bekir sıtkı sezgin
1 temmuz 1936-10 eylul 1996 arasında yaşamış türk sanat müziği bestekarı ve yorumcusu. müziğe karşı yeteceği küçük yaşlarda annesi ve babası tarafından fark edilmiş. temel eğitimini de annesi ve babasından almıştır. babası hafız hüseyin efendi, annesi feride hanım'dır. 1943 yılında kocamustafapaşa’da hekimoğlu ali paşa ilkokuluna başlayan bekir sıtkı sezgin babasını etkisiyle 7 yaşına da tüm makamları ayırt edebilecek şekilde bir müzik eğitimine başlamıştır . 1952’de istanbul’da pertevniyal lisesi’nden mezun oldu. babasının etkisi ile başarılı bir sınavdan sonra istanbul belediye konservatuvarı’na girdi ve buradan mezun oldu.istanbul belediye konservatuvarı’ndaki eğitimi sırasında aralarında mesut cemil tel, şefik gürmeriç, ferdi şatatzer, münir nurettin selçuk, nevzad atlığ, sadettin kaynak gibi isimlerin bulunduğu ustalardan eğitim almış bu onun kendi tarzını bulmasında önemli bir rol oynamıştır.
izmir’de bulunan teyzesinin yanına gittiği zamanlarda buradaki hisar camii’nde ünlü bestekar rakım elkutlu ile tanıştı ve bu onun hayatında önemli bir dönüm noktası oldu.
1959’da girdiği izmir radyosu’nda iki yıl sonra solist ses sanatçısı oldu. bu görevini türkiye radyo ve televizyon kurumu (trt) bünyesinde devam ettirdi. 1965’te birinci sınıf ses sanatçısı oldu. iki yıl sonra izmir radyosu’nda sanatçı adaylarına repertuvar ve üslûp hocalığı yaptı. 1974’te izmir radyosu klasik koro şefliğine getirildi.
1975-1976 ders yılında istanbul’da öğrenime açılan türk musikisi devlet konservatuvarı’nın şan bölümünde repertuvar hocalığına tayin edildi. bu görevi sebebiyle izmir'den istanbul'a taşındı.
1978’de istanbul radyosu’ndaki vazifesine "küçük koro" ve "kadınlar topluluğu" şefliğiyle "repertuvar kurulu" üyeliği, ayrıca türkiye radyo ve televizyon kurumu merkez denetleme kurulu üyeliği ilâve edildi. 1981 yılı sonunda türkiye radyo ve televizyon kurumu’ndan emekli oldu.
1982’de istanbul teknik üniversitesi’ne bağlanan türk musikisi devlet konservatuvarı’ndaki görevi ölümüne kadar devam etti.
bekir sıtkı sezgin, 10 eylül 1996'da hayata gözlerini yumdu.
alaeddin yavaşça bekir sıtkı'ya ithafen yazdığı hüzzam bir şarkıda şöyle tanımlamıştır kendisini:
"üslûbu güzeldi şakıyan bir başkaca sesti, sezgin bir lûtf u ilahi özge nefesti, feryatlarının afakı tutan nağmelerinde, rüzgâr gibi cümle makamat sonsuzluğa esti"
türkiyede ilk tasavvufi konseri kendisi vermiştir.
izmir’de bulunan teyzesinin yanına gittiği zamanlarda buradaki hisar camii’nde ünlü bestekar rakım elkutlu ile tanıştı ve bu onun hayatında önemli bir dönüm noktası oldu.
1959’da girdiği izmir radyosu’nda iki yıl sonra solist ses sanatçısı oldu. bu görevini türkiye radyo ve televizyon kurumu (trt) bünyesinde devam ettirdi. 1965’te birinci sınıf ses sanatçısı oldu. iki yıl sonra izmir radyosu’nda sanatçı adaylarına repertuvar ve üslûp hocalığı yaptı. 1974’te izmir radyosu klasik koro şefliğine getirildi.
1975-1976 ders yılında istanbul’da öğrenime açılan türk musikisi devlet konservatuvarı’nın şan bölümünde repertuvar hocalığına tayin edildi. bu görevi sebebiyle izmir'den istanbul'a taşındı.
1978’de istanbul radyosu’ndaki vazifesine "küçük koro" ve "kadınlar topluluğu" şefliğiyle "repertuvar kurulu" üyeliği, ayrıca türkiye radyo ve televizyon kurumu merkez denetleme kurulu üyeliği ilâve edildi. 1981 yılı sonunda türkiye radyo ve televizyon kurumu’ndan emekli oldu.
1982’de istanbul teknik üniversitesi’ne bağlanan türk musikisi devlet konservatuvarı’ndaki görevi ölümüne kadar devam etti.
bekir sıtkı sezgin, 10 eylül 1996'da hayata gözlerini yumdu.
alaeddin yavaşça bekir sıtkı'ya ithafen yazdığı hüzzam bir şarkıda şöyle tanımlamıştır kendisini:
"üslûbu güzeldi şakıyan bir başkaca sesti, sezgin bir lûtf u ilahi özge nefesti, feryatlarının afakı tutan nağmelerinde, rüzgâr gibi cümle makamat sonsuzluğa esti"
türkiyede ilk tasavvufi konseri kendisi vermiştir.
devamını gör...
youtube kanalı önerileri
kendinizi size sizden iyi anlatacak bir uzman hatta bir dost için : beyhan budak(klinik psikolog)
latince'ye ilgi duyuyorsanız: c.cengiz çevik( klasik filolog)
tus çalışma sürecinde size destek olacak (hatta hayat kurtaracak) abi tavsiyeleri arıyorsanız: doç.dr.m.bora demirçelik
yks'ye hazırlanıyorsanız :gri koç
sakinleşmek istiyorsanız:soothing relaxation veya peaceful ambience
hayata dair şimdiye dek öğrendiklerim bana yetmez diyorsanız: sunay akın
ruhunuzu anlayan güzel bir insandan gelen güzel bir şarkı istiyorsanız: can patlar ve şarkılar
arkeolojiye meraklıysanız:arkeofili
kaliteli müzik ve kaliteli insanlar arıyorsanız: andre rieu
elektronik müziğe ilgiliyseniz: nightcore reality
bilimi sanatla birleştirince ortaya hangi sonuçların çıkabildiğini merak ediyorsanız: acapellascience
ingilizceniz iyiyse ve sanat tarihine ilgiliyseniz: smarthistory
ustalardan şiir dinlemek istiyorsanız: 1dozkitap
bunlar devamlı takip ettiğim ve altına imzamı da atabilecek denli başarılı bulduğum kanallardır.kendinize,hayatınıza ve çevrenize çok şey katacaklarını umuyorum,en azından benim için öyle oldular.
latince'ye ilgi duyuyorsanız: c.cengiz çevik( klasik filolog)
tus çalışma sürecinde size destek olacak (hatta hayat kurtaracak) abi tavsiyeleri arıyorsanız: doç.dr.m.bora demirçelik
yks'ye hazırlanıyorsanız :gri koç
sakinleşmek istiyorsanız:soothing relaxation veya peaceful ambience
hayata dair şimdiye dek öğrendiklerim bana yetmez diyorsanız: sunay akın
ruhunuzu anlayan güzel bir insandan gelen güzel bir şarkı istiyorsanız: can patlar ve şarkılar
arkeolojiye meraklıysanız:arkeofili
kaliteli müzik ve kaliteli insanlar arıyorsanız: andre rieu
elektronik müziğe ilgiliyseniz: nightcore reality
bilimi sanatla birleştirince ortaya hangi sonuçların çıkabildiğini merak ediyorsanız: acapellascience
ingilizceniz iyiyse ve sanat tarihine ilgiliyseniz: smarthistory
ustalardan şiir dinlemek istiyorsanız: 1dozkitap
bunlar devamlı takip ettiğim ve altına imzamı da atabilecek denli başarılı bulduğum kanallardır.kendinize,hayatınıza ve çevrenize çok şey katacaklarını umuyorum,en azından benim için öyle oldular.
devamını gör...
fotoğraf albümü
bitmeye yüz tutmuş bir gelenek daha. böyle olması çok üzücü. şu anki hâlinin fotoğrafları telefonunda ve her an bir şey gelebilir başına. gerçi silinse bile umrunda değil. şak şak sürekli her hâlini çekiyorsun ne olacak ki? bir yerde yüz poz. elinin altında nasıl olsa ama değerli değil. eski fotoğraf albümleri öyle mi?
ben bu albümlerin müptelasıyım. hadi aç bakalım modundayım. ahh evdeki benim elimden ne çekti... tekrar tekrar kaplandı. anne ile baba'nın düğün fotoğrafları...
her baktığımda yüz analizi yapıp durum değerlendirmesi yapıyorum. ne hissettiklerini anlamaya çalışıyorum.bir anda moda eleştirmeni oluyorum. bu kim, bu kim? tanıyacak sanki, tam bir delilik!
en sevdiğim tabii ki çocukluk fotoğraflarım.
çünkü insan kendi fotoğraflarına daha dikkatli bakıyor. üstelik kendimle dalga geçmeye bayılıyorum. eşek sıpası, şebek, tipe gel tipe... yaa çok tatlı! aa bu kırmızı rugan papuçlar, püsküllü çantam, hatırlıyorum bunun için küçük çaplı savaş çıkartıp sadece iki gün koluma takmıştım. o fotoğrafta bir zafer var, başım dik vee kocaman bir gülümseme. çisssss...
90' ların çılgın trendleri o an hepsi bellekte bu albümler sayesinde.
tanımadığım insanların fotoğraf albümler'inede bakarım. hepsinin var değişik hikayesi. dıdısının dıdısının dıdısı, onun 3 kuşak hayatı anlatılır...her aile'nin bir iftiharı ve talihsiz hikayesi o an bilen ağız tarafından özet geçilir. niye ilgilendirir ki seni? ama tadı başka işte. okuldan dönerken eve gelene kadar hızlı hızlı yediğin çilekli lolitop şekeri gibi. tadı güzel, şekeri fazla... tatlı...
bir aktarım fotoğraf albümü, bir yaşanmışlık, kültür... kuşak farklılığını ortaya koyacak, yılları birbiriyle yarıştıracak, değişimlere kafa atacak renkli, görseller her biri. hepsinde gülümseme hiçbir acıdan geçmemiş gibi. bazılarında göz kaçırma, o an yaşadığı bir huzursuzluğu yansıtma. onu anlayayıp sorgulamaya gidiyor insan istemsizce. yorgun muydun burada? hopp başlıyor yaşananı anlatmaya.
şu an yazarken bile tuhaf bir gülümseme belirdi yüzümde. son on senenin fotoğrafları bile albüm şeklinde yok elimde. o kadar kötü değil belki şu an. belki ilerisi için çok dikkat çekici. o zaman hemen yenisi eklenmeli şöyle sayfa çevirmeliklerden..
ben bu albümlerin müptelasıyım. hadi aç bakalım modundayım. ahh evdeki benim elimden ne çekti... tekrar tekrar kaplandı. anne ile baba'nın düğün fotoğrafları...
her baktığımda yüz analizi yapıp durum değerlendirmesi yapıyorum. ne hissettiklerini anlamaya çalışıyorum.bir anda moda eleştirmeni oluyorum. bu kim, bu kim? tanıyacak sanki, tam bir delilik!
en sevdiğim tabii ki çocukluk fotoğraflarım.
çünkü insan kendi fotoğraflarına daha dikkatli bakıyor. üstelik kendimle dalga geçmeye bayılıyorum. eşek sıpası, şebek, tipe gel tipe... yaa çok tatlı! aa bu kırmızı rugan papuçlar, püsküllü çantam, hatırlıyorum bunun için küçük çaplı savaş çıkartıp sadece iki gün koluma takmıştım. o fotoğrafta bir zafer var, başım dik vee kocaman bir gülümseme. çisssss...
90' ların çılgın trendleri o an hepsi bellekte bu albümler sayesinde.
tanımadığım insanların fotoğraf albümler'inede bakarım. hepsinin var değişik hikayesi. dıdısının dıdısının dıdısı, onun 3 kuşak hayatı anlatılır...her aile'nin bir iftiharı ve talihsiz hikayesi o an bilen ağız tarafından özet geçilir. niye ilgilendirir ki seni? ama tadı başka işte. okuldan dönerken eve gelene kadar hızlı hızlı yediğin çilekli lolitop şekeri gibi. tadı güzel, şekeri fazla... tatlı...
bir aktarım fotoğraf albümü, bir yaşanmışlık, kültür... kuşak farklılığını ortaya koyacak, yılları birbiriyle yarıştıracak, değişimlere kafa atacak renkli, görseller her biri. hepsinde gülümseme hiçbir acıdan geçmemiş gibi. bazılarında göz kaçırma, o an yaşadığı bir huzursuzluğu yansıtma. onu anlayayıp sorgulamaya gidiyor insan istemsizce. yorgun muydun burada? hopp başlıyor yaşananı anlatmaya.
şu an yazarken bile tuhaf bir gülümseme belirdi yüzümde. son on senenin fotoğrafları bile albüm şeklinde yok elimde. o kadar kötü değil belki şu an. belki ilerisi için çok dikkat çekici. o zaman hemen yenisi eklenmeli şöyle sayfa çevirmeliklerden..
devamını gör...
william shakespeare
ingilizcede 57k söz kökünün 37ksını kullanmıştır.
adına 1000’den fazla film yapılmıştır.
incilden sonra en çok alıntılanan yazardır.
ingilizceye en çok kelime kazandırmıştır (1600 civarı). bunu teyit edemedim ama bazıları john milton diyor en çok kelime kazandıran.
taş kalpli, kem gözlü gibi sözcükler hep shakespeare’in türettiği sözlerdir.
muazzam bir dimağdır. eğitim görmemesine rağmen ve italyaya hiç gitmemesine rağmen hakkında kitap yazmıştır. insanlarla çok sohbet edermiş. bana kalırsa marlowe’dir bu shakespeare ama mina urgan beni bu konuda cahillikle suçluyor. zaten ben kimim ki, gerçekçi olalım...
adına 1000’den fazla film yapılmıştır.
incilden sonra en çok alıntılanan yazardır.
ingilizceye en çok kelime kazandırmıştır (1600 civarı). bunu teyit edemedim ama bazıları john milton diyor en çok kelime kazandıran.
taş kalpli, kem gözlü gibi sözcükler hep shakespeare’in türettiği sözlerdir.
muazzam bir dimağdır. eğitim görmemesine rağmen ve italyaya hiç gitmemesine rağmen hakkında kitap yazmıştır. insanlarla çok sohbet edermiş. bana kalırsa marlowe’dir bu shakespeare ama mina urgan beni bu konuda cahillikle suçluyor. zaten ben kimim ki, gerçekçi olalım...
devamını gör...
sözlükte kendin olmak
sade sözlükte değil, bulunduğum her ortamda kendim olmaya özen gösteririm. seven böyle sevsin, tiksinen böyle tiksinsin.
dürüst olmak düsturumuzdur.
kendim olduğumda kaybettiğim kim varsa; yoluna bi meşale de benden...
dürüst olmak düsturumuzdur.
kendim olduğumda kaybettiğim kim varsa; yoluna bi meşale de benden...
devamını gör...
otobüste yer vermen için bakışları ile taciz eden yaşlı
psikolojik baskıdır, mahalle baskısıdır. bakışlar nefret doludur. ama her zaman olmayabilir. gelin size başımdan geçen bir hadiseyi anlatayım.
kızılay meşrutiyet caddesinden ego 541’e binmiştim. o zamanlar kızılay’a gidiyordu artık gitmiyor, öta mevcut. tıklım tıkış attım kendimi otobüse, neyse ki sırada ilerideydim, arkalara doğru oturacak koltuk buldum. şanslı hissettim kendimi çünkü donmuşum dışarıda, oh mis gibi geldi. sonra, gerçekten yaşlı ve hasta bir dede arkalara, benim oturduğum yere doğru geldi. ben de yer verdim. ama nasıl yorgunum. dede, biraz utanarak geçti oturdu. insanlar da ön taraftan geldiğinden ben iyice arkalara geçtim.
neyse, eskişehir yolu civarlarında dedenin yan koltuğunda oturan kişi indi. dede, oturmak için atak yapan insanlara karşı mücadele verip en arkada olmama rağmen ısrarla beni çağırdı. insanlara işaret ettirdi, seslenin gelsin diye. gittim, bana söylediği şey şuydu,
“sizler talebesiniz, okuyorsunuz, yoruluyorsunuz. oturmak sizin hakkınız.”
gerçekten bu sözler içime işledi ve böyle bir insanın ne kadar duyarlı olabileceğini orada gördüm.
kızılay meşrutiyet caddesinden ego 541’e binmiştim. o zamanlar kızılay’a gidiyordu artık gitmiyor, öta mevcut. tıklım tıkış attım kendimi otobüse, neyse ki sırada ilerideydim, arkalara doğru oturacak koltuk buldum. şanslı hissettim kendimi çünkü donmuşum dışarıda, oh mis gibi geldi. sonra, gerçekten yaşlı ve hasta bir dede arkalara, benim oturduğum yere doğru geldi. ben de yer verdim. ama nasıl yorgunum. dede, biraz utanarak geçti oturdu. insanlar da ön taraftan geldiğinden ben iyice arkalara geçtim.
neyse, eskişehir yolu civarlarında dedenin yan koltuğunda oturan kişi indi. dede, oturmak için atak yapan insanlara karşı mücadele verip en arkada olmama rağmen ısrarla beni çağırdı. insanlara işaret ettirdi, seslenin gelsin diye. gittim, bana söylediği şey şuydu,
“sizler talebesiniz, okuyorsunuz, yoruluyorsunuz. oturmak sizin hakkınız.”
gerçekten bu sözler içime işledi ve böyle bir insanın ne kadar duyarlı olabileceğini orada gördüm.
devamını gör...
newton'un hareket yasaları
3 temel hareket yasası vardır. ilki eylemsizlik yasasıdır.bu yasaya göre bütün cisimler eylemsizdir.yani duruyorsa durmaya hareket ediyorsa hareketine devam etmek ister .araba fren yaptığında öne savrulmayı buna örnek olarak verebiliriz. ıkinci hareket yasası dinamiğin temel prensibidir. formülü :
fnet=m.a
f=kuvvet m=kütle a=ivme
formülden de anlayabileceğimiz üzere bir cisim üzerindeki net kuvvet o cisme ivme kazandırır. ivme hızdaki değişimdir .yani ivme cisimle aynı yöndeyse cisim hızlanır. eğer ters ise cisim yavaşlar.
üçüncü yasa etki -tepki yasasıdır. yani bir cisme uyguladığın kuvvet kadar cisimde sana eşit ve zıt yönlü kuvvet uygular . buna örnek olarak bir duvara yumruk attığında duvarda sana yumruk atar.yani duvara uyguladığımız kuvvetle duvarın bize uyguladığı kuvvet eşittir . ama neden duvar yıkılmaz da bizim elimiz kırılır diye soracak olursanız da burda devreye dayanıklılık giriyor. yani duvar bizden daha dayanıklı o yüzden yıkılmaz. bu nedenle de duvara yumruk atmanızı tavsiye etmemgülücük
fnet=m.a
f=kuvvet m=kütle a=ivme
formülden de anlayabileceğimiz üzere bir cisim üzerindeki net kuvvet o cisme ivme kazandırır. ivme hızdaki değişimdir .yani ivme cisimle aynı yöndeyse cisim hızlanır. eğer ters ise cisim yavaşlar.
üçüncü yasa etki -tepki yasasıdır. yani bir cisme uyguladığın kuvvet kadar cisimde sana eşit ve zıt yönlü kuvvet uygular . buna örnek olarak bir duvara yumruk attığında duvarda sana yumruk atar.yani duvara uyguladığımız kuvvetle duvarın bize uyguladığı kuvvet eşittir . ama neden duvar yıkılmaz da bizim elimiz kırılır diye soracak olursanız da burda devreye dayanıklılık giriyor. yani duvar bizden daha dayanıklı o yüzden yıkılmaz. bu nedenle de duvara yumruk atmanızı tavsiye etmemgülücük
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
cenk'in yine karizmasını konuşturduğu yayın!
devamını gör...
eş cinsel sözlük yazarları
benimle arkadaş olun nütfenn noluyy . *
büdüt: eşcinsel değilim ama çok sevgi dolular seviyorum yani onları *
düdüt: antalya’da olanlarla kanka olunabilir. *
büdüt: eşcinsel değilim ama çok sevgi dolular seviyorum yani onları *
düdüt: antalya’da olanlarla kanka olunabilir. *
devamını gör...
yazarların kendilerini teselli etmek için kullandığı cümleler
daha kötü ne olabilir ki diyorum ve ardından queen- we are the champions açıp problemlerime kafa göz dalıyorum.
peki sonra ne mi oluyor? problemlerim de bana kafa göz dalıyor, ardından ortak noktada buluşup yaşamımıza devam ediyoruz.
peki sonra ne mi oluyor? problemlerim de bana kafa göz dalıyor, ardından ortak noktada buluşup yaşamımıza devam ediyoruz.
devamını gör...
hayal kırıklığı yaratan şeyler
hayatın kendisi.
devamını gör...
yönetmen
filmden veya diziden sorumlu kişidir. türkiye için nuri bilge ceylan dünya için de quentin tarantino.
sorumlulukları
ayrıca yönetmen; tiyatro, dizi ve sinema gibi görselleri yönetir.
filmin genel artistik vizyonunun fark edilmesi.
içeriğin ve filmdeki olay örgüsünün, senaryoda tanımlandığı şekilde, akışının kontrol edilmesi, düzenlenmesi.
aktörlerin hem mekanik hem de dramatik olarak performanslarının yönlendirilmesi.
filmin çekileceği mekanların düzenlenmesi ve seçilmesi
teknik detayların düzenlenmesi ve yönetilmesi
yönetmenin film için düşündüğü artistik vizyonu tanımlayan her türlü faaliyet.
zaman zaman yönetmenler yönettikleri filmlerin senaryosunu da yazarlar.
sorumlulukları
ayrıca yönetmen; tiyatro, dizi ve sinema gibi görselleri yönetir.
filmin genel artistik vizyonunun fark edilmesi.
içeriğin ve filmdeki olay örgüsünün, senaryoda tanımlandığı şekilde, akışının kontrol edilmesi, düzenlenmesi.
aktörlerin hem mekanik hem de dramatik olarak performanslarının yönlendirilmesi.
filmin çekileceği mekanların düzenlenmesi ve seçilmesi
teknik detayların düzenlenmesi ve yönetilmesi
yönetmenin film için düşündüğü artistik vizyonu tanımlayan her türlü faaliyet.
zaman zaman yönetmenler yönettikleri filmlerin senaryosunu da yazarlar.
devamını gör...
forrest gump
insanı inanılmaz motive eden filmlerdendir.
özellikle masa tenisi oynama ve silah söküp takma sahnesini açar açar tekrar izlerim.
özellikle masa tenisi oynama ve silah söküp takma sahnesini açar açar tekrar izlerim.
devamını gör...
dark tranquillity
anders friden'ın vokalleri üstlendiği çıkış albümleri skydancer hafif black metal etkili ve deneysel(imsi) bir albüm. ayrıca shadow duet isimli şarkıda da anders friden ve mikael stanne ufak bir düet yapıyorlar. henüz çok toy oldukları her açıdan belli, özellikle vokaller biraz kulak tırmalayan türden.
the gallery ile birlikte mikael stanne vokal yapmaya başlıyor ve bu albüm gerçekten inanılmaz ses getiriyor. muhtemelen en önemli ilk 5 melodic death metal albümlerinden biridir, hala da çoğu "en iyi metal albümleri" listelerinde sıklıkla ismi geçen efsaneleşmiş bir albüm. ve sonuna kadar hak ediyor bu ününü bence. acemiliklerini üstlerinden atıp her yönüyle güzel bir iş yapmışlar. lethe olsun, ...of melancholy burning olsun, the emptiness from which i fed olsun, punish my heaven olsun hepsi inanılmaz şarkılar. ayrıca eva-marie larsson'a da ayrı bir parantez açmak gerekiyor, cidden albüme ayrı bir hava veren çok hoş bir ses.
sonra the mind's i ile benzer tarzda bir albüm daha yapıyorlar, yine sevdiğim bir albüm ama çok özel bir yanı var mı, bence insanity's crescendo ve hedon parçaları dışında yok gibi.
projector ile birlikte cidden çok tuhaf bir yola giriyorlar. öncekilerin aksine bu albümde bol bol clean vokal kullanımı var ve şu anda da grubun klavyecisi olan martin brandstrom burada ekibe katılıyor.
oldukça deneysel ve orijinal bir iş, kendilerine tamamen yabancı şeyleri deniyorlar bu albümde. tabii biraz da ters tepiyor çünkü beğeneni olduğu kadar beğenmeyeni de çok. ama grubun bundan sonraki yapacakları şeyler için bazı değişikliklerle birlikte temel aldıkları sound üzerinde bu albümün etkisi büyük.
projector'dan sonra haven çıkıyor. clean vokalleri kullanmaktan vazgeçip klavyenin öne çıktığı yeni bir hale bürünüyorlar ki bence şu anda hala çaldıkları tarz ilk olarak bu albümle başladı.
sonra damage done - character - fiction şeklinde üç tane efsane albümle çıkıveriyorlar. damage done ve character duygusuz olmamakla birlikte biraz agresif albümler. fiction daha atmosferik, daha sakin bir albüm gibi. mikael stanne'nin tekrar clean vokal kullanmaya başlaması da bunun bir nedeni olabilir.
özellikle damage done'ı en iyi dt işi olarak nitelendiren birçok insan var. ben bu konuda biraz kararsızım çünkü cidden en iyi albümünü seçmesi zor bir grup, ama damage done güçlü bir aday o kesin.
sonrasında we are the void ve construct ile gotik etkileşimli bir tarza geçtiler. bu ikisi genel olarak diğerlerine göre nispeten az sevilen albümler. ben de pek beğenmiyorum açıkçası. we are the void'in yine güzel şarkıları var ama construct genel olarak çok iç bayan türden. karanlık atmosfer kasmaya çalışıyorlar ama kendilerine yakışan tarz bu değil.
atoma bunlardan sonra biraz daha özlerine döndükleri bir şey oldu. heyecanlı ve dinlemesi keyifli, eski ve yeni sound'larını karıştıran türden gayet güzel bir iş.
moment pek beklentilerimi karşılamadı diyebilirim. single olarak yayınladıkları şarkılar çok heyecanlandırmıştı ama albümdeki en iyi şarkıları single yapmışlar maalesef, bunlar dışında öne çıkan çok az parça var. clean vokal yoğunluğunu arttırmışlar ki bundan şikayetçi değilim, hatta albümün en iyi özelliği olabilir. ama genel olarak formülize ve sıradan bir albüm olmuş. gruba yeni gelen gitaristlerden birinin chris amott olduğunu düşününce insan biraz daha heyecan verici bir şey bekliyor, ama bunu biraz da gruba henüz ısınamamış olmalarına bağlıyorum. gitaristleti martin henriksson ve niklas sundin'in ayrılışı üzerine biraz bocalamaları doğal gibi. umarım bundan sonra tekrar heyecan verici bir şeyler yapabilirler, ki yapmasalar da garip olmaz çünkü bu adamlar tam 27 yıldır müzik yapıyorlar ve ellerinden geldiğince de müziklerini çeşitlendirdiler yani yaratıcılıklarının tükenmiş olması beklendik bir durum. her halleriyle sonuna kadar saygı duyuyorum kendilerine. sadece in flames'in aksine popülariteye oynamayıp kaliteli müzik yapmaya devam etmeleri bile saygı duymak için yeterli bir neden zaten.
the gallery ile birlikte mikael stanne vokal yapmaya başlıyor ve bu albüm gerçekten inanılmaz ses getiriyor. muhtemelen en önemli ilk 5 melodic death metal albümlerinden biridir, hala da çoğu "en iyi metal albümleri" listelerinde sıklıkla ismi geçen efsaneleşmiş bir albüm. ve sonuna kadar hak ediyor bu ününü bence. acemiliklerini üstlerinden atıp her yönüyle güzel bir iş yapmışlar. lethe olsun, ...of melancholy burning olsun, the emptiness from which i fed olsun, punish my heaven olsun hepsi inanılmaz şarkılar. ayrıca eva-marie larsson'a da ayrı bir parantez açmak gerekiyor, cidden albüme ayrı bir hava veren çok hoş bir ses.
sonra the mind's i ile benzer tarzda bir albüm daha yapıyorlar, yine sevdiğim bir albüm ama çok özel bir yanı var mı, bence insanity's crescendo ve hedon parçaları dışında yok gibi.
projector ile birlikte cidden çok tuhaf bir yola giriyorlar. öncekilerin aksine bu albümde bol bol clean vokal kullanımı var ve şu anda da grubun klavyecisi olan martin brandstrom burada ekibe katılıyor.
oldukça deneysel ve orijinal bir iş, kendilerine tamamen yabancı şeyleri deniyorlar bu albümde. tabii biraz da ters tepiyor çünkü beğeneni olduğu kadar beğenmeyeni de çok. ama grubun bundan sonraki yapacakları şeyler için bazı değişikliklerle birlikte temel aldıkları sound üzerinde bu albümün etkisi büyük.
projector'dan sonra haven çıkıyor. clean vokalleri kullanmaktan vazgeçip klavyenin öne çıktığı yeni bir hale bürünüyorlar ki bence şu anda hala çaldıkları tarz ilk olarak bu albümle başladı.
sonra damage done - character - fiction şeklinde üç tane efsane albümle çıkıveriyorlar. damage done ve character duygusuz olmamakla birlikte biraz agresif albümler. fiction daha atmosferik, daha sakin bir albüm gibi. mikael stanne'nin tekrar clean vokal kullanmaya başlaması da bunun bir nedeni olabilir.
özellikle damage done'ı en iyi dt işi olarak nitelendiren birçok insan var. ben bu konuda biraz kararsızım çünkü cidden en iyi albümünü seçmesi zor bir grup, ama damage done güçlü bir aday o kesin.
sonrasında we are the void ve construct ile gotik etkileşimli bir tarza geçtiler. bu ikisi genel olarak diğerlerine göre nispeten az sevilen albümler. ben de pek beğenmiyorum açıkçası. we are the void'in yine güzel şarkıları var ama construct genel olarak çok iç bayan türden. karanlık atmosfer kasmaya çalışıyorlar ama kendilerine yakışan tarz bu değil.
atoma bunlardan sonra biraz daha özlerine döndükleri bir şey oldu. heyecanlı ve dinlemesi keyifli, eski ve yeni sound'larını karıştıran türden gayet güzel bir iş.
moment pek beklentilerimi karşılamadı diyebilirim. single olarak yayınladıkları şarkılar çok heyecanlandırmıştı ama albümdeki en iyi şarkıları single yapmışlar maalesef, bunlar dışında öne çıkan çok az parça var. clean vokal yoğunluğunu arttırmışlar ki bundan şikayetçi değilim, hatta albümün en iyi özelliği olabilir. ama genel olarak formülize ve sıradan bir albüm olmuş. gruba yeni gelen gitaristlerden birinin chris amott olduğunu düşününce insan biraz daha heyecan verici bir şey bekliyor, ama bunu biraz da gruba henüz ısınamamış olmalarına bağlıyorum. gitaristleti martin henriksson ve niklas sundin'in ayrılışı üzerine biraz bocalamaları doğal gibi. umarım bundan sonra tekrar heyecan verici bir şeyler yapabilirler, ki yapmasalar da garip olmaz çünkü bu adamlar tam 27 yıldır müzik yapıyorlar ve ellerinden geldiğince de müziklerini çeşitlendirdiler yani yaratıcılıklarının tükenmiş olması beklendik bir durum. her halleriyle sonuna kadar saygı duyuyorum kendilerine. sadece in flames'in aksine popülariteye oynamayıp kaliteli müzik yapmaya devam etmeleri bile saygı duymak için yeterli bir neden zaten.
devamını gör...
en sevdiğiniz şarkı en sevdiğiniz şarkı olmak için ne yaptı sorunsalı
darağacımı kurmama yardım etti. hiç unutmam bu iyiliğini.
devamını gör...
uyuyamamak
yine uykusuz bir gece.
devamını gör...
yazarların başına gelen doğaüstü olaylar
ben de birkaç ay önce başımdan geçen olayı anlatayım.
sanırım mayıs ayıydı, karantina dönemleri olması lazım. çalıştığım şehirde tek başıma yaşıyorum, iş yerinde insan görürsem görüyorum yoksa insan gördüğüm yok. neyse bir gece yattım, uyumakta zorluk çekiyorum zaten. yan yatıyorum, tam dalmıştım ki arkamda birinin yattığı hissine kapıldım. yok ya falan diye uyumaya devam etmeye çalıştım ama artık uyuyamıyorum. sonra nefes seslerini duymaya başladım ama yine yok diyorum. az biraz sonra bu kez biri elini omzuma koydu ve tamam dedim, biri var arkamda küçücük yatakta iki kişi yatıyoruz. baktım artık olacak gibi değil dedim bari kim olduğunu öğreneyim. sen kimsin dedim, yaşlıca bir kadın sesi sen kimsin dedi. sinirlendim ulan, kirayı ben veriyorum gelmiş yatağıma yatmış bana sen kimsin diye soruyor. asıl sen kimsin dedim, bir isim söyledi şimdi ifşa etmeyeyim*. o isimde tanıdığım da sadece lise 1'de olmuştu. gitsene dedim, sen git dedi. neyse, baktım gidecek gibi değil bari muhabbet olsun dedim. çocuğun var mı dedim, torunlarım bile var dedi. insan sana birini ayarlayalım mı eli yüzü düzgün çocuksun der. neyse muhabbet de edemedik, öyle yatıyoruz mal mal. sonra dedim ki ben o tarafa dönsem bu ne yapacak ki, kaybolup gidecek. bir cesaret yatağın o tarafına döndüm, bir şey yok. uyumaya devam etmeye çalıştım. biraz geçti bu kez de yerden fısır fısır sesler geliyor. hay dedim gene geldiler, gözümü açtım yerde iki tane minik insan yatmış kendi aralarında konuşup duruyorlar. iyice sinirlendim, s... gidin lan bi uyutmadınız diye yastığımı fırlattım. onlar kayboldu bu kez dolabın kapısından biri başını çıkarmış bana kas göz yapıyor. kalkıp ona da bi s... çektim ve geri yattım. yine tam uykuya dalacağım, bu kez salondan fısır fısır sesler, korkmadı ya diğerlerini de çağırıp ses çıkaralım da kaçsın falan diyorlar. dedim siz kimi kaçırıyorsunuz, iyice de sinirlendim saat olmuş 5, iki saat sonra kalkıp işe gidicem. kalktım ışığı açtım bir sigara yakıp sinirimin geçmesini bekledim, sonra da yatıp iki saat uyudum. cinlere perilere inanmayan biri olarak yaşadığım tek cin görme vakası da böylece son buldu. zaten bir iki ay sonra daha büyük bir eve çıktım da kurtuldum.
sanırım mayıs ayıydı, karantina dönemleri olması lazım. çalıştığım şehirde tek başıma yaşıyorum, iş yerinde insan görürsem görüyorum yoksa insan gördüğüm yok. neyse bir gece yattım, uyumakta zorluk çekiyorum zaten. yan yatıyorum, tam dalmıştım ki arkamda birinin yattığı hissine kapıldım. yok ya falan diye uyumaya devam etmeye çalıştım ama artık uyuyamıyorum. sonra nefes seslerini duymaya başladım ama yine yok diyorum. az biraz sonra bu kez biri elini omzuma koydu ve tamam dedim, biri var arkamda küçücük yatakta iki kişi yatıyoruz. baktım artık olacak gibi değil dedim bari kim olduğunu öğreneyim. sen kimsin dedim, yaşlıca bir kadın sesi sen kimsin dedi. sinirlendim ulan, kirayı ben veriyorum gelmiş yatağıma yatmış bana sen kimsin diye soruyor. asıl sen kimsin dedim, bir isim söyledi şimdi ifşa etmeyeyim*. o isimde tanıdığım da sadece lise 1'de olmuştu. gitsene dedim, sen git dedi. neyse, baktım gidecek gibi değil bari muhabbet olsun dedim. çocuğun var mı dedim, torunlarım bile var dedi. insan sana birini ayarlayalım mı eli yüzü düzgün çocuksun der. neyse muhabbet de edemedik, öyle yatıyoruz mal mal. sonra dedim ki ben o tarafa dönsem bu ne yapacak ki, kaybolup gidecek. bir cesaret yatağın o tarafına döndüm, bir şey yok. uyumaya devam etmeye çalıştım. biraz geçti bu kez de yerden fısır fısır sesler geliyor. hay dedim gene geldiler, gözümü açtım yerde iki tane minik insan yatmış kendi aralarında konuşup duruyorlar. iyice sinirlendim, s... gidin lan bi uyutmadınız diye yastığımı fırlattım. onlar kayboldu bu kez dolabın kapısından biri başını çıkarmış bana kas göz yapıyor. kalkıp ona da bi s... çektim ve geri yattım. yine tam uykuya dalacağım, bu kez salondan fısır fısır sesler, korkmadı ya diğerlerini de çağırıp ses çıkaralım da kaçsın falan diyorlar. dedim siz kimi kaçırıyorsunuz, iyice de sinirlendim saat olmuş 5, iki saat sonra kalkıp işe gidicem. kalktım ışığı açtım bir sigara yakıp sinirimin geçmesini bekledim, sonra da yatıp iki saat uyudum. cinlere perilere inanmayan biri olarak yaşadığım tek cin görme vakası da böylece son buldu. zaten bir iki ay sonra daha büyük bir eve çıktım da kurtuldum.
devamını gör...
şah faysal cami
dünyadaki en büyük camilerdendir.islamabad-pakistanda bulunur.avlusu 40 bin kişi alırken genel kapasitesi 74 bin kişidir. çağdaş mimariye sahiptir ve tasarımı ile göz doldurur. projesine ise türk mimar vedat dalokay imza atmıştır.aslında ilk olarak ankara'da yapımına başlansa da gelen tepkiler üzerine inşasına son verilmiştir.
devamını gör...
juan de zumarraga
ispanyol bir başpsikopostur.

1468 yılında ispanya’da doğmuş olan de zumarraga engizisyonda en yüksek mevkilere getirildiğinde ilk görevi biscay cadılarını ele geçirmek olmuştur. o kadar ölçüsüz bir acımasızlıkla bu görevi yerine getirmiştir ki hemen meksika genel valiliğine atanmış ve en aşağılık zulümlerini de burada yapmıştır.
1536 ile 1543 yılları arasında meksika engizisyon mahkemesi başkanlığı yapan de zumarraga burda yaşayan insanlara hristiyanlık öğretisini yaşayanlar için ilmihaller ve el kitapları yazmış ve dağıtmıştır.
de zumarraga yeni bulunan kıtada ilk matbaa makinesini kurmuştur. bu insanlık adına olumlu bir gelişme sayılabilir ama bir yandan da aztek imparatorluğuna ait bütün edebiyat mirasını da imha etmiştir.
katolik kilisesine düşman olduğunu düşündüğü herkesi yok etmeye and içmiş olan fanatik başpiskopos yahudi dönmelerini ihbar edenlere de büyük ganimetler bağışlamıştır.
bu esnada ise zengin aztek edebiyatına ait bürün eserleri ateşe vermiş ve cayır cayır yakarak inandığı dine hizmet ettiğini düşünme ahmaklığına düşmüştür. halbuki hristiyan öğretisine göre “önce söz vardı.”
de zumarragalar hala varlığını sürdürmekte ve dünya kültürel mirasını bir küçük alevle yok etmeye çalışmaktadır.

1468 yılında ispanya’da doğmuş olan de zumarraga engizisyonda en yüksek mevkilere getirildiğinde ilk görevi biscay cadılarını ele geçirmek olmuştur. o kadar ölçüsüz bir acımasızlıkla bu görevi yerine getirmiştir ki hemen meksika genel valiliğine atanmış ve en aşağılık zulümlerini de burada yapmıştır.
1536 ile 1543 yılları arasında meksika engizisyon mahkemesi başkanlığı yapan de zumarraga burda yaşayan insanlara hristiyanlık öğretisini yaşayanlar için ilmihaller ve el kitapları yazmış ve dağıtmıştır.
de zumarraga yeni bulunan kıtada ilk matbaa makinesini kurmuştur. bu insanlık adına olumlu bir gelişme sayılabilir ama bir yandan da aztek imparatorluğuna ait bütün edebiyat mirasını da imha etmiştir.
katolik kilisesine düşman olduğunu düşündüğü herkesi yok etmeye and içmiş olan fanatik başpiskopos yahudi dönmelerini ihbar edenlere de büyük ganimetler bağışlamıştır.
bu esnada ise zengin aztek edebiyatına ait bürün eserleri ateşe vermiş ve cayır cayır yakarak inandığı dine hizmet ettiğini düşünme ahmaklığına düşmüştür. halbuki hristiyan öğretisine göre “önce söz vardı.”
de zumarragalar hala varlığını sürdürmekte ve dünya kültürel mirasını bir küçük alevle yok etmeye çalışmaktadır.
devamını gör...
hayatını bir şarkı ile anlat
"ayrılıklar değişmez
bütün aşklar aynıdır
hayat herkese hem iyi
hem de kötü davranır"
sila - oluruna bırak (official music vıdeo) / silavevo
bütün aşklar aynıdır
hayat herkese hem iyi
hem de kötü davranır"
sila - oluruna bırak (official music vıdeo) / silavevo
devamını gör...