ferdi özbeğen
kendi hayatını yakın bir arkadaşı olan ali rıza türker'e anlatışıyla yazılmış "şöhret dediğin" adlı yarı otobiyografik bir kitabı vardır. her zamanki beyefendiliğiyle ve tevazusuyla sevenlerinin bilmesini istediği kadarını aktardığı bir yaşam öyküsü anlatmıştı bu kitapta. kitabın 2012 yılında çıktığından bugüne dek pek ilgi görmeyişi üzücü olsa da, kitap onunla bir masada oturup sohbet eder gibi bir hava bırakıyor okurunda. kitapta aynı zamanda yakın arkadaşlarının da yer yer ferdi özbeğen'e, yer yer genel bağlamda şöhrete dair görüşleri yer almakta, ki bunu ferdi özbeğen'in o nahif halini gölgeleyen bir durum olarak algılanabiliyor. yine de şu var, sanatçının öyle katmanlı ve öyle ince bir ruhu var ki anlatılanların çoğunun altında daha derin hikayelerin olduğu anlaşılıyor. bir diğer deyişle satır aralarında okunabilecek ayrıntıların satırlarda bulunanlardan daha fazla olduğu gözlerden kaçmıyor. anlatının kısa oluşu da bir öğle vakti keyifli iki saat geçirmeyi mümkün kılıyor, göz atmakta fayda olabilir.
devamını gör...
çok kısa bir hayatımız olduğu gerçeği
kısadan çok anlamsız olması insanı sinir ediyor.
devamını gör...
john wick
yönetmeni ajeossi filminden esinlenmiştir ki benim güney kore sinemasından en sevdiğim filmdir bu. her yıl birkaç kez açar izlerim, öyle efsanevi bir filmdir bence.
john wick bu filmin kolaya kaçılmış halidir. iyi film midir? kesinlikle öyledir. kolaya kaçılmış mıdır? çok net.
--spoiler--
konunun güney kore haline bakalım önce. çünkü neden bakmayalım? filmde kahramanımızın bilgilerine polis ulaşamaz. öyle bir adamdır bu. amerikan başkanına onun adıyla tehdit mesajı gönderildiği zaman amerika tarafından bilgileri gönderilir ki john wick ülkeye girdiği zaman bilirsiniz papa için mi geldin sorusu ile muhatap olmuştur. benzerlik vardır.
güney koreli kahramanımız bombalama ve suikast gibi konularda uzmanlaşmış, dövüş eğitmeni, silah patladığı zaman gözünü kırpmayan, bir insanın elinden bıçağı o fark etmeden alabilen, aslında kendi sektöründe efsaneleşmiş bir abidir. ancak eşi öldüğü için içine kapanmıştır. tamamen sıradan bir adam olarak yaşar ve bir gün komşunun küçük kızı onu sever, güvenir. sonucunda mafya tarafından kaçırılır. işte o zaman büyük bir savaş başlatır ki kimse tarafından durdurulamaz. polisler ile başı belaya girer ve yönetmen polis eleştirisi yapmaktan çekinmez. polisler film boyunca oradadır. kahraman polise yakalanmadan mafyanın içine sızmaya çalışır. bu da gerilimi artıran unsurdur.
john wick yine eşinin ölümü nedenli içine kapanmış, yas sürecine girmiş, onu seven köpeğin intikamı için intikam yemini etmiştir ki bence sahiden iyi yapmıştır, izledik keyifle. ancak yönetmen bunca ölümü nasıl açıklayacağını bilemediği için içinde polisin olmadığı bir yapılaşma uydurmuştur ki bana sorarsanız onun içi tam doldurmamıştır. muggle ve sihirbazlar gibi gerçek dünya'da ayrılmışlardır ki ne alakadır?
bir de işin başrol oyuncu kısmı vardır. güney koreli oyuncu tamamen çaresizdir aslında. evet sinirlidir, gücünün farkındadır ama vicdan azabı ile yanar. o duygunun içine katar bizi yönetmen. hatta yetmez, filmin kahramanı ile en gizemli kötü adamının kavgasında kamerayı öyle bir kullanır ki seyirci kavganın ortasında kalır. bana kalırsa bu da seyirciye yönetmenin yaptığı bir eleştiridir. film yönetmenlik harikasıdır.
ha gemide ya da barda gibi etik değerlerin farkında olmayan ve toplum eleştirisini hiç sunmadan, sadece gişe yapabilmek amacı ile yayınlanmış ici boş filmlere kült diyen insanlar benim iki filmi uzun uzun incelememi anlamsız bulacaktır. o da beni çok üzer tabii. hemen gidip yüz üstü ağlıyorum.
ağladım ve geldim.
keanu reeves ise çok net olarak yürüyüş bozukluğuna sahiptir. dizini hiç bükmeden yürür. birileriyle kavga ederken çok net yavaştır aslında. zıplaması, yere uzanması, yerde yuvarlanması yavaştır ama asla kurşun isabet etmez. normalde filmin ilk dakikasında ölmesi gerekirdi. gerçi bizim ülke insanı keanu reeves delisi olduğu için filmin bu olumsuzluğunu yine görmemiştir ki zaten filmin tek kusuru başrolü değildir.
--spoiler--
aslında daha yazarım. benim aslında sunmaya çalıştığım eleştiri şu. esinlenilen film müthişken neden john wick bu kadar bilinir hale geldi?
amma boş yaptın diyenler için özet geçiyorum. sahiden iyi filmdir. birkaç kez izledim, ara ara açıp izliyorum.
john wick bu filmin kolaya kaçılmış halidir. iyi film midir? kesinlikle öyledir. kolaya kaçılmış mıdır? çok net.
--spoiler--
konunun güney kore haline bakalım önce. çünkü neden bakmayalım? filmde kahramanımızın bilgilerine polis ulaşamaz. öyle bir adamdır bu. amerikan başkanına onun adıyla tehdit mesajı gönderildiği zaman amerika tarafından bilgileri gönderilir ki john wick ülkeye girdiği zaman bilirsiniz papa için mi geldin sorusu ile muhatap olmuştur. benzerlik vardır.
güney koreli kahramanımız bombalama ve suikast gibi konularda uzmanlaşmış, dövüş eğitmeni, silah patladığı zaman gözünü kırpmayan, bir insanın elinden bıçağı o fark etmeden alabilen, aslında kendi sektöründe efsaneleşmiş bir abidir. ancak eşi öldüğü için içine kapanmıştır. tamamen sıradan bir adam olarak yaşar ve bir gün komşunun küçük kızı onu sever, güvenir. sonucunda mafya tarafından kaçırılır. işte o zaman büyük bir savaş başlatır ki kimse tarafından durdurulamaz. polisler ile başı belaya girer ve yönetmen polis eleştirisi yapmaktan çekinmez. polisler film boyunca oradadır. kahraman polise yakalanmadan mafyanın içine sızmaya çalışır. bu da gerilimi artıran unsurdur.
john wick yine eşinin ölümü nedenli içine kapanmış, yas sürecine girmiş, onu seven köpeğin intikamı için intikam yemini etmiştir ki bence sahiden iyi yapmıştır, izledik keyifle. ancak yönetmen bunca ölümü nasıl açıklayacağını bilemediği için içinde polisin olmadığı bir yapılaşma uydurmuştur ki bana sorarsanız onun içi tam doldurmamıştır. muggle ve sihirbazlar gibi gerçek dünya'da ayrılmışlardır ki ne alakadır?
bir de işin başrol oyuncu kısmı vardır. güney koreli oyuncu tamamen çaresizdir aslında. evet sinirlidir, gücünün farkındadır ama vicdan azabı ile yanar. o duygunun içine katar bizi yönetmen. hatta yetmez, filmin kahramanı ile en gizemli kötü adamının kavgasında kamerayı öyle bir kullanır ki seyirci kavganın ortasında kalır. bana kalırsa bu da seyirciye yönetmenin yaptığı bir eleştiridir. film yönetmenlik harikasıdır.
ha gemide ya da barda gibi etik değerlerin farkında olmayan ve toplum eleştirisini hiç sunmadan, sadece gişe yapabilmek amacı ile yayınlanmış ici boş filmlere kült diyen insanlar benim iki filmi uzun uzun incelememi anlamsız bulacaktır. o da beni çok üzer tabii. hemen gidip yüz üstü ağlıyorum.
ağladım ve geldim.
keanu reeves ise çok net olarak yürüyüş bozukluğuna sahiptir. dizini hiç bükmeden yürür. birileriyle kavga ederken çok net yavaştır aslında. zıplaması, yere uzanması, yerde yuvarlanması yavaştır ama asla kurşun isabet etmez. normalde filmin ilk dakikasında ölmesi gerekirdi. gerçi bizim ülke insanı keanu reeves delisi olduğu için filmin bu olumsuzluğunu yine görmemiştir ki zaten filmin tek kusuru başrolü değildir.
--spoiler--
aslında daha yazarım. benim aslında sunmaya çalıştığım eleştiri şu. esinlenilen film müthişken neden john wick bu kadar bilinir hale geldi?
amma boş yaptın diyenler için özet geçiyorum. sahiden iyi filmdir. birkaç kez izledim, ara ara açıp izliyorum.
devamını gör...
en son mutlu uyanılan sabah
bu sabah.
dün akşam uyku tutmayınca tiramisu yapmıştım onun tadına baktım. çoksel olmuş.
dün akşam uyku tutmayınca tiramisu yapmıştım onun tadına baktım. çoksel olmuş.
devamını gör...
çevir kazı yanmasın
konuşmasında 180° dönen insanlar için kullanılan tabir.
"'kırdığın potu anlar anlamaz, sözünü kimseye dokunmayacak bir biçime çevirmek istiyorsun' anlamında söylenir."
"'kırdığın potu anlar anlamaz, sözünü kimseye dokunmayacak bir biçime çevirmek istiyorsun' anlamında söylenir."
devamını gör...
zahid bizi tan eyleme
16. yüzyılda yaşamış kalenderi- bektaşi şairi (bkz: muhyiddin abdal)* ın sözlerini yazdığı nefes. muhyiddin abdal bu eserinde dönemin (bkz: zahid)lerine meydan okuyor. zahidlerin her şeye dışardan baktıklarını, yargıladıklarını, ama hiç bir şeyin göründüğü gibi olmadığını söyler. bizi öyle kulaktan dolma, kıçınızdan uydurduğunuz üç beş şeyle tanıyamızsınız, yargılayamazsınız .
''biz (bkz: hayy) isek siz de hayy sınız. siz (bkz: hu) iseniz biz de hu yuz. hayy dan gelen hu ya gider...''
zahid bizi ta'n eyleme
hak ismin okur dilimiz
sakın efsane soyleme
hazret'e varır yolumuz
sayılmayız parmağ ile
tükenmeyiz kırmağ ile
taşramızdan sormağ ile
kimse bilmez ahvalimiz
erenler yolun güderiz
çekilip hakk'a gideriz
gaza-ı ekber ederiz
imam ali'dir ulumuz
erenlerin coktur yolu
cümlesine dedik beli
gören bizi sanır deli
usludan yeğdir delimiz
tevhid eden deli olmaz
allah deyen mahrum kalmaz
her seher acilir solmaz
bahara ere gülümüz
muhyi sana olan himmet
aşık ise cana minnet
elif allah mim muhammed
kisvemizdir dalımız
''biz (bkz: hayy) isek siz de hayy sınız. siz (bkz: hu) iseniz biz de hu yuz. hayy dan gelen hu ya gider...''
zahid bizi ta'n eyleme
hak ismin okur dilimiz
sakın efsane soyleme
hazret'e varır yolumuz
sayılmayız parmağ ile
tükenmeyiz kırmağ ile
taşramızdan sormağ ile
kimse bilmez ahvalimiz
erenler yolun güderiz
çekilip hakk'a gideriz
gaza-ı ekber ederiz
imam ali'dir ulumuz
erenlerin coktur yolu
cümlesine dedik beli
gören bizi sanır deli
usludan yeğdir delimiz
tevhid eden deli olmaz
allah deyen mahrum kalmaz
her seher acilir solmaz
bahara ere gülümüz
muhyi sana olan himmet
aşık ise cana minnet
elif allah mim muhammed
kisvemizdir dalımız
devamını gör...
haziran 2021 köy okulları yardım projesi
canım çocuklar, umarım çok güzel bir hayatınız olur.
desteklenesi bir yeni proje.
desteklenesi bir yeni proje.
devamını gör...
insan mantıkla mı karar verir yoksa duygularıyla mı sorunsalı
bence kişiden kişiye hatta durumdan duruma bile değişen bi şey bu. eğer bi olayın istediğiniz gibi gitmesini istiyorsanız aklınız ya da duygularınızdan hangisi size istediğiniz cevabı verecekse onu dinlemek isterseniz mesela. ayrıca hangisi daha doğrudur bilemem ama ben genelde mantık yerine duygularıyla hareket eden bi insanım çünkü ilerde hiçbi şeyden pişman olmamak adına içimden geleni istediğimi yapıyorum küçük kararlar verirken. ama dediğim gibi bu kararda bi doğru olduğuna inanmıyorum o yüzden sadece içinizden geleni yapmanız en doğrusu bence.
devamını gör...
kitap okuyamamak
çeşitli sebeplerden dolayı istenildiği halde kitap okunamaması durumu.
ocak ayında 13 kitap okuyabilmiş biri olarak şubat ayında henüz tek bir kitabı bile okuyamamış olmam durumu. 3 kitaba başlamış bulunuyorum birbirinden farklı tarzlarda ama tek satır okumaya fırsatım olmuyor.
en büyük etken vakit olmaması.* günler 27 saat olsaydı o zaman 3 saat okumayla geçebilirdi.
ocak ayında 13 kitap okuyabilmiş biri olarak şubat ayında henüz tek bir kitabı bile okuyamamış olmam durumu. 3 kitaba başlamış bulunuyorum birbirinden farklı tarzlarda ama tek satır okumaya fırsatım olmuyor.
en büyük etken vakit olmaması.* günler 27 saat olsaydı o zaman 3 saat okumayla geçebilirdi.
devamını gör...
frank hayes
jokeyler içerisinde en bahtsız olanı kabul edilen amerika asıllı jokey.

kendisi jokeylik kariyeri boyunca hiçbir at yarışını kazanamamıştır ancak bir istinayla. *
1923 yılında yapılan bir at yarışında hayes, sağlık sorunları nedeniyle kalp krizi geçiyor ve at üzerinde ölüyor. hiç durmadan yarışa devam eden at, o yıl birincilik elde ediyor. "kara bahtlı" sözünde bahsedilen "kara bahtlı" o.
*

kendisi jokeylik kariyeri boyunca hiçbir at yarışını kazanamamıştır ancak bir istinayla. *
1923 yılında yapılan bir at yarışında hayes, sağlık sorunları nedeniyle kalp krizi geçiyor ve at üzerinde ölüyor. hiç durmadan yarışa devam eden at, o yıl birincilik elde ediyor. "kara bahtlı" sözünde bahsedilen "kara bahtlı" o.
*
devamını gör...
türkçe imla bilgisini bir üst seviyeye çıkaracak taktikler
''-ki'' bulunan kelimeye ''-ler'' veya ''-lar'' eki getirdiğinizde ;
sözcük anlamsız oluyorsa ayrı ,
sözcük anlamlıysa bitişik yazılır.
seni öyle sevdim ki... sevdimkiler anlamsız (ayrı)
seninki nasıl ? seninkiler anlamlı (bitişik)
kaynak
sözcük anlamsız oluyorsa ayrı ,
sözcük anlamlıysa bitişik yazılır.
seni öyle sevdim ki... sevdimkiler anlamsız (ayrı)
seninki nasıl ? seninkiler anlamlı (bitişik)
kaynak
devamını gör...
suffe
hz. muhammed'in yoksul sahabilerin barınması için yaptırdığı yer. burası daha sonra eğitim kurumuna dönüşmüştür. burda, muhacirlerden ya da müslüman olup medine'ye hicret edenlerden olan yoksul ve yakını da olmayan sahabiler kalırdı. hatta evleri olmasına rağmen hz. abdullah bin ömer ve ensar'dan bazı evleri olan kişiler, burda kalanlara imrendikleri için onlarla birlikte kalırlardı. ki bunun üzerine bu kişiler de suffe ehlinden sayılmışlardır. suffe ehlinden bazıları evlendikten sonra burdan ayrılırdı ve bazıları da gelir suffe ehline katılırdı. bazıları da misafir olarak suffe'de kalırdı. hatta suffe ehlinin sayısının 400'e ulaştığı da olmuştu. suffe'de kalanların yani ehl-i suffe'nin meslekleri yoktu. bu yüzden paraları da yoktu. resulullah da onların geçimiyle ilgilenirdi. ve resulullah, akşamları ehl-i suffe'yi ayırır ve ayırdığı çeşitli grupları sahabelere teslim ederdi ki, onların karınlarını doyursunlar. geriye kalanları da kendi evine götürürdü. bu, müslümanların maddî durumları düzelinceye kadar devam etmiştir. resulullah'a getirilen sadakaların tamamını, resulullah suffe ehline gönderirdi. kendisine verilen hediyeleri ise, suffe ehliyle paylaşırdı. hatta, hz. muhammed, aile ihtiyaçlarından çok onların ihtiyaçlarıyla ilgilenirdi. buhari'de geçene göre, (bkz: hz. fatıma) kendisine yardım etmesi için, resulullah'dan bir hizmetçi ister. fakat resulullah, suffe'de kalanların ihtiyaçlarını giderebilmek adına hz. fatıma'nın isteğini geri çevirir. ashab-ı suffe'den olan güç sahipleri, sabahları mescide su taşır ve dağdan toplamış oldukları odunları satar ve böylelikle de ihtiyaçlarını gidermeye çalışırlardı. geceleriyse, ilim ve kur'an tivaleti ile meşgul olurlardı.
hurmaların hasat zamanı geldiğinde, herkes, ellerinden geldiği kadarıyla hurma salkımları getirir, mescide asardı. ehl-i suffe de karınlarını bunlarla doyurur, hatta bazıları hurma yemekten bıkar ve şikayet ederlerdi. ashab-ı suffe'den bazılarının namazda ayakta durmaya zorlandığıyla ilgili rivayetlerden anlaşılıyor ki, her ne kadar yoksul olsalar bile zühd içinde yaşıyorlardı.
fakat suffe, kısa bir müddet sonra eğitim kurumuna dönüşmüştür. şöyle ki, ashab-ı suffe vakitlerini resulullah'ı dinleyerek, ondan islamî konuları öğrenerek geçirirlerdi. bazen de resulullah'a sorular sorar, kafalarını karıştıran meselelerin cevabını alırlardı. resulullah, ashab-ı suffe'nin eğitimleriyle ilgileniyor ve dersler veriyordu. onlara yazı yazmayı, kur'an okumayı öğretecek hocalar da tayin etmişti. ehl-i suffe, duydukları hadisleri diğer sahabilere de naklediyorlardı.
ayrıca, hanım sahabiler için suffetü'n-nisa denen bir başka suffe de vardır. fakat burası hakkında bilgi yoktur.
hurmaların hasat zamanı geldiğinde, herkes, ellerinden geldiği kadarıyla hurma salkımları getirir, mescide asardı. ehl-i suffe de karınlarını bunlarla doyurur, hatta bazıları hurma yemekten bıkar ve şikayet ederlerdi. ashab-ı suffe'den bazılarının namazda ayakta durmaya zorlandığıyla ilgili rivayetlerden anlaşılıyor ki, her ne kadar yoksul olsalar bile zühd içinde yaşıyorlardı.
fakat suffe, kısa bir müddet sonra eğitim kurumuna dönüşmüştür. şöyle ki, ashab-ı suffe vakitlerini resulullah'ı dinleyerek, ondan islamî konuları öğrenerek geçirirlerdi. bazen de resulullah'a sorular sorar, kafalarını karıştıran meselelerin cevabını alırlardı. resulullah, ashab-ı suffe'nin eğitimleriyle ilgileniyor ve dersler veriyordu. onlara yazı yazmayı, kur'an okumayı öğretecek hocalar da tayin etmişti. ehl-i suffe, duydukları hadisleri diğer sahabilere de naklediyorlardı.
ayrıca, hanım sahabiler için suffetü'n-nisa denen bir başka suffe de vardır. fakat burası hakkında bilgi yoktur.
devamını gör...
mükemmeliyetçilik
mahveder insanı. başarmak istediklerini başaramaz çünkü en iyisi için iyiyi kaybetmiş olur. her yapılan işte bir kuşku, bir kaygı belirir insanın içinde. orta olmamalıdır mükemmeliyetçi insan için. olacaksa mükemmel olmalıdır, elinden gelenin en iyisi değil, en mükemmel neyse o olmalıdır. mükemmel olmayacaksa olmasın daha iyi dedirten, aşılması güç, uykudan eden bir özelliktir.
devamını gör...
gilles deleuze
“felsefe hayat üzerine bir meditasyondur, ölüm üzerine değil. elbette, çünkü ölüm her zaman kötü bir karşılaşmadır.” sözüyle sokrates'ten beri süregelen iç karartıcı felsefenin karşı safında yer alarak yaşamı olumlayan filozof. niye karşı safında derseniz, "savunma"da sokrates, gerçek anlamda felsefeyle uğraşanların ölmeye hazırlandıklarını ifade eder. fiziki yaşama dair deneyim ve hazların ölümüyle kişi ancak değişmeden kalan hakikatleri epistemeyi kavrayabilir der platoncu gelenek. oysa deleuze'e göre, yalnızca yaşam vardır ve orada oluştan başka bir şey yoktur.
devamını gör...
pes etmek
önce kendinle ilgili hayal kırıklığı yaşarsın sonra yorgunluğunu üzerinden bir güzel atarsın.
devamını gör...
canlı ders esnasında yaşanan trajikomik olaylar
ilk canlı dersimde bir öğrencim "ooo öğretmenim, kamerayı dolandır bakam da evini gezelim görelim." demişti.*
bir başka canlı dersimde başka bir öğrencim çoraplarını çıkarıp kamera karşısında koklamış ve " öğretmenim ben bugün banyo yapayım." dedi.* çorabı koklayarak banyo zamanının geldiğini bilmeyen de ne bileyim.*
bir başka canlı dersimde başka bir öğrencim çoraplarını çıkarıp kamera karşısında koklamış ve " öğretmenim ben bugün banyo yapayım." dedi.* çorabı koklayarak banyo zamanının geldiğini bilmeyen de ne bileyim.*
devamını gör...
normal sözlük'ün kitap hediye etmesi
(bkz: yazarak kitap kazan)
devamını gör...
yabani kedileri alıştırma yöntemleri
kedilerin de bizim gibi kendi karakterleri var. bazen ne yaparsanız yapın yabani olarak kalmaya devam edeceklerdir. tavsiye, oldukları halleriyle sevmektir.
devamını gör...
aşk için yapılan fedakarlıklar
ilk okulda sevdiğim kızın montunun üstüne asardım montumu ki onunki pislenmesin diye.
devamını gör...
