirler ve bu ruh hali ile bazı olayları eşlemenizi sağlayarak karakteriniz şekillenmesinde büyük bir etkide bulunurlar. zamanın büyük bir çoğunluğunu böylesine yoğun ve oradan oraya manipüle edilmiş duygu durumları içerisinde geçirmek dengesiz bir ruh dünyası yaratacaktır. paranoya, obsesyon, anksiyete gibi. film izlemek kısa vadede bu ruh hallerini gideriyor olabilir, ama uzun vadede bunları daha da azdırdığını düşünüyorum, tıpkı alkol gibi.
izlediğim tüm fimleri ve bende bıraktıklarını, biliçaltımda oluşturdukları etkileri şöyle bir düşünüyorum. ve dünya görüşümün, ister istemez benimsediğim değerlerin, karakterimin, hayattan beklentilerimin vb. ne oranda film ve diziler ile şekillendirilmiş olabileceğini düşününce biraz ürküyorum açıkçası. günther anders'in matriks teorisi aklıma geliyor. bu matriks o bildiğiniz, hollywood'un gerçek hayatta hali hazırda işleyen matriksi görmemeniz için üzerinize boca ettiği matrix değil. bu matriks, gerçekten sizi şekillendiren matriks. anders bir makalesinde televizyonun insanları şekillendiren temel araç olduğunu söylüyordu. ortalama tipte insanı bizzat üreten, kitlesel anlamda bant tipi üretim sistemi gibi üreten bir alettir televizyon. şu anda evlerinde ekranlarının karşısında oturan insanlar (yalnızca televizyonlarının değil; bilgisayarlarında, laptoplarında, akıllı telefonlarında netflix, youtube, exxen izleyenler de) ü r e t i l i y o r l a r. yani dünya görüşleri, zevkleri, hayata bakışları, değerleri kitlesel manada şekillendiriliyor. kitle toplumu envai çeşit meta ürettiği gibi aynı zamanda o metaları sevecek, onların peşinden koşacak, bu toplumun değerlerini benimseyecek insanları da bant sisteminde aynı tip arabaları üretir gibi üretiyor.
devamını gör...
barack obama'nın damat adayından şikayetçi olması
barack obama ve ailesi, obama'nın muhteşem genç diye tabir ettiği, kızı malian'ın sevgilisiyle koronovirüs kısıtlamalarını aynı evde geçirdi.
obama, damat adayının ev ekonomisine külfet olduğunu basın yoluyla deklare etmesi.
obama verdiği röportajda şunları söyledi;
--- alıntı ---
ingiliz, harika bir genç adam. salgının başında abd'de mahsur kaldı. bizimle kalmasını söyledik. ondan hoşlanmak istemezdim ama iyi bir çocuk.genç bir erkekte çok fazla yiyecek tükettiklerini fark ettim. market faturalarımız yüzde 30 arttı.
--- alıntı ---
kaynak
obama efendi, son pişmanlık neye yarar her şeyin bir bedeli var !
gerçi beterin beteri de var.
bizim damatın yanında sizinki melek.
obama, damat adayının ev ekonomisine külfet olduğunu basın yoluyla deklare etmesi.
obama verdiği röportajda şunları söyledi;
--- alıntı ---
ingiliz, harika bir genç adam. salgının başında abd'de mahsur kaldı. bizimle kalmasını söyledik. ondan hoşlanmak istemezdim ama iyi bir çocuk.genç bir erkekte çok fazla yiyecek tükettiklerini fark ettim. market faturalarımız yüzde 30 arttı.
--- alıntı ---
kaynak
obama efendi, son pişmanlık neye yarar her şeyin bir bedeli var !
gerçi beterin beteri de var.
bizim damatın yanında sizinki melek.
devamını gör...
bir sabah ansızın 1985 sabahına uyanmak
bir kere dünyaya geldim 1985'te. bir daha olsa kaldıramam, yeter.
devamını gör...
hıçkıra hıçkıra ağlamak
doğal sakinleştiricilerin başında gelir.
devamını gör...
yağmura en çok yakışan şey
toprak.
devamını gör...
yakışıklı erkek görünce verilen tepkiler
yalan yok çaktırmadan kesiyorum. eğer bir de sarışınsa konuşma başlatacak bir bahane bulmaya odaklanıyorum.
çok nadir denk geliniyor sonuçta.
çok nadir denk geliniyor sonuçta.
devamını gör...
yaşıtlarını kıskanmak
yaşıtlarım da evde tıkılı neyini kıskanıcam. tükendik albayım.
devamını gör...
sorumluluk sahibi olmayan ebeveyn
öz ailemdir bunlar. herkes çocuk yapmalı diye bir kural yok , çocuk sahibi olabilmek için özel bir teste tabii tutulmalı insanlar yoksa dünya sevgisiz , yorgun ,nefret dolu ve topluma sırt çevirmiş bireylerle dolup taşar. daha kötüsü emil m. cioran'ın dediği gibi :
--- alıntı ---
'aşka, hırsa, topluma sırt çevirenlerden kendinizi sakınınız.
vazgeçmiş olmanın intikamını alacaklardır...''
--- alıntı ---
--- alıntı ---
'aşka, hırsa, topluma sırt çevirenlerden kendinizi sakınınız.
vazgeçmiş olmanın intikamını alacaklardır...''
--- alıntı ---
devamını gör...








