hasret
sema moritz tarafından söylendiğinde, insanın içine içine işleyen bir şarkıdır kendisi. sözlerini de bırakaym şuraya.
o gözler benim ağlar
eskisinden yabancı
gönlümdeki bu sevda
hiç dinmeyen bir acı
ruhumun kederinden
gözlerim yaşla doldu
ınliyorum derinden
bana bilmem ne oldu
en candan arkadaşım
ruhumu saran gece
ben kime bağlanmışım
ağlıyorum gizlice
kimsesiz karanlıklar
derdime şifa verin
kalbimdeki yaralar
daha çok, daha derin...
o gözler benim ağlar
eskisinden yabancı
gönlümdeki bu sevda
hiç dinmeyen bir acı
ruhumun kederinden
gözlerim yaşla doldu
ınliyorum derinden
bana bilmem ne oldu
en candan arkadaşım
ruhumu saran gece
ben kime bağlanmışım
ağlıyorum gizlice
kimsesiz karanlıklar
derdime şifa verin
kalbimdeki yaralar
daha çok, daha derin...
devamını gör...
en tatlı kahvaltı
bir ay orucun üzerine, ramazan bayramı sabahı yapılan, envai çeşit kahvaltılık ile yapılan, özlenen sabah çayına doyulan kahvaltıdır.
ps:kahvaltıyı özlemişim.
ps:kahvaltıyı özlemişim.
devamını gör...
ölmedim ama hafif sürünüyorum (yazar)
kendisi ile hoş sohbetimiz sırasında fark ettim ki; çok güzel bir kalbi var.
her şeyin gönlünüzce olmasını dilerim. sözlükte, daha önemlisi bu hayatta daim olun, sizin gibi insanlara ihtiyaç var her zaman.
biraz geç bir tanım oldu ama; anca...
her şeyin gönlünüzce olmasını dilerim. sözlükte, daha önemlisi bu hayatta daim olun, sizin gibi insanlara ihtiyaç var her zaman.
biraz geç bir tanım oldu ama; anca...
devamını gör...
friends
how i met your mother'ı tüm zamanlarda tokatlayan dizidir.
bu versusu yapmak bile gereksiz zaten. dizi hakkında sayfalarca girdi yazabilirim. binlerce tanım yapabilirim. analizler kasar, hatıramda kalanları dökebilirim ama özet geçmek istiyorum.
phoebe için babamı bıçaklarım. net.
bu versusu yapmak bile gereksiz zaten. dizi hakkında sayfalarca girdi yazabilirim. binlerce tanım yapabilirim. analizler kasar, hatıramda kalanları dökebilirim ama özet geçmek istiyorum.
phoebe için babamı bıçaklarım. net.
devamını gör...
balon
türk dil kurumu sözlüğüne göre “çok ince kauçuktan yapılmış, içine gaz ya da hava doldurulup şişkin duruma getirilerek ağzı iple bağlanan, hafif gazla doldurulursa uçabilen çocuk oyuncağı” anlamına gelen sözcük benim için bir başka çocukluk travmasının nesnesidir. insanın saman balyası, dolmalık biber ve yalak ile ne derdi olabilir ki?
çocukluğum bir travmalar müzesi olduğu için böyle bir seri yazmaya karar verdim. daha önce yazdığım travmalarımla birlikte eğer beni okuyan yazarlar arasında kafamın neden bu kadar dağınık olduğunu düşünen yazar arkadaşlarım varsa istedikleri cevabı alacaklardır. neden önemsediysem kendimi bu kadar!
peki bu uçabilen, renkleri ile neşe veren çocuk oyuncağını bir travma konusu haline getirebilecek bir ilkokul çocuğu nasıl bir bedduanın ürünü olabilir? bir bilgisayar oyunu kahramanı gibi kendimi bu bedduayı bulmaya adadım, şu ana kadar başarılı olmadım ama bu olamayacağım anlamına gelmez.
balon kavramı ile yollarımızın ayrılması ilkokul birinci sınıf öğrencisi olduğum zamana denk geliyor. o zamanlar sınıfın en zeki öğrencisi bendim. aklınızdan en zekisi eğer benden sınıfın forrest gumplardan oluştuğunu düşünebilirsiniz ama zihnimde zeka kaçağına neden olan balon olayına kadar sınıftaki elma ağacının en üstteki elmasında benim adım yazıyordu.
sınıfta okuma yazma bilen tek çocuk ben olduğum için öğretmen zaman zaman kafama göre takılmama izin verirdi. kafama göre takıldığım her ansa kafamın bir karga olduğunu anlardım zira burnumun çıkmadığı yerin rahatsız ediciliğini siz de tahmin edersiniz.
daha okula başlamadan önce sırf bir inat uğruna okumayı öğrenmem hayatım boyunca sürecek lanetlerin birçoğunun nedeni olabilir.
o gün ali’ye ata bakması ya da ışıl’a ılık süt içmesi için baskı yapan arkadaşlarımın aksine ben sıkıntıdan sağa sola bulaştığım için dersin bitmesine 5 dakika kala öğretmen beni biraz hava almam için dışarı yolladı. bu tuhaf gelebilir size ama o zamanlar henüz pedagoji yeterince gelişmemiş bir formasyonda idi.
dışarı çıktığım an baloncu ile göz göze geldik ve ben hemen kırmızı bir balon alıp bahçede koşmaya başladım. sonra zil çaldı ve bahçe öğrencilerle doldu. kimse umurumda değildi elbette. ben elimde balonla koşturmaya devam ettim.
öğrencilerin arasından geçip salakça yerde yatan bazı çocukların üzerinden atlayıp koşarken olması beklenen şey oldu ve kafamın üzerine düştüm.
elimdeki balonu bırakmadığım için mutlu bir şekilde yerden kalktım hemen. mutluydum çünkü balonum uçmamıştı. kafamın acıyan yerine dokundum ve oynamaya devam ettim. ama sonra elimde kırmızı bir sıvı gördüm.
normal zekada bir insan bu sıvının kan olduğunu anlardı ama ben o zekada değildim sanırım ya da zeka sızıntısı başlamıştı. peki ben ne düşündüm? elimde tuttuğum kırmızı balonun boya verdiğini. evet tam olarak böyle düşündüm. o kırmızı sıvının balonun alan boyası olduğunu düşündüm. ve bayılana kadar da böyle düşünmeye devam ettim.
bayıldığım anda da bu kadar salaklığa dayanamayan balon kendini gökyüzünün sonsuzluğuna bırakıp neşeyle uzaklaşmış olmalı.
gözümü açtığımda kafama dikiş atarak zeka kaybına bir son vermek isteyen doktorla beynimin delinmesine dolaylı katkı yapan öğretmenim yanımda idi.
o günden beri balonlar benim için dokunulmaması gereken şeyler haline geldi. bu anlattıklarımı herkes biliyor, balon falan yalayamam ben.
çocukluğum bir travmalar müzesi olduğu için böyle bir seri yazmaya karar verdim. daha önce yazdığım travmalarımla birlikte eğer beni okuyan yazarlar arasında kafamın neden bu kadar dağınık olduğunu düşünen yazar arkadaşlarım varsa istedikleri cevabı alacaklardır. neden önemsediysem kendimi bu kadar!
peki bu uçabilen, renkleri ile neşe veren çocuk oyuncağını bir travma konusu haline getirebilecek bir ilkokul çocuğu nasıl bir bedduanın ürünü olabilir? bir bilgisayar oyunu kahramanı gibi kendimi bu bedduayı bulmaya adadım, şu ana kadar başarılı olmadım ama bu olamayacağım anlamına gelmez.
balon kavramı ile yollarımızın ayrılması ilkokul birinci sınıf öğrencisi olduğum zamana denk geliyor. o zamanlar sınıfın en zeki öğrencisi bendim. aklınızdan en zekisi eğer benden sınıfın forrest gumplardan oluştuğunu düşünebilirsiniz ama zihnimde zeka kaçağına neden olan balon olayına kadar sınıftaki elma ağacının en üstteki elmasında benim adım yazıyordu.
sınıfta okuma yazma bilen tek çocuk ben olduğum için öğretmen zaman zaman kafama göre takılmama izin verirdi. kafama göre takıldığım her ansa kafamın bir karga olduğunu anlardım zira burnumun çıkmadığı yerin rahatsız ediciliğini siz de tahmin edersiniz.
daha okula başlamadan önce sırf bir inat uğruna okumayı öğrenmem hayatım boyunca sürecek lanetlerin birçoğunun nedeni olabilir.
o gün ali’ye ata bakması ya da ışıl’a ılık süt içmesi için baskı yapan arkadaşlarımın aksine ben sıkıntıdan sağa sola bulaştığım için dersin bitmesine 5 dakika kala öğretmen beni biraz hava almam için dışarı yolladı. bu tuhaf gelebilir size ama o zamanlar henüz pedagoji yeterince gelişmemiş bir formasyonda idi.
dışarı çıktığım an baloncu ile göz göze geldik ve ben hemen kırmızı bir balon alıp bahçede koşmaya başladım. sonra zil çaldı ve bahçe öğrencilerle doldu. kimse umurumda değildi elbette. ben elimde balonla koşturmaya devam ettim.
öğrencilerin arasından geçip salakça yerde yatan bazı çocukların üzerinden atlayıp koşarken olması beklenen şey oldu ve kafamın üzerine düştüm.
elimdeki balonu bırakmadığım için mutlu bir şekilde yerden kalktım hemen. mutluydum çünkü balonum uçmamıştı. kafamın acıyan yerine dokundum ve oynamaya devam ettim. ama sonra elimde kırmızı bir sıvı gördüm.
normal zekada bir insan bu sıvının kan olduğunu anlardı ama ben o zekada değildim sanırım ya da zeka sızıntısı başlamıştı. peki ben ne düşündüm? elimde tuttuğum kırmızı balonun boya verdiğini. evet tam olarak böyle düşündüm. o kırmızı sıvının balonun alan boyası olduğunu düşündüm. ve bayılana kadar da böyle düşünmeye devam ettim.
bayıldığım anda da bu kadar salaklığa dayanamayan balon kendini gökyüzünün sonsuzluğuna bırakıp neşeyle uzaklaşmış olmalı.
gözümü açtığımda kafama dikiş atarak zeka kaybına bir son vermek isteyen doktorla beynimin delinmesine dolaylı katkı yapan öğretmenim yanımda idi.
o günden beri balonlar benim için dokunulmaması gereken şeyler haline geldi. bu anlattıklarımı herkes biliyor, balon falan yalayamam ben.
devamını gör...
bir insanı unutmak
bir insanı unutabilmek kolay olmayacaktır, ama unutulamaz diye bir şey yoktur. unutabilirsiniz tabii canınız tahmin edemeyeceğiniz kadar acıyacaktır, incineceksiniz, kırılacaksınız. duygularınız körelecektir ve tüm insanlardan nefret etmeye başlayacaksınız. sorgulayacaksınız her şeyi, herkesi, kendinizi sorgulayacaksınız, karakterinizi sorgulayacaksınız ve son olarak sizi neden sevmediğini sorgulayacaksınız. tüm bu sorgulamalarınız bittiğinde ona karşı nefret beslemeye başlayacaksınız. onu sevdiğiniz için kendinizden, sizi sevmediği için ondan tiksineceksiniz. yüzünü dahi görmek istemeyeceksiniz, ama ismi her geçtiğinde gözleriniz dolacaktır, yaşadığınız duygularınız aklınıza gelecektir, geçirdiğiniz günleriniz aklınıza gelecektir. ve ondan bir kez daha nefret edeceksiniz, nefret ettikçe sevginiz azalacaktır. o kişi unutulabilir, hatta seneler geçtikçe ismini bile unutabilirsiniz. ama o kişinin size yaşattığı duygularınızı unutamayacaksınız. ne yaparsanız yapın bunu başaramayacaksınız.
devamını gör...
helios'un yönetici olması
çocuğu okul müsabakalarında üstün başarı göstermiş ebeveyn gibi hissettirmiş, mutlu etmiş hadisedir*.
online listesine güneş gibi doğmuş olmasına aldırmayınız, had bildirimi isteyenlere acımayacağını, kırbacı vuracağını düşünmekteyim*.
online listesine güneş gibi doğmuş olmasına aldırmayınız, had bildirimi isteyenlere acımayacağını, kırbacı vuracağını düşünmekteyim*.
devamını gör...
sonu kötü bitecek şeyler
(bkz: en iyi arkadaşa aşık olmak)
devamını gör...
brezilya milli marşı
ilk defa başlığı açan yazar sayesinde dinlediğim,çok farklı bir havası olan marş.bir istiklal marşı değildir ama.
devamını gör...
pneumonoultramicroscopicsilicovolcanoconiosis
pnömonultramikroskopik silikovolkonyoz olarak türkçeye çevrilir. muhtemelen hastalığın tanısı, hastalığın adını söylerken nefesin yetip yetmemesine göre konuyor.
devamını gör...
bayramda köprü ve otoyolların ücretsiz olması
yol yabdı köprü yapdı hemi de bedava yabdıı! hülooğ! şahlanışa hazır mısınızzz?? dombra mombra bir şey çalın yahu!
devamını gör...
29 nisan 17 mayıs arası tam kapanma
#812018 *
gözümde canlandı bir an. market poşetleriyle bir aşağı bir yukarı bir türlü bulunamayan evin yolları... markete gidiyorum ben diye evden çıkılacak havanın güzelliğini görünce için daralacak.
kafayı yemeden hem ruhen hem bedenen sağlıklı geçireceğimiz bir süreç olmasını temenni ediyorum. kapandıkkk...
gözümde canlandı bir an. market poşetleriyle bir aşağı bir yukarı bir türlü bulunamayan evin yolları... markete gidiyorum ben diye evden çıkılacak havanın güzelliğini görünce için daralacak.
kafayı yemeden hem ruhen hem bedenen sağlıklı geçireceğimiz bir süreç olmasını temenni ediyorum. kapandıkkk...
devamını gör...
it
harf inkılabının "hamid"leri değil de "d" ile biten tüm kelimelerin "t" ile bitmesini kural koymasından dolayı, abdülhak hamid'in gereksiz alınganlık yaptığı durumdur.
köpek manasına gelen kelimedir. günümüzde hakaret anlamında kullanılırken, eski dönemlerde sadık anlamında kullanılırmış.
(bkz: sadeddin köpek)
köpek manasına gelen kelimedir. günümüzde hakaret anlamında kullanılırken, eski dönemlerde sadık anlamında kullanılırmış.
(bkz: sadeddin köpek)
devamını gör...
john william godward
1861-1922 yılları arasında yaşamış, victorian neoklasisizmin önemli temsilcilerinden, ingiliz ressam.
utangaç bir kişiliği olmasına rağmen sir lawrence alma-tadema ile tanışması ona yardımcı olmuş, eserleri kraliyet sanat akademisi'nde sergilenmeye başlamıştır. ailesinin isteklerine rağmen sanat eğitimi almaya başlaması ailesinin onu reddetmesine ve ona ait tüm resimleri, belgeleri yok etmelerine sebep olmuştur.
1910'larda picasso'nun modern tarzının daha popüler olmasıyla eserlerini satmakta zorluk çekmeye başlamış, eserleri zamanı geçmiş ve eski olarak nitelendirilmeye, eleştirilmeye başlanmıştır.
61 yaşında, ardında dünyanın kendisi ve picasso için çok küçük olduğunu söyleyen bir not bırakarak intihar etmiştir.
eserlerinde çok güzel kadınları çok güzel manzaralar önünde çizmiştir. bu kadınlar bazen hayvan postları üzerinde düşünceli bir şekilde yatarken dolce far niente (1904), bazen sadece bir çiçeğe bakarak kim bilir neyi düşlüyorlar. summer flowers (1903)
kadınların masumane duruşları, bakışları ve düşünceli yüzleri üzerinden eserin konusunu çok etkileyici bir şekilde yansıtabilmiş ressam. eserlerine bakarken insanın geriye ışınlanıp güzel bir deniz manzarası önünde tüm gün hiç bir şey yapmadan oturası geliyor.
ayrıca eserlerdeki kıyafetler ve özellikle renk tonları beni benden alıyor. şu elbisedeki morun rengini başka bir yerde görmedim.
bir kaç eserini iliştireyim:
when the heart is young (1902)
the love letter (1913)
dolce far niente (1897)
the quiet pet (1906)
daha fazla eserini görmek için buradan
kaynak
utangaç bir kişiliği olmasına rağmen sir lawrence alma-tadema ile tanışması ona yardımcı olmuş, eserleri kraliyet sanat akademisi'nde sergilenmeye başlamıştır. ailesinin isteklerine rağmen sanat eğitimi almaya başlaması ailesinin onu reddetmesine ve ona ait tüm resimleri, belgeleri yok etmelerine sebep olmuştur.
1910'larda picasso'nun modern tarzının daha popüler olmasıyla eserlerini satmakta zorluk çekmeye başlamış, eserleri zamanı geçmiş ve eski olarak nitelendirilmeye, eleştirilmeye başlanmıştır.
61 yaşında, ardında dünyanın kendisi ve picasso için çok küçük olduğunu söyleyen bir not bırakarak intihar etmiştir.
eserlerinde çok güzel kadınları çok güzel manzaralar önünde çizmiştir. bu kadınlar bazen hayvan postları üzerinde düşünceli bir şekilde yatarken dolce far niente (1904), bazen sadece bir çiçeğe bakarak kim bilir neyi düşlüyorlar. summer flowers (1903)
kadınların masumane duruşları, bakışları ve düşünceli yüzleri üzerinden eserin konusunu çok etkileyici bir şekilde yansıtabilmiş ressam. eserlerine bakarken insanın geriye ışınlanıp güzel bir deniz manzarası önünde tüm gün hiç bir şey yapmadan oturası geliyor.
ayrıca eserlerdeki kıyafetler ve özellikle renk tonları beni benden alıyor. şu elbisedeki morun rengini başka bir yerde görmedim.
bir kaç eserini iliştireyim:
when the heart is young (1902)
the love letter (1913)
dolce far niente (1897)
the quiet pet (1906)
daha fazla eserini görmek için buradan
kaynak
devamını gör...
allah bir yastıkta kocatsındaki yastık
güzel nick olur.
devamını gör...
birdenbire çöken karamsarlık
bipolarsan çok olağan..
devamını gör...
üniversitedeki kadınların yüzde 70’i başörtülü değilse orada özgürlük yoktur
yine bir yerlerde benim türbanlı bacım mağdur olmuş dedirten olay. el alem güne kahvaltıyla başlar, biz türbanlı demogojisiyle. hiç bitmiyor mk.
üç üstteki yazar benden önce davranmış. bu ülkede kız çocuklarını okutmayanlar genellikle dindar denilen kesimdi. okuyacak da ne olacak, üniversiteye gitsin de komünist mi olsun, kötü kadın(küfür yasak anladınız siz) mı olsun fikirleriyle kızları okula göndermediler. tabi bir de nasılsa evlenip ele gidecek, yapılan masraf boşa yatırım fikri de vardı.
ayrıca hanımefendiye karşı tez olarak diyorum ki; bir ülkedeki kadınların yüzde 70'i başörtülü ise orada özgürlük yoktur.
üç üstteki yazar benden önce davranmış. bu ülkede kız çocuklarını okutmayanlar genellikle dindar denilen kesimdi. okuyacak da ne olacak, üniversiteye gitsin de komünist mi olsun, kötü kadın(küfür yasak anladınız siz) mı olsun fikirleriyle kızları okula göndermediler. tabi bir de nasılsa evlenip ele gidecek, yapılan masraf boşa yatırım fikri de vardı.
ayrıca hanımefendiye karşı tez olarak diyorum ki; bir ülkedeki kadınların yüzde 70'i başörtülü ise orada özgürlük yoktur.
devamını gör...
loneliness
iki gündür kafayı taktığım, başa sarıp sarıp tekrar dinlediğim; g.e.m. tarafından icra edilmiş bir çince rap şarkısı.* orijinal ismi "孤獨", pinyinde gösterimi ise "gū dú" imiş. yani loneliness işte, yalnızlık.
yanlışlıkla denk geldim. gelmez olsaydım. içindeki üç ingilizce cümle dışında kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey anlamıyorum çünkü. "dilimden düşmüyor" diyecek olsam onu bile diyemem, hiç takılamadı. sadece "yo!" nidalarıyla ve kafa sallayarak eşlik edebiliyorum. ama gene de ısrarla dinliyorum ve her seferinde de yeniden beğeniyorum. artık beethoven melodilerinden midir, yoksa söyleyen hanım kızımızın tatlılığından* mıdır bilemiyorum.
eserin en çarpıcı bölümü ise "為什麼每夜 我總輾轉難眠" kısm... ne diyorum ben ya?
beni yalnız bırakmayıp bu batağa birlikte düşmek isteyenler için:
上帝保佑中国。lan?!
yanlışlıkla denk geldim. gelmez olsaydım. içindeki üç ingilizce cümle dışında kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey anlamıyorum çünkü. "dilimden düşmüyor" diyecek olsam onu bile diyemem, hiç takılamadı. sadece "yo!" nidalarıyla ve kafa sallayarak eşlik edebiliyorum. ama gene de ısrarla dinliyorum ve her seferinde de yeniden beğeniyorum. artık beethoven melodilerinden midir, yoksa söyleyen hanım kızımızın tatlılığından* mıdır bilemiyorum.
eserin en çarpıcı bölümü ise "為什麼每夜 我總輾轉難眠" kısm... ne diyorum ben ya?
beni yalnız bırakmayıp bu batağa birlikte düşmek isteyenler için:
上帝保佑中国。lan?!
devamını gör...

