yapıştır mehmet ali, kaleye sok onu.
devamını gör...

değişik soru ve konular gelmeye devam ediyor. buradan ya da özelden fikir ve sorularınızı iletebilirsiniz arkadaşlar.

bu gece saat 00.00'ı unutmayın.
devamını gör...

bir mümin'den biraz fazlası. biraz daha biraz daha derken koyu bir hal almış mümin diyelim biz...

kendisinin âyetleri araştırıp hayatında uygulamaya devam etmesi elbet güzel. dünya yaşamını ahiret için hazırlıyor. ya peki hayatın bundan ibaret olmadığını biliyor mu?

dünya yaşamında bir başına değiliz ve çevremizde insanlar mevcut. aynı zamanda onları incitmememiz gerek. onlara karşı da peygamber sabrına yakın olmak gerek. beşeriz ve şaşarız en azından sabırlı olmayı öğrenmeliyiz. dinimizi yaymak istiyorsak höt höt diyerek değil güler yüzle tatlı dille bunu yapmalıyız. her şey cihad değildir...

iyi bir insan olduğu kanaatindeyim... biraz fevri...
devamını gör...

ck havalığ değilm yh?

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"laf sokmak bir sanattır, zeka gerektirir, bu zekaya sahip olmayan kişi küfreder, laf soktum zannader" demişti, 14 yıl önce fotoğrafçıda çıraklık yaparken bir müşterimiz.

bu tipin üslubuna bakınca o adama sonuna kadar hak verdim. yazık bu ülkeye gerçekten. inşaat'a bekçi olabilecek bir vasfa sahip olmayan adam, belediye başkan adayı, milletvekili adayı falan oluyor, hatta seçilebiliyor.bizlerde ülkemiz gelişsin, muasır medeniyetler seviyesine çıksın diye hayal kuruyoruz.
devamını gör...

insanı insan yapan önemli bir olgu.vicdan masturbasyonu diye bir kavramda var,ona pek girmeyelim. (bkz: vicdan mastürbasyonu)
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

psikolog ferhat jak içöz tarafından yazılmış, varoluşçu felsefe ve varoluşçu psikoterapi alanında türkçe'deki en iyi örneklerden olan kitap. yazarın kendisi de bir varoluşçu psikoterapisttir. kitabın kapağında da yazdığı üzere varoluşçu felsefe ve psikoterapiden öğrenebileceklerimizi derlemiş. toplam 40 bölümde varoluşçuluk bakış açısıyla hayata nasıl bakacağımızı, hayatımızı nasıl anlamlandırabileceğimizi, aile ilişkileri, sosyal ilişkiler, kendimize bakış açımız, yaşam amaçları, ölüm, duygular, düşünceler, yeme alışkanlıklarımız gibi bir çok konuya değinmiş. kesinlikle bir kişisel gelişim kitabı değil. bir varoluşçu psikoterapi kitabı. gerek psikoloji öğrencileri ve psikoterapist olmak isteyenler gerekse de kendini ve dünyayı tanımak isteyen diğer kişiler için mükemmel bir başlangıç kitabı. ben bana gelen danışanlara mutlaka öneriyorum her seansta. yazarıun aynı isimli podcastleri de bulunmakta. ve yine varoluşçu psikpoterapi eğitimleri de vermekte. varoluşçu felsefeye ve varoluşçu psikoterapiye ilgisi olanların mutlaka okuması gereken bir kitap. diğer kitaplar genelde çeviri kitaplar oluyor. bu kitabın farkı ise bir türk yazar tarafından yazılmış olması. anlaşılması çok kolay ve çok işinize yarayacak bir kitap.
devamını gör...

tam av blokta duyulan diyastolik üfürüme verilen isimdir.
devamını gör...

saatlerdir düşünüyorum.

hatta aslında günlerdir, haftalardır.
bu mahlası alırken bu kadar alaya alınıp, sağda solda laf atılacağını düşünmemiştim, zaten yaşıma da uygun değil, yani sıkıldım, yoruldum ve bıktım mahlasımın bana böyle yansımasından.

şu an ciddi ciddi mahlasımı değiştirmeyi düşünüyorum, böylelikle bu olumsuz geri dönüşlerden de tamamen kurtulacağım.

o yüzden en kısa zamanda yönetime baş vurup domestic hıyar olan mahlasımı global hıyar olarak değiştireceğim. *

oh be, rahatladım !!
devamını gör...

(bkz: ekşi sözlüğü anımsatan başlıklar)

kim neyi, neden tercih ediyorsa ediyor. bunu bu kadar takmanın lüzumu yok. zira sizi doğrudan ilgilendiren bir durum değil. herkes kendi tercihlerinin sonuçlarına katlanır. bu mevzuyu bu kadar uylamanın, kıymeti harbiyesi nedir inanın anlamlandıramıyorum.

ha işin şu kısmı var tabi; kendinizi iyi insan olarak görüyor ve bu kötü seçimleri yapan insanların neden sizi tercih etmediğini merak ediyorsanız, sizi anlarım demeyeceğim. yine anlamam. zira bu seferde, bu kötü tercihi yapmış insanların sizi tercih etmemesi mevzusuna takılıyorsunuz ki, bu da çok sağlıklı değil.

kanımca derin bir nefes alın, herkesi doğru ve yanlış tercihleri ile baş başa bırakın. tercih edilmeyen olmak takıntısından kurtulun. herkes önünde sonunda hak ettiği değeri, hak ettiği bir insan evladından görür. ama erken ama geç...

neyse işte böyle, şurada tatlı tatlı konuşalım. ortamı ekşitmenin kanımca lüzumu yok. bu tarz konulara yıllardır kafa yoran bir güruh zaten var. onları arkamızda bıraktığımızı hissetmemize yardımcı olun rica ederim. * * *
devamını gör...

sadece kedi köpekle sınırlı olmamakla birlikte olduğuna inanıyorum. çevremize baktığımızda bile hayvanların düşünebilen, anlayabilen varlıklar olduğuna kanaat getiririz.

kendi kedimden örnek vermem gerekirse omzu kırıldığında kendisini kuytu köşelere sakladı zarar gelmesin diye.

başka bir örnekte ise fotoğraf çekimi yaparken anne ve yavru köpeklerin olduğu alana girmişim. anne köpek bana zarar vermeden ben o alanı terk edene kadar havlayarak peşimden geldi. ben uzaklaştığım zaman arkasını dönüp gitti.

sadece konuşabiliyoruz, derdimizi anlatabiliyoruz diye hayvanlardan üstün değiliz.


the absence of a neocortex does not appear to preclude an organism from experiencing affective states. convergent evidence indicates that non-human animals have the neuroanatomical, neurochemical, and neurophysiological substrates of conscious states along with the capacity to exhibit intentional behaviors. consequently, the weight of evidence indicates that humans are not unique in possessing the neurological substrates that generate consciousness. nonhuman animals, including all mammals and birds, and many other creatures, including octopuses, also possess these neurological substrates.
kaynak



bir neokorteksin bulunmaması, bir organizmanın duygulanım hallerini yaşamasını engellememektedir. aynı noktada buluşan ortak kanıtlar, insan harici hayvanların nöroanatomik, nörokimyasal ve nörofizyolojik bilinç durumlarının substratlarına ve kasıtlı davranış sergileme kapasitesine sahip olduklarını gösterir. sonuç olarak, delillerin ağırlığı göstermektedir ki, insanlar bilinç oluşturan nörolojik substratlara sahip olma konusunda benzersiz değildir. aralarında tüm memelilerin, kuşların ve ahtapotlar da dahil olmak üzere birçok varlığın da bulunduğu insan harici hayvanlar da bu nörolojik substratlara sahiplerdir.
kaynak
devamını gör...

daha çok mesajın içeriğine göre değişiyor. teşekkür etseler, fikir beyan etseler gayet güzel, insanız sonuçta niye şaşıralım? ama...
entryi yanlış anlayıp yanlış yorumlamışsa, şaşırırım. bakış açısının dar oluşu beni çok üzer.

şaşkınlığın sebebi budur.
devamını gör...

cumhurbaşkanının son açıklamasına göre türkiye'de de uygulanacak olan durum. sanırım ilk ve orta öğretim öğrencileri için bir aşı ve test zorunluluğu yok. fakat üniversite öğrencileri için haftada 2 kez test zorunluluğu geldi. bu açıkça bir despotluk ve yıldırma projesidir. isteyen aşısını olur kendini korur isteyende olmaz ve hastalanınca kendisi sonuçlarına katlanır. söylemekten dilimizde tüy bitti, aşılar virüs bulaştırma veya kapma oranını düşürmüyor aşılı ve aşısız kişilerde bulunan virüs yoğunluğu aynı yani aşısız birisi etrafındaki kimseyi ekstra riske atmıyor. buyrun dw haber linki
pcr testi kişinin virüsü taşıyıp taşımadığını tespit etmek için var, aşılı kişilerin virüsü taşıma ve bulaştırma konusunda aşısızlara kıyasla hiçbir farkı olmadığına bakarsak bu testler aynı şekilde aşılı kişiler içinde geçerli olmalıydı. buradan amacın virüslü kişileri tespit etmek değil aşısız kişiler üzerinde bir baskı oluşturmak olduğunu görebilirsiniz.
ayrıca şunu belirtmek isterim, mevzu bir kere aşı olduk bitti değil. şimdi de aşıların etkisini yitirmesi meselesi konuşuluyor. yani siz aşı olduğunuz zaman aşının direnci sonsuz değil gitgide azalıyor. bu şu anlama geliyor ilerleyen aşamada rutin olarak belli aralıklarla sizden sürekli aşı olmanız istenecek.

aşısızlar tedavi olmasın sağlık hizmetlerini meşgul ediyorlar vergilerimizi kullanıyorlar diyen arkadaşlara cevap niteliğinde şunu söylemek istiyorum. bizde vergi veriyoruz. eğer konu sağlık sistemini meşgul etmek ise, sigara ve alkol kullanan insanlar için de aynı uygulama olursa tamam kabulüm. o kişilerde hasta olacaklarını bile bile bunları kullanıyor ve işin sonunda kaçınılmaz bir şekilde hasta oluyorlar ve sağlık sistemini meşgul ediyorlar.
devamını gör...

kurulan iletişimden eskisi gibi keyif almıyor olmamız. yanındayken zamanın çabucak geçmesini istememiz.
devamını gör...

can yücel aşkın tarifini şöyle anlatmış;

"onu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...

ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla o hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz..

ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...

onunlayken pervaneleşen yelkovanlar, onsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...

sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, ondan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa, ve o, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...

dünyanın en güzel yeri onun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...

hayat onunla güzel ve onsuz müptezelse... elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, onun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...

her şiirde anlatılan oysa... her filmin kahramanı o...

her roman ondan söz ediyor, her çiçek onu açıyorsa...

bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa, iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...

iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...

eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire onu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın o olduğunu adınız gibi biliyorsanız...

mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona o diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi ona yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke o anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...

kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...

özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...

hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız...

onsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse...

ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...

gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de; bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep onun yüzü suyu hürmetine...

uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız...

kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...

gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...

her gidişte ayaklarınız "geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...

...o halde yarın sizin gününüz!..

"çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz."


aslında aşk'a dair her şeyi bu güzel tarifle anlatmış olsa da aşk herkeste farklı yaşanan yegane duygudur. özlemin anlam bulduğu, huzur kokan, sevgiyle büyüyen ve sarmaşık gibi yüreğinizi sarıp sarmalayan duygudur aşk.

"aşk(ışk) kelimesinin sözlük anlamı ‘sarmaşık' demektir. bahçeye düşen sarmaşık tohumu nasıl bütün bahçeyi sarıp sarmalar, hatta dışarı taşarsa; gönle düşen aşk tohumu da bütün bedeni sarıp sarmalar, oradan etrafa yayılır. nice fidanlar, selviler, çınarlar, bir sarmaşık tarafından sarılınca gitgide sarmaşık dalları arasında görünmez oluyorsa, aşk sarmaşığı da insan fidanını öyle kaplayıp gõrünmez şeyler, yok eder. sarmaşığın özelliği, sarıldığı ağacı içten içe kurutması, bitirmesi ,sonunu hazırlamasıdır. nitekim aşk da insanı sarınca onu içten içe eritip yok eder." sözleriyle açıklamış iskender pala.

benim için de aşk bir bağdır. nasıl olduğu görülmeyen ilmek ilmek özlem, huzur ve sevgi dolu bir bağ.

-ne kadar seviyorsun dersen "nar" kadar derim. dışımda bir ben görünürüm, içimden binlerce sen dökülür!-
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ölen kişinin kabartmalarının bulunduğu, kişi hakkında bilgi veren ve bu sayede önemli bir tarihi kaynak olan mezar taşları.
genelde ölen kişileri anlatan mezar stellerinin, evcil hayvanlar için sahipleri tarafından yaptırılmış olduğunu gösteren ilginç örnekleri de var. istanbul arkeoloji müzesi'nde gördüğüm ve kalbimi eriten, m.s. 3. yüzyılda yaşamış olan köpek parthenope'nin mezar stelini eklemeye geldim.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
stelin üzerinde şunlar yazıyor:

birlikte oynadığı köpek parthenope'yi sahibi gömdü,
bu mutluluğun teşekkürü olarak,
(karşılıklı) sevginin ödülü vardır,
örneğin bu köpek için olduğu gibi:

sahibimiz dostu olup bu mezarı hakettim:
buna bakarak, hem seni hayattayken
sevmeye hazır hem de (ölünce) naaşına özen gösterecek faydalı bir dost bul.

devamını gör...

hangi ortam ?
ınsaatla ilgili bir iş toplantısında mario karakterini satmaya kalkarsan, pek de hoş karşılanmayacak durumdur.
devamını gör...

(bkz: zerrin özer)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim