kendisi bir ressamdı efenim.

resimle uğraştığından kullanılan materyaller dolayısı ile kimyasallar hakkında çok şey bilen bir ressam.

26 ocak 1948'de tokyoda bulunan imparatorluk bankasına giriyor.
abd işgali sebebiyle dizanterinin çok artığını, kendisinin sağlık çalışanı olduğunu, bakanlık tarafından tüm banka çalışanlarına ve müşterilerine, aşı yapılacağının emrinin verildiğini söyleyerek orada bulunan herkesi aşılıyor. siyanürle....

bir süre sonra herkes acı içinde kıvranmaya başlıyor. banka içinde bulunan 160 bin yeni alarak oradan uzaklaşıyor.
sevgili dostlar, böyle bir olay daha önce iki kere daha yaşanmıştı ama iki olayda herkes öldüğünden dolayı eşgalini tanımlayacak kimse kalmıyor kendisi de böylelikle yakalanmıyor.
ancak bu son olayda 4 kişi sağ kurtularak kendisinin eşgalini veriyor.

her soyduğu bankada gerçekten var olan bir sağlık personeli kartviziti hazırlıyor böylece personel ve çalışanlar onun gerçekten sağlık personeli olduğuna inanıyordu.
daha sonrasında yakalanıyor ve ölüm cezasına çarptırılıp 95 yaşında hücresinde ölüyor.

şimdi ressamlığı;

adam çok iyi bir ressam, genellikle suluboya çalışıyor. henüz 22 yaşında ulusal prestijli bir sergide ''ainyu woman drying kelp'' resmiyle ödül kazanıyor.
resimleri 16 kez imparatorluk sanat sergisinde sergileniyor. cinayet haberlerinden sonra itibarı zedelendi ve resimleri artık ilgi görmemeye başladı.
devamını gör...

programı izlemeyi bıraktığım doğrudur.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

heavy metalin bir alt türü ve ekstrem metal yelpazesinde de görülebilir. hızlı ve agresif melodilere sahiptir bu tür, 70'lerin son yılları ve 80'li yıllar bu türün doğuş yılları olarak kabul edilir.
devamını gör...

ümit yaşar oğuzcan şiiridir.

ayrılık diye bir şey yok.
bu bizim yalanımız.
sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var.
şimdi neredesin? ne yapıyorsun?

güneş çoktan doğdu.
uyanmış olmalısın.
saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi?
öyleyse ayrılmadık.
sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.

zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum.
önce beklemekten.
ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan.
ikisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.

bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar,
sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini...
zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını,
kanunlara saygı göstermesini,
insanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar.

ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.
ya o? ya o?
insanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat,
çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor,
saadet bekliyor yaşamaktan.

zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık.
aradıklarının çoğunu bulamamış,
beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak
göçüp gidiyor bu dünyadan.

işte yaşamak maceramız bu.
yaşarken beklemek, beklerken yaşamak
ve yaşayıp beklerken ölmek!

özleme bir diyeceğim yok.
o kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası.
o nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı.
o tek güzel yönü bekleyişlerimizin.

insanlığımız özleyişlerimizle alımlı,
yaşantımız özlemlerle güzel.
özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin.
bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem.
bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz.

verdiğin bütün acılara dayanıyorsam;
seni özlediğim içindir.
beklemenin korkunç zehri öldürmüyorsa beni;
seni özlediğim içindir.
yaşıyorsam; içimde umut varsa,
yine seni özlediğim içindir.

seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki!
devamını gör...

geçtiğimiz çarşamba günü trafikte arkamdan sürekli korna çalıp beni taciz eden sürücü ile kavga edecekken araya girip beni sakinleştiren moderatördür. beni hem dayak yemekten kurtarmış hem de öğüt vermiştir. söyledikleri gibi asabi değil tatlıdır.
devamını gör...

bir insan niye serseri sever ya ben hep ana kuzusu seviyorum.
devamını gör...

ağlıyorum. ağlamak beni çok rahatlatıyor bir nevi içimi boşaltıyorum.
devamını gör...

romain rolland'ın en önemli eseridir. üç veya dört cilt olarak basılmış 10 kitaptan oluşur. ilk üç kitap (ilk cilt), ağırlıklı olarak beethoven'ın yaşamı ve karakterinden esinlenerek yazılmıştır ancak jean christophe aynı zamanda pek çok bestecinin özelliklerini de göstermektedir. kitabın fransızcadan çevirisini yapan (oldukça başarılı bir çeviri olduğunu söylemek gerek) adnan cemgil'in önsözünde bu durum, "beethoven'ın biyografisi, jean christophe'un önsözü olmuştur. yalnız romain rolland, bir müzik dehası olarak portresini çizdiği christophe'un kişiliğinde beethoven'ın özelliklerini canlandırmakla yetinmiş değildir. müzik tarihinin bütün kişileri bir araya getirilmiş ve roman bu bütünden kök almıştır." şeklinde açıklanmaktadır.

romain rolland, jean christophe'u 1900'lerin ilk çeyreğinde yazmış olmasına rağmen çocuğun dünyasını çağının çok ötesinde aktarmış.
devamını gör...

kimya laboratuvarlarinda deney ve gözlem eşliğinde değerlendirilmedigi icin geçerliliği olmayan iddia.

argüman neydi? argüman emekti, argüman saygıydı...
ıddia sahibi kendi iddiasını savunamayıp, üç cümle ile "feminizmin erkek düşmanlığı" diye açtığı konuyu, "feminizm iyi tamam da kızlar hep yanlış yapıyor"a getirmiş.

velhasil feminizmi bilmesek bile yazanin saçmaladığını kendi metni içinde bir tutarlılık göstermemesinden anliyoruz zaten. yazar ya basit manada troll ya da düz bir erkek. ıki durumda da ele gelen bir şey yok.
devamını gör...

24 gün önce girdiğim yaş. yirmi yedi yaşın muhasebesini yaptığım zaman, korkunç bir reçeteyle karşılaşıyorum. 20'lerin başlarındaki kayıtsızlığın olmadığı ama artık yaşlanıp da umutlarınızın bitmediği bir yaştır 27 yaş. biraz da yaşamdan bahsedelim.

içinde bulunduğumuz ülkenin ekonomik şartları bize uymuyor, çoğumuz bu konulardan rahatsızız ve bunu mızmız çocuklar gibi her yerde dile getiriyoruz. lakin yaşamı büsbütün bir sürgün haline getiren, içinde bulunduğumuz şartlar değil. hiçbir dönemde de olmadı. bir yaşamı mahveden şey, insanın var olan potansiyelini öyle ya da böyle harcamasıdır. zamanı yönetemedik, günceli yakalamakta çok zorlandık, riske girmekten korktuk. takım elbiselilere kaderimizi teslim etmekte müthiş bir arzu duyuyoruz ve bu birçoklarının yaşamını cehenneme çeviriyor. sözlerimizde bir devrimci havası varken, elitlere el açıp medet umacak kadar da yolumuzu kaybetmiş durumdayız.

ben, arturo bandini, yirmi yedi senede şunu öğrendim: yaşamak çok zor. ben bu hayatı beceremedim. hastalıklar yaşadım, en sevdiğim insanı, babamı kaybettim. aile düzenim bozuldu, abimle küstüm, evimi terk ettim ve evsiz kaldım. küsüratları da var bu işin ama işin çerçevesi bu. hayat bana zor geldi biraz. çok erken anladım yanık türkülerin hangi hislerle yazıldığını. şımarmanın ne olduğunu unuttum. çünkü bana göre gençlik demek kayıtsızlık demekti, vurdumduymazlık demekti, hata yapma lüksüydü; utanacak işler yapacağımız zamanlardı gençlik, birilerinin arkasını toplayacağımız değil, birilerinin arkamızı toplayacağı zamanlardı. ben böyle tahmin etmiştim çünkü çevremde böyle gördüm ve hala böyle görüyorum.

20'ler demek "ben bir şey yaptım arkadaşlar" deyip, saçma sapan bir şeyden övgü beklemekti. bu arzu, bu beklentiydi. kız arkadaşınla öpüşmekti, onunla gezip tozmaktı. kafaları çekip sabahlara kadar eğlenmekti. gençlik buydu. gençlik, bir elimizi pantolonumuzun cebine sokup sigara içerek kasvetli sokaklarda yürümek değildi. renkliydi be kardeşim. yaşam, bize hiçbir standartın olmadığını, işin içindeysen her türlü boku sana yedirebileceğini, her çeşit senaryoyu sana dayatabileceğini açıkça gösterdi. geri dönüşü olmayan izler bıraktı bizde. yirmi yedi yaşın defterini zorluklarla doldurdu.

artık zorlanıyorum. aşti otogarındayım ve istanbul'a kalkacak otobüsü bekliyorum. bir meçhule doğru yol alacağım. ne getirir, ne götürür bilinmez ama hayatın adamakıllı üstüne bindiği insanlar iyi bilirler ki: artık iyi bir şeyin olmasını istemekten, umut etmekten ziyade daha kötü şeylerin olmaması için temkinli olursunuz. temkinliyim artık, daha ne kadar üzerimize geleceğini bilmediğimiz bir yaşamın tehditi altındayım. 27 yaşındayım ve ben bu hayatı sevenlerden olamadım.
devamını gör...

orayı boyarken bu da ne ola ki diye düşünmediler demek ki. olsun. az bile olmuş beton dökmeleri lazımdı.
tanım: şaşırtan ama şaşırtmayan olay.
devamını gör...

başlığı okurken sağ gözüm atmaya başladı sinirden. atacağım varsa da söyledikçe kaçıyor isteğim. bir de bunun video atsana diyen versiyonu mevcuttur. ayakları vura vura kaçmalık.
devamını gör...

babasının master için gittiği japonya'ya annesi de peşinden gelince orada doğan şanslı türk. japonya pasaportuna sahip olduğu için birçok ülkeye kolaylıkla gidiyor ve orada vlog çekiyor. eğlenceli ve fazlasıyla samimi bir youtuber.

tam bir onigiri hastası. japonya vloglarında koşarak onigiri reyonuna hücum ettiğine kolaylıkla şahit olabilirsiniz.
kanalı için: japon hamza youtube channel.
devamını gör...

rte'nin 1 şubat 2021 tarihli konuşmasında değindiği bir nokta. ben tam anlamını bilmiyorum tabi ki ama galiba şahsım 30 yıl daha aday olabilir, yeni sarayların vergisini de halka yükleyebilir, halkı daha çok düdükleyebilir, bozulmamamış toprak kesilmemiş ağaç bırakmayabilir, holdinglerine daha çok ihale verebilir, alman malı mercedesleri bırakıp rolls royce alabilir, üniversiteleri kapatıp imam hatip ünileri açabilir, lgbt üyelerini yakabilir, muhalefet olanı asabilir gibi bir şey anladım. sorun bende herhalde o konuştukça farklı şeyler anlıyorum.
devamını gör...

pavlov'un köpeğinden ziyade köpekleri olacak. bir labaratuvar dolusu hemde. sindirim sistemi ve özellikle mide konusunda yoğun çalışmalar yapan pavlov bilinen deneylerinin tamamını köpekler üzerinde yapmıştır. alfred nobel 'in pavlova çalışmaları için bağışladığı para ile köpeklerinin yaşayacağı barınak, ameliyathane ve özel bakım ünitesi olarak hazırlanan laboratuvarı aynı zamanda dünyada ki ilk fizyoloji laboratuvarı olma ünvanınıda taşıyordu burada ki laboratuvarın köpeklerin mide asitleri ve sindirim sistemleri üzerinde yaptığı çalışmalar sırasında köpeklerin pavlov'un gelişinde çıkardığı sesleri duydukları andan itibaren sindirim salgıları salgılamaya başladığını fark etmiştir. bu çalışmalar sırasında kısmen tesadüf denilenebilecek bir şekilde koşullu/koşulsuz şartlanma terimleri ortaya çıkmıştır ama aslında pavlov bu olayın fizyolojik kısmıyla ilgileniyordu bu sebeple daha sonradan da çalışmalarını zihinsel aktiviteleri de fizyolojik terimlerle açıklamak oldu.
devamını gör...

az yakıp, çok kaçan insan modeli. bunun fiat grubundaki muadili 1.3 mjet.
devamını gör...

>dil (organ)
>dil (lisan)
>tdk'ya göre farsça gönül, yürek demektir.

bazı dil bilimcilere göre eski toplumlar hakkında tahmin edilenden çok daha fazla bilgi veren anlaşma yöntemidir. kaynağı hatırlayamamakla birlikte toplumlarda özellikle de eski toplumlarda en çok telaffuz edilen kelimeler genelde kısa (az harfli) ve/veya kolay telaffuzlu olurdu.
-ana,
-ata,
-su,aş,
- ya da türkçe'deki kişi ve/veya işaret zamirleri,
-ova,
-ada,
-kan,
-at,et,
-al, ak, kara,
-şen/şan/ün,
-han, kaan,
-han/hane, ev
-ulu, kut, vb...

elbette buradaki ölçüt en azından bilindiği kadarıyla öz türkçe olmasıdır. dolayısıyla türkler'in göçebelik, aile vb. ya da iktidara bakışları üzerine görece bilgi edinmek görece mümkündür.

daha da enteresanı her ne kadar tdk en azından sözlüğünde tanımlamasa da türkçe'de anti/a ekleri vardır. mesela?
eylemlere, me/ma ya da meme/mama ekleri getirilerek anti-tersi anlamı ekler. elbettte her me/ma/meme/memek bu anlama gelmeye de bilir ancak
ör:
yap->-/+
yapma->+/-
yapmama(n/k/sı..)->+/-
et->-/+
etme->+/-
etmeme(n/k/si..)->-/+

+/- yazmanın sebebi ise eylemden önce gelen kelime olumsuzsa eylem olumsuz, tersinde de olumlu olur.
-yemek yaptım ya da tembellik yaptım. gibi..

dahası ingilizce öğrenirken bize hep denen ingilizce'de: özne+yüklem+nesne+belirteç+zaman şeklindeyken türkçe de özne .... yüklemdir. yani işi yapanlar ortakken ingiliz eylemi ortaya koyup sonrasında açıklıyor. biz ise tersine özneyi belirtip diğer detayları verip en son eylemi söylüyoruz. yani yabancılar gibi olanı önce değil en son söylüyoruz..yani biz işi yapanı, sonrasında olanları ve en sonunda da işi(eylemi) söylüyoruz. ingilzce de yapan ve iş sonrasında olanları veriyor. bu açıdan ingilize kıyasla işi uzatıyoruz. bu açıdan da lafı uzatmayı secdiğimiz ya da işin olup-olmadığındansa önceliğimiz işin nasıl olduğu çıkarımı yapılabilir. ve bu durum tdk'nın mı müdahalesi yoksa eskiden beri mi bilmemekle birlikte bu duruma ilk getiren/lerin aklı.
edit: bu kısaltma ile çok kullanım arasındaki bağ çok mu ütopik geldi? hâlâ yapıyoruz.. mustafa'yı musti, mehmet ali'yi mali, mehmet'i memo vb.. kısaltmaları samimi olduklarımıza karşı hâlâ kullanmıyormuyuz?
devamını gör...

anlamı olmayan şarkı sözleri hep saçmadır. adeyyo nannaneyo adeyyo nannaney.
devamını gör...

bence kaşıkla yenir ama ben çatalla yiyorum. neden? belirsiz. kaşıkla yerken sanki çok yemişim gibi hissediyorum ama aynı zamanda çatalla yerken düşen pilav tanelerine de düştüler diye sinirleniyorum. bir çeşit ruh hastalığı olabilir.
devamını gör...

yine bir cnbc-e dizisi. müthiş bir komedi dizisiydi. bu şahsi fikrim değildir; eğer öyle olsaydı 9 sezon devam etmezdi diye düşünüyorum.

iki yakın arkadaş john dorian ile turk’un tıp fakültesinden sonra staj yaptıkları hastanede geçiyor olaylar. dorian’ın hayal gücü yüksek bir karakter. karakterlerin hepsi uçuk karakterler. dr cox karakteri dr.house’u andırıyor biraz.

gerçekten kaliteli bir mizahı olan bir dizi. bir-iki bölümle bile bağımlılık yaratabiliyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim