sekizinci günah
tomris uyar kitabıdır.
yedi ölümcül günah. bizi cehennem ateşine ikna edecek yedi ölümcül günah. cehennem kapılarından girişimizi kolaylaştıracak yedi ölümcül günah. ama farkında olmadığımız bir nokta var. o da şudur ki bu yedi ölümcül günah içinde yaşadığımız dünyayı cehenneme çevirmekte ve soyut bir cehennem fikrine gerek bırakmamakta.
bu günahların ilki gurur: bunu kendini beğenmişlik şeklinde ifade edebiliriz. tek tek bireyler üzerinden değil de kendini en üstün yaşam formu sanan dünyanın virüsü insanlık için bir hastalık olarak değerlendirmemiz gerekir bunu. konuşabildiğimiz için hayvanlardan ve bitkilerden üstün olduğumuza inanırız ve düşündüğümüz için. acaba hayvanların konuşma şeklini idrak edemeyecek kadar zavallı beyinlere sahip olduğumuzu ne zaman anlayacağız?
sevdiğimiz günahlarımızın ikincisi açgözlülük: bütün maddelerde olduğu gibi bu maddeyi de zavallı insanlık üzerinden açıklamaya çalışalım. açgözlülük insanların en temel özelliklerinden biri. insan açgözlü hayvandır. zira hiçbir hayvan ihtiyacından fazlasına göz dikmez. ama en ilkel hayvan olan insan biriktirmeden, ihtiyacından fazlasını istiflemeden duramaz. gözünün açlığı ruhunu doyurmaya yetmez insanların, bu yüzden ruhlarımız böyle bir deri bir kemik.
asla vazgeçmek istemediğimiz üçüncü günahımız ise şehvet: bu en tuhaf ve belki de en karşı konulmaz olan günahımız. ve en anlamsız olanı, kendimize kurallar koyup onları bozmak için yan yollara başvurmak zorunda kaldığımız yadsınamaz bir gerçek ve bunu en çok şehvet günahını işlerken yapıyoruz. doğal duygularımızı baskılayarak onları yapay bir hale getiriyor, sonra kendimize eziyet edip bu hislerden kaçmaya çalışıp en sonunda yenik düşüyoruz. tuhaf varlıklarız.
günahlarımızın gülü kıskançlık: insan her şeyi kıskanabilir, insan hasetinden çatır çatır çatlayabilir. insan, herhangi bir konuda kendinden daha iyi olan birini gördüğünde onun seviyesine yükselmek yerine onu kendi yanına çekmek için elinden geleni yapabilir. insan birini överken kelimeler ağzının içinde boğulurken, birini yererken aynı kelimeler kapakları açılmış bir barajdan fışkıran sular gibi özgür, acımasız ve gürültülüdür. insan kendini bile kıskanabilir ki bu, onu ateşin ortasında kendi kendini sokan bir akrebe çevirebilir.
en lezzetli günahımız tabii ki oburluk: yediğimiz önümüzde yemediğimiz arkamızdayken kötü kalpli bir oblomov’a dönüşüyoruz ağır ağır ama hızla. karnını doyurmak için avlanan hayvanları ilkel ve vahşi gören insanlık, gördüğü her şeyi yemek için amansız bir savaş veriyor. gününün büyük bir çoğunluğu hangi hayvanın etini yiyeceğine karar vermekle geçiyor. kendi başını yiyeceği günler de yakındır. afiyet olsun insanlık!
ateşine yandığımız diğer günahımız ise gazap: bunu uzun uzun anlatmaya gerek yok. nedensiz öfkemizle kendi türümüze yapmadığımız kalmadı tarih boyunca. engizisyon mahkemeleri, dünya savaşları, petrol savaşları, din savaşları; radikaller, faşistler, aşırılar, zavallılar... öfkemiz o kadar büyük ki sadece öldürmekle yetinmiyoruz, acı çektirmek istiyoruz karşımızdakine. içimiz soğusun istiyoruz, ama öldürdükçe azalıyoruz. başın sağolsun insanlık!
son günahımız ise sona kalmayı hak eden bir günah olan tembellik: içimizde bir miskinlik olduğu için teknoloji diye bir şey icat ettik. bizim yerimiz iş gören makineler, bizim yerimize düşünen bilgisayarlar, bizim yerimize hareket eden araçlar... biz de böylece miskin miskin oturma hakkına sahip olduk ama kendimize şunu sormamız gerekmez mi: biz bu gezegende boş boş oturarak kime ne fayda sağlıyoruz? kurumaya yüz tutmuş bir ağaçtan daha faydasız bir asalaktır insanlık dünyanın kabuğuna tutunarak yaşayan. kalk yerine yat, insanlık!
acaba sekizinci günah bunların hepsinin bir araya toplanması mı? acaba en büyük günah insan olmak mı?
yedi ölümcül günah. bizi cehennem ateşine ikna edecek yedi ölümcül günah. cehennem kapılarından girişimizi kolaylaştıracak yedi ölümcül günah. ama farkında olmadığımız bir nokta var. o da şudur ki bu yedi ölümcül günah içinde yaşadığımız dünyayı cehenneme çevirmekte ve soyut bir cehennem fikrine gerek bırakmamakta.
bu günahların ilki gurur: bunu kendini beğenmişlik şeklinde ifade edebiliriz. tek tek bireyler üzerinden değil de kendini en üstün yaşam formu sanan dünyanın virüsü insanlık için bir hastalık olarak değerlendirmemiz gerekir bunu. konuşabildiğimiz için hayvanlardan ve bitkilerden üstün olduğumuza inanırız ve düşündüğümüz için. acaba hayvanların konuşma şeklini idrak edemeyecek kadar zavallı beyinlere sahip olduğumuzu ne zaman anlayacağız?
sevdiğimiz günahlarımızın ikincisi açgözlülük: bütün maddelerde olduğu gibi bu maddeyi de zavallı insanlık üzerinden açıklamaya çalışalım. açgözlülük insanların en temel özelliklerinden biri. insan açgözlü hayvandır. zira hiçbir hayvan ihtiyacından fazlasına göz dikmez. ama en ilkel hayvan olan insan biriktirmeden, ihtiyacından fazlasını istiflemeden duramaz. gözünün açlığı ruhunu doyurmaya yetmez insanların, bu yüzden ruhlarımız böyle bir deri bir kemik.
asla vazgeçmek istemediğimiz üçüncü günahımız ise şehvet: bu en tuhaf ve belki de en karşı konulmaz olan günahımız. ve en anlamsız olanı, kendimize kurallar koyup onları bozmak için yan yollara başvurmak zorunda kaldığımız yadsınamaz bir gerçek ve bunu en çok şehvet günahını işlerken yapıyoruz. doğal duygularımızı baskılayarak onları yapay bir hale getiriyor, sonra kendimize eziyet edip bu hislerden kaçmaya çalışıp en sonunda yenik düşüyoruz. tuhaf varlıklarız.
günahlarımızın gülü kıskançlık: insan her şeyi kıskanabilir, insan hasetinden çatır çatır çatlayabilir. insan, herhangi bir konuda kendinden daha iyi olan birini gördüğünde onun seviyesine yükselmek yerine onu kendi yanına çekmek için elinden geleni yapabilir. insan birini överken kelimeler ağzının içinde boğulurken, birini yererken aynı kelimeler kapakları açılmış bir barajdan fışkıran sular gibi özgür, acımasız ve gürültülüdür. insan kendini bile kıskanabilir ki bu, onu ateşin ortasında kendi kendini sokan bir akrebe çevirebilir.
en lezzetli günahımız tabii ki oburluk: yediğimiz önümüzde yemediğimiz arkamızdayken kötü kalpli bir oblomov’a dönüşüyoruz ağır ağır ama hızla. karnını doyurmak için avlanan hayvanları ilkel ve vahşi gören insanlık, gördüğü her şeyi yemek için amansız bir savaş veriyor. gününün büyük bir çoğunluğu hangi hayvanın etini yiyeceğine karar vermekle geçiyor. kendi başını yiyeceği günler de yakındır. afiyet olsun insanlık!
ateşine yandığımız diğer günahımız ise gazap: bunu uzun uzun anlatmaya gerek yok. nedensiz öfkemizle kendi türümüze yapmadığımız kalmadı tarih boyunca. engizisyon mahkemeleri, dünya savaşları, petrol savaşları, din savaşları; radikaller, faşistler, aşırılar, zavallılar... öfkemiz o kadar büyük ki sadece öldürmekle yetinmiyoruz, acı çektirmek istiyoruz karşımızdakine. içimiz soğusun istiyoruz, ama öldürdükçe azalıyoruz. başın sağolsun insanlık!
son günahımız ise sona kalmayı hak eden bir günah olan tembellik: içimizde bir miskinlik olduğu için teknoloji diye bir şey icat ettik. bizim yerimiz iş gören makineler, bizim yerimize düşünen bilgisayarlar, bizim yerimize hareket eden araçlar... biz de böylece miskin miskin oturma hakkına sahip olduk ama kendimize şunu sormamız gerekmez mi: biz bu gezegende boş boş oturarak kime ne fayda sağlıyoruz? kurumaya yüz tutmuş bir ağaçtan daha faydasız bir asalaktır insanlık dünyanın kabuğuna tutunarak yaşayan. kalk yerine yat, insanlık!
acaba sekizinci günah bunların hepsinin bir araya toplanması mı? acaba en büyük günah insan olmak mı?
devamını gör...
formula 1
bu hafta sonu türkiye'de gerçekleşen organizasyon.
benim büyük ile ortanca gitti, anlata anlata bitiremiyorlar.
bu kadar kibar insanı birarada görmeyi beklemiyorlarmış.
bende mi gitseydim.
hem araba seviyorum, hem küfür sevmiyorum.
benim büyük ile ortanca gitti, anlata anlata bitiremiyorlar.
bu kadar kibar insanı birarada görmeyi beklemiyorlarmış.
bende mi gitseydim.
hem araba seviyorum, hem küfür sevmiyorum.
devamını gör...
the world’s end
yönetmenliğini edgar wright’ın yaptığı ve senaryosunu iki gözümün çiçeği simon pegg ile yazdığı, oyuncu kadrosunda tabii ki simon pegg ve bu ikilinin ortak yapımı olan filmlerin vaz geçilmezi nick frost’un olduğu, ek olarak da pastanın üstüne konan çilek niyetine yüzüklerin efendisi hayranlarının atalarından biri olan bilbo baggins’i canlandıran martin freeman’ın bulunduğu eğlenceli ama dikkatle izlenmesi gereken komedi filmidir.

film 20 yıl önce yapmayı planlayıp başarısız oldukları, üzerinde on iki barın bulunduğu altın yolu tekrar kat edip her barda bir bira içerek son bar olan the world’s end’e varmayı isteyen 5 çocukluk arkadaşının hikayesi.
her şeyi başlatan kişi ise 20 yıl önce bu grubun lideri olan ve aslında hiç değişmeyen, diğer arkadaşları gibi düzgün bir hayat kuramayan, o yıllara takılıp kalmış garry king. tipik bir çeteyi tekrar toplama hikayesi gibi görünse de izlerken bu filmi edgar wright ve simon pegg’in yazmış olduğunu ve mutlaka filmin bir yerinde olayın bambaşka bir yere doğru kayacağını akılda tutmak gerekir.

dünyaya bakışının benimle birebir aynı olduğunu düşündüğüm için büyük bir hayranlık beslediğim ve adı geçen her tanımda nerdlerin şahı olduğunu söylemekten usanmadığım simon pegg filmin başından sonuna kadar çok iyi bir oyunculuk sergilemiş.
bundan sonra yazacağım paragraflar tamamen meraklısı içindir. zaten uzun yazı okumaya karşı aşırı tepkili olanlar çoktan okumayı bıraktı. okumak konusunda direnen az sayıdaki cengaver de bu paragrafla okumayı bırakmış olabilir. o zaman kendi kendime konuşur gibi ufak bir bu filmi kullanma kılavuzu yazabilirim.*

plan dahilinde gidilecek olan barların isimleri sırasıyla şöyle:
1. the first spot
2. the old familiar
3. the famous cock
4. the cross hands
5. the good companions
6. the trusty servant
7. the two headed dog
8. the mermaid
9. the beehive
10. the king’s head
11. the hole in the wall
12. the world’s end
bu isimler filmi izlerken size hikayenin nasıl bir yol alacağı konusunda ufak ipuçları verecektir.
film size arkadaşlık ve insanlık kavramları üzerine birçok şey anlatırken bir yandan da dünyanın sonunun nasıl gelebileceğine dair bir öngörüde bulunuyor. bence bu senaryo için de bir hazırlık yapmak gerekebilir.

film 20 yıl önce yapmayı planlayıp başarısız oldukları, üzerinde on iki barın bulunduğu altın yolu tekrar kat edip her barda bir bira içerek son bar olan the world’s end’e varmayı isteyen 5 çocukluk arkadaşının hikayesi.
her şeyi başlatan kişi ise 20 yıl önce bu grubun lideri olan ve aslında hiç değişmeyen, diğer arkadaşları gibi düzgün bir hayat kuramayan, o yıllara takılıp kalmış garry king. tipik bir çeteyi tekrar toplama hikayesi gibi görünse de izlerken bu filmi edgar wright ve simon pegg’in yazmış olduğunu ve mutlaka filmin bir yerinde olayın bambaşka bir yere doğru kayacağını akılda tutmak gerekir.

dünyaya bakışının benimle birebir aynı olduğunu düşündüğüm için büyük bir hayranlık beslediğim ve adı geçen her tanımda nerdlerin şahı olduğunu söylemekten usanmadığım simon pegg filmin başından sonuna kadar çok iyi bir oyunculuk sergilemiş.
bundan sonra yazacağım paragraflar tamamen meraklısı içindir. zaten uzun yazı okumaya karşı aşırı tepkili olanlar çoktan okumayı bıraktı. okumak konusunda direnen az sayıdaki cengaver de bu paragrafla okumayı bırakmış olabilir. o zaman kendi kendime konuşur gibi ufak bir bu filmi kullanma kılavuzu yazabilirim.*

plan dahilinde gidilecek olan barların isimleri sırasıyla şöyle:
1. the first spot
2. the old familiar
3. the famous cock
4. the cross hands
5. the good companions
6. the trusty servant
7. the two headed dog
8. the mermaid
9. the beehive
10. the king’s head
11. the hole in the wall
12. the world’s end
bu isimler filmi izlerken size hikayenin nasıl bir yol alacağı konusunda ufak ipuçları verecektir.
film size arkadaşlık ve insanlık kavramları üzerine birçok şey anlatırken bir yandan da dünyanın sonunun nasıl gelebileceğine dair bir öngörüde bulunuyor. bence bu senaryo için de bir hazırlık yapmak gerekebilir.
devamını gör...
yabancı dil bilmeden yabancı müzik dinlemek
müzik bir sezgi meselesi olduğundan anlaşılmasa bile dinlenilmesi haklı bir eylemdir.
devamını gör...
ülkece toplanıp çözmemiz gereken basit sorunlar
sokak hayvanlarıdır.
kendini hayvansever zanneden ruh hastaları yüzünden sokağa çıkamaz olduk. sokakta kendi halinde, hiçbir canlıyı rahatsız etmeden sakince evine, işine giden insanlar saldırıya uğruyor her gün. çöp atan yaşlı bir kadın kedi saldırısına uğradı geçen gün. üstelik dikkatsiz de değildi.
ve köpek saldırılarından bahsetmiyorum bile.
okuduğum üniversitenin merkez kampüsü köpek kaynıyor. yakında staja başlayacağım hastanenin bahçesi köpek dolu. ben de görme engelli ve ufak tefek yapılı bir insanım zaten. köpek saldırısında kendimi koruyabilme gibi bir şansım yok. her allahın günü korkarak gidiyorum gideceğim yere. zamanında öğrenci bursumla mama alıp bakıp besleyip ölmemeleri için uğraştığım yavrular bile büyüdüklerinde sürü halinde saldırıyor alüminyum; benim ne günahım var şimdi?
vatandaşı taciz eder...
mültecisi tecavüz edip taşla ezer...
köpeği saldırıp parçalar...
ve sen yaşadıklarını dile getirince ırkçı hayvan düşmanı kezban olursun.
diyeceklerim bu kadar.
kendini hayvansever zanneden ruh hastaları yüzünden sokağa çıkamaz olduk. sokakta kendi halinde, hiçbir canlıyı rahatsız etmeden sakince evine, işine giden insanlar saldırıya uğruyor her gün. çöp atan yaşlı bir kadın kedi saldırısına uğradı geçen gün. üstelik dikkatsiz de değildi.
ve köpek saldırılarından bahsetmiyorum bile.
okuduğum üniversitenin merkez kampüsü köpek kaynıyor. yakında staja başlayacağım hastanenin bahçesi köpek dolu. ben de görme engelli ve ufak tefek yapılı bir insanım zaten. köpek saldırısında kendimi koruyabilme gibi bir şansım yok. her allahın günü korkarak gidiyorum gideceğim yere. zamanında öğrenci bursumla mama alıp bakıp besleyip ölmemeleri için uğraştığım yavrular bile büyüdüklerinde sürü halinde saldırıyor alüminyum; benim ne günahım var şimdi?
vatandaşı taciz eder...
mültecisi tecavüz edip taşla ezer...
köpeği saldırıp parçalar...
ve sen yaşadıklarını dile getirince ırkçı hayvan düşmanı kezban olursun.
diyeceklerim bu kadar.
devamını gör...
asılı tabutlar
filipinler'de ıgorot kabilesi 2000 yıllık bir geleneği hala sürdürüyor. burada yaşlılar kendi tabutlarını hazırlıyor ve tabutlar gömülmek yerine uçurumda asılı bırakılıyor.cenazelerin yükseğe asmakla onların cennete daha yakın olacakları düşünülüyor. ayrıca cesetlerin vahşi hayvanlar, deprem veya seller tarafından zarar görmesini önlemek düşüncesiyle de böyle bir uygulamaya gidildiği sanılıyor.

www.bbc.com/turkce/vert-tra...

www.bbc.com/turkce/vert-tra...
devamını gör...
zihinde yer etmiş anonslar
dın dı dınn dı dı dı dı dı dı dınnn
ayygazz
dın dın dınnnn.
ayygazz
dın dın dınnnn.
devamını gör...
eşyaların köşesine ayağını çarpmak
yazarken bile içimin bir hoş eden, acısını doğru düzgün tasvir edemeyeceğim, herkesin mutlaka başına gelen illet deneyim.
tecrübelerime dayanarak çarptığınız ayağınız serçe parmağıysa oturur ağlarsınız.
tecrübelerime dayanarak çarptığınız ayağınız serçe parmağıysa oturur ağlarsınız.
devamını gör...
bir öz eleştiri yap
çok polyanna bir yanım var. bir şey olsa bile, bir şey yapılsa bile "amaç o değildir, haklı bir sebebi vardır, bir sorun vardır, ben haksızımdır, abartıyorumdur" diyip kendimi buna inandırırım. böylece hem insanlara bakışım değişmiyordu hem de daha az hayal kırıklığına uğruyordum. bu huyumu seviyordum. ama son birkaç haftadır bunu kaybediyorum. görmek istemediğim, kaçtığım şeyleri görmeye başladım. bazı şeyleri affedemediğimi farkettim. bilmek istemediğim her şey birden kendini göstermeye başladı. bunun altından kalkamıyorum sözlük. ve bunları geride bırakabilmek için de hiçbir adım atmıyorum.
devamını gör...
diyanet işleri başkanlığına alman modeli önerisi
ülkemizde diyanet personeli sayısı 130 bini bulmuş durumda. neredeyse doktor sayısını yakalamak üzere. kaynak hiçbir üretim faaliyetine katılmayan, devletten memur maaşı alan 130 bin kişi. camilerin zaten cuma haricinde bomboş olduğunu biliyoruz.
iktidar imam hatipleri desteklemeye devam etmek için diyanet istihdamını sürekli arttırıyor. muhalefetin ise olası bir zaferde söz konusu modele geçmesi on binlerce imamın ve müezzinin işsiz kalması anlamına gelir.
eğer muhalefet bu diyanet personelini üretime, ekonomik faaliyetlere katmanın yolunu bulursa alman modeli en adil yöntem olacaktır. diğer türlü kapanan camiler ve işsiz kalan imamlar, siyasal islamcılar için yeni bir mağduriyet kapısı açmaktan öteye gitmeyecektir.
iktidar imam hatipleri desteklemeye devam etmek için diyanet istihdamını sürekli arttırıyor. muhalefetin ise olası bir zaferde söz konusu modele geçmesi on binlerce imamın ve müezzinin işsiz kalması anlamına gelir.
eğer muhalefet bu diyanet personelini üretime, ekonomik faaliyetlere katmanın yolunu bulursa alman modeli en adil yöntem olacaktır. diğer türlü kapanan camiler ve işsiz kalan imamlar, siyasal islamcılar için yeni bir mağduriyet kapısı açmaktan öteye gitmeyecektir.
devamını gör...
5 vakit namaz kılmak
ıyi de kime ne bundan , ibadette reklam olmaz , ibadetin gizlisi makbuldür denmiyor mu ?
gerçekten bazen bu kadarına da pes dedirtiyosunuz,
bir de öyle masum masum anlatmış ki , sadece farzları kılıyormuş bla bla.
ben hiç kılmıyorum, kime ne bundan ?
bırakın bu komik algı yönetimi numaralarını, millet yemiyor artık .
edit: sürekli buna benzer başlıklar açıldığı için, hanginize yetisecegimizi şaşırıyoruz.
bakın daha dün yazdığım bu #135588 entryi okuyun , belki bu algılara müracat ederken , düşünürsünüz az da olsa.
gerçekten bazen bu kadarına da pes dedirtiyosunuz,
bir de öyle masum masum anlatmış ki , sadece farzları kılıyormuş bla bla.
ben hiç kılmıyorum, kime ne bundan ?
bırakın bu komik algı yönetimi numaralarını, millet yemiyor artık .
edit: sürekli buna benzer başlıklar açıldığı için, hanginize yetisecegimizi şaşırıyoruz.
bakın daha dün yazdığım bu #135588 entryi okuyun , belki bu algılara müracat ederken , düşünürsünüz az da olsa.
devamını gör...
nisa bölükbaşı
oldukça gereksiz fanlara sahip kişi.
devamını gör...
artıkparlamayanyıldız
tanımlarını beğenmekten parmaklarımın yorulduğu, şu ana kadar iki kelime konuşmuş olsak da hemen ısındığım, çok tatlı yazardır.
devamını gör...
geceye bir arabesk şarkı bırak
güllü-değmezmiş sana
devamını gör...
uhud savaşı'nda tepeyi terk eden okçular
yaradan'ın kutsal nizamı içerisinde, külli iradesiyle o şekilde olmasını sağlayarak, insanlara bir ders verdiğini düşündüğüm olaydır.
böyle düşünmemin sebebi ise peygamber efendimizin öyle kritik bir noktaya güvenmeyeceği sahabelerini koymayacağını düşünmemdir. nitekim emre itaat konusunda yaşanan bir musibetle dönemin müslümanları gereken tecrübeyi edinmiştir.
ayrıca hiçbir savaş kaybetmemiş olan halid bin velid, komutanlık becerisini bu hezimet sonucu herkese göstermiş, daha sonra islam safhına geçerek, islam adına hayırlı olaylara vesile olmuştur.
böyle düşünmemin sebebi ise peygamber efendimizin öyle kritik bir noktaya güvenmeyeceği sahabelerini koymayacağını düşünmemdir. nitekim emre itaat konusunda yaşanan bir musibetle dönemin müslümanları gereken tecrübeyi edinmiştir.
ayrıca hiçbir savaş kaybetmemiş olan halid bin velid, komutanlık becerisini bu hezimet sonucu herkese göstermiş, daha sonra islam safhına geçerek, islam adına hayırlı olaylara vesile olmuştur.
devamını gör...
siyahi albino
bir çeşit genetik rahatsızlığın siyahi insanlarda rastlanan versiyonu.
normalde albinizm olayını beyaz tenli insanlarda görmeye alışkınız. ancak bazı durumlarda siyah tenli insanlarda da bu durumla karşılaşılıyor.
ne yazık ki çoğunlukla afrika'da doğan bu insanlar, bölge halkının inançları nedeniyle cinayetlere kurban gidiyorlar. zira bazı uzuvlarının şans getireceğine inanılıyor. üstelik bu insanlara tecavüz etmenin aids'e iyi geldiği gibi olmadık bir kanıya da sahipler. bir yandan insanların onlara bakış açısı, bir yandan da güneşten korunma zorunluluğu gibi zor koşullar bir araya geldiğinde, ne yazık ki siyahi albinolar çok uzun ömürlü olamıyorlar.
thando hopa, ilk kez vogue gibi meşhur bir derginin kapağında yüzü görünen siyahi bir albino.

görselin kaynağı
normalde albinizm olayını beyaz tenli insanlarda görmeye alışkınız. ancak bazı durumlarda siyah tenli insanlarda da bu durumla karşılaşılıyor.
ne yazık ki çoğunlukla afrika'da doğan bu insanlar, bölge halkının inançları nedeniyle cinayetlere kurban gidiyorlar. zira bazı uzuvlarının şans getireceğine inanılıyor. üstelik bu insanlara tecavüz etmenin aids'e iyi geldiği gibi olmadık bir kanıya da sahipler. bir yandan insanların onlara bakış açısı, bir yandan da güneşten korunma zorunluluğu gibi zor koşullar bir araya geldiğinde, ne yazık ki siyahi albinolar çok uzun ömürlü olamıyorlar.
thando hopa, ilk kez vogue gibi meşhur bir derginin kapağında yüzü görünen siyahi bir albino.

görselin kaynağı
devamını gör...
ice (yazar)
adam ice’a troll demiş ya. troll dediğin kişinin profiline bir zahmet girin bakın be arkadaşım ya.
tanım: sevilen bir yazar arkadaş. ilklerden sayılır.
tanım: sevilen bir yazar arkadaş. ilklerden sayılır.
devamını gör...
çizime başlayacaklara tavsiyeler
ilk olarak çizimin "yetenek" olmadığını anlamanız gerekiyor. çizim uğraş ve zaman gerektirir. kim ona zaman ve alın teri verirse o kazanır. çizim sizden bir el bir kalem ve bir kağıttan başka bir şey istemez gerisi size bağlı bir şeydir. o yüzden çizim yeteneğim yok diye bir şey demeyin zira öyle bir şey kimsede yok. onlarda olup da sizde olmayan uğraş ve zaman ayırmadır.
youtube üzerinde birçok çizim kanalı mevcut. tarama çizgisinden itibaren öğretmeye başlıyorlar ondan başka udemy üzerinde de birçok eğitim paketi mevcut bunları izleyerek ve uygulayarak başlamanızı öneririm. bunlar vasıtasıyla ilerleyince ve ana hatları öğrenince kendinize bir tarz seçin ve bundan sonrasında o tarz üzerine yoğunlaşın.
tarzınızı yakalayınca gerisi su gibi gelecektir.
gözlem
yeni sanatçılar keşfetme
bol bol çizim inceleme
bol bol deneme yanılma
bunlar çizimde ana kurallar. ha bir de para
çizerlerin en çok hataya düştüğü yerler ise aşağlık kompleksi, azla yetinme yanlış kağıt seçimi
önce bir aşağlık kompleksinden kurtulun. en başta dediğim gibi en başarılı sanatçı ve sizin aranızda alın terinden başka bir fark yok. o yaptıysa pekala siz de yeterli zamanı ve uğraşı verip yapabilirsiniz.
azla yetinmeyin gözünüz yükseklerde olsun. neden dünya çapında bir çizer olmak yerine okul yurdunun çizeri olasınız ki?
ve en önemli nokta kağıt seçimi. inanın bana kağıt seçimi çok çok çok çok çok çok çok çok çok önemli
kağıt seçimi > kalem seçimi
yazın bunu bir kenara.
yanlış kağıt seçimi sizi ileriye taşımaz o yüzden kağıdınız temiz, kalın ve düzgün olsun. adam akıllı bir eskiz defteri alın. kağıdı yağ gibi olsun. kalemi sürdüğünüzde o mükemmel sesi duyun kalem buzlu bir yüzeydeymiş gibi kaysın. kağıdı hissedin.
gerekli olan şeyler bunlar gerisi kişisel çaba artık.
ha bir de çizgi roman, manga ve kitap okuyun bol bol
çünkü okuma ve yazma aslında bir ikili değildir. okuma, yazma, çizme bu bir üçlüdür. bunlardan birini insandan çıkartırsanız insan eksik kalır. insan okumalı hayal etmeli daha sonra yazmalı ve çizmeli daha sonra yazılanları ve çizilenleri okumalıdır.
youtube üzerinde birçok çizim kanalı mevcut. tarama çizgisinden itibaren öğretmeye başlıyorlar ondan başka udemy üzerinde de birçok eğitim paketi mevcut bunları izleyerek ve uygulayarak başlamanızı öneririm. bunlar vasıtasıyla ilerleyince ve ana hatları öğrenince kendinize bir tarz seçin ve bundan sonrasında o tarz üzerine yoğunlaşın.
tarzınızı yakalayınca gerisi su gibi gelecektir.
gözlem
yeni sanatçılar keşfetme
bol bol çizim inceleme
bol bol deneme yanılma
bunlar çizimde ana kurallar. ha bir de para
çizerlerin en çok hataya düştüğü yerler ise aşağlık kompleksi, azla yetinme yanlış kağıt seçimi
önce bir aşağlık kompleksinden kurtulun. en başta dediğim gibi en başarılı sanatçı ve sizin aranızda alın terinden başka bir fark yok. o yaptıysa pekala siz de yeterli zamanı ve uğraşı verip yapabilirsiniz.
azla yetinmeyin gözünüz yükseklerde olsun. neden dünya çapında bir çizer olmak yerine okul yurdunun çizeri olasınız ki?
ve en önemli nokta kağıt seçimi. inanın bana kağıt seçimi çok çok çok çok çok çok çok çok çok önemli
kağıt seçimi > kalem seçimi
yazın bunu bir kenara.
yanlış kağıt seçimi sizi ileriye taşımaz o yüzden kağıdınız temiz, kalın ve düzgün olsun. adam akıllı bir eskiz defteri alın. kağıdı yağ gibi olsun. kalemi sürdüğünüzde o mükemmel sesi duyun kalem buzlu bir yüzeydeymiş gibi kaysın. kağıdı hissedin.
gerekli olan şeyler bunlar gerisi kişisel çaba artık.
ha bir de çizgi roman, manga ve kitap okuyun bol bol
çünkü okuma ve yazma aslında bir ikili değildir. okuma, yazma, çizme bu bir üçlüdür. bunlardan birini insandan çıkartırsanız insan eksik kalır. insan okumalı hayal etmeli daha sonra yazmalı ve çizmeli daha sonra yazılanları ve çizilenleri okumalıdır.
devamını gör...
